Alak 19 Ayet Mekke · العلق
96

Alak

Asılıp Tutunan · Mekke
96
Asılıp Tutunan · Mekke
العلق
19
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اِقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذ۪ي خَلَقَۚ ١
Ikra’bismi rabbikellezî halak(halaka).
1,2. (Ey Muhammed!)¹ Yaratan² Rabbinin adıyla oku!³ Ki O, insanı pıhtılaşmış bir kandan⁴ yarattı. 1 Bu sûrenin ilk beş âyeti, Efendimize inen ilk ayetlerdir. Hz. Peygambere, Hıra mağarasında iken, Cebrâil gelip şiddetli bir şekilde sıkıp, “oku!” der. Peygamberimiz, “ben okuma bilmem” der. Bu olay, üç defa tekrar eder. Sonra Cebrâil, bu beş âyeti indirir. 2 Halk (Yaratma): Doğru takdir etme, yoktan var etme, bir şeyi başka bir şeyden meydana getirme anlamlarına gelir. Halk, mastar olmasına rağmen ism-i mef’ûl (edilgen sıfat fiil) anlamında da kullanılır. O takdirde “yaratılan” manasındadır. Kelime yoktan var etme “ibdâ” ile eş anlamlı olduğunda, yalnızca Allah (c.c) için “hâlık” denilir. Bir başka şeyden meydana getirme, takdir etme anlamıyla “hâlık” Allah’tan başka varlıklar için de kullanılabilir. “Biz, böyle bir şeyi son dinde bile duymadık. Bu, tamamen uydurmadan (yalan yaratmadan) başka bir şey değildir.” (Sâd: 7) “Siz kesinlikle Allah’ı bırakıp birtakım putlara tapmaktan ve sadece yalan üretmekten (yalan yaratmaktan) başka bir şey yapmıyorsunuz.” (Ankebut: 17) ayetlerindeki (خَلَقَ) fiili, “yaratmak” anlamında değil, “iftira etmek” anlamındadır. Zâten iftira, aslı astarı olmayan yani yoktan meydana getirilen söz, demektir. “Yalan yaratıyorsunuz” demek, “yalan yere hayalden ibaret olan birilerine mabut veya şefaatçi diyor ve onlara tapıyor, onlardan şefaat bekliyorsunuz” demektir. Ancak, yaratma kelimesi Türkçede yoktan var etmek anlamında olduğu için Allah’tan başkalarına nispet edilmesi doğru değildir. Hâlik için Bk. (Haşr: 24) 3 Yani; okumaya başla. Gerçi sen, bu zamana kadar okumadın, (Ankebut: 48) kitabın ve îmanın esasını bilmezdin, (Şura: 52) şimdi yaratan rabbinin ismiyle başlayarak, oku! Bu emir, Hz. Peygamberi okuma bilmezken okur yapmış, ilk görevinin Allah’ı tanıtmak ve onun ismiyle okumaya başlamak olduğunu bildirmiştir. Okumak için mutlaka yazı şart değildir. Okumanın en üst seviyesi de ezbere okumaktır. Gözle okumaya, zihinden hatırlamaya okumak demek de mecazdır. Hakikaten kıraatin en mükemmeli ezbere okumaktır. Hz. Peygamber’in hadisinde söylendiği üzere, “yüzünden okumanın sevap ve fazileti, kavrama ve ezberlemeye vesile olmasından” dolayıdır. Rasulullah’ın kıraati, yazıya ihtiyacı olmaksızın Allah tarafından kendine böyle inmiş olan Kur’ân’ı ezberinden en mükemmel şekilde okumaktır ki, kendi kendine veya namazda veya diğerlerine tebliğ için okumayı, okutmayı ve yazdırmayı kapsar. İşte eskiden hiç kitap okumamış, yazı yazmamış olan Ümmî Peygamber’e bu emir ile bir mucize olarak okunacak bir kitap verilmeye başlanmış ve kendisine yazmadan okuyacak okutacak, emir yoluyla yazdırtacak bir kıraat kudreti ihsan buyurulmuştur. (بِاسْمِ رَبِّكَ) “Rabbinin adıyla” ifadesinden dolayı okumaya besmele ile başlanması da emrolunmuştur. Bazılarının bu bölümü, “yaratan Rabbin adına” diye tercüme etmesi olsa olsa keyfi bir yorum olabilir. 4 Alak: lügatte, “yapışıp ilişmek” mânâsınadır ve mutlak şekilde ilişken ve yapışkan nesneye de denir. Bundan her türlü “kana ve kırmızı kana” ve özellikle “uyuşuk kana” “alak” denilmiştir. Kandan bir kısım olması itibariyle veya doğrudan doğruya ilişiklik mânâsı ile ana karnındaki pıhtılaşmış kana da “aleka” denilmiştir. Bunlar “alak”ın maddî mânâsıdır. Daha geniş bilgi için Bk. (Hacc: 5, Mü’minun: 12-14) Bunlardan başka “alak”, ruhanî ve manevî olarak “alâka” gibi aşk ve sevgi mânâsına geldiği de lügatlerde açıklanmıştır. Tefsir bilginleri, yaratılışın maddi yönünü göz önünde bulundurarak meni (sperma)nin aşılamasından sonra meydana gelen “kan pıhtısının” çoğulu olmasıyla yetinmişler ve bunu “en alçaktan en yükseğe yükselmeyi” göstermek için açıkça anlaşılan mânâ olarak görmüşlerdir.— M. Türk
96:1
2
خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍۚ ٢
Halakal insâne min alak(alakın).
1,2. (Ey Muhammed!)¹ Yaratan² Rabbinin adıyla oku!³ Ki O, insanı pıhtılaşmış bir kandan⁴ yarattı. 1 Bu sûrenin ilk beş âyeti, Efendimize inen ilk ayetlerdir. Hz. Peygambere, Hıra mağarasında iken, Cebrâil gelip şiddetli bir şekilde sıkıp, “oku!” der. Peygamberimiz, “ben okuma bilmem” der. Bu olay, üç defa tekrar eder. Sonra Cebrâil, bu beş âyeti indirir. 2 Halk (Yaratma): Doğru takdir etme, yoktan var etme, bir şeyi başka bir şeyden meydana getirme anlamlarına gelir. Halk, mastar olmasına rağmen ism-i mef’ûl (edilgen sıfat fiil) anlamında da kullanılır. O takdirde “yaratılan” manasındadır. Kelime yoktan var etme “ibdâ” ile eş anlamlı olduğunda, yalnızca Allah (c.c) için “hâlık” denilir. Bir başka şeyden meydana getirme, takdir etme anlamıyla “hâlık” Allah’tan başka varlıklar için de kullanılabilir. “Biz, böyle bir şeyi son dinde bile duymadık. Bu, tamamen uydurmadan (yalan yaratmadan) başka bir şey değildir.” (Sâd: 7) “Siz kesinlikle Allah’ı bırakıp birtakım putlara tapmaktan ve sadece yalan üretmekten (yalan yaratmaktan) başka bir şey yapmıyorsunuz.” (Ankebut: 17) ayetlerindeki (خَلَقَ) fiili, “yaratmak” anlamında değil, “iftira etmek” anlamındadır. Zâten iftira, aslı astarı olmayan yani yoktan meydana getirilen söz, demektir. “Yalan yaratıyorsunuz” demek, “yalan yere hayalden ibaret olan birilerine mabut veya şefaatçi diyor ve onlara tapıyor, onlardan şefaat bekliyorsunuz” demektir. Ancak, yaratma kelimesi Türkçede yoktan var etmek anlamında olduğu için Allah’tan başkalarına nispet edilmesi doğru değildir. Hâlik için Bk. (Haşr: 24) 3 Yani; okumaya başla. Gerçi sen, bu zamana kadar okumadın, (Ankebut: 48) kitabın ve îmanın esasını bilmezdin, (Şura: 52) şimdi yaratan rabbinin ismiyle başlayarak, oku! Bu emir, Hz. Peygamberi okuma bilmezken okur yapmış, ilk görevinin Allah’ı tanıtmak ve onun ismiyle okumaya başlamak olduğunu bildirmiştir. Okumak için mutlaka yazı şart değildir. Okumanın en üst seviyesi de ezbere okumaktır. Gözle okumaya, zihinden hatırlamaya okumak demek de mecazdır. Hakikaten kıraatin en mükemmeli ezbere okumaktır. Hz. Peygamber’in hadisinde söylendiği üzere, “yüzünden okumanın sevap ve fazileti, kavrama ve ezberlemeye vesile olmasından” dolayıdır. Rasulullah’ın kıraati, yazıya ihtiyacı olmaksızın Allah tarafından kendine böyle inmiş olan Kur’ân’ı ezberinden en mükemmel şekilde okumaktır ki, kendi kendine veya namazda veya diğerlerine tebliğ için okumayı, okutmayı ve yazdırmayı kapsar. İşte eskiden hiç kitap okumamış, yazı yazmamış olan Ümmî Peygamber’e bu emir ile bir mucize olarak okunacak bir kitap verilmeye başlanmış ve kendisine yazmadan okuyacak okutacak, emir yoluyla yazdırtacak bir kıraat kudreti ihsan buyurulmuştur. (بِاسْمِ رَبِّكَ) “Rabbinin adıyla” ifadesinden dolayı okumaya besmele ile başlanması da emrolunmuştur. Bazılarının bu bölümü, “yaratan Rabbin adına” diye tercüme etmesi olsa olsa keyfi bir yorum olabilir. 4 Alak: lügatte, “yapışıp ilişmek” mânâsınadır ve mutlak şekilde ilişken ve yapışkan nesneye de denir. Bundan her türlü “kana ve kırmızı kana” ve özellikle “uyuşuk kana” “alak” denilmiştir. Kandan bir kısım olması itibariyle veya doğrudan doğruya ilişiklik mânâsı ile ana karnındaki pıhtılaşmış kana da “aleka” denilmiştir. Bunlar “alak”ın maddî mânâsıdır. Daha geniş bilgi için Bk. (Hacc: 5, Mü’minun: 12-14) Bunlardan başka “alak”, ruhanî ve manevî olarak “alâka” gibi aşk ve sevgi mânâsına geldiği de lügatlerde açıklanmıştır. Tefsir bilginleri, yaratılışın maddi yönünü göz önünde bulundurarak meni (sperma)nin aşılamasından sonra meydana gelen “kan pıhtısının” çoğulu olmasıyla yetinmişler ve bunu “en alçaktan en yükseğe yükselmeyi” göstermek için açıkça anlaşılan mânâ olarak görmüşlerdir.— M. Türk
96:2
3
اِقْرَأْ وَرَبُّكَ الْاَكْرَمُۙ ٣
Ikra’ ve rabbukel ekrem(ekremu).
3,4. Oku!¹ O, cömertliğinin sonu olmayan Rabbin, kalemle (yazmayı da)² öğretendir. 1 “Oku” emrinin tekrarı te’kid için düşünülürse; “tekrar tekrar oku”, yeni bir emir olarak düşünülürse; “başkalarına tebliğ veya öğretmek için oku” anlamına gelebilir. 2 Yani Peygamberine kalemsiz öğrettiği gibi, başkalarına kalemle öğreten de odur. Buradan ayrıca Peygamberler dışındakilerin, ancak kalemle yani “vasıtayla” öğreneceklerine, bir ihtar vardır. Tüm sahabe ilmi, vasıtalı öğrenmiş ve onlara ilim vehbî olarak verilmemiştir. Ama her ne hikmetse birçok sufi ekollerinde ve meşreplerde okumadan, yazmadan âlim olanlar türemiş ve bunların uydurduklarına Müslümanlar genellikle cahilliklerinden dolayı itimat etmişlerdir. Böylece Allah’ın indirdiği gerçek din olan İslam dinine paralel dinler icat etmişlerdir. Müslümanların bu proje dinleri bırakıp Allah’ın vasıta olarak gönderdiği Kitabına ve Peygamberinin sünnetine tabi olmaları elzemdir. Ayrıca (الْقَلَم) kelimesinin ma’rife (belirli) olmasından da; bilhassa din ilimlerinin olur-olmaz kalemlerden değil, bizzat o dini Allah’tan alıp insanlara öğreten peygamberden ve o peygamberden öğrenenlerden öğrenilmesi gerektiğine bir işaret olabilir.— M. Türk
96:3
4
اَلَّذ۪ي عَلَّمَ بِالْقَلَمِۙ ٤
Ellezî alleme bil kalem(kalemi).
3,4. Oku!¹ O, cömertliğinin sonu olmayan Rabbin, kalemle (yazmayı da)² öğretendir. 1 “Oku” emrinin tekrarı te’kid için düşünülürse; “tekrar tekrar oku”, yeni bir emir olarak düşünülürse; “başkalarına tebliğ veya öğretmek için oku” anlamına gelebilir. 2 Yani Peygamberine kalemsiz öğrettiği gibi, başkalarına kalemle öğreten de odur. Buradan ayrıca Peygamberler dışındakilerin, ancak kalemle yani “vasıtayla” öğreneceklerine, bir ihtar vardır. Tüm sahabe ilmi, vasıtalı öğrenmiş ve onlara ilim vehbî olarak verilmemiştir. Ama her ne hikmetse birçok sufi ekollerinde ve meşreplerde okumadan, yazmadan âlim olanlar türemiş ve bunların uydurduklarına Müslümanlar genellikle cahilliklerinden dolayı itimat etmişlerdir. Böylece Allah’ın indirdiği gerçek din olan İslam dinine paralel dinler icat etmişlerdir. Müslümanların bu proje dinleri bırakıp Allah’ın vasıta olarak gönderdiği Kitabına ve Peygamberinin sünnetine tabi olmaları elzemdir. Ayrıca (الْقَلَم) kelimesinin ma’rife (belirli) olmasından da; bilhassa din ilimlerinin olur-olmaz kalemlerden değil, bizzat o dini Allah’tan alıp insanlara öğreten peygamberden ve o peygamberden öğrenenlerden öğrenilmesi gerektiğine bir işaret olabilir.— M. Türk
96:4
5
عَلَّمَ الْاِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْۜ ٥
Allemel insâne mâ lem ya’lem.
İnsana bilmediklerini de ancak O öğretti.— M. Türk
96:5
6
كَلَّٓا اِنَّ الْاِنْسَانَ لَيَطْغٰىۙ ٦
Kellâ innel insâne le yatgâ.
6,7,8. Hayır! Doğrusu insan (ne zaman) kendisini kendisine yeterli görse, mutlaka azgınlık eder. Hâlbuki dönüş, mutlaka Rabbinedir.— M. Türk
96:6
7
اَنْ رَاٰهُ اسْتَغْنٰىۜ ٧
En reâhustagnâ.
6,7,8. Hayır! Doğrusu insan (ne zaman) kendisini kendisine yeterli görse, mutlaka azgınlık eder. Hâlbuki dönüş, mutlaka Rabbinedir.— M. Türk
96:7
8
اِنَّ اِلٰى رَبِّكَ الرُّجْعٰىۜ ٨
İnne ilâ rabbiker ruc’â.
6,7,8. Hayır! Doğrusu insan (ne zaman) kendisini kendisine yeterli görse, mutlaka azgınlık eder. Hâlbuki dönüş, mutlaka Rabbinedir.— M. Türk
96:8
9
اَرَاَيْتَ الَّذ۪ي يَنْهٰىۙ ٩
E reeytellezî yenhâ.
9,1. Baksana! Şu Namaz kıldığı zaman, (Allah’ın) kulu’nu engelleyene...¹ 1 Müfessirlerin ittifakıyla buradaki namaz kılan kul, Peygamber Efendimiz, onu engelleyen de Ebû Cehil’dir. O, “Peygamberimizi namaz kılarken görürse boynunu çiğneyip, yüzünü sürteceğine” dâir putları üzerine yemin eder ve dediğini yapmak için, Efendimiz namaz kılarken yanına varır. Fakat aniden arkasına dönüp korkarak çekilir ve: “onunla benim aramda ateşten bir hendek ve bir takım kanatlar vardı.” der. Efendimiz de: “Eğer bana yaklaşsaydı melekler onu parçalardı” buyurur. (Ahmed, Müslim, Neseî)— M. Türk
96:9
10
عَبْداً اِذَا صَلّٰىۜ ٠١
Abden izâ sallâ.
9,1. Baksana! Şu Namaz kıldığı zaman, (Allah’ın) kulu’nu engelleyene...¹ 1 Müfessirlerin ittifakıyla buradaki namaz kılan kul, Peygamber Efendimiz, onu engelleyen de Ebû Cehil’dir. O, “Peygamberimizi namaz kılarken görürse boynunu çiğneyip, yüzünü sürteceğine” dâir putları üzerine yemin eder ve dediğini yapmak için, Efendimiz namaz kılarken yanına varır. Fakat aniden arkasına dönüp korkarak çekilir ve: “onunla benim aramda ateşten bir hendek ve bir takım kanatlar vardı.” der. Efendimiz de: “Eğer bana yaklaşsaydı melekler onu parçalardı” buyurur. (Ahmed, Müslim, Neseî)— M. Türk
96:10
11
اَرَاَيْتَ اِنْ كَانَ عَلَى الْهُدٰىۙ ١١
E reeyte in kâne alel hudâ.
11,12. Ne dersin? Ya o (namaz kılan) kul, gerçekten dosdoğru yolda ise veya Allah’a karşı hata etmekten sakınmayı emrediyorsa?¹— M. Türk
96:11
12
اَوْ اَمَرَ بِالتَّقْوٰىۜ ٢١
Ev emera bit takvâ.
11,12. Ne dersin? Ya o (namaz kılan) kul, gerçekten dosdoğru yolda ise veya Allah’a karşı hata etmekten sakınmayı emrediyorsa?¹— M. Türk
96:12
13
اَرَاَيْتَ اِنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰىۜ ٣١
E reeyte in kezzebe ve tevellâ.
Ne dersin? Ya da bu (adam), hakkı yalanlıyor ve ona sırtını dönüyorsa?— M. Türk
96:13
14
اَلَمْ يَعْلَمْ بِاَنَّ اللّٰهَ يَرٰىۜ ٤١
E lem ya’lem bi ennellâhe yerâ.
O (adam, yaptıklarını) Allah’ın gördüğünü hiç bilmiyor mu?— M. Türk
96:14
15
كَلَّا لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ۬ لَنَسْفَعاً بِالنَّاصِيَةِۙ ٥١
Kellâ le in lem yentehi le nesfean bin nâsıyeh(nâsıyeti).
15,16. Hayır, (gerçek onun zannettiği gibi değil.) Eğer o, (bu davranışından) vazgeçmezse, yemin olsun ki Biz onu, perçeminden, hem de o yalancı ve günâhkâr perçeminden¹ tutup (cehenneme) sürükleyeceğiz.² 1 Nâsıye: Alındaki saç, yani “perçem” demektir. Alına, alnın üstüne, başın ön tarafına da nâsiye, denilir. Burada kastedilen, kinâye olarak o şahsın kendisidir. 2 (لَنَسْفَعاً)’in sonundaki tenvin, te’kid içindir. Nun-i te’kid-i muhaffefe’nin farklı yazılış şekli de olabilir. Çünkü fillerin sonuna tenvin gelmez.— M. Türk
96:15
16
نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍۚ ٦١
Nâsiyetin kâzibetin hâtıeh(hâtıetin).
15,16. Hayır, (gerçek onun zannettiği gibi değil.) Eğer o, (bu davranışından) vazgeçmezse, yemin olsun ki Biz onu, perçeminden, hem de o yalancı ve günâhkâr perçeminden¹ tutup (cehenneme) sürükleyeceğiz.² 1 Nâsıye: Alındaki saç, yani “perçem” demektir. Alına, alnın üstüne, başın ön tarafına da nâsiye, denilir. Burada kastedilen, kinâye olarak o şahsın kendisidir. 2 (لَنَسْفَعاً)’in sonundaki tenvin, te’kid içindir. Nun-i te’kid-i muhaffefe’nin farklı yazılış şekli de olabilir. Çünkü fillerin sonuna tenvin gelmez.— M. Türk
96:16
17
فَلْيَدْعُ نَادِيَهُۙ ٧١
Felyed’u nâdiyeh(nâdiyehu).
17,18. Bizim Zebanileri¹ çağıracağımız zaman o da taraftarlarını toplasın bakalım! 1 Zebani: Lügatte esas olarak, polis yani “zabıta kuvveti” demektir. Kelime olarak çoğuldur. Terim olarak, cehenneme gidenlerle meşgul olan azap melekleri, cehennemlikleri cehenneme atmaya memur edilen melek, cehennem bekçisi anlamlarına gelir. Kur’ân-ı Kerîm’in altı ayrı sûresinde dokuz âyette “zebânî” kelimesine atıflar vardır. Kelime açık olarak ve “ez-zebâniyye” şeklinde yalnız bu âyette geçmektedir. Fahruddin er-Râzî "ez-Zebâniyye"yi: “Onlar ehl-i meclis ve ehl-i meşveret olan azab melekleridir ki, şiddetle tutmak ve atmakla cehennemin işlerine memur olmuşlardır” şeklinde açıklamıştır. İnsanları şiddetle cehenneme itmeğe muktedir oldukları için de onlara “zebânî” denmiştir.— M. Türk
96:17
18
سَنَدْعُ الزَّبَانِيَةَۙ ٨١
Sened’uz zebâniyeh(zebâniyete).
17,18. Bizim Zebanileri¹ çağıracağımız zaman o da taraftarlarını toplasın bakalım! 1 Zebani: Lügatte esas olarak, polis yani “zabıta kuvveti” demektir. Kelime olarak çoğuldur. Terim olarak, cehenneme gidenlerle meşgul olan azap melekleri, cehennemlikleri cehenneme atmaya memur edilen melek, cehennem bekçisi anlamlarına gelir. Kur’ân-ı Kerîm’in altı ayrı sûresinde dokuz âyette “zebânî” kelimesine atıflar vardır. Kelime açık olarak ve “ez-zebâniyye” şeklinde yalnız bu âyette geçmektedir. Fahruddin er-Râzî "ez-Zebâniyye"yi: “Onlar ehl-i meclis ve ehl-i meşveret olan azab melekleridir ki, şiddetle tutmak ve atmakla cehennemin işlerine memur olmuşlardır” şeklinde açıklamıştır. İnsanları şiddetle cehenneme itmeğe muktedir oldukları için de onlara “zebânî” denmiştir.— M. Türk
96:18
19
Secde
كَلَّاۜ لَا تُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ ۩ ٩١
Kellâ, lâ tutı’hu vescud vakterib. (SECDE ÂYETİ)
Hayır! Sakın ona boyun eğme, sadece (Allah’a) secde et ve yaklaş.— M. Türk
96:19
Alak
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle