Vakıa 96 Ayet Mekke · الواقعة
56

Vakıa

Olay · Mekke
56
Olay · Mekke
الواقعة
96
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اِذَا وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُۙ ١
İzâ ve kaatil vâkıah(vâkıatu).
O kıyamet kopunca,— M. Türk
56:1
2
لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌۢ ٢
Leyse li vak’atihâ kâzibeh(kâzibetun).
Artık onun gerçekleşmesini yalanlayacak (kimse) yoktur.¹ 1 Yani, kıyamet kopmadan önce yalanlayanlar, o meydana gelince artık inkâr edemeyip, mecburen kabul edecektir.— M. Türk
56:2
3
خَافِضَةٌ رَافِعَةٌۙ ٣
Hâfidatun râfiah(râfiatun).
O (kimini) alçaltır, (kimini) de yüceltir.— M. Türk
56:3
4
اِذَا رُجَّتِ الْاَرْضُ رَجاًّۙ ٤
İzâ ruccetil ardu reccâ(reccen).
4,5,6. Yer yerinden oynadığı, dağlar ufalanarak toz-duman olup havada uçuştuğu zaman,— M. Türk
56:4
5
وَبُسَّتِ الْجِبَالُ بَساًّۙ ٥
Ve bussetil cibâlu bessâ(bessen).
4,5,6. Yer yerinden oynadığı, dağlar ufalanarak toz-duman olup havada uçuştuğu zaman,— M. Türk
56:5
6
فَكَانَتْ هَبَٓاءً مُنْبَثاًّۙ ٦
Fe kânet hebâen mun bessâ(bessen).
4,5,6. Yer yerinden oynadığı, dağlar ufalanarak toz-duman olup havada uçuştuğu zaman,— M. Türk
56:6
7
وَكُنْتُمْ اَزْوَاجاً ثَلٰثَةًۜ ٧
Ve kuntum ezvâcen selâseh(selâseten).
Sizler, üç sınıfa ayrılırsınız.— M. Türk
56:7
8
فَاَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَٓا اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِۜ ٨
Fe ashâbul meymeneti mâ ashâbul meymeneti.
O sağ taraftakiler,¹ ne şerefli kimselerdir.² 1 Meymene: Sağ, sağ taraf veya bereket anlamlarına gelir. Sağ taraf, hürmet mevkii olduğu için ashâb’ül-meymene, şerefli ve bereketli kimseler demektir. Yoksa “sağcılar” demek değildir. “Sağcılık” ve “solculuk” birer felsefi terim olduğu için İslâm’la bir ilgisi bulunmayan kelimelerdir. Felsefi terim olarak sağcılar, mevcut sistemin adamları, solcular ise, mevcut sisteme karşı olanlar demektir. Bu terimlere bugün tam tersi bir anlam yüklenerek, Müslümanlar senelerce avutulmuştur. Hiçbir Müslüman kendisini İslâm dışı sistemler içerisinde asla “sağcı” olarak niteleyemez. 2 Bunlar; Allah’a inanıp, inandığı işleri yaşarken arada hata yapıp, daha sonra tevbe ederek durumlarını düzelten ve böylece cennete girmeye hak kazanan, Müslümanlardır. (Razi) Bunlar, sabikûn kadar olmasa da sonuç itibarıyla cennete giren, iyi kullardır.— M. Türk
56:8
9
وَاَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِ مَٓا اَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِۜ ٩
Ve ashâbul meş'emeti mâ ashâbul meş’emeti.
O sol taraftakiler¹ ne uğursuz kimselerdir. 1 Meş’eme: Kötülük yeri, sol kol yahut sağın zıddı olan ve uğursuzluk manalarına gelir. Eshab’ül-meş’eme de sol tarafta, alçak mevkide olan, değersiz, kendilerine ve yakınlarına kötülüğü dokunan uğursuzlar demektir.— M. Türk
56:9
10
وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَۙ ٠١
Ves sâbikûnes sâbikûn(sâbikûne).
O en öndekiler¹ ise gerçekten, (makamları) çok ileride olan kimselerdir. 1 Sabikûn: İleri geçenler demektir. Sabikûn, Hakk’a kullukta, iman ve itaatte, hayır yarışlarında, en öne geçenlerdir. Bunlar, peygamberler, Kur’an’da kendilerinden bahsedilen hayırlı kimseler, Firavunun sarayındaki mü’min, Mühacirler ve Ensar gibi hayırlı kullardır. Yani Sabikûn yukarıda zikredilen üç sınıfın ilerisinde, menzil-i maksuda hepsinden evvel varan zevattır. (Elmalılı)— M. Türk
56:10
11
اُو۬لٰٓئِكَ الْمُقَرَّبُونَۚ ١١
Ulâikel mukarrebûn(mukarrebûne).
11,12. İşte onlar, (Allah’a) en çok yaklaştırılanlardır (ve onlar,) nîmetleri bol cennetlerdedirler.— M. Türk
56:11
12
ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِ ٢١
Fî cennâtin naîm(naîmi).
11,12. İşte onlar, (Allah’a) en çok yaklaştırılanlardır (ve onlar,) nîmetleri bol cennetlerdedirler.— M. Türk
56:12
13
ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ ٣١
Sulletun minel evvelîn(evvelîne).
(Onların) çoğu geçmiş (ümmet)ler-den,¹ 1 Sabikunun çoğunluğunun geçmiş ümmetlerden olması, o ümmetlerin Muhammed ümmetinden fazla olmasından dolayıdır.— M. Türk
56:13
14
وَقَل۪يلٌ مِنَ الْاٰخِر۪ينَۜ ٤١
Ve kalîlun minel âhirîn(âhirîne).
Birazı da sonraki (ümmet)lerdendir.— M. Türk
56:14
15
عَلٰى سُرُرٍ مَوْضُونَةٍۙ ٥١
Alâ sururin mevdûnetin.
(Onlar cennette) mücevherlerle süslenmiş tahtlar üzerindedirler.— M. Türk
56:15
16
مُتَّكِـ۪ٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِل۪ينَ ٦١
Muttekiîne aleyhâ mutekâbilîn(mutekâbilîne).
Üzerinde karşı karşıya kurulup otururlar.— M. Türk
56:16
17
يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَۙ ٧١
Yetûfu aleyhim vildânun muhalledûn(muhalledûne).
17,18,19. Onların çevrelerinde ölümsüz genç hizmetçiler¹ (ellerinde) onların başlarını ağrıtmayan, sarhoş etmeyen ve tertemiz içeceklerle dolu sürahiler, ibrikler ve kadehlerle dolaşır. 1 Ğılman (Vildan): Cennet ehlinin hizmetiyle görevlendirilen gençler anlamında Kur’an’î bir terimdir. Sözlükte, “çocuk, bıyığı yeni terlemiş genç, hizmetçi” anlamındaki “ğulâm” kelimesinin çoğulu olan “ğılmân”, Kur’an literatüründe “cennet ehlinin emrine verilen ve hiçbir zaman yaşlanmayan gençler” mânasına gelir. “Ğılman”, Kur’an’da (Tûr: 24) “kabuğunda saklanmış inciler gibi taze ve berrak” şeklinde tasvir edilmekte ve hiç kirlenmemiş, el değmemiş, bembeyaz, safi, tertemiz ve pırıl pırıl uşaklar ve Cennet sakileri, genç hizmetçiler olarak başkalarının değil sadece sahiplerinin etrafında onlara hizmet için dönüp duracakları anlatılmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de iki âyette geçen “vildân”ın da (Vâkıa: 17, İnsân: 19) ğılmanla aynı mânada kullanıldığı anlaşılmaktadır. Velîd (çocuk) kelimesinin çoğulu olan vildan, her iki âyette de “ebedî” anlamındaki “muhalled” sıfatıyla nitelendirilmiş olup bu sıfat gençlerin fizyolojik değişikliğe uğrayıp yaşlanmaktan korunduğunu ifade etmektedir. Ğılman hakkında müfessirlerce üç görüş ileri sürülmüştür. 1. Ğılman, müminlerin kendilerinden önce ölen çocuklarıdır. 2. Kâfirlerin ölen çocukları olup mükellef bulunmadıklarından cehenneme atılmayacak, cennet ehlinin hizmetçileri statüsünde tutulacaktır. 3. Müminler için cennette yaratılan hizmetçilerdir ve çocukken ölenlerle ilgisi yoktur. Aslında hizmetçilik ayrı bir statü olup çocuklar buna dâhil değildir. Hz. Peygamber, küçük veya büyük yaşta ölenler dâhil bütün cennet ehlinin otuz yaş civarında olacağını bildirmiştir. (Müsned, Tirmizî) Ğılman konusundaki üçüncü yorum daha isabetli görünmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de bu gençler, her türlü aşınma ve kirlenmeden korumak amacıyla kabuğunda saklanırken buradan çıkarılıp cennet ehlinin etrafına saçılmış incilere benzetilmek suretiyle özel bir yaratılışa sahip olduklarına işaret edilmiştir. Ayrıca ğılman ve vildan’ın cennette içecek sunma görevinden söz edilerek onların hizmetçi statüsünde bulundukları da bir bakıma ifade edilmiştir.— M. Türk
56:17
18
بِاَكْوَابٍ وَاَبَار۪يقَ وَكَأْسٍ مِنْ مَع۪ينٍۙ ٨١
Bi ekvâbin ve ebârîka ve ke’sin min maîn(maînin).
17,18,19. Onların çevrelerinde ölümsüz genç hizmetçiler¹ (ellerinde) onların başlarını ağrıtmayan, sarhoş etmeyen ve tertemiz içeceklerle dolu sürahiler, ibrikler ve kadehlerle dolaşır. 1 Ğılman (Vildan): Cennet ehlinin hizmetiyle görevlendirilen gençler anlamında Kur’an’î bir terimdir. Sözlükte, “çocuk, bıyığı yeni terlemiş genç, hizmetçi” anlamındaki “ğulâm” kelimesinin çoğulu olan “ğılmân”, Kur’an literatüründe “cennet ehlinin emrine verilen ve hiçbir zaman yaşlanmayan gençler” mânasına gelir. “Ğılman”, Kur’an’da (Tûr: 24) “kabuğunda saklanmış inciler gibi taze ve berrak” şeklinde tasvir edilmekte ve hiç kirlenmemiş, el değmemiş, bembeyaz, safi, tertemiz ve pırıl pırıl uşaklar ve Cennet sakileri, genç hizmetçiler olarak başkalarının değil sadece sahiplerinin etrafında onlara hizmet için dönüp duracakları anlatılmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de iki âyette geçen “vildân”ın da (Vâkıa: 17, İnsân: 19) ğılmanla aynı mânada kullanıldığı anlaşılmaktadır. Velîd (çocuk) kelimesinin çoğulu olan vildan, her iki âyette de “ebedî” anlamındaki “muhalled” sıfatıyla nitelendirilmiş olup bu sıfat gençlerin fizyolojik değişikliğe uğrayıp yaşlanmaktan korunduğunu ifade etmektedir. Ğılman hakkında müfessirlerce üç görüş ileri sürülmüştür. 1. Ğılman, müminlerin kendilerinden önce ölen çocuklarıdır. 2. Kâfirlerin ölen çocukları olup mükellef bulunmadıklarından cehenneme atılmayacak, cennet ehlinin hizmetçileri statüsünde tutulacaktır. 3. Müminler için cennette yaratılan hizmetçilerdir ve çocukken ölenlerle ilgisi yoktur. Aslında hizmetçilik ayrı bir statü olup çocuklar buna dâhil değildir. Hz. Peygamber, küçük veya büyük yaşta ölenler dâhil bütün cennet ehlinin otuz yaş civarında olacağını bildirmiştir. (Müsned, Tirmizî) Ğılman konusundaki üçüncü yorum daha isabetli görünmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de bu gençler, her türlü aşınma ve kirlenmeden korumak amacıyla kabuğunda saklanırken buradan çıkarılıp cennet ehlinin etrafına saçılmış incilere benzetilmek suretiyle özel bir yaratılışa sahip olduklarına işaret edilmiştir. Ayrıca ğılman ve vildan’ın cennette içecek sunma görevinden söz edilerek onların hizmetçi statüsünde bulundukları da bir bakıma ifade edilmiştir.— M. Türk
56:18
19
لَا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنْزِفُونَۙ ٩١
Lâ yusaddeûne anhâ ve lâ yunzifûn(yunzifûne).
17,18,19. Onların çevrelerinde ölümsüz genç hizmetçiler¹ (ellerinde) onların başlarını ağrıtmayan, sarhoş etmeyen ve tertemiz içeceklerle dolu sürahiler, ibrikler ve kadehlerle dolaşır. 1 Ğılman (Vildan): Cennet ehlinin hizmetiyle görevlendirilen gençler anlamında Kur’an’î bir terimdir. Sözlükte, “çocuk, bıyığı yeni terlemiş genç, hizmetçi” anlamındaki “ğulâm” kelimesinin çoğulu olan “ğılmân”, Kur’an literatüründe “cennet ehlinin emrine verilen ve hiçbir zaman yaşlanmayan gençler” mânasına gelir. “Ğılman”, Kur’an’da (Tûr: 24) “kabuğunda saklanmış inciler gibi taze ve berrak” şeklinde tasvir edilmekte ve hiç kirlenmemiş, el değmemiş, bembeyaz, safi, tertemiz ve pırıl pırıl uşaklar ve Cennet sakileri, genç hizmetçiler olarak başkalarının değil sadece sahiplerinin etrafında onlara hizmet için dönüp duracakları anlatılmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de iki âyette geçen “vildân”ın da (Vâkıa: 17, İnsân: 19) ğılmanla aynı mânada kullanıldığı anlaşılmaktadır. Velîd (çocuk) kelimesinin çoğulu olan vildan, her iki âyette de “ebedî” anlamındaki “muhalled” sıfatıyla nitelendirilmiş olup bu sıfat gençlerin fizyolojik değişikliğe uğrayıp yaşlanmaktan korunduğunu ifade etmektedir. Ğılman hakkında müfessirlerce üç görüş ileri sürülmüştür. 1. Ğılman, müminlerin kendilerinden önce ölen çocuklarıdır. 2. Kâfirlerin ölen çocukları olup mükellef bulunmadıklarından cehenneme atılmayacak, cennet ehlinin hizmetçileri statüsünde tutulacaktır. 3. Müminler için cennette yaratılan hizmetçilerdir ve çocukken ölenlerle ilgisi yoktur. Aslında hizmetçilik ayrı bir statü olup çocuklar buna dâhil değildir. Hz. Peygamber, küçük veya büyük yaşta ölenler dâhil bütün cennet ehlinin otuz yaş civarında olacağını bildirmiştir. (Müsned, Tirmizî) Ğılman konusundaki üçüncü yorum daha isabetli görünmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de bu gençler, her türlü aşınma ve kirlenmeden korumak amacıyla kabuğunda saklanırken buradan çıkarılıp cennet ehlinin etrafına saçılmış incilere benzetilmek suretiyle özel bir yaratılışa sahip olduklarına işaret edilmiştir. Ayrıca ğılman ve vildan’ın cennette içecek sunma görevinden söz edilerek onların hizmetçi statüsünde bulundukları da bir bakıma ifade edilmiştir.— M. Türk
56:19
20
وَفَاكِهَةٍ مِمَّا يَتَخَيَّرُونَۙ ٠٢
Ve fâkihetin mimmâ yetehayyerûn(yetehayyerûne).
(Onlara cennette,) arzuladıkları tüm meyveler,— M. Türk
56:20
21
وَلَحْمِ طَيْرٍ مِمَّا يَشْتَهُونَۜ ١٢
Ve lahmi tayrin mimmâ yeştehûn(yeştehûne).
Canlarının çektiği her türlü kuş eti,— M. Türk
56:21
22
وَحُورٌ ع۪ينٌۙ ٢٢
Ve hûrun înun.
22,23. Sanki (sedef içerisinde) saklı inciler gibi güzel gözlü, beyaz tenli ve kusursuz eşler,— M. Türk
56:22
23
كَاَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ۬ الْمَكْنُونِۚ ٣٢
Ke emsâlil lu’luil meknûn(meknûni).
22,23. Sanki (sedef içerisinde) saklı inciler gibi güzel gözlü, beyaz tenli ve kusursuz eşler,— M. Türk
56:23
24
جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٤٢
Cezâen bi mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
(Dünyada) yaptıklarına karşılık olarak, (sunulur.)— M. Türk
56:24
25
لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْواً وَلَا تَأْث۪يماًۙ ٥٢
Lâ yesmeûne fîhâ lagven ve lâ te’sîmâ(te’sîmen).
(Onlar) orada boş söz işitmedikleri gibi (eski) günâh(ların)a dair bir söz de duymazlar.— M. Türk
56:25
26
اِلَّا ق۪يلاً سَلَاماً سَلَاماً ٦٢
İllâ kîlen selâmen selâmâ(selâmen).
Sadece selama karşılık, selam işitirler.— M. Türk
56:26
27
وَاَصْحَابُ الْيَم۪ينِ مَٓا اَصْحَابُ الْيَم۪ينِۜ ٧٢
Ve ashâbul yemîni mâ ashâbul yemîn(yemîni).
O sağ taraftakiler,¹ ne şerefli kimselerdir. 1 Bu (اَصْحَابُ الْيَم۪ين) cümlesi (اُوۨلٰٓئِكَ الْمُقَرَّبُونَ) üzerine matuftur. Yukarıda (الْمَيْمَنَة اَصْحَابُ)’ye burada (اَصْحَابُ الْيَم۪ين) tabir olunması ifade çeşitliği içindir. Bunlara ashab-ı yemin denilmesi amel defteri denilen kitapların kıyamet günü "Kimin kitabı sağından verilirse" (İnşikâk: 7) âyetince sağ taraflarından verilmesi sebebiyle olduğu düşünülebilir. Ashab-ı yemin, yeminine sadık, sözünü tutan, işine sahip mutlu kişi mânâsını da ifade edebilir ki, mukâbili yeminini bozan demektir. Ayrıca bu tabirin, Allah için yeminine sadık ve vefakârlar anlamında kullanıldığı da söylenebilir.— M. Türk
56:27
28
ف۪ي سِدْرٍ مَخْضُودٍۙ ٨٢
Fî sidrin mahdûd(mahdûdin).
(Onlar) dikensiz kiraz (ağaçları),— M. Türk
56:28
29
وَطَلْحٍ مَنْضُودٍۙ ٩٢
Ve talhın mendûd(mendûdin).
Meyvelerle bezenmiş muz ağaçları,— M. Türk
56:29
30
وَظِلٍّ مَمْدُودٍۙ ٠٣
Ve zıllin memdûd(memdûdin).
Yok olmayan gölgeler,— M. Türk
56:30
Yükleniyor...
Vakıa
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle