Kıyame 40 Ayet Mekke · القيامة
75

Kıyame

Diriliş · Mekke
75
Diriliş · Mekke
القيامة
40
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
لَٓا اُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيٰمَةِۙ ١
Lâ uksimu bi yevmil kıyâmeh(kıyâmeti).
Hayır!¹ (artık başka söze lüzum yok!) kıyamet gününe yemin ederim ki, 1 Bu yemin, olumsuz manada yemin değil, “hayır vallahi, yok vallahi, değil vallahi” gibi olumsuzluktan sonra ayrıca bir yemindir. Ayetin başındaki (لَا)’lar te’kit için ilâve edilmiştir ve zaittir.— M. Türk
75:1
2
وَلَٓا اُقْسِمُ بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَةِ ٢
Ve lâ uksimu bin nefsil levvâmeh(levvâmeti).
Ve yine hayır! (Kaybettikleri için) pişmanlık duyan nefse¹ yemin ederim ki, 1 Nefs-i levvame: Levm edici (kınayıcı) nefis demektir. Bu da ya başkasını pek kınayan nefis yahut yaptığı günahların fenalığını anlayıp da kendini kınayan, pişman olan nefis demek olabilir. Tasavvuf erbabının yaptıkları ve; nefs-i emmare, nefs-i levvame, nefs-i mut-meinne, nefs-i mülheme, nefs-i zekiyye, nefs-i razıye, nefs-i merzıyye diye isimlendirdikleri yedi tür nefis taksimatı tamamen kendi kafalarına göre yaptıkları bir taksimattır. Bunun şer-i şerifle bir alakası yoktur.— M. Türk
75:2
3
اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَلَّنْ نَجْمَعَ عِظَامَهُۜ ٣
E yahsebul insânu ellen necmea ızâ meh(mehu).
İnsan, kendisinin kemiklerini asla bir araya getiremeyeceğimizi mi zannediyor?¹ 1 Adiy b. Ebî Rabîa: “Ey Muhammed! Kıyamet gününün ne zaman ve nasıl olacağını bana anlat.” der. Peygamberimiz anlatınca da: “Ey Muhammed! Ben onu gözümle görsem yine sana inanmam. Yani Allah şu çürümüş kemikleri mi toplayacak?” der. Bu sûrenin iniş sebebi bu olaydır. (Kurtubî)— M. Türk
75:3
4
بَلٰى قَادِر۪ينَ عَلٰٓى اَنْ نُسَوِّيَ بَنَانَهُ ٤
Belâ kâdirîne alâ en nusevviye benâ neh(nehu).
Evet! Bizim gücümüz, parmak uçlarına varıncaya kadar,¹ onu yeniden yaratmaya yeter. 1 Yani sadece kemikleri değil, bedenin en ince teşkilâtına varıncaya hepsini, hatta gövdesinin en ince uçları olan parmaklarını, uçlarındaki inceliklere varıncaya kadar düzenlemek şartıyla derleyip toplamaya kadiriz.— M. Türk
75:4
5
بَلْ يُر۪يدُ الْاِنْسَانُ لِيَفْجُرَ اَمَامَهُۚ ٥
Bel yurîdul insânu li yefcure emâmeh(emâmehu).
Fakat o insan sürekli olarak (Rabbine karşı) terbiyesizliğini sürdürmek ister.— M. Türk
75:5
6
يَسْـَٔلُ اَيَّانَ يَوْمُ الْقِيٰمَةِۜ ٦
Yes’elu eyyâne yevmul kıyâmeh(kıyâmeti).
(Bir de kalkar): “Kıyamet günü de ne zamanmış?” diye sorar.— M. Türk
75:6
7
فَاِذَا بَرِقَ الْبَصَرُۙ ٧
Fe izâ berikal basar(basaru).
7,8,9,10. Ama gözlerin kamaştığı,¹ ayın karardığı, güneşin ve ayın bir araya toplandığı zaman var ya! İşte o gün, o insan: “Kaçacak bir delik yok mu?” der. 1 Berk-i Basar: “gözün şimşek çakması”, insanın ansızın tepesinde çakan şimşekten maruz kaldığı dehşet ve şiddet halinden mecaz olarak, ansızın başına gelen hadisenin şiddetli elem ve ıstırabıyla dehşet ve hayret içinde duyulan keskin bakışı demektir.— M. Türk
75:7
8
وَخَسَفَ الْقَمَرُۙ ٨
Ve hasefel kamer(kameru).
7,8,9,10. Ama gözlerin kamaştığı,¹ ayın karardığı, güneşin ve ayın bir araya toplandığı zaman var ya! İşte o gün, o insan: “Kaçacak bir delik yok mu?” der. 1 Berk-i Basar: “gözün şimşek çakması”, insanın ansızın tepesinde çakan şimşekten maruz kaldığı dehşet ve şiddet halinden mecaz olarak, ansızın başına gelen hadisenin şiddetli elem ve ıstırabıyla dehşet ve hayret içinde duyulan keskin bakışı demektir.— M. Türk
75:8
9
وَجُمِعَ الشَّمْسُ وَالْقَمَرُۙ ٩
Ve cumiaş şemsu vel kamer(kameru).
7,8,9,10. Ama gözlerin kamaştığı,¹ ayın karardığı, güneşin ve ayın bir araya toplandığı zaman var ya! İşte o gün, o insan: “Kaçacak bir delik yok mu?” der.— M. Türk
75:9
10
يَقُولُ الْاِنْسَانُ يَوْمَئِذٍ اَيْنَ الْمَفَرُّۚ ٠١
Yekûlul insânu yevme izin eynel meferr(meferru).
7,8,9,10. Ama gözlerin kamaştığı,¹ ayın karardığı, güneşin ve ayın bir araya toplandığı zaman var ya! İşte o gün, o insan: “Kaçacak bir delik yok mu?” der. 1 Berk-i Basar: “gözün şimşek çakması”, insanın ansızın tepesinde çakan şimşekten maruz kaldığı dehşet ve şiddet halinden mecaz olarak, ansızın başına gelen hadisenin şiddetli elem ve ıstırabıyla dehşet ve hayret içinde duyulan keskin bakışı demektir.— M. Türk
75:10
11
كَلَّا لَا وَزَرَۚ ١١
Kellâ lâ vezer(vezere).
11,12. (Ona) “Hayır! Herhangi bir sığınak yok. Bugün sığınılacak tek yer, ancak Rabbinin huzurudur.” (denilir.)¹ 1 12. âyet: “Bugün sığınılacak yeri belirlemek, ancak Rabbine aittir” diye tercüme edilebilir.— M. Türk
75:11
12
اِلٰى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍۨ الْمُسْتَقَرُّۜ ٢١
İlâ rabbike yevme izinil mustekar(mustekarru).
11,12. (Ona) “Hayır! Herhangi bir sığınak yok. Bugün sığınılacak tek yer, ancak Rabbinin huzurudur.” (denilir.)¹ 1 12. âyet: “Bugün sığınılacak yeri belirlemek, ancak Rabbine aittir” diye tercüme edilebilir.— M. Türk
75:12
13
يُنَبَّؤُا الْاِنْسَانُ يَوْمَئِذٍ بِمَا قَدَّمَ وَاَخَّرَۜ ٣١
Yunebbeul insânu yevme izin bimâ kaddeme ve ahhar(ahhâre).
O gün insana, (dünya hayatında) yaptığı ve yapmadığı her şey bildirilir.— M. Türk
75:13
14
بَلِ الْاِنْسَانُ عَلٰى نَفْسِه۪ بَص۪يرَةٌۙ ٤١
Belil insânu alâ nefsihî basîreth(basîretun).
14,15. Aslında insanoğlu (her ne kadar) mazeretlerini ortaya atsa da kendi kendisinin ne olduğunu, çok iyi bilir.¹ 1 Burada insanın, hakikati anlatılmaktadır. Zîrâ insan, ne yaptığını bilmeyecek bir bedenden ibaret değil, kendisini, kendi vicdanında duyan bir varlıktır. Bu sebeple gerçekten insan olan, kendisinde olup biten, her şeyi duyar. Her ne kadar yaptıkları hakkında, başkalarına karşı kendisini mazur göstermek için mazeretler ortaya atmaya kalkarsa da aslında mazeretlerinin doğru olup olmadığını, vicdanında bilir. Bu durumda insanın hakikati, başkasına karşı görünen şekli değil, onun kendi vicdanında duyduğu ne ise odur. Âhirette Allah’ın huzurunda göreceği de ondan ibarettir. Bunlar, halkın gözünde doğru sayılsa da Hakk’ın nazarında yalancıdır. Halka iyi görünmekle, kendi vicdanında bilip durduğu hakikati değiştiremeyeceği gibi, Hak nazarındaki durumunu hiç değiştiremez. (Elmalılı)— M. Türk
75:14
15
وَلَوْ اَلْقٰى مَعَاذ۪يرَهُۜ ٥١
Ve lev elkâ meâzîreh(meâzîrehu).
14,15. Aslında insanoğlu (her ne kadar) mazeretlerini ortaya atsa da kendi kendisinin ne olduğunu, çok iyi bilir.¹ 1 Burada insanın, hakikati anlatılmaktadır. Zîrâ insan, ne yaptığını bilmeyecek bir bedenden ibaret değil, kendisini, kendi vicdanında duyan bir varlıktır. Bu sebeple gerçekten insan olan, kendisinde olup biten, her şeyi duyar. Her ne kadar yaptıkları hakkında, başkalarına karşı kendisini mazur göstermek için mazeretler ortaya atmaya kalkarsa da aslında mazeretlerinin doğru olup olmadığını, vicdanında bilir. Bu durumda insanın hakikati, başkasına karşı görünen şekli değil, onun kendi vicdanında duyduğu ne ise odur. Âhirette Allah’ın huzurunda göreceği de ondan ibarettir. Bunlar, halkın gözünde doğru sayılsa da Hakk’ın nazarında yalancıdır. Halka iyi görünmekle, kendi vicdanında bilip durduğu hakikati değiştiremeyeceği gibi, Hak nazarındaki durumunu hiç değiştiremez. (Elmalılı)— M. Türk
75:15
16
لَا تُحَرِّكْ بِه۪ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِه۪ۜ ٦١
Lâ tuharrik bihî lisâneke li ta’cele bihî.
(Ey Muhammed!) O (Kur’an’ı Cebrâil sana okurken, unutmamak için) acele edip dilini onunla beraber hareket ettirip durma.¹ 1 Kur’an nâzil olurken Peygamberimiz, duyduklarını unutmamak için dilini ve dudaklarını hareket ettirirdi. Bunun üzerine Allah, bu âyeti indirdi. (Tirmizî)— M. Türk
75:16
17
اِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْاٰنَهُۚ ٧١
İnne aleynâ cem’ahu ve kur’ânehu.
Şüphesiz onu, (Kur’an halinde) toplayarak okutmak, Bize aittir.— M. Türk
75:17
18
فَاِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْاٰنَهُۚ ٨١
Fe izâ kara’nâhu fettebi’kur’ânehu.
Şu halde Biz, onu okuduğumuz zaman¹ sen sadece onun okunuşunu takip et. 1 Biz O Kur’anı okuduğumuz zaman demek, “Cebrail onu sana getirip kıraatini bitirdiği zaman” demektir.— M. Türk
75:18
19
ثُمَّ اِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُۜ ٩١
Summe inne aleynâ beyânehu.
Sonra onu açıklamak Bize aittir.¹ 1 Bu dört âyeti: “(Ey İnsanoğlu!) O (mazeretleri uydurmak için) acele edip, sakın dilini bile oynatma. Şüphesiz o bildiklerini derleyip toplayan, Biziz. Sen sadece, Bizim okuduğumuzu takip et. Yaptıklarının açıklamasını yapmak da senin değil Bizim işimizdir.” şeklinde anlamak da mümkündür.— M. Türk
75:19
20
كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَۙ ٠٢
Kellâ bel tuhıbbûnel âcileh(âcilete).
Hayır! (Böyle olmaz.) Çünkü siz, geçici dünya arzularını seviyorsunuz.— M. Türk
75:20
21
وَتَذَرُونَ الْاٰخِرَةَۜ ١٢
Ve tezerûnel âhıreh(âhirete).
Ve âhireti (bir kenara) bırakıyorsunuz.— M. Türk
75:21
22
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌۙ ٢٢
Vucûhun yevme izin nâdıreh(nâdıretun).
22,23. İşte o gün, öyle pırıl pırıl yüzler vardır ki onlar, Rablerine bakarlar (ve bakmaya doyamazlar.)¹ 1 Ru’yetullah: “Ru’yet” kelimesi, Arapçada (رَأَى) kökünden gelen bir mastardır. Bu kelimeye sözlüklerde; görmek, bakmak, inanmak, bilmek, sanmak, sonunu düşünmek, tefekkür etmek ve rüya görmek anlamları verilmektedir. Bu fiilin bu kadar çeşitli anlamlara gelmesi, Arapçadaki kurallara bağlı olarak bazı hal ve durumlara göredir. Terim anlamı bakımından ru’yet denilince, İslâmî literatürde: “Allah’ın mü’minler tarafından Cennet’te görülmesi” meselesi akla gelmektedir. Bazıları ru’yetin mümkün olamayacağını ileri sürerek, Allah’ın görülmesi inancına İslâm dışı bir hüviyet kazandırırken, bazı fırkalar ve tarikatlar da mümkün olacağını ileri sürmekle kalmayıp, bir ifrat ve tefrit örneği sergileyerek, Yüce Allah’a cisim isnat etme yolunu tutmuşlardır. Ehl-i Sünnet mezhebler ise, geneldeki tutumunu devam ettirip, orta yolu takip ederek, Yüce Allah’ın ahirette mü’minler tarafından mekândan ve cisimden münezzeh olarak görülebileceğini, ancak bunun keyfiyetinin bilinemeyeceğini kabul etmiştir. Allahu Teâlâ’yı görmek, aklen caiz, naklen vaciptir. Allahu Teâlâ, görülür. Fakat bu görülme, bir me¬kânda, bir yönde, bir ışık yardımıy¬la değildir. Görenle Allah arasında bir mesafe de bahis konu¬su değildir. İmam Ebû Hanîfe, Fıkh’ul-Ekber kitabında; “Cennette mü’minler Rablerini baş göz¬leriyle görürler. Fakat aralarında mesafe, teşbih ve keyfiyet olmayacaktır.” demektedir. (Kıyame: 22-23) Cerir b. Abdillah (r.a)’dan rivayet edil¬diğine göre; Nebî (s.a.v) bir gece, ayın on dördünde aya bakarak; “Muhakkak siz hepiniz, ahirette Rabbinizi şu ayı görüp de şüphe etmedi¬ğiniz gibi göreceksiniz” buyurdular. (Buharî, Müslim, Ebû Davud, Tİrmizi, İbnu Mace) Rüyada Allah’ı (c.c) görmek caiz değildir. İmam Mâtüridî, “Rüyada Allah’ı (c.c) gördüğü iddiasında bu¬lunan, puta tapandan daha şerlidir. Zira rüyada görülenler hayal ve misallerdir. Allahu Teâlâ ise bunlardan münezzehtir” der. Mesruk’tan rivayet edilmiştir. Hz. Aişe’nin (r.anha) yanındaydım. “Ey mü’minlerin annesi! Üç şeyi kim söylerse, Allah’a karşı büyük iftira etmiş olurmuş! Nedir onlar?” diye sorduğumuzda Hz. Aişe, şöyle cevap verdi: “Kim ki, Muhammed (s.a.v) Rabbini gördü, diye iddia ederse, Allah’a karşı büyük ifti¬ra etmiş olur.” Bunun üzerine ben; “Ey mü’minlerin annesi, bana müsaade et konuşayım: “Yemin olsun o (Peygamber), onu apaçık ufukta gördü.” (Tekvir: 23) ayetine ne dersin?” diye sorunca Hz. Aişe, şu ce¬vabı verdi: “Bu meseleyi RasûluIIah (s.a.v)’den ilk önce soran benim. Rasûlullah bana dedi ki; O Cebrail’dir. Hem işitmedin mi Allah: “Gözler, Onu kavrayamaz. O, ise bütün gözleri kavrar. O, her şeyi inceden inceye bilen, her şeyden haberdar olandır” (En’am: 103) buyurmadı mı? Ve hem sen işitmedin mi ki, Allah: “Allah’ın bir beşerle vahiy yoluyla veya perde arkasından yahut bir elçi göndererek izniyle ona dilediğini vahyetmesi dışında konuşması mümkün değildir. O çok yücedir, hüküm (hikmet) sahibidir” (Şûra: 51) buyurmuştur. “Her kim ki; Rasûlullah (s.a.v), Allah’¬ın (c.c) kitabından bir şeyi gizledi derse; Allah’a büyük iftira etmiş olur. Her kim ki Muhammed (s.a.v) gaybı bilir iddiasında bulunursa, Allah’a (c.c) büyük İftira etmiş olur.” (Müslim) Mûtezile’ye göre Dünya ve ahirette Allah’ı görmek mümkün değildir ve Allah’ı kimse göremeyecektir. Mu’tezile bu ayetteki bakışı bekleme manasında anlamışlardır. Hâlbuki gayeye ulaşmayan beklemenin sonucu neşe değil, hayal kırıklığı olur.— M. Türk
75:22
23
اِلٰى رَبِّهَا نَاظِرَةٌۚ ٣٢
İlâ rabbihâ nâzıreh(nâziretun).
22,23. İşte o gün, öyle pırıl pırıl yüzler vardır ki onlar, Rablerine bakarlar (ve bakmaya doyamazlar.)¹ 1 Ru’yetullah: “Ru’yet” kelimesi, Arapçada (رَأَى) kökünden gelen bir mastardır. Bu kelimeye sözlüklerde; görmek, bakmak, inanmak, bilmek, sanmak, sonunu düşünmek, tefekkür etmek ve rüya görmek anlamları verilmektedir. Bu fiilin bu kadar çeşitli anlamlara gelmesi, Arapçadaki kurallara bağlı olarak bazı hal ve durumlara göredir. Terim anlamı bakımından ru’yet denilince, İslâmî literatürde: “Allah’ın mü’minler tarafından Cennet’te görülmesi” meselesi akla gelmektedir. Bazıları ru’yetin mümkün olamayacağını ileri sürerek, Allah’ın görülmesi inancına İslâm dışı bir hüviyet kazandırırken, bazı fırkalar ve tarikatlar da mümkün olacağını ileri sürmekle kalmayıp, bir ifrat ve tefrit örneği sergileyerek, Yüce Allah’a cisim isnat etme yolunu tutmuşlardır. Ehl-i Sünnet mezhebler ise, geneldeki tutumunu devam ettirip, orta yolu takip ederek, Yüce Allah’ın ahirette mü’minler tarafından mekândan ve cisimden münezzeh olarak görülebileceğini, ancak bunun keyfiyetinin bilinemeyeceğini kabul etmiştir. Allahu Teâlâ’yı görmek, aklen caiz, naklen vaciptir. Allahu Teâlâ, görülür. Fakat bu görülme, bir me¬kânda, bir yönde, bir ışık yardımıy¬la değildir. Görenle Allah arasında bir mesafe de bahis konu¬su değildir. İmam Ebû Hanîfe, Fıkh’ul-Ekber kitabında; “Cennette mü’minler Rablerini baş göz¬leriyle görürler. Fakat aralarında mesafe, teşbih ve keyfiyet olmayacaktır.” demektedir. (Kıyame: 22-23) Cerir b. Abdillah (r.a)’dan rivayet edil¬diğine göre; Nebî (s.a.v) bir gece, ayın on dördünde aya bakarak; “Muhakkak siz hepiniz, ahirette Rabbinizi şu ayı görüp de şüphe etmedi¬ğiniz gibi göreceksiniz” buyurdular. (Buharî, Müslim, Ebû Davud, Tİrmizi, İbnu Mace) Rüyada Allah’ı (c.c) görmek caiz değildir. İmam Mâtüridî, “Rüyada Allah’ı (c.c) gördüğü iddiasında bu¬lunan, puta tapandan daha şerlidir. Zira rüyada görülenler hayal ve misallerdir. Allahu Teâlâ ise bunlardan münezzehtir” der. Mesruk’tan rivayet edilmiştir. Hz. Aişe’nin (r.anha) yanındaydım. “Ey mü’minlerin annesi! Üç şeyi kim söylerse, Allah’a karşı büyük iftira etmiş olurmuş! Nedir onlar?” diye sorduğumuzda Hz. Aişe, şöyle cevap verdi: “Kim ki, Muhammed (s.a.v) Rabbini gördü, diye iddia ederse, Allah’a karşı büyük ifti¬ra etmiş olur.” Bunun üzerine ben; “Ey mü’minlerin annesi, bana müsaade et konuşayım: “Yemin olsun o (Peygamber), onu apaçık ufukta gördü.” (Tekvir: 23) ayetine ne dersin?” diye sorunca Hz. Aişe, şu ce¬vabı verdi: “Bu meseleyi RasûluIIah (s.a.v)’den ilk önce soran benim. Rasûlullah bana dedi ki; O Cebrail’dir. Hem işitmedin mi Allah: “Gözler, Onu kavrayamaz. O, ise bütün gözleri kavrar. O, her şeyi inceden inceye bilen, her şeyden haberdar olandır” (En’am: 103) buyurmadı mı? Ve hem sen işitmedin mi ki, Allah: “Allah’ın bir beşerle vahiy yoluyla veya perde arkasından yahut bir elçi göndererek izniyle ona dilediğini vahyetmesi dışında konuşması mümkün değildir. O çok yücedir, hüküm (hikmet) sahibidir” (Şûra: 51) buyurmuştur. “Her kim ki; Rasûlullah (s.a.v), Allah’¬ın (c.c) kitabından bir şeyi gizledi derse; Allah’a büyük iftira etmiş olur. Her kim ki Muhammed (s.a.v) gaybı bilir iddiasında bulunursa, Allah’a (c.c) büyük İftira etmiş olur.” (Müslim) Mûtezile’ye göre Dünya ve ahirette Allah’ı görmek mümkün değildir ve Allah’ı kimse göremeyecektir. Mu’tezile bu ayetteki bakışı bekleme manasında anlamışlardır. Hâlbuki gayeye ulaşmayan beklemenin sonucu neşe değil, hayal kırıklığı olur.— M. Türk
75:23
24
وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ بَاسِرَةٌۙ ٤٢
Ve vucûhun yevme izin bâsireth(bâsiretun).
24,25. O gün, öyle yüzler de vardır ki burnunun sürtüleceğini anlayıp, somurtur kalırlar.— M. Türk
75:24
25
تَظُنُّ اَنْ يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌۜ ٥٢
Tezunnu en yuf’ale bihâ fâkıreh(fâkıretun).
24,25. O gün, öyle yüzler de vardır ki burnunun sürtüleceğini anlayıp, somurtur kalırlar.— M. Türk
75:25
26
كَلَّٓا اِذَا بَلَغَتِ التَّرَاقِيَۙ ٦٢
Kellâ izâ belegatit terâkıy(terâkıye).
26,27. Hayır! (Dikkat edin!) Can köprücük kemiğine gelip dayanınca ve “bir kurtarıcı¹ yok mu?” denilmeye başlanılınca, 1 Rak: Okuyucu, nefes edici, tıbbi veya rûhanî hekim demekse de daha ziyade rûhanî olan okuyucu için kullanılır. İşte o an, îmanlının îmansızdan tam ayrıldığı hattâ ateistlerin bile, bir şeylere inanmaya başladığı zamandır. Ayrıca burada (مَنْ) ile (رَاقٍ) arasında sekte vardır. Eğer sekte yapılmaz da idğamlı olarak okunursa (مَرَّاقٍ) olur. O da “çorbacı” anlamına gelir.— M. Türk
75:26
27
وَق۪يلَ مَنْ۔ رَاقٍۙ ٧٢
Ve kîle men râk(râkın).
26,27. Hayır! (Dikkat edin!) Can köprücük kemiğine gelip dayanınca ve “bir kurtarıcı¹ yok mu?” denilmeye başlanılınca, 1 Rak: Okuyucu, nefes edici, tıbbi veya rûhanî hekim demekse de daha ziyade rûhanî olan okuyucu için kullanılır. İşte o an, îmanlının îmansızdan tam ayrıldığı hattâ ateistlerin bile, bir şeylere inanmaya başladığı zamandır. Ayrıca burada (مَنْ) ile (رَاقٍ) arasında sekte vardır. Eğer sekte yapılmaz da idğamlı olarak okunursa (مَرَّاقٍ) olur. O da “çorbacı” anlamına gelir.— M. Türk
75:27
28
وَظَنَّ اَنَّهُ الْفِرَاقُۙ ٨٢
Ve zanne ennehul firâk(firâku).
28,29. (Kâfir sevdiklerinden) ayrılma vaktinin geldiğini anlar ve (ölüm korkusundan) eli ayağına dolaşır.— M. Türk
75:28
29
وَالْتَفَّتِ السَّاقُ بِالسَّاقِۙ ٩٢
Velteffetis sâku bis sâk(sâkı).
28,29. (Kâfir sevdiklerinden) ayrılma vaktinin geldiğini anlar ve (ölüm korkusundan) eli ayağına dolaşır.— M. Türk
75:29
30
اِلٰى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍۨ الْمَسَاقُۜ‌۟ ٠٣
İlâ rabbike yevme izinil mesâk(mesâku).
(İşte o gün) gidilecek tek yer, Rabbinin huzurudur.— M. Türk
75:30
Yükleniyor...
Kıyame
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle