Saf 14 Ayet Medine · الصف
61

Saf

Saf Tutmak · Medine
61
Saf Tutmak · Medine
الصف
14
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ١
Sebbeha lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), ve huvel âzîzul hakîm(hakîmu).
Göklerde ve yerde olan her şey, Allah’ı tesbih¹ etmektedir. Zîrâ O çok güçlüdür, hüküm (ve hikmet) sahibidir. 1 Konuyla ilgili olarak Bk. (Hadid:1, Haşr:1)— M. Türk
61:1
2
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ ٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lime tekûlûne mâ lâ tef’alûn(tef’alûne).
Ey îman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?¹ 1 Abdullah b. Selam; “biz Peygamberimizin huzurunda otururken kendi aramızda konuşarak, keşke Allah’ın katında hangi davranışın daha iyi olduğunu bilsek de onu yapsak- dedik ve bu âyet indirildi.” demiştir. (Darimi) Bu ifâdeden; her Müslüman’ın mutlaka yapabileceğini söylemesi veya yapacağını söylediği meşru şeyleri mutlaka yapması ve boş yere lâf üretmemesi gerektiği anlaşılabildiği gibi ayrıca; yapılan adakların yerine getirilmesinin vacip olduğu da anlaşılmaktadır. Yani aslı meşru olan bir davranışın yapılması, adak ile vacip olur. Bu ifâde ile; “o halde yapmayacağınız bir davranışı adamayın, eğer adamışsanız da onu mutlaka yerine getirin” denilmektedir.— M. Türk
61:2
3
كَبُرَ مَقْتاً عِنْدَ اللّٰهِ اَنْ تَقُولُوا مَا لَا تَفْعَلُونَ ٣
Kebure makten indallâhi en tekûlû mâ lâ tef’alûn(tef’alûne).
Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında en sevilmeyen bir şeydir.— M. Türk
61:3
4
اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الَّذ۪ينَ يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِه۪ صَفاًّ كَاَنَّهُمْ بُنْيَانٌ مَرْصُوصٌ ٤
İnnallâhe yuhıbbullezîne yukâtilûne fî sebîlihî saffen ke ennehum bunyânun mersûs(mersûsun).
Şüphesiz Allah, kendi yolunda sağlam yapılı binalar¹ gibi kenetlenmiş saflar halinde savaşanları sever. 1 (بُنْيَانٌ مَرْصُوصٌ), kurşunlu bina, parçaları kurşunla kenetlenerek yekpare bir cisim haline gelmiş olan muhkem bina demektir. İşte mü’minler topluluğu teşbih ile beyan ve tasvir olunduğu üzere böyle kuvvetli bir irtibat ile yekdiğerine bağlı sağlam bir yapı teşkil etmeli ve İslâm mücahitleri o suretle birbirine kenetlenmiş bir saf halinde çarpışmalıdır. Şüphesiz ki bu teşbihte fertlerin cismen yeknesak bir şekil ve nizam ile terbiyeleri mevzuu bahis olduğu gibi kalben niyet ve imanlarının bir kelime etrafında toplanacak ve birbirlerini sevip tutacak bir surette ihlası da mevzuu bahistir. Sonra ba’zı müfessirlerin beyanına göre bunda ordunun esası ve en mühim teşkilâtı piyade teşkilâtı olduğuna da bir işaret vardır. Çünkü süvari, donanma v.s. de dahi harp düzeni cereyan ederse de en ziyade saf harbinin piyadede olması meşhurdur. Binaenaleyh askeri terbiye hem cismanî nizama hem de dini terbiyeye dayanırsa da mü’minler arasında bu vahdeti ihlal edecek ahlaksızlıklardan da son derece çekinilmesi gerekir. Bunu yapabilmek için de gaye güzel tayin edilmeli ve süflî gayeler bırakılıp Allah yolunda en yüksek ve en ulvî gayeye sarınılmalıdır. (Elmalılı)— M. Türk
61:4
5
وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِه۪ يَا قَوْمِ لِمَ تُؤْذُونَن۪ي وَقَدْ تَعْلَمُونَ اَنّ۪ي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْۜ فَلَمَّا زَاغُٓوا اَزَاغَ اللّٰهُ قُلُوبَهُمْۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِق۪ينَ ٥
Ve iz kâle mûsâ li kavmihî yâ kavmi lime tû'zûnenî ve kad ta'lemûne ennî resûlullâhi ileykum, fe lemmâ zâgû ezâgallâhu kulûbehum, vallâhu lâ yehdîl kavmel fâsikîn(fâsikîne).
Hani Mûsa, toplumuna: “Ey kavmim! Gerçekten siz, benim Allah’ın size gönderdiği bir Peygamberi olduğumu bildiğiniz halde niçin bana eziyet ediyorsunuz?” demişti. Onlar haktan sapınca, Allah da onların kalplerini saptırdı. Elbette Allah, fasıklar toplumunu, asla hak yola ulaştırmaz.— M. Türk
61:5
6
وَاِذْ قَالَ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ اِنّ۪ي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ مُصَدِّقاً لِمَا بَـيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَمُبَشِّراً بِرَسُولٍ يَأْت۪ي مِنْ بَعْدِي اسْمُهُٓ اَحْمَدُۜ فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ بِالْبَـيِّنَاتِ قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ مُب۪ينٌ ٦
Ve iz kâle îsebnu meryeme yâ benî isrâîle innî resûlullâhi ileykum musaddikan li mâ beyne yedeyye minet tevrâti ve mubeşşiren bi resûlin ye’tî min bagdîsmuhû ahmed(ahmedu), fe lemmâ câehum bil beyyinâti kâlû hâzâ sihrun mubîn(mubînun).
Hani Meryem oğlu İsa da: “Ey İsrâil Oğulları! Gerçekten ben, hem benden önce gelen Tevrât’ı doğrultucu¹ hem de benden sonra gelecek olan Ahmed² adındaki Peygamberi müjdeleyici olarak, Allah’ın size gönderdiği bir Peygamberim.” demişti. Fakat o (Peygamber,) onlara açık delil (olan Kur’an’ı) getirince: “Bu, apaçık bir büyüdür.” dediler. 1 (مُّصَدِّقٌ) “Doğrultucu” ifâdesini “onaylayan” anlamında anlamamak gerekir. Zîrâ Hz. İsa döneminde tevrat denilen kitabın, gerçek Tevrât olmadığı gibi bizim elimizdeki Zebûr, Tevrât ve İncil’ler de Peygamberlerine gönderilen kitaplar değildir. Bunların içerisinde bir kısım hakikatlerin bulunmasının hiç önemi yoktur. Zîrâ bunlarda bulunması gereken hakikatler, zâten bir sonraki kitapla gönderilmiştir. Bunlar için ancak, “Zebur, Tevrât ve İncil olduğu iddiâ edilen kitaplar” demek mümkündür. Bk. (Bakara: 41, Âlu İmraân: 3, Mâide: 43, 48, En’am: 91, Yûnus:37, Fâtır:31, Hâkka:43, Ahkaf:12) 2 Cübeyr b. Mut’ım (r.a)’den; Nebî (s.a.v); “Benim birçok ismim vardır. Ben Muhammed’im ben Ahmed’im, ben Hâşir’im ki insanlar benim yolum üzere haşr olunacaklardır. Ben Mâhîy’im ki Allah küfrü benimle mahvedecektir. Ben kendisinden sonra Peygamber gelmeyecek olanım.” buyurmuştur. (Buharî, Müslim, Tirmizî) Ayrıca İncil olduğu iddiâ edilen kitaplarda Hz. İsa’dan sonra geleceğinden bahsedilen Peygamberin ismi, orijinal lafzıyla değil de “Paraklit” şeklinde zikredilmektedir. Bu da daha sonra tekrar tercüme edilerek “teselli edici” şekline dönüştürülmüştür. Tabii ki bu kitapların nazarımızda bir değeri olmadığı için bunlarda Efendimizin isminin geçip geçmemesinin de hiçbir önemi yoktur. Bu konudaki tartışmalar bu uydurma kitaplara meşruiyet kazandırmaktan başka bir şey değildir.— M. Türk
61:6
7
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ الْـكَذِبَ وَهُوَ يُدْعٰٓى اِلَى الْاِسْلَامِۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ ٧
Ve men azlemu mimmenifterâ alallâhil kezibe ve huve yud’â ilel islâm, vallâhu lâ yehdîl kavmez zâlimîn(zâlimîne).
Kendisi İslâm’a davet olunduğu halde, yalanlarını Allah’a yakıştırandan, daha zâlim kim olabilir? Elbette Allah zâlimler toplumunu, asla hak yola ulaştırmaz.— M. Türk
61:7
8
يُر۪يدُونَ لِيُطْفِؤُ۫ا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَاللّٰهُ مُتِمُّ نُورِه۪ وَلَوْ كَرِهَ الْـكَافِرُونَ ٨
Yurîdûne li yutfiû nûrallâhi bi efvâhihim vallâhu mutimmu nûrihî ve lev kerihel kâfirûn(kâfirûne).
Onlar Allah’ın nurunu ağızlarıyla¹ söndürmek istiyorlar. Hâlbuki Allah kâfirler istemeseler de nurunu mutlaka tamamlayacaktır. 1 Burada temsilî bir istiâre vardır. Zira yanan alev olmayan nurun, ağızla üflenerek söndürülemeyeceği gibi Allah’ın mesajının kâfirlerin yaptıklarıyla yok edilmesi asla mümkün değildir. O nur, mutlaka tamamlanacaktır.— M. Türk
61:8
9
هُوَ الَّـذ۪ٓي اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَد۪ينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدّ۪ينِ كُلِّه۪ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ۟ ٩
Huvellezî ersele resûlehu bil hudâ ve dînil hakkı li yuzhirehu aled dîni kullihî ve lev kerihel muşrikû(muşrikûne).
Müşrikler hoşlanmasa da elçisini size, “en doğru yolu gösteren (Kur’an) ve Hakkın dini” ile o (dini) bütün dinlere üstün kılmak üzere gönderen, O (Allah)’tır.¹ 1 Aynı âyet için Bk. (Tevbe: 33 )— M. Türk
61:9
10
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰى تِجَارَةٍ تُنْج۪يكُمْ مِنْ عَذَابٍ اَل۪يمٍ ٠١
Yâ eyyuhâllezîne âmenû hel edullukum alâ ticâretin tuncîkum min azâbin elîm(elîmin).
Ey îman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak bir ticaretin yolunu, göstereyim mi?— M. Türk
61:10
11
تُـؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَتُجَاهِدُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِكُمْ وَاَنْفُسِكُمْۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَـكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَۙ ١١
Tû'minûne billâhi ve resûlihî ve tucâhidûne fî sebîlillâhi bi emvâlikum ve enfusikum, zâlikum hayrun lekum in kuntum ta'lemûn(ta'lemûne).
(İşte o,) Allah’a ve Onun Elçisi’ne îman ederek mallarınızla ve canlarınızla, Allah yolunda cihad¹ etmenizdir. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. 1 Konu ile ilgili olarak Bk. (Hac: 78)— M. Türk
61:11
12
يَغْفِرْ لَـكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْـكُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ وَمَسَا‌كِنَ طَيِّبَةً ف۪ي جَنَّاتِ عَدْنٍۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُۙ ٢١
Yagfir lekum zunûbekum ve yudhılkum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru ve mesâkine tayyibeten fî cennâti adn(adnin), zâlikel fevzul azîm(azîmu).
(Böyle yapın ki Allah) sizin günâhlarınızı bağışlasın ve sizi zemîninden ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel konaklara yerleştirsin. İşte en büyük kurtuluş budur.— M. Türk
61:12
13
وَاُخْرٰى تُحِبُّونَهَاۜ نَصْرٌ مِنَ اللّٰهِ وَفَتْحٌ قَر۪يبٌۜ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِن۪ينَ ٣١
Ve uhrâ tuhıbbûnehâ, nasrun minallâhi ve fethun karîb(karîbun), ve beşşiril mû’minîn(mû’minîne).
Seveceğiniz başka bir (nîmet) daha vardır ki o da; Allah’ın yardımı ve yakın bir fetihtir. (Ey Muhammed!) Bunu, inananlara müjdele.— M. Türk
61:13
14
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُونُٓوا اَنْصَارَ اللّٰهِ كَمَا قَالَ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَ لِلْحَوَارِيّ۪نَ مَنْ اَنْصَار۪ٓي اِلَى اللّٰهِۜ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِ فَاٰمَنَتْ طَٓائِفَةٌ مِنْ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ وَكَـفَرَتْ طَٓائِفَةٌۚ فَاَيَّدْنَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا عَلٰى عَدُوِّهِمْ فَاَصْبَحُوا ظَاهِر۪ينَ ٤١
Yâ eyyuhâllezîne âmenû kûnû ensârallâhi kemâ kâle îsebnu meryeme lil havâriyyîne men ensârî ilâllâh(ilâllâhi), kâlel havâriyûne nahnu ensârullâh(ensârullâhi), fe âmenet tâifetun min benî isrâîle ve keferet tâifeh(tâifetun), fe eyyednellezîne âmenû alâ aduvvihim fe asbehû zâhirîn(zâhirîne).
Ey îman edenler! Meryem oğlu İsa’nın havarilere:¹ “Allah’la beraber kim bana yardımcıdır?² deyince, Havarilerin: “Allah’ın yardımcıları bizleriz.” dedikleri gibi, sizler de Allah’ın yardımcıları olun. (Sonunda) İsrâil oğullarından bir topluluk îman etti, bir topluluk da inkâr etti. Biz de düşmanlarına karşı, inananlara yardım ettik ve (sonuçta) onlar, galip geldiler. 1 Havariyyun: Havarî’nin çoğuludur, beyaz ve beyazlık anlamına gelir. Mecâzen halis ve temiz dost anlamında kullanılmış ve özellikle Peygamberlerin davetine yardımcı olanlara da iyi niyet ve temizliklerinden dolayı “havarî” denilmiştir. Fakat bu kelime daha çok İsa (a.s.)’ın en seçkin yardımcıları olan kimseler hakkında kullanılmıştır ve bunlar “on iki” kişiden ibârettir. Bazı bilginlere göre bunlara Havâri denmesinin sebebi; onların, insanların ruhlarını din ve ilim öğreterek arındırmalarından veya beyaz giydikleri için bu ismi aldıkları da söylenir. (Buhârî) Hz. İsa bu şahısları Allah’ın dinini insanlara duyurmaları için çeşitli beldelere göndermiştir. Bunların isimleri ve haklarındaki bilgiler Hıristiyan kaynaklarına dayandığı için bahse değer görülmemiştir. Sonradan havariler içerisine dâhil edilen “Pavlos”, aslında havarilerden değildir. Peygamber (s.a.v)’in: “Her Peygamberin havârisi vardır, benim havârim de Zübeyr b. Avvam’dır” buyurmuştur. (Buhârî, Müslim, İbnu Mâce) Efendimiz (s.a.v): “Zübeyr benim ashabımın seçkinlerindendir ve yardımcımdır” demek suretiyle, havârilerin peygamberlerin yardımcıları olduklarına işaret etmiştir. Zeccâc’a göre de Hz. Peygamber’in ashabının tamamı havaridir. Bazı âlimler de Peygamberimizin havarilerinin: Hz. Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali, Hamza, Ca’fer, Ebû Ubeyde b.Cerrah, Osman b. Maz’un, Abdurrahman b. Avf, Sa’d b. Ebî Vakkas, Talha b. Ubeydillah ve Zübeyr b. Avam (r.anhüm) olduklarını ifâde etmişlerdir. Bk. (Maide: 111) 2 Âyetin bu bölümü genellikle (إِلَى) harf-i cerrine (-e,-a) anlamı verilerek, “Allah’a (giden yolda) benim yardımcılarım kimdir?” şeklinde tercüme edilmiştir. Bu tercüme halisane bir niyetle yapılsa bile, bir peygamberin Allah’ın yardımını unutup, Onun kullarından yardım dilemesi o peygamber için bir hata olur. -Tıpkı Lut (a.s.)’ın kavminin saldırıları karşısında bir kaleye sığınmayı istemesi gibi.- Ancak (إِلَى) harf-i cerri (مَعَ) (beraber) anlamına da geldiği için (Muğn’il-Lebib) yukarıdaki tercüme, bu dikkate alınarak yapılmıştır ve bu tercümeye göre de Hz. İsa (a.s.) hata yapmamıştır.— M. Türk
61:14
Saf
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle