Şura 53 Ayet Mekke · الشورى
42

Şura

Danışma · Mekke
42
Danışma · Mekke
الشورى
53
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
حٰمٓ ١
Hâ mim.
Hâ, Mîm.— M. Türk
حم— IRI — H.Ansarian
42:1
2
عٓسٓقٓ۠ ٢
Ayn sin kâf.
Ayn, Sîn, Kâf.— M. Türk
عسق— IRI — H.Ansarian
42:2
3
كَذٰلِكَ يُوح۪ٓي اِلَيْكَ وَاِلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكَۙ اللّٰهُ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٣
Kezâlike yûhî ileyke ve ilellezîne min kablikellâhul azîzul hakîm(hakîmu).
O çok güçlü, hüküm (ve hikmet) sahibi olan Allah sana ve senden öncekilere işte şöylece vahyediyor.¹ 1 Bu sûrenin içerdiği manalar öyle manalardır ki; Allahu Teâlâ onun mislini hem bu Sûrenin dışında sana vahyetmiştir hem de senden evvelki Peygamberlere vahyetmiştir. Bu suretle Allahu Teâlâ bu manâları Kur’an’da ve Semavî kitapların hepsinde tekrar buyurmuştur. Çünkü bunlarda önceki ve sonraki kullarına belîğ bir tembih ve büyük bir lütuf vardır. (Zemahşeri)— M. Türk
این گونه خدای توانای شکست ناپذیر و حکیم به سوی تو و کسانی [از پیامبران] که پیش از تو بودند، وحی می کند.— IRI — H.Ansarian
42:3
4
لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظ۪يمُ ٤
Lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), ve huvel aliyyul azîm(azîmu).
Göklerde ve yerde olanların tamamı O (Allah’a) aittir. O çok yücedir ve pek büyüktür.— M. Türk
آنچه در آسمان ها و آنچه در زمین است، فقط در سیطره مالکیّت و فرمانروایی اوست، و او بلند مرتبه و بزرگ است.— IRI — H.Ansarian
42:4
5
تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْ فَوْقِهِنَّ وَالْمَلٰٓئِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِمَنْ فِي الْاَرْضِۜ اَلَٓا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ ٥
Tekâdus semâvâtu yetefattarne min fevkıhinne vel melâiketu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yestagfirûne li men fîl ard(ardı), e lâ innellâhe huvel gafûrur rahîm(rahîmu).
Göklerin, üstlerinden parçalanması neredeyse çok yaklaştı.¹ Melekler de Rablerini hamd ile tesbih ederler ve yeryüzündekiler için af dilerler. Şunu iyi bilin ki çok bağışlayıcı, gerçekten merhametli olan, ancak O (Allah)’tır. 1 Yani kıyametin kopmasına fazla bir zaman kalmadı. Âyetin bu bölümü, “Nerdeyse gökler, (Allah’ın yüceliğinden dolayı) üstlerinden çatlayacak gibi titreşiyor.” şeklinde de tercüme edilebilir. Yani Allah öyle yüksek ve öyle büyük ve azametlidir ki cismanî yükseklik ve büyüklüğün timsali olan Semâlar, o yüksek Gökler, Onun celâl ve azametinin heybeti altında üstlerinden çatlayıverecek gibi ezilip titremektedir. (مِنْ فَوْقِهِنَّ) denilmesi Allah’ın yüksekliği, Semâların yüksekliğinin üzerinde olmasındandır.— M. Türk
نزدیک است آسمان ها از فرازشان [به سبب عظمت وحی] بشکافند و فرشتگان، پروردگارشان را همواره همراه با سپاس و ستایش تسبیح می گویند، و برای کسانی که در زمین هستند، درخواست آمرزش می کنند؛ آگاه باشید! بی تردید خدا بسیار آمرزنده و مهربان است.— IRI — H.Ansarian
42:5
6
وَالَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَ اللّٰهُ حَف۪يظٌ عَلَيْهِمْۘ وَمَٓا اَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَك۪يلٍ ٦
Vellezînettehazû min dûnihî evliyâllâhu hafîzun aleyhim ve mâ ente aleyhim bi vekîl(vekîlin).
Onu bırakıp da kendilerine bir takım dostlar edinenlere gelince Allah, onları görüp durmaktadır. Sen de onların üzerine bir vekil değilsin.— M. Türk
و کسانی که غیر خدا را سرپرستان و یاران خود گرفته اند، خدا نگهبان و مراقب بر [اعمال و گفتار] آنان است و تو کارساز و وکیل بر آنان نیستی.— IRI — H.Ansarian
42:6
7
وَكَذٰلِكَ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ قُرْاٰناً عَرَبِياًّ لِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرٰى وَمَنْ حَوْلَهَا وَتُنْذِرَ يَوْمَ الْجَمْعِ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ فَر۪يقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَر۪يقٌ فِي السَّع۪يرِ ٧
Ve kezâlike evhaynâ ileyke kur’ânen arabiyyen li tunzire ummel kurâ ve men havlehâ ve tunzire yevmel cem’i lâ reybe fîh(fîhi), ferîkun fîl cenneti ve ferîkun fîs saîr(saîri).
Böylece Biz, sana şehirlerin anası (olan Mekke)¹ ve onun çevresinde bulunanları uyarman ve (insanların) bir bölümünün cennette, bir bölümünün de çılgın alevli cehennemde olacağı ve hakkında asla şüphe olmayan toplanma günüyle, onları korkutman için Arapça bir Kur’an vahyettik. 1 Ümm’ül-Kura: Bütün şehirlerin anası, merkezi demek olup, Mekke’nin diğer bir ismidir. Bu sebeple Mekke cihanın merkezidir ve tüm insanlığın kıblesidir. Yeryüzündeki ilk yerleşim yeri ve ilk mescidin yapıldığı yer de Mekke’dir ve tüm insanlık Hz. Âdem’den çoğalarak dünyaya Mekke’den yayılmıştır. Bk. (Âlu İmrân: 96) Yani Kâbe, dolayısıyla Mekke, Hz. Âdem’den itibaren baştan beri herkesin kıblesi idi. Hz. Davut (a.s.)’dan itibaren, kısa süreliğine Kudüs’teki Beyt’ül-Makdis (Mescid-i Aksa) kıble oldu. Hz. Peygamber zamanında eski haline döndü ve Kâbe-i Muazzama tekrar kıble oldu. Bugün de Mekke için “Asımet’ül Mukaddese” (Kutsal Başkent) denilmektedir. Fakat Müslümanlar, “Ortalıkta fitne kalmayıp, Allah’ın dini (yeryüzüne) egemen oluncaya kadar” savaşmakla emrolunduklarına (Bakara: 193) göre; Mekke’ye Âsımet’ül-Âlem (Cihanın Başkenti) denilse daha uygun olur. Ayrıca uyarının Mekke’nin kendisine değil, orada yaşayan halka olacağı, mecâzen anlaşılmaktadır. Bk. (En’am: 92)— M. Türk
و این گونه قرآنی [به زبان] عربی [فصیح و گویا] به تو وحی کردیم تا [مردمِ] ام القری [شهر مکه] و کسانی را که پیرامون آن هستند، بیم دهی، و آنان را از روز جمع شدن [یعنی روز قیامت] که تردیدی در آن نیست بترسانی، [روزی که] گروهی در بهشت اند و گروهی در آتش سوزان.— IRI — H.Ansarian
42:7
8
وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَجَعَلَهُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلٰكِنْ يُدْخِلُ مَنْ يَشَٓاءُ ف۪ي رَحْمَتِه۪ۜ وَالظَّالِمُونَ مَا لَهُمْ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَص۪يرٍ ٨
Ve lev şâallâhu le cealehum ummeten vâhıdeten ve lâkin yudhilu men yeşâu fî rahmetih(rahmetihî), vez zâlimûne mâ lehum min velîyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
Eğer Allah dileseydi, kesinlikle onları tek bir ümmet kılardı. Ama O, ancak dilediğini rahmetine sokar. Zâlimlere gelince; onlar için Allah’tan başka dost da yardımcı da yoktur.— M. Türk
اگر خدا می خواست آنان را [از روی جبر بر محور هدایت] امت واحدی قرار می داد، ولی [هدایت اجباری فاقد ارزش است] هر که را بخواهد [در صورتی که ستمکار به آیات خدا نباشد] در رحمت خود در آورد؛ و ستمکاران را هیچ دوست و یاوری [که از عذاب نجاتشان دهد] نیست.— IRI — H.Ansarian
42:8
9
اَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَۚ فَاللّٰهُ هُوَ الْوَلِيُّ وَهُوَ يُحْـيِ الْمَوْتٰىۘ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ۟ ٩
Emittehazû min dûnihî evliyâe, fallâhu huvel velîyyu ve huve yuhyîl mevtâ ve huve alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Yoksa onlar, Onu bırakıp da birtakım velîler¹ mi edindiler? Oysa asıl dost, Allah’tır. Ölüleri diriltecek olan da Odur. Çünkü Onun her şeye gücü yeter. 1 Burada ilâhlar denilmeyip de velîler denilmesi, özellikle gizli şirki işaret içindir. Ayrıca gösteriş yaparak Allah’a ibâdet edenler, bu ibâdetlerini ve kendileri gibi insanları şeyh, önder, kurtarıcı ve vasıta edinip ilâhlaştıranlar, onları Allah’ın dışında velî edinmiş olurlar.— M. Türk
آیا به جای او سرپرستان و معبودانی برای خود گرفته اند؟ در حالی که سرپرست و معبود واقعی خداست، و تنها اوست که مردگان را زنده می کند و فقط اوست که بر هر کاری تواناست؛— IRI — H.Ansarian
42:9
10
وَمَا اخْتَلَفْتُمْ ف۪يهِ مِنْ شَيْءٍ فَحُكْمُهُٓ اِلَى اللّٰهِۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبّ۪ي عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُۗ وَاِلَيْهِ اُن۪يبُ ٠١
Ve mahteleftum fîhi min şey’in fe hukmuhû ilallâh(ilallâhi), zâlikumullâhu rabbî aleyhi tevekkeltu ve ileyhi unîb(unîbu).
Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz her şeyin hükmü Allah’a aittir.¹ (Ey Muhammed! Onlara): “İşte benim Rabbim o-lan Allah budur. Ben (sadece) Ona tevekkül ettim ve (sadece) Ona yöneldim.”² de. 1 Siz ve kâfirlerin, gerek Dine ve gerek Dünyaya ait, hakkında ihtilaf ettiğiniz her hangi bir şeyi kesip atacak hüküm sadece Allah’a aittir. Onu başkası değil O halleder. O ahiret günü haklıyı haksızı da O, ayıracaktır. 2 İnabe: Hakk’a teslimiyetle yönelmek ve Hakk’ın âyetlerini derinden derine düşünerek O’na dönmek ve tevbe etmek, hayır nöbetine girmek demektir. Binaenaleyh hidayetin şartı, nefsin istek ve iradesinden çıkıp, Allahu Teâlâ’nın iradesine yönelmek, O’na teslim olmak ve bağlanmak demek olan cüz’î iradedir. Bk. (Ra’d: 27)— M. Türk
و آنچه را [از امور دین، عقاید و احکام] در آن اختلاف دارید، داوری اش با خداست. این است خدا پروردگار من، بر او توکل کردم و به او باز می گردم.— IRI — H.Ansarian
42:10
11
فَاطِرُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجاً وَمِنَ الْاَنْعَامِ اَزْوَاجاًۚ يَذْرَؤُ۬كُمْ ف۪يهِۜ لَيْسَ كَمِثْلِه۪ شَيْءٌۚ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ ١١
Fâtırus semâvâti vel ard(ardı), ceale lekum min enfusikum ezvâcen ve minel en’âmi ezvâcâ(ezvâcen), yezreukum fîh(fîhi), leyse ke mislihî şey’un, ve huves semîul basîr(basîru).
O gökleri ve yeri yaratan (Allah), size kendi cinsinizden eşler yarattığı gibi, hayvanlara da kendi cinslerinden eşler¹ yaratarak, hepinizi (dünyada) bu şekilde üretiyor. Onun benzeri, hiç bir şey yoktur ve gerçekten O (Allah) her şeyi işitendir, görendir.² 1 Bu âyet; bu şekilde anlaşılabildiği gibi, “sizin menfaatiniz için hayvanlardan da erkekli dişili çeşit çeşit eşler yaratmıştır.” şeklinde de anlaşılabilir. 2 Onun misli gibi bir şey olmadığı gibi, Ona benzer bile bir şey yoktur. Eğer burada “Allah’a benzer bir şey yok” denilse idi, kinâye yolu ile zatını yok sayma şâibesi bulunacağından dolayı güzel olmazdı. “Onun benzeri, hiç bir şey yoktur” demek hususunda Alûsî: “Bu ifade her yönüyle benzeşmeyi ortadan kaldırır. Buna, her hangi bir şeyin Ona eş olabilmesinin mümkün olmaması da dâhildir. Gerçi Allahu Teâlâ’nın ahlâk ve sıfatlarından ilim ve irade gibi bazıları ile insanın da sıfatlandığı varsa da; o sıfatların Allahu Teâlâ’da ki hakikati insanlardaki gibi değildir. Buna bilhassa işaret için de: “Ve O öyle işiten, öyle görendir.” Yani misli olmayan işiten ve görendir. O, insanlar gibi, yaratılan semî’ ve basîr değil, O işitme ve görmeleri yaratan ve onları mülkünde zapt ve idare eden misli olmayan, kadîm, muhît, hakıkî bir semî’ ve basîrdir. Edilen inâbeleri yapılan ilticaları işitir, bütün ihtiyaçları görür gözetir. (Elmalılı)— M. Türk
آفریننده آسمان ها و زمین است. از خودتان برایتان جفت هایی قرار داد، و از چهارپایان هم جفت هایی آفرید. شما را با این [تدبیر حکیمانه] زیاد می کند. هیچ چیزی مانند او نیست و او شنوا و بیناست.— IRI — H.Ansarian
42:11
12
لَهُ مَقَال۪يدُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُۜ اِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ٢١
Lehu mekâlîdus semâvâti vel ard(ardı), yebsutur rızka li men yeşâu ve yakdir(yakdiru), innehu bi kulli şey’in alîm(alîmun).
Göklerde ve yerde bulunan her şey, Ona itaat eder.¹ O (Allah,) rızkı dilediğine genişletip (dilediğine) de daraltır. Çünkü O, her şeyi hakkıyla bilir. 1 Arapçada, “birisine anahtarları vermek”, mecâzen; “o ne emrederse onu yapmak demektir.” Yukarıdaki tercüme bu mecâzî anlam esas alınarak yapılmıştır. Kelime anlamı olarak bu âyetin tercümesi “Göklerin ve yerin (sırlarının) anahtarları Onundur.” şeklindedir. Bk. (Zümer: 63)— M. Türk
کلیدهای آسمان ها و زمین فقط در سیطره مالکیّت اوست. رزق و روزی را برای هر کس که بخواهد وسعت می دهد و یا تنگ می گیرد. یقیناً او به همه چیز داناست.— IRI — H.Ansarian
42:12
13
شَرَعَ لَكُمْ مِنَ الدّ۪ينِ مَا وَصّٰى بِه۪ نُوحاً وَالَّـذ۪ٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ وَمَا وَصَّيْنَا بِه۪ٓ اِبْرٰه۪يمَ وَمُوسٰى وَع۪يسٰٓى اَنْ اَق۪يمُوا الدّ۪ينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا ف۪يهِۜ كَبُرَ عَلَى الْمُشْرِك۪ينَ مَا تَدْعُوهُمْ اِلَيْهِۜ اَللّٰهُ يَجْتَب۪ٓي اِلَيْهِ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ٓي اِلَيْهِ مَنْ يُن۪يبُ ٣١
Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
(Ey Muhammed!) Allah Nûh’a (din olarak) ne emrettiyse, sana gönderdiklerimizle size de aynısını emretti.¹ Ayrıca, İbrahim’e, Mûsa’ya ve İsa’ya tavsiye ettiklerimizi: “Dosdoğru din tutun² ve onda ayrılığa düşmeyin.”³ diye, size de emretti. Fakat kendilerini çağırdığın bu (din,) müşriklere ağır geldi. Allah o (dine) dilediklerini seçer ve o (dine) hakkıyla yöneleni de hak yola yöneltir. 1 Yani Hz. Âdem’den Hz. Muhammed (s.a.v)’e kadar gönderilen dinlerin ana hükümleri, amaçları ve metotları hep aynıdır. Zîrâ hepsini Allah göndermiştir ve Allah’ın hükümleri, insanların hükümleri gibi değişip durmaz. Çünkü Allah, asla yanılmaz ve neyin ne olduğunu ve olacağını eksiksiz bilir, hükümlerini ona göre gönderir. 2 Din: Kişinin kendi iradesiyle seçtiği, iyiliğine veya kötülüğüne göre, sonunda iyi veya kötü bir sonuca varacağına inanarak tuttuğu yoldur. Buna göre iradeli olarak yapılan her türlü tapınma veya kabul edilen her türlü sistem, düşünce tarzı, birer dindir. (Kapitalizm, Marksizm, Demokrasi, Budizm, Hinduizm, Sofizm v.s gibi…) Sonuçta Allah’ın gönderdiği dinler dışında, doğru din yoktur. O din de “tevhit” yani bütün Peygamberlere gönderilen, “İslâm Dini”dir. Bk. (Fatiha: 4 ve dipnotu.) 3 “Ayrılığa düşmeyin” demek; “çeşitli keyfi kurallara, ilâhlara, sizin gibi insanlar tarafından uydurulan sistemlere veya birilerinin Allah adına uydurduğu sapkın yollara uyup da asıl dini unutmayın veya din konusunda birbirinize düşerek dağılmayın.” demektir.— M. Türk
از دین آنچه را به نوح سفارش کرده بود، برای شما تشریع کرد و آنچه را به تو وحی کردیم؛ و آنچه ابراهیم و موسی و عیسی را به آن توصیه نمودیم [این است] که دین را برپا دارید و در آن فرقه فرقه و گروه گروه نشوید. بر مشرکان دینی که آنان را به آن می خوانی گران است. خدا هر کس را بخواهد به سوی [این] دین جلب می کند، و هر کس را که به سوی او بازگردد هدایت می کند،— IRI — H.Ansarian
42:13
14
وَمَا تَفَرَّقُٓوا اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْياً بَيْنَهُمْۜ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى لَقُضِيَ بَيْنَهُمْۜ وَاِنَّ الَّذ۪ينَ اُو۫رِثُوا الْكِتَابَ مِنْ بَعْدِهِمْ لَف۪ي شَكٍّ مِنْهُ مُر۪يبٍ ٤١
Ve mâ teferrekû illâ min ba’di mâ câehumul ilmu bagyen beynehum, ve lev lâ kelimetun sebekat min rabbike ilâ ecelin musemmen le kudıye beynehum, ve innellezîne ûrisûl kitâbe min ba’dihim le fî şekkin minhu murîb(murîbin).
O (kâfirler) kendilerine ilim geldikten sonra,¹ sadece aralarındaki çekemezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinin, onların belirli bir süreye kadar yaşatılacaklarına dâir (önceden) verilmiş bir sözü olmasaydı onlar derhâl helâk edilirlerdi. Onlardan sonra kitaba vâris kılınanlar² da (şimdi) bu (Kur’an)’dan çok ciddî bir şüphe içerisindeler. 1 Demek ki ilim, insanların ıslahı için yeterli olamamaktadır. Buradan kâfirlerin dinsiz ilim sevdalarının altında yatan şeyin, ne olduğu da anlaşılmaktadır. 2 Yani; Efendimizin, kıyamete kadar sürecek olan Peygamberliği dönemindeki Hıristiyan ve Yahûdîler...— M. Türk
و [جامعه های دینی در طول تاریخ] فرقه فرقه و گروه گروه نشدند، مگر پس از آنکه [نسبت به حقّانیّت دین به وسیله کتاب های آسمانی] دانش و آگاهی به سویشان آمد، [این پراکندگی و تفرقه به سبب] حسد و دشمنی میان خودشان بود، و اگر از سوی پروردگارت فرمانی [بر مهلت یافتنشان] تا زمان معین پیشی نگرفته بود، بی تردید میانشان [به نابودی و هلاکت] حکم شده بود. و یقیناً کسانی که پس از آنان کتاب آسمانی [قرآن] را به میراث یافتند، نسبت به آن در تردیدی سخت هستند.— IRI — H.Ansarian
42:14
15
فَلِذٰلِكَ فَادْعُۚ وَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَۚ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَهُمْۚ وَقُلْ اٰمَنْتُ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنْ كِتَابٍۚ وَاُمِرْتُ لِاَعْدِلَ بَيْنَكُمْۜ اَللّٰهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْۜ لَـنَٓا اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْۜ لَا حُجَّةَ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْۜ اَللّٰهُ يَجْمَعُ بَيْنَنَاۚ وَاِلَيْهِ الْمَص۪يرُۜ ٥١
Fe li zâlike fed’u vestekım kemâ umirt(umirte), ve lâ tettebi’ ehvâehum, ve kul âmentu bi mâ enzelallâhu min kitâb(kitâbin), ve umirtu li a’dile beynekum, allâhu rabbunâ ve rabbukum, lenâ a’mâlunâ ve lekum a’mâlukum, lâ huccete beynenâ ve beynekum, allâhu yecmeubeynenâ, ve ileyhil masîr(masîru).
İşte bunun için sen (herkesi Hakk’a) davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru olarak,¹ onların arzularına uyma. Ve onlara: “Ben Allah’ın indirdiği bütün Kitaplara inandım ve aranızda (Allah’ın emrettiği şekilde) adaleti gerçekleştirmekle emrolundum.² Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de sizedir. Aramızda tartışmaya değer bir konu da yoktur.³ Allah hepimizi (sonunda) bir araya toplayacaktır, dönüş de zâten Onadır.” de. 1 Bk. (Hûd: 112 ve Elmalılı: Sh. 2829) 2 Demek ki dini doğrultmanın ilk işi, zulüm hükümlerini kaldırıp, yerine Allah’ın adaletli kurallarını koymaktır. 3 “Dinler arası diyalog” adı altında başkalarıyla bizim dinimizin kuralları hakkında, aramızda tartışmaya veya anlaşmaya değer bir diyaloğun asla olamayacağı, bu âyetten açıkça anlaşılmaktadır.— M. Türk
پس آنان را [به سوی همان آیینی که به تو وحی شده] دعوت کن، و همان گونه که مأموری [بر این دعوت] استقامت کن، و از هواهای نفسانی آنان پیروی مکن و بگو: به هر کتابی که خدا نازل کرده، ایمان آوردم، و مأمورم که در میان شما به عدالت رفتار کنم؛ خدا پروردگار ما و شماست؛ اعمال ما برای خود ما و اعمال شما برای خود شماست؛ دیگر میان ما و شما [پس از روشن شدن حقایق] هیچ حجت و برهانی نیست؛ خدا ما و شما را [در عرصه قیامت] جمع می کند، و بازگشت [همه] به سوی اوست.— IRI — H.Ansarian
42:15
16
وَالَّذ۪ينَ يُحَٓاجُّونَ فِي اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ مَا اسْتُج۪يبَ لَهُ حُجَّتُهُمْ دَاحِضَةٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌ ٦١
Vellezîne yuhâccûne fîllâhi min ba’di mestucîbe lehu huccetuhum dâhıdatun inde rabbihim ve aleyhim gadabun ve lehum azâbun şedîd(şedîdun).
Kabul edilmesi istenen (yeni din geldik)ten sonra, Allah hakkında tartışanların delilleri, Rableri katında artık geçersizdir. Onların üzerinde bir gazap ve onlara çok şiddetli bir de azap vardır.— M. Türk
کسانی که درباره خدا پس از آنکه دعوتش [از سوی مردم منصف با تکیه بر عقل و فطرت] اجابت شده مجادله و ستیزه می کنند، دلیلشان [بر ضد حقایق] نزد پروردگارشان باطل است و از سوی خدا خشمی بر آنان است و برای آنان عذابی سخت خواهد بود.— IRI — H.Ansarian
42:16
17
اَللّٰهُ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ وَالْم۪يزَانَۜ وَمَا يُدْر۪يكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ قَر۪يبٌ ٧١
Allahullezî enzelel kitâbe bil hakkı vel mîzân(mîzâne) ve mâ yudrîke lealles sâate karîb(karîbun).
Şüphesiz gerçekleri açıklamak için Kitabı ve dosdoğru kanunları indiren¹ Allah’tır. (Doğrusu) kıyametin kopma zamanı pek yakın bile olsa bu, sana bildirilmemiştir.² 1 “Mizan” kelimesi, sadece “terazi” olarak tercüme edildiği zaman, tam anlaşılmayacağı, ayrıca mecazen ölçü, kanun, kural anlamlarına da geldiği için yukarıdaki tercüme daha uygun görülmüştür. 2 Bu âyetin son bölümü, “(doğrusu) bu, sana bildirilmemiştir. Belki de kıyametin kopma zamanı pek yakındır.” diye de tercüme edilebilir. Bk. (Ahzab: 63)— M. Türk
خداست که به حقّ و راستی کتاب و میزان [سنجش حق از باطل] را نازل کرد. و تو چه می دانی، شاید قیامت نزدیک باشد.— IRI — H.Ansarian
42:17
18
يَسْتَعْجِلُ بِهَا الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِهَاۚ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مُشْفِقُونَ مِنْهَاۙ وَيَعْلَمُونَ اَنَّهَا الْحَقُّۜ اَلَٓا اِنَّ الَّذ۪ينَ يُمَارُونَ فِي السَّاعَةِ لَف۪ي ضَلَالٍ بَع۪يدٍ ٨١
Yesta’cilu bihellezîne lâ yû’minûne bihâ, vellezîne âmenû muşfikûne minhâ ve ya’lemûne ennehel hakk(hakku), e lâ innellezîne yumârûne fîs sâati le fî dalâlin baîd(baîdin).
O (kıyamet gününe) inanmayanlar, onun çabucak kopmasını isterler.¹ İnananlar ise gerçek olduğunu bildikleri için, ondan içleri titreyerek sakınırlar. Şunu iyi bilin ki kıyamet günü hakkında tartışanlar (haktan çok) uzak bir sapkınlık içerisindedirler. 1 Kâfirlerin kıyametin çabucak kopmasını istemeleri; olacağına inanmadıkları için alay amacıyladır.— M. Türk
کسانی که به آن ایمان ندارند [از روی ریشخند] به آمدنش شتاب دارند، و کسانی که ایمان دارند از آن بیمناکند و می دانند بی تردید قیامت حق است. آگاه باشید! یقیناً کسانی که درباره قیامت همواره تردید می کنند، در گمراهی دور و درازی هستند.— IRI — H.Ansarian
42:18
19
اَللّٰهُ لَط۪يفٌ بِعِبَادِه۪ يَرْزُقُ مَنْ يَشَٓاءُۚ وَهُوَ الْقَوِيُّ الْعَز۪يزُ۟ ٩١
Allâhu latîfun bi ibâdihî yerzuku men yeşâu, ve huvel kavîyyul azîz(azîzu).
Allah kullarına karşı onları dilediği gibi rızıklandırarak, lütuf sahibi olandır. Doğrusu O, çok güçlü, pek şereflidir.— M. Türk
خدا نسبت به بندگانش بسیار مهربان و نیکوکار است، هر که را بخواهد روزی می بخشد و او نیرومند و توانای شکست ناپذیر است.— IRI — H.Ansarian
42:19
20
مَنْ كَانَ يُر۪يدُ حَرْثَ الْاٰخِرَةِ نَزِدْ لَهُ ف۪ي حَرْثِه۪ۚ وَمَنْ كَانَ يُر۪يدُ حَرْثَ الدُّنْيَا نُؤْتِه۪ مِنْهَا وَمَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ نَص۪يبٍ ٠٢
Men kâne yurîdu harsel âhireti nezid lehu fî harsih(harsihî), ve men kâne yurîdu harsed dunyâ nû’tihî minhâ ve mâ lehu fîl âhireti min nasîb(nasîbin).
Kim âhiret kazancını¹ isterse Biz, onun kazancını arttırırız. Kim de dünya kazancını isterse ona da ondan bir şeyler veririz. Fakat onun âhirette (ayrıca) bir kazancı olmaz.² 1 Hars: kelimesi, aslında yeri sürüp tohum atmak, ekilen tarla ve onda yetişen ekin demektir. İstiare yoluyla, ileride kazanmak için yapılan çalışmalar ve bu çalışmaların sonunda elde edilen kazanç ve sonuçları için de kullanılır. Yukarıdaki tercüme bu anlamıyla yapılmıştır. 2 Zîrâ Allah olmanın şânı, kullarının istediklerini, çalıştıklarından aşağı olmamak üzere vermektir. Bu âyet bize, dîn işi ucunda hasılat elde etmek maksadıyla yapılan bir ekim işidir. Bu da niyet olunan maksatla uygundur. Bu sebeple “hars” iki kısımdır: Birisi; ahiret gayesi, ahiret sevabı, diğeri de; Dünya menfaati için yapılanıdır. Her kim dîn namına yaptığı ameli sırf ahiret sevabına niyet ederek yaparsa, Biz onun hasılatını artırırız, yani ahirette kat kat fazlasıyla vereceğimiz gibi Dünyasından da verir, o lütuf ve rızkı o suretle artırırız. Her kim de Dünya harsını murat ederse, yani ölmezden evvel Dünyada ulaşacağı bir gaye için çalışırsa ona da yaptıklarının karşılığı bu dünyada fazlasıyla verilir. Ama istediği kadar değil, amelinin değerinden aşağı olmamak üzere, Allah’ın dilediği kadar verilir. Fakat ona ahirette hiçbir nasip yoktur. Bunu, “onların hepsinin bütün arzuları yerine getirilir” şeklinde anlamamalıdır. Ayrıca bu âyet İsrâ: 15 ile nesh edilmiştir diyenler varsa da haber içeren âyetlerde nesh olmayacağı için burada nesh düşünmek mümkün değildir. Aslında bu konudaki bu üç âyetin anlam yönüyle birbirlerinden çok farkları da yoktur. Bk. (Hûd: 15, İsrâ: 18)— M. Türk
کسی که زراعت آخرت را بخواهد، بر زراعتش می افزاییم و کسی که زراعت دنیا را بخواهد، اندکی از آن را به او می دهیم، ولی او را در آخرت هیچ بهره و نصیبی نیست.— IRI — H.Ansarian
42:20
21
اَمْ لَهُمْ شُرَكٰٓؤُ۬ا شَرَعُوا لَهُمْ مِنَ الدّ۪ينِ مَا لَمْ يَأْذَنْ بِهِ اللّٰهُۜ وَلَوْلَا كَلِمَةُ الْفَصْلِ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْۜ وَاِنَّ الظَّالِم۪ينَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ١٢
Em lehum şurekâu şeraû lehum mined dîni mâ lem ye’zen bihillâh(bihillâhu), ve lev lâ kelimetul faslı le kudiye beynehum, ve innez zâlimîne lehum azâbun elîm(elîmun).
Yoksa onların Allah’ın izin vermediği şeyleri kendilerine din yapan bir takım ortakları mı var?¹ Eğer (onlarla Allah’a ortak koştuklarının) aralarının açılacağı (kıyamet günü için önceden verilmiş bir) söz olmasaydı, onların hesabı (dünyada) görülürdü. Gerçekten zâlimler için acıklı bir azap vardır. 1 Yani, onların önünde müşriklik, İslâm dışı sistemlere uymak, âhireti inkâr, zulüm, aslı astarı olmayan ibâdet ve inançlar, kutsal kişiler, günler, mekânlar icat etmek gibi Allah’ın ve Peygamberinin meşru kılmadığı bir takım şeyleri emreden ve diledikleri gibi din yapan birileri mi var?— M. Türk
آیا مشرکان و کافران معبودانی دارند که بی اذن خدا آیینی را برای آنان پایه گذاری کرده اند؟ [در صورتی که پایه گذاری آیین، حق ویژه خداست و کسی را نرسد که از نزد خود آیینی بسازد] اگر فرمان قاطعانه خدا بر مهلت یافتنشان نبود، مسلماً میانشان [به نابودی و هلاکت] حکم می شد؛ و بی تردید برای ستمکاران عذابی دردناک خواهد بود.— IRI — H.Ansarian
42:21
22
تَرَى الظَّالِم۪ينَ مُشْفِق۪ينَ مِمَّا كَسَبُوا وَهُوَ وَاقِـعٌ بِهِمْۜ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ف۪ي رَوْضَاتِ الْجَنَّاتِۚ لَهُمْ مَا يَشَٓاؤُ۫نَ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَب۪يرُ ٢٢
Terez zâlimîne muşfikîne mimmâ kesebû ve huve vâkıun bihim, vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fî ravdâtil cennât(cennâti), lehum mâ yeşâûne inde rabbihim zâlike huvel fadlul kebîr(kebîru).
(O gün) sen, zâlimlerin (dünyada) yaptıklarının cezâsı tepelerine inerken, korkudan tir tir titrediklerini göreceksin. O gün (Allah’ın istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayanlar ise cennet bahçelerindedirler. Onlara Rableri katında diledikleri her şey vardır. İşte en büyük üstünlük, budur.¹ 1 Yani onlar, hem Cennet bahçelerinde olacaklar hem de Rablerinin huzurunda bulunacaklar. Bir de orada onlar ne dilerlerse onu, önlerinde hazır bulacaklar.— M. Türk
ستمکاران را [در قیامت] می بینی که از اعمالی که انجام داده اند، بسیار بیمناکند وهمان را که مرتکب شده اند، بر آنان فرود می آید و کسانی که ایمان آورده و کارهای شایسته انجام داده اند، در باغ های سرسبز بهشت اند، برای آنان هر چه را که بخواهند نزد پروردگارشان فراهم است؛ این همان فضل بزرگ است.— IRI — H.Ansarian
42:22
23
ذٰلِكَ الَّذ۪ي يُبَشِّرُ اللّٰهُ عِبَادَهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۜ قُلْ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْراً اِلَّا الْمَوَدَّةَ فِي الْقُرْبٰىۜ وَمَنْ يَقْتَرِفْ حَسَنَةً نَزِدْ لَهُ ف۪يهَا حُسْناًۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ شَكُورٌ ٣٢
Zâlikellezî yubeşşirullâhu ibâdehullezîne âmenû ve amilûs sâlihât(sâlihâti), kul lâ es’elukum aleyhi ecren illel meveddete fîl kurbâ ve men yakterif haseneten nezid lehu fîhâ husnâ(husnen), innellâhe gafûrun şekûr(şekûrun).
İşte Allah’ın, (kendisinin istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayan kullarına müjdelediği nîmet budur. (Ey Muhammed!): “Ben buna karşılık sizden akrabalık sevgisinden¹ başka bir karşılık beklemiyorum” de. Kim bir iyilik işlerse Biz, onun güzelliğini arttırırız. Şüphesiz Allah hem çok bağışlayandır hem de şükrün karşılığını hemen verendir. 1 Bu ifâdeyi üç şekilde anlamak mümkündür: a- Aramızdaki akrabalık hukukuna riâyet edin de söylediklerimi dinleyin, düşmanlık etmeyin. b- Benim akrabalarımı sevin. (Bazıları bunu, “Ali ve Fatıma evlâdını sevin” şeklinde de anlamışlardır.) c- Güzel amellerle Allaha yaklaşmayı sevin. Buradaki (الْقُرْبٰى) nesep yakınlığı değil, kurbet, yani Allah’a yakınlık manasınadır. Ve bu mana hem daha geneldir hem de bu anlam âyetin üstüne ve altına göre daha uygundur.— M. Türk
این است چیزی که خدا آن را به بندگانش که ایمان آورده و کارهای شایسته انجام داده اند، مژده می دهد. بگو: از شما [در برابر ابلاغ رسالتم] هیچ پاداشی جز مودّت نزدیکان را [که بنابر روایات بسیار اهل بیت ـ علیهم السلام ـ هستند] را نمی خواهم. و هر کس کار نیکی کند، بر نیکی اش می افزاییم؛ یقیناً خدا بسیار آمرزنده و عطاکننده پاداش فراوان در برابر عمل اندک است.— IRI — H.Ansarian
42:23
24
اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباًۚ فَاِنْ يَشَأِ اللّٰهُ يَخْتِمْ عَلٰى قَلْبِكَۜ وَيَمْحُ اللّٰهُ الْبَاطِلَ وَيُحِقُّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِه۪ۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٤٢
Em yekûlûnefterâ alâllâhi kezibâ(keziben), fe in yeşeillâhu yahtim alâ kalbik(kalbike), ve yemhullâhul bâtıla ve yuhıkkul hakka bi kelimâtih(kelimâtihî), innehu alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
Yoksa onlar (senin için): “yalanlarını Allah’a yakıştırıyor” mu diyorlar? Eğer Allah dilerse senin kalbini de mühürler. Ama Allah, bâtılı yok edip mutlak doğruyu, sözleriyle gerçekleştirir. Çünkü O gönüllerin içerisinde ne varsa, onu hakkıyla bilir.— M. Türk
بلکه [منافقان سبک مغز] می گویند: [در نزول آیه مودت] بر خدا دروغ بسته است! پس اگر خدا بخواهد، بر دل تو مهر می نهد [تا از دروغ بستن باز ایستی، ولی تو از دروغ بستن بر خدا منزهی، این تهمت بزرگ است که این بیماردلان بر تو می بندند]. و خدا باطل را محو می کند و حق را با کلمات استوارش [و سخنان منطقی و مستدلش] پابرجا می سازد؛ یقیناً او به نیّات و اسرار سینه ها داناست.— IRI — H.Ansarian
42:24
25
وَهُوَ الَّذ۪ي يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِه۪ وَيَعْفُوا عَنِ السَّيِّـَٔاتِ وَيَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَۙ ٥٢
Ve huvellezî yakbelut tevbete an ibâdihî ve ya’fû anis seyyiâti ve ya’lemu mâ tef’alûn(tef’alûne).
O (Allah,) kullarının tevbelerini kabul eden, günâhlarını affeden ve yaptığınız her şeyi bilendir.— M. Türk
و اوست که توبه را از بندگانش می پذیرد و از گناهان درمی گذرد و آنچه را انجام می دهید، می داند.— IRI — H.Ansarian
42:25
26
وَيَسْتَج۪يبُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَيَز۪يدُهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ وَالْكَافِرُونَ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌ ٦٢
Ve yestecîbullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve yezîduhum min fadlih(fadlihî), vel kâfirûne lehum azâbun şedîd(şedîdun).
O, (kendisinin istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayanların duâlarını kabul eden ve onlara lütfundan daha da fazlasını verendir. Kâfirler için çok şiddetli bir azap vardır.— M. Türk
و درخواست کسانی را که ایمان آورده و کارهای شایسته انجام داده اند، اجابت می کند و از فضل و احسانش بر آنان می افزاید؛ و برای کافران عذابی سخت خواهد بود.— IRI — H.Ansarian
42:26
27
وَلَوْ بَسَطَ اللّٰهُ الرِّزْقَ لِعِبَادِه۪ لَبَغَوْا فِي الْاَرْضِ وَلٰكِنْ يُنَزِّلُ بِقَدَرٍ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّهُ بِعِبَادِه۪ خَب۪يرٌ بَص۪يرٌ ٧٢
Ve lev besetallâhur rızka li ibâdihî le begav fîl ardı ve lâkin yunezzilu bi kaderin mâ yeşâu, innehu bi ibâdihî habîrun basîr(basîrun).
Eğer Allah kullarına sınırsız rızık verseydi onlar, yeryüzünde mutlaka azarlardı. Fakat O (rızkı) dilediğine belirli bir ölçüye göre indiriyor. Çünkü O kullarından kesinlikle haberdardır, onları hakkıyla görendir.— M. Türk
و اگر خدا روزی را بر بندگانش وسعت دهد، در زمین سرکشی و ستم کنند، ولی آنچه را بخواهد به اندازه نازل می کند؛ یقیناً او به بندگانش آگاه و بیناست.— IRI — H.Ansarian
42:27
28
وَهُوَ الَّذ۪ي يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِنْ بَعْدِ مَا قَنَطُوا وَيَنْشُرُ رَحْمَتَهُۜ وَهُوَ الْوَلِيُّ الْحَم۪يدُ ٨٢
Ve huvellezî yunezzilul gayse min ba’di mâ kanetû ve yenşuru rahmeteh(rahmetehu), ve huvel velîyyul hamîd(hamîdu).
İnsanlar, tam ümitlerini kestikten sonra yağmuru indiren ve rahmetini her tarafa yayan Odur. Övülmeye layık olan gerçek dost da Odur.— M. Türk
و اوست که باران را پس از اینکه [مردم از آمدنش] نومید شدند، نازل می کند و رحمتش را می گستراند، و او سرپرست و یار [واقعی] و ستوده است.— IRI — H.Ansarian
42:28
29
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَثَّ ف۪يهِمَا مِنْ دَٓابَّةٍۜ وَهُوَ عَلٰى جَمْعِهِمْ اِذَا يَشَٓاءُ قَد۪يرٌ۟ ٩٢
Ve min âyâtihî halkus semâvâti vel ardı ve mâ besse fîhimâ min dâbbeh(dâbbetin), ve huve alâ cem’ihim izâ yeşâu kadîr(kadîrun).
Göklerin, yerin ve onlarda ürettiği her canlının yaratılışı¹ da Onun mûcizelerindendir. O istediği zaman onları toplama gücüne de sahiptir. 1 Bu âyetten; göklerde de canlı varlıkların olduğu anlaşılmaktadır. Bazı müfessirler, göklerdeki canlıların, “havada uçuşan kuşlar” olduğunu anlamışlarsa da birinci anlam, âyetin zahirine daha uygundur.— M. Türk
و از نشانه های [ربوبیت و قدرت] او آفرینش آسمان ها و زمین است و [نیز] آنچه از جنبنده میان آن دو پراکنده است، و او هرگاه بخواهد بر جمع کردنشان تواناست.— IRI — H.Ansarian
42:29
30
وَمَٓا اَصَابَكُمْ مِنْ مُص۪يبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ اَيْد۪يكُمْ وَيَعْفُوا عَنْ كَث۪يرٍۜ ٠٣
Ve mâ esâbekum min musîbetin fe bi mâ kesebet eydîkum ve ya’fû an kesîr(kesîrin).
(Ey îman edenler!) Sizin başınıza ge-len her musîbet kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de birçoğunu bağışlıyor.¹ 1 Bu âyetteki hitâbın, kâfirler hakkında olduğu görüşleri varsa da âyetin son bölümündeki, “O, yine de birçoğunu bağışlıyor” ifâdesi, hitâbın îman edenler hakkında olmasının daha uygun olduğuna bir işaret olabilir. Yukarıdaki tercüme, bu kanaate dayanılarak yapılmıştır. Zîrâ Müslümanların hataları karşılığında dünyada başlarına gelen musîbetler, günâhlarına kefaret olup, bunlardan dolayı âhirette tekrar cezâ görmeyeceklerdir.— M. Türk
و هر آسیبی به شما رسد به سبب اعمالی است که مرتکب شده اید، و از بسیاری [از همان اعمال هم] درمی گذرد.— IRI — H.Ansarian
42:30
Yükleniyor...
Şura
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle