Mücadele 22 Ayet Medine · المجادلة
58

Mücadele

Mücadeleci Kadın · Medine
58
Mücadeleci Kadın · Medine
المجادلة
22
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
قَدْ سَمِعَ اللّٰهُ قَوْلَ الَّت۪ي تُجَادِلُكَ ف۪ي زَوْجِهَا وَتَشْتَك۪ٓي اِلَى اللّٰهِۗ وَاللّٰهُ يَسْمَعُ تَحَاوُرَكُمَاۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ بَص۪يرٌ ١
Kad semiallâhu kavlelletî tucâdiluke fî zevcihâ ve teştekî ilallâhi vallâhu yesmeu tehâvurekumâ, innellâhe semî’un basîr(basîrun).
Gerçekten Allah eşi konusunda sana başvuran ve Allah’a şikâyette bulunan kadının¹ sözünü işitmiştir.² (Ey Muhammed!) Allah senin onunla aranızda geçen konuşmaları da işitiyor. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, mükemmel görendir. 1 Bu kadın; Ensardan Evs b. Samit’in eşi Havle binti Sa’lebe’dir. Olay özetle şöyle olmuştur: Evs b. Samit bir gün eşine öfkelenip, ”sen bana, anamın sırtı gibisin” der. (Cahiliyye geleneğinde bir adam karısına bu sözü söylediği zaman o kadın, ona haram olurdu.) Sonra da söylediğine pişman olup, eşini çağırır. Kadın; “canım elinde olan Rabbime yemin ederim ki sen o sözü söyledikten sonra Allah ve Rasûlü hükmünü verinceye kadar sen benim yanıma gelemezsin!” der ve hemen Efendimizin huzuruna varıp, “Ey Allah’ın Rasûlü! Evs beni anası gibi kıldı, kimsesiz bıraktı, benim durumum ne olacak.” diye sorar. Peygamberimiz: “O sana haramdır” der. Kadın, “ama o beni boşamadı” deyince, Peygamberimiz tekrar: “O sana haramdır” der. (Sebeb-i nüzulüne dair bu rivayetlerden, anlaşılıyor ki örf ve âdet nesh edilmedikçe geçerli olur. Zıhar hakkında henüz bir hüküm nâzil olmamış bulunduğu için Rasulullah örf ve teamül gereğince kadına haram olmuşsun buyurmuştur.) Kadın bunun üzerine: “Allah’ım yalnızlığımın şiddetinden ve bana zor gelecek olan ayrılmamın acısından, Sana sığınırım, küçük çocuklarım var...” diye ağlamaya başlar. Bu sûrenin ilk âyetleri, bu olay üzerine indirilmiştir. Hz. Ömer, bu kadın yanına geldiği zaman ona ikram eder ve “Allah onu dinledi” derdi. Havle binti Sa’lebe: “Ayet nâzil olduktan sonra Rasûlullah (s.a.v); “Kocan seninle temas etmeden evvel bir köle azad etsin” dedi. Ben de; “Kölesi yok” dedim. Rasûlullah; “Öyleyse iki ay oruç tutsun” dedi. “Yâ Rasûlallah, o yaşlıdır, o kadar oruç tutamaz” dedim. Rasûlullah (s.a.v): “Öyleyse 60 miskini doyursun” buyurdu. “Onun sadaka verecek birşeyi de yoktur” dedim. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): Ben ona altmış sa’ hurma vereyim“ buyurdu. “Bir altmış sa’ da ben veririm” dedim. Rasûlullah (s.a.v): “İyi yaparsın. Sen onun yerine altmış yoksulu doyur ve amcaoğlunun yanına git” buyurdu. (Buhari, Ebu Dâvut, Vâhidî) 2 Bazı gerekçesini ya kendisi uyduran veya mutezile hurdalığından aşıran kişilerin (سَمِعَ) fiiline verdiği, “başvurusunu kabul etmiştir” anlamı, gülünç olduğu kadar Allah’a karşı edebe de mugayirdir.— M. Türk
58:1
2
اَلَّذ۪ينَ يُظَاهِرُونَ مِنْكُمْ مِنْ نِسَٓائِهِمْ مَا هُنَّ اُمَّهَاتِهِمْۜ اِنْ اُمَّهَاتُهُمْ اِلَّا الّٰٓئ۪ وَلَدْنَهُمْۜ وَاِنَّهُمْ لَيَقُولُونَ مُنْكَراً مِنَ الْقَوْلِ وَزُوراًۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ ٢
Ellezîne yuzâhirûne minkum min nisâihim mâ hunne ummehâtihim, in ummehâtuhum illellâî velednehum, ve innehum le yekûlûne munkeren minel kavli ve zûrâ(zûren), ve innellâhe le afuvvun gafûr(gafûrun).
Sizden kadınlarına “zıhar”da¹ bulunanlar şunu iyi bilsinler ki o kadınlar, kendilerinin anneleri değildir. Onların anneleri, ancak kendilerini doğuran kadınlardır. Şüphesiz onlar (böyle yaparken) çok çirkin bir söz ve yalan söylüyorlar. Şüphesiz Allah affedicidir ve çok bağışlayıcıdır. 1 Zıhar: Bir erkeğin eşine, “senin sırtın bana anamın sırtı gibi olsun veya sen bana anamın sırtı gibisin” diyerek onu kendisine haram kılması uygulamasıdır. Bu mecâzen; “anam bana nasıl haram ise sen de bana öyle haramsın” demektir. Araplar böyle denilen bir kadını ana gibi kabul ederler, hemen ayrılırlar ve bir daha onunla tekrar evlenmezlerdi. Ancak tam anlamıyla boşanmış da sayılamayacağı için kadın, başka bir yol seçemezdi. Zıhar olayı, ilgili âyetler nâzil oluncaya kadar, cahiliyye döneminde yaşandığı şekliyle devam etti. Ahzab: 4. ayette onlara ana gibi demekle, hakikaten ana olmayacakları ve bu âdetin yanlışlığı, anlatılmaktadır. Bu şekilde bir ifâde kullanan erkeklerin eşine yaklaşmadan önce, keffaret olarak ya bir köle azat etmeleri ya da peş peşe iki ay oruç tutmaları gerekir. Eğer buna da güçleri yetmezse, altmış fakiri doyururlar. Eğer eşler kefaret verilmeden önce beraber olurlarsa, aralarındaki nikâh devam ettiği için bu bir zina olmazsa da haram olur. Zıhar yapmak caiz değildir. Üstelik yalan ve iftiradır. Zıhar yapan kimse büyük günah işlemiş olur. Eğer kişi eşine lisanıyla zıhar veya talak yaptığını söylerse, zıhar veya talak yapmış olur. Niyeti isterse zıhar veya talak yapmak olmasın. Önemli olan niyet değil, zikredilen sözlerdir. Ayrıca, kadın kocasına zıhar yapamaz. Ve ulemanın çoğunluğu, Kur’ân-ı Kerîm ve hadislerin doğrultusunda, zıharın anneye benzetme ile yapılabileceği görüşünde birleşmişlerdir. Yani kişi zevcesine “Sen bana kardeşimin vs. sırtı gibisin” dese bu zıhar olmaz. Zıhar yapan kimse, keffaretini vermeden önce eşiyle ilişkide bulunursa Allah’a isyan etmiş ve günah işlemiş olur. Tevbe ederek, keffaretini verinceye kadar eşiyle yeniden temasta bulunamaz. Bk. (Ahzab: 4)— M. Türk
58:2
3
وَالَّذ۪ينَ يُظَاهِرُونَ مِنْ نِسَٓائِهِمْ ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا فَـتَحْر۪يرُ رَقَـبَةٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَتَمَٓاسَّاۜ ذٰلِكُمْ تُوعَظُونَ بِه۪ۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ ٣
Vellezîne yuzâhirûne min nisâihim summe yeûdûne li mâ kâlû fe tahrîru rekabetin min kabli en yetemâssâ, zâlikum tûazûne bih(bihî), vallâhu bi mâ ta’melûne habîr(habîrun).
Kadınlarına “zıhar”da bulunup da sonra söylediklerinden dönenlerin, -eşler birbirlerine temas etmeden önce-¹ bir köle azat etmeleri gerekir. (Ey İnananlar!) Bu konuda size emredilen, budur. Allah yaptıklarınızdan (tümüyle) haberdardır. 1 Yani zıhar, eşlerin birbirlerine el sürmesine mâni bir günâh olduğu için erkeğin keffaret olan köle azadını, eşiyle beraber olmadan önce yapması vaciptir. Ondan önce beraber olurlarsa, aralarındaki nikâh devam ettiği için bu bir zina olmazsa da haram olur.— M. Türk
58:3
4
فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَتَمَٓاسَّاۚ فَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَاِطْعَامُ سِتّ۪ينَ مِسْك۪يناًۜ ذٰلِكَ لِتُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ۜ وَتِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِۜ وَلِلْكَافِر۪ينَ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٤
Fe men lem yecid fe siyâmu şehreyni mutetâbiayni min kabli en yetemâssâ, fe men lem yestetı’ fe ıt’amu sittîne miskînâ(miskînen), zâlike li tû’minû billâhi ve resûlih(resûlihî), ve tilke hudûdullâh(hudûdullâhi), ve lil kâfirîne azâbun elîm(elîmun).
Ancak (buna imkân) bulamayanlar, -eşler birbirlerine temas etmeden önce- peş peşe iki ay oruç tutar. Buna da gücü yetmeyen, altmış fakiri doyurur. Bu (kolaylıklar) sizin Allah’a ve Rasûlüne inanmanızdan dolayıdır. İşte bütün bu (hükümler) Allah’ın koyduğu kurallardır. (Bunlara uymayan) kâfirlere de acı bir azap vardır.— M. Türk
58:4
5
اِنَّ الَّذ۪ينَ يُحَٓادُّونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ كُبِتُوا كَمَا كُبِتَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَقَدْ اَنْزَلْـنَٓا اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍۜ وَلِلْكَافِر۪ينَ عَذَابٌ مُه۪ينٌۚ ٥
İnnelleziyne yuhâdûnellâhe ve resûlehu kubitû kemâ kubitellezîne min kablihim ve kad enzelnâ âyâtin beyyinât(beyyinâtin), ve lil kâfirîne azâbun muhîn(muhînun).
Şunu iyi bilin ki Biz apaçık kurallar indirdiğimiz halde, Allah ve Rasûl’ü ile rekabete kalkışanlar,¹ kendilerinden öncekilerin rezil edildikleri gibi rezil edileceklerdir. (İşte bu) kâfirler için (âhirette,) alçaltıcı bir azap vardır. 1 Yani, Allah’a ve Rasûlüne karşı, Onların koydukları sınırları tanımayıp kendileri sınır koymağa kalkışarak başkaldıranlar, onların koyduğu hükümlerin dışında hükümler koyanlar veya bu hükümlere uyanlar.— M. Türk
58:5
6
يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ اللّٰهُ جَم۪يعاً فَيُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُواۜ اَحْصٰيهُ اللّٰهُ وَنَسُوهُۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ۟ ٦
Yevme yeb’asu humullâhu cemîan fe yunebbiuhum bi mâ amilû, ahsâhullâhu ve nesûh(nesûhu), vallâhu alâ kulli şey’in şehîd(şehîdun).
Allah onların hepsini tekrar dirilteceği gün kendilerine ne yaptıklarını haber verecektir! Zîrâ Allah onlar unutmuş olsalar bile, onların (yaptıklarını) tek tek saymıştır. Doğrusu Allah, her şeyi görüp durmaktadır.— M. Türk
58:6
7
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ مَا يَكُونُ مِنْ نَجْوٰى ثَلٰثَةٍ اِلَّا هُوَ رَابِعُهُمْ وَلَا خَمْسَةٍ اِلَّا هُوَ سَادِسُهُمْ وَلَٓا اَدْنٰى مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْثَرَ اِلَّا هُوَ مَعَهُمْ اَيْنَ مَا كَانُواۚ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُوا يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ٧
E lem tere ennellâhe ya’lemu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), mâ yekûnu min necvâ selâsetin illâ huve râbiuhum ve lâ hamsetin illâ huve sâdisuhum ve lâ ednâ min zâlike ve lâ eksere illâ huve me’ahum eyne mâ kânû, summe yunebbiuhum bi mâ amilû yevmel kıyâmeh(kıyâmeti), innellâhe bi kulli şey’in alîm(alîmun).
Allah’ın göklerde ve yerde olan her şeyi eksiksiz bildiğini hiç bilmiyor musun? Zîrâ aralarında fısıldaşan¹ üç kişinin dördüncüsü, mutlaka Odur. Onlar beş kişi (olsalar) mutlaka altıncısı Odur. Bundan az da çok da olsalar, hattâ nerede olurlarsa olsunlar O, mutlaka onlarla beraberdir ve yaptıklarını onlara kıyamet günü tek tek haber verecektir. Çünkü O her şeyi hakkıyla bilendir.² 1 Necvâ: Sır söyleşmek, gizli konuşmak demektir. Türkçe tam karşılığı; “fısıltı” demektir. Yüksek tepe manasına gelen (نَجْوَةٌ)’den yahut kurtuluş manasına “necattan” alınmıştır. Birbirlerine sır vermek isteyenler, herkesin çıkamayacağı yüksek yerlere çekilmek yahut etrafın işitmesinden kurtulmak istemeleri sebebiyle mecazen bu manada kullanılmıştır. 2 Rabia b. Amr ile kardeşi Habib b. Amr ve Safvan b. Ümeyye, bir gün kendi aralarında fısıldaşıyorlarken birisi; “Allah bizim söylediklerimizi bilir mi?” der. Biri de; “bazısını bilir, bazısını bilmez” der. Üçüncüsü de; “bazısını bilirse hepsini bilir” der. Bir de; surenin başında geçen kocasını şikâyet eden kadın, Peygamberimizle konuşurken yanlarında Hz. Aişe de bulunduğu için üç kişi idiler. Bu âyetin iniş sebebi bu olaylardır. (Elmalılı)— M. Türk
58:7
8
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ نُهُوا عَنِ النَّجْوٰى ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا نُهُوا عَنْهُ وَيَتَنَاجَوْنَ بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَمَعْصِيَتِ الرَّسُولِۘ وَاِذَا جَٓاؤُ۫كَ حَيَّوْكَ بِمَا لَمْ يُحَيِّكَ بِهِ اللّٰهُۙ وَيَقُولُونَ ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ لَوْلَا يُعَذِّبُنَا اللّٰهُ بِمَا نَقُولُۜ حَسْبُهُمْ جَهَنَّمُۚ يَصْلَوْنَهَاۚ فَبِئْسَ الْمَص۪يرُ ٨
E lem tere ilellezîne nuhû aninnecvâ summe yeûdûne li mâ nuhû anhu ve yetenâcevne bil ismi vel udvâni ve ma’siyetir resûl(resûli), ve izâ câûke hayyevke bi mâ lem yuhayyike bihillâhu, ve yekûlûne fî enfusihim lev lâ yuazzibunâllâhu bi mâ nekûl(nekûlu), hasbuhum cehennem(cehennemu), yaslevnehâ, febi’sel masîr(masîru).
(Ey Muhammed!) Gizli toplantılarında (sana düşmanlık için) fısıldaşmaları yasaklananların, sonra yasaklandıkları şeye döndüklerini, günâh, düşmanlık ve Peygambere isyan (hususunda aralarında) fısıldaştıklarını ve sana geldiklerinde de seni, Allah’ın selâmlamadığı¹ bir şekilde selâmladıklarını² bilmiyor musun? (Bir de) onlar, aralarında; “Bu söylediklerimiz yüzünden Allah’ın bize azap etmesi gerekmez miydi?” diyorlar. Onlara ancak sonunda içerisine atılacakları cehennem kâfi gelir. Çünkü orası, varılacak yerlerin en kötüsüdür. 1 Allahu Teâlâ peygamberlerini: “…selam olsun seçkin kıldığı kullarına…” (Neml: 59), “Bütün Peygamberlere selâm olsun” (Saffat: 181), “Şüphesiz, Peygambere, Allah rahmet eder ve melekleri duâ eder. Ey îman edenler! Siz de ona hürmet edin ve tam teslim olun” (Ahzab: 56) şeklinde selamlamıştır. 2 Hz. Aişe’den rivâyet olunduğuna göre; Yahûdîlerden bir grup, Rasûlullah’ın huzuruna geldiler ve “helâk olasın ey Kasım’ın Babası” (السَّامُ عَلَيْكَ يَا اَبَا الْقَاسِمِ) dediler. Peygamberimiz de; (عَلَيْكُمْ) “siz de” diye cevap verdi. (Buharî, Müslim)— M. Türk
58:8
9
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا تَنَاجَيْتُمْ فَلَا تَتَنَاجَوْا بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَمَعْصِيَتِ الرَّسُولِ وَتَنَاجَوْا بِالْبِرِّ وَالتَّقْوٰىۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّـذ۪ٓي اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ ٩
Yâ eyyuhâllezîne âmenû iza tenâceytum fe lâ tetenâcev bil ismi vel udvâni ve ma’siyetir resûli ve tenâcev bil birri vet takvâ, vettekûllâhellezî ileyhi tuhşerûn(tuhşerûne).
Ey îman edenler! Kendi aranızda gizli konuşurken günâhı, düşmanlığı ve Peygambere karşı gelmeyi fısıldaşmayın.¹ (Bunun yerine) iyilik ve takvayı konuşun. Huzuruna toplanacağınız Allah’a karşı hata etmekten sakının. 1 Bu ayetle Mü’minler gizli konuşmalardan, fısıldaşmaktan mutlak surette yasaklanmıyorlar. Ancak günah, şuna-buna tecavüz ve Peygambere isyan mahiyetinde şeyler konuşmaktan yasaklanıyorlar. Ve gizli müzakereler yaptıkları zaman da hayır ve hasenata ve Allah’ın azabından korunmak yollarına dair konuşmakla emrolunuyorlar. Efendimiz; “üç kişi olduğunuz zaman insanların içerisine çıkıncaya kadar ikiniz diğerini bırakıp da kendi aranızda fısıldaşmayın. Çünkü o, onu mahzun eder.” buyurmuştur. (Buharî, Tirmizî, Müslim, Ebû Davud) Buna göre; iki kişinin, bir başkasının yanında, onun bilmediği bir dil ile konuşması da üçüncüyü mahzun ettiği takdirde, bunun gibidir.— M. Türk
58:9
10
اِنَّمَا النَّجْوٰى مِنَ الشَّيْطَانِ لِيَحْزُنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَلَيْسَ بِضَٓارِّهِمْ شَيْـٔاً اِلَّا بِـاِذْنِ اللّٰهِۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ ٠١
İnne men necvâ mineş şeytâni li yahzunellezîne âmenû ve leyse bi dârrihim şey’en illâ bi iznillâh(iznillâhî), ve alâllâhi fel yetevekkelil mû’minûn(mû’minûne).
Şüphesiz (diğer tür) gizli fısıldaşmalar, îman edenleri üzen, şeytanın işlerindendir. Aslında Allah’ın izni olmaksızın hiçbir şey onlara asla zarar veremez. Öyleyse mü’minler, sadece Allah’a tevekkül etsinler.— M. Türk
58:10
11
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا ق۪يلَ لَكُمْ تَفَسَّحُوا فِي الْمَجَالِسِ فَافْسَحُوا يَفْسَحِ اللّٰهُ لَكُمْۚ وَاِذَا ق۪يلَ انْشُزُوا فَانْشُزُوا يَرْفَعِ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْۙ وَالَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ ١١
Yâ eyyuhâllezîne âmenû izâ kîle lekum tefessehû fîl mecâlisi fefsehû yefsehıllâhu lekum, ve izâ kîlenşuzû fenşuzû yerfeillahullezîne âmenû minkum vellezîne ûtûl ilme derecât(derecâtin), vallâhu bi mâ ta’melûne habîr(habîrun).
Ey îman edenler, size: “Meclislerde yer açın.” denildiği zaman, yer açın ki Allah da size genişlik versin. Hattâ size: “Kalkın” denildiği zaman da kalkın ki Allah da sizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin.¹ Allah yaptıklarınızdan (tümüyle) haberdardır.² 1 İbnu Mes’ud’dan, Rasulullah, (s.a.v): “Allahu Teâlâ kıyamet günü âlimleri toplayacak ve onlara, ‘Ben size sırf hayır murad ettiğim cihetle hikmetimi kalplerinize koydum, haydin Cennete gidin, çünkü sizden meydana gelen kusurlarınıza karşı size mağfiret buyurdum’ diyecek” buyurmuştur. (Elmalılı) 2 Bu âyetin iniş sebebi, özetle şöyledir: Peygamberimizin huzuruna Bedir savaşına katılanlardan bir grup sahabe geldi ve bulundukları yer, daha önce gelenlerle dolu ve dar idi. Gelenler, Peygamberimizin karşısında ayakta durdular. Onlara kimse yer vermeyince Efendimiz, üzüldü ve etrafındakilerden bazılarını kaldırmak zorunda kaldı. Münâfıklar da bu olayı dillerine dolayınca bu âyet indirildi. (Vâhidî)— M. Türk
58:11
12
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا نَاجَيْتُمُ الرَّسُولَ فَقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ نَجْوٰيكُمْ صَدَقَةًۜ ذٰلِكَ خَيْرٌ لَـكُمْ وَاَطْهَرُۜ فَاِنْ لَمْ تَجِدُوا فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٢١
Yâ eyyuhâllezîne âmenû izâ nâceytumur resûle fe kaddimû beyne yedey necvâkum sadakah(sadakaten), zâlike hayrun lekum ve athar(atharu), fe in lem tecidû fe innellâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Ey îman edenler! Peygamber ile gizli bir şey konuşacağınız zaman, bu konuşmanızdan önce (fakirlere) sadaka verin. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir.¹ Şâyet (buna imkân) bulamazsanız, şunu iyi bilin ki Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.² 1 Bazı zenginler, Peygamberin huzuruna gelip sorularla onu aşırı bir şekilde rahatsız ediyorlar ve mecliste bulunan fakirlere fırsat vermiyorlardı. Bunun üzerine bu âyet nâzil oldu. (Vâhidî) Yani Peygamberle uzun uzadıya konuşarak sevap kazanacağınızı zannediyorsanız, bunun yerine bir fakire sadaka vermeniz, daha hayırlıdır. Ayrıca buradaki sadaka, Peygambere değil, fakirleredir. Zîrâ Peygamberler sadaka kabul etmezler. 2 Hz. Ali (r.a): “Allah’ın kitabında bir âyet vardır ki, onunla benden önce kimse amel etmedi, benden sonra da kimse amel etmeyecektir. Bu âyet, “Necvâ âyetidir.” Bu âyet inince, yanımda bir dinar vardı onu on dirheme sattım. Peygamber Efendimize her soru sorduğumda bir dirhem tasadduk ettim, sonra da o âyet nesh olundu, kimse onunla amel etmedi.” buyurmuştur. (Kurtubî, Tirmîzî)— M. Türk
58:12
13
ءَاَشْفَقْتُمْ اَنْ تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ نَجْوٰيكُمْ صَدَقَاتٍۜ فَاِذْ لَمْ تَفْعَلُوا وَتَابَ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ فَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ وَاللّٰهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ۟ ٣١
E eşfaktum en tukaddimû beyne yedey necvâkum sadekât(sadekâtin), fe iz lem tef’alû ve tâballâhu aleykum, fe ekîmûs salâte ve âtûz zekâte ve etîûllâhe ve resûleh(resûlehu), vallâhu habîrun bi mâ ta’melûn(ta’melûne).
(Ey îman edenler!) Yoksa Peygamberle gizli bir şey konuşmanızdan önce sadaka vermekten korktunuz da mı yerine getirmediniz? Fakat Allah, sizi affetti.¹ Artık namazı dosdoğru ve devamlı kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Rasûlüne itaat edin. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan (tümüyle) haberdardır. 1 12. ayet yukarıdaki notta da belirtildiği gibi 13. ayetle nesh edilmiştir. Hem de bu ayetin nesh edildiğini Hz. Ali (r.a) söylemiştir. Nesh’i kabul etmeyenler, mensuh ayetler için “kadük” ifadesini bile kullanacak kadar basitleşerek akıllarını dinlerinin önünde tutma alışkanlıklarını hakaretamiz ifadelerle sürdürmeye devam etmektedirler. Her ne kadar nesh’i ilk inkâr eden mutezili veya şiî olduğu söylenen el-Isfahani ise de şimdiki mutezililer ondan da ileri giderek işi hakaret boyutuna taşımışlardır. Hatta meseleyi; kendilerini peygamber gibi zannedip, âlim (!) olduklarına ve kendilerini rahatsız edenlerin de, “zat-ı alilerinin(!) mesailerini çaldıklarına” kadar getirmişlerdir. Esasen nesh; “hayırlı bir ayetin yerine ondan daha hayırlı veya benzeri bir ayetin yine Allah tarafından getirilmesi” demektir. (Bakara: 106) Kadük ise; “Bir yasama meclisinin değişmesi ile önceden sunulan yasa tasarılarının değerini yitirmesi” demektir. Dini, felsefe veya beşeri bir sistem zannedenlerin düştükleri acizlik ne kadar da kötüdür. Konu ile ilgili olarak Bk. (Bakara: 106 ve dipnotu.)— M. Türk
58:13
14
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ تَوَلَّوْا قَوْماً غَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْۜ مَا هُمْ مِنْكُمْ وَلَا مِنْهُمْۙ وَيَحْلِفُونَ عَلَى الْـكَذِبِ وَهُمْ يَعْلَمُونَ ٤١
E lem tere ilellezîne tevellev kavmen gadıballâhu aleyhim, mâ hum minkum ve lâ minhum ve yahlifûne alel kezibi ve hum ya’lemûn(ya’lemûne).
Allah’ın kendilerine gazap ettiği (Yahûdî) toplumunu kendilerine dost edinen (münâfıkları) görmedin mi? Onlar, ne sizdendir, ne de onlardan… Ve onlar, bile bile yalan yere yemin eder dururlar. ¹ 1 Bir gün Efendimiz birkaç Müslüman’la birlikte otururken; “şimdi yanınıza şeytan gözlü birisi gelecek” buyurdu. Derken gök gözlü birisi (Abdullah b. Nebtel) çıktı geldi. Peygamber Efendimiz ona: “Sen ve arkadaşların niçin benim aleyhimde konuşuyorsunuz?” buyurdu. Adam da; böyle bir şey yapmadığına yemin etmeye başlayınca bu âyet indi. (Ahmed b. Hanbel, Vâhidî)— M. Türk
58:14
15
اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ عَذَاباً شَد۪يداًۜ اِنَّهُمْ سَٓاءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٥١
E addallâhu lehum azâben şedîdâ(şedîden), innehum sâe mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Allah o (münâfıklara) çok şiddetli bir azap hazırlamıştır. Gerçekten onların yaptıkları şey, çok kötüdür.— M. Türk
58:15
16
اِتَّخَذُٓوا اَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ فَلَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ ٦١
İttehazû eymânehum cunneten fe saddû an sebîlillâhi fe lehum azâbun muhîn(muhînun).
Onlar, yeminlerini kalkan yaparak (insanları) Allah’ın yolundan alıkoydular. İşte onlar için de (âhirette) alçaltıcı bir azap vardır.— M. Türk
58:16
17
لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاًۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ٧١
Len tugniye anhum emvâluhum ve lâ evlâduhum min allâhi şey’â(şey’en), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Onların malları da çocukları da kendilerini, Allah’ın azabından asla kurtaramayacaktır. İşte (cehennemin) içerisinde sonsuz kalacak olan ateş halkı bunlardır.— M. Türk
58:17
18
يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ اللّٰهُ جَم۪يعاً فَيَحْلِفُونَ لَهُ كَمَا يَحْلِفُونَ لَكُمْ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ عَلٰى شَيْءٍۜ اَلَٓا اِنَّهُمْ هُمُ الْكَاذِبُونَ ٨١
Yevme yeb’asuhumullâhu cemîan fe yahlifûne lehu kemâ yahlifûne lekum ve yahsebûne ennehum alâ şey’in, e lâ innehum humul kâzibûn(kâzibûne).
Allah’ın onların tümünü dirilteceği gün, sizlere yemin ettikleri gibi, Ona da kendilerinin dosdoğru yolda olduklarını zannederek yemin edecekler. Şunu iyi bilin ki onlar, yalancıların ta kendisidirler.— M. Türk
58:18
19
اِسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ الشَّيْطَانُ فَاَنْسٰيهُمْ ذِكْرَ اللّٰهِۜ اُو۬لٰٓئِكَ حِزْبُ الشَّيْطَانِۜ اَلَٓا اِنَّ حِزْبَ الشَّيْطَانِ هُمُ الْخَاسِرُونَ ٩١
İstahveze aleyhimuş şeytânu fe ensâhum zikrallâh(zikrallâhi), ulâike hizbuş şeytân(şeytâni), elâ inne hizbeşşeytâni humul hâsirûn(hâsirûne).
Şeytan onları kuşatmış, böylelikle de onlara Allah’ı anmayı unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın taraftarlarıdır. Şunu iyi bilin ki şeytanın taraftarları, gerçekten hüsrana uğrayanlardır.— M. Türk
58:19
20
اِنَّ الَّذ۪ينَ يُحَٓادُّونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُٓ اُو۬لٰٓئِكَ فِي الْاَذَلّ۪ينَ ٠٢
İnnellezîne yuhâddûnallâhe ve resûlehû ulâike fîl ezellîn(ezellîne).
Şüphesiz Allah ve Rasûl’ü ile rekabete kalkışanlar,¹ en alçaklarla beraberdirler. 1 Yani, Allah’a ve Rasûlüne karşı, Onların koydukları sınırları tanımayıp, kendileri sınır koymağa kalkışmakla başkaldıranlar onların koyduğu hükümlerin dışında hükümler koyanlar veya bu hükümlere uyanlar. Bir de kendilerini hâşâ “Allah’ın yaveri” zannederek; “benim bildiğim Allah, benim bildiğim peygamber böyle söylemez” veya hiçbir yere dayanmadan sadece koltuklarına dayanarak; “Allah/Peygamber bununla şunları kastetmiştir” diyerek yalanlarını Allah’a ve Peygamberine isnat edenler.— M. Türk
58:20
21
كَتَبَ اللّٰهُ لَاَغْلِبَنَّ اَنَا۬ وَرُسُل۪يۜ اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ عَز۪يزٌ ١٢
Keteballâhu le aglibenne ene ve rusulî, innallâhe kaviyyun azîz(azîzun).
Şüphesiz Allah: “Yemin olsun ki daima Ben ve Peygamberlerim galip geleceğiz.” diye buyurmuştur. Şüphesiz Allah çok güçlüdür, çok şereflidir.— M. Türk
58:21
22
لَا تَجِدُ قَوْماً يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ يُوَٓادُّونَ مَنْ حَٓادَّ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُٓوا اٰبَٓاءَهُمْ اَوْ اَبْنَٓاءَهُمْ اَوْ اِخْوَانَهُمْ اَوْ عَش۪يرَتَهُمْۜ اُو۬لٰٓئِكَ كَتَبَ ف۪ي قُلُوبِهِمُ الْا۪يمَانَ وَاَيَّدَهُمْ بِرُوحٍ مِنْهُۜ وَيُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ حِزْبُ اللّٰهِۜ اَلَٓا اِنَّ حِزْبَ اللّٰهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ٢٢
Lâ tecidu kavmen yû’munûne billâhi vel yevmil âhîri yuvâddûne men hâddallâhe ve resûlehu ve lev kânû âbâehum ve ebnâehum ve ihvânehum ev aşîretehum, ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhin minhu, ve yudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radû anhu, ulâike hizbullâh(hizbullâhi), e lâ inne hizbullâhi humul muflihûn(muflihûne).
Allah’a ve âhiret gününe inanan bir toplumun; babaları, oğulları, kardeşleri veya akrabaları bile olsa, Allah’a ve Rasûlüne düşman olanlarla¹ dostluk ettiğini göremezsin.² Zîrâ onlar, öyle kimselerdir ki (Allah,) onların kalplerine îmanı yazmış ve onları îmanlarından gelen bir rûh³ ile de desteklemiştir.⁴ Ve (Allah) onları, içerisinde sonsuz olarak kalacakları, zemîninden ırmaklar akan cennetlere sokacaktır. Artık Allah, onlardan râzı olmuş, onlar da Ondan râzı olmuştur. İşte onlar, Allah’ın taraftarlarıdır. Şunu iyi bilin ki Allah’ın taraftarları, gerçekten kurtuluşa erenlerdir. 1 Veya; başkaldıran kimselerle… 2 Yani; onları sevmemeleri gerekir veya asla sevmemelidirler. 3 Müfessirler bu rûh’un; “yardım, Kur’an ve onun âyetleri, îman ve irfan nuru, hidâyet, Allah’ın rahmeti ve Cebrâil demek olduğunu söylemişlerdir. (Kurtubî) 4 Burada (مِنْهُ)’daki zamirin, Allah’a gönderilmesi de mümkündür. Bu durumda bu bölümün tercümesi: “Zira onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) onların kalplerine îmanı yazmış ve onları kendisinden bir ruh ile de desteklemiştir.” şeklinde olur.— M. Türk
58:22
Mücadele
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle