Cuma 11 Ayet Medine · الجمعة
62

Cuma

Toplanma · Medine
62
Toplanma · Medine
الجمعة
11
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
يُسَبِّـحُ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِ ١
Yusebbihu lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardıl melikil kuddûsil azîzil hakîm(hakîmi).
Göklerde ve yerde olan her şey, O her şeyi hükmü altına alan, mukaddes,¹ çok şerefli,² hüküm (ve hikmet) sahibi³ olan Allah’ın şânını yüceltir.⁴ 1 Kuddûs: Kelime anlamı olarak, gayet mukaddes, her türlü şaibeden münezzeh, temiz, hiç bir lekesi olmayan, bütün eksiklik ve kusurlardan münezzeh olan, herhangi bir eksikliği kabul etmeyen ve güzel sıfatlardan dolayı övülen demektir. Istılahta ise; Kuddûs, Allah’ın güzel isimlerinden birisidir. Bu isme göre O, zatına yakışmayan her şeyden münezzeh, bütün vasıflarda en mükemmel, tasvire sığmayan, övülmeye lâyık kemâl, fazilet ve güzellik sıfatları kendisinde olandır. (Haşr: 23) 2 Azîz: Allahu Teâlâ’nın güzel isimlerinden biridir. Allah’ın, hiçbir yönden mağlup edilemeyen, her işinde mutlak gâlip gelen, son derece izzetli ve yüce olan manasına gelir. Hiçbir yönden benzeri olmayan dilediğini yapan ve buna güç yetiren, yüce varlığını ve kudretini hiçbir gücün mağlup edemediği tek yaratıcı Allah’tır. Bk. (Haşr: 23) 3 Hakîm: Allah’ın güzel isimlerinden biridir. Arapça (حَكَمَ) fiilinden türemiştir. Bu fiil, kötülüğe engel olmak, sağlam kılmak gibi anlamlara gelir. Hüküm, hikmet, hâkim, hakem, hâkimlerin hâkimi (ahkem’ül-hâkimîn) hükmedenlerin en hayırlısı (hayr’ul-hâkimîn), el-Hakîm ve el-Hakem kelimeleri de bu fiilden türemiştir. Yüce Allah yegâne hüküm ve hikmet sahibidir. Hikmet, her şeyde doğruyu bulmak ve yanlışlığı asla düşünülemeyen mutlak doğru önermeler, demektir. Buna göre “Hakîm”, doğruyu bulan, yanlışlığı asla düşünülemeyen mutlak doğru önermeler, koyan demektir. Bu önermeler ise ancak vahiyle ortaya konulur. Kâinattaki yegâne “hikmet”, Allah tarafından Peygamberlere gönderilen ilâhi kitaplardır. Bu da şu anda sadece Kur’an’dır. Hakîm’i, Gazzâli: “En iyi tarafı, en üstün bir ilimle bilen” diye tarif etmiştir. 4 Burada (يُسَبِّحُ) fiilinin şimdiki zaman olması süreklilik içindir. Yani sürekli olarak tesbîh ederler. Bununla beraber önceki Sûrede (سَبَّحَ) buyurulduğu halde burada (يُسَبِّحُ) denilmesi; “size va’dolunan zafer ve galibiyetlere erdiğiniz zaman bütün eşya gibi siz de tesbîh ve tenzîhte sürekliliği unutmayın ve Yehûdiler ve Hıristiyanların düştükleri hallere düşmeyin” demektir. Benzer ifâdeler için Bk. (Haşr: 23)— M. Türk
62:1
2
هُوَ الَّذ۪ي بَعَثَ فِي الْاُمِّيّ۪نَ رَسُولاً مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِه۪ وَيُزَكّ۪يهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَۗ وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۙ ٢
Huvellezî bease fîl ummiyyîne resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
Ümmi¹ bir topluma, kendilerinden olan ve onlara (Allah’ın) âyetlerini okuyan, onları (bâtıl inançlardan) temizleyen, onlara kitap ve hikmeti² öğreten bir Peygamber gönderen, O (Allah)’tır. Şüphesiz onlar, daha önce apaçık bir sapkınlık içerisinde idiler. 1 Ümmî: Üç anlama gelir: a- Anadan doğduğu hal üzere bulunan, yani okuması yazması olmayan Araplar, b- Ümmete mensup, c- Ümm’ül-Kurâ’ya mensup, yani “Mekkeli” demektir. Müfessirlerin hemen hemen tamamı, birinci anlamı tercih etmişlerdir. Aynı konu için Bk. (Bakara: 110, 78, Âlu İmran: 20, A’raf: 157-158) 2 Yani Kur’an’ı ve sünneti veya Kur’an’ı ve fıkhı. (Kurtubî) Hikmet için Bk. (Bakara: 269)— M. Türk
62:2
3
وَاٰخَر۪ينَ مِنْهُمْ لَمَّا يَلْحَقُوا بِهِمْۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٣
Ve âharîne minhum lemmâ yelhakû bi him, ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
(Elçisini) onlardan henüz kendilerine katılmamış bulunan başka insanlara da¹ (gönderen,) O (Allah)’tır. Çünkü O çok şereflidir, pek merhametlidir. 1 Peygamber (s.a.v)’in Peygamberliği, yalnız Araplara mahsus olmayıp, onlardan başka diğer tüm ümmetlere de geçerlidir. Yani o Rasûl yalnız ümmîlere değil, o anda mevcut veya ileride dünyaya gelecek tüm insanlara, Peygamber olarak gönderilmiştir.— M. Türk
62:3
4
ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْت۪يهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُوالْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ ٤
Zâlike fadlullâhi yû’tîhi men yeşâu, vallâhu zûl fadlil azîm(azîmi).
İşte bu, Allah’ın dilediğine verdiği lütfudur. Çünkü Allah çok büyük lütuf sahibidir.— M. Türk
62:4
5
مَثَلُ الَّذ۪ينَ حُمِّلُوا التَّوْرٰيةَ ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلُ اَسْفَاراًۜ بِئْسَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ ٥
Meselullezîne hummilût tevrâte summe lem yahmilûhâ ke meselil hımâri yahmilu esfârâ(esfâren), bi’se meselul kavmillezîne kezzebû bi âyâtillâh(âyâtillâhi), vallâhu lâ yehdîl kavmez zâlimîn(zâlimîne).
Tevrât’ın hükümleriyle yükümlü tutulup da onun hükümlerini yaşamayanların durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin haline benzer.¹ Allah’ın âyetlerini yalanlayan (böyle) bir toplumun durumu ne acıdır. (Şunu iyi bilin ki) Allah, zâlim bir toplumu, hak yola ulaştırmaz. 1 Âyetin bu bölümünün kelime kelime anlamı; “Kendilerine Tevrât yükletildiği halde, onun (emirlerini yaşayarak) taşımayanların durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir.” şeklindedir.— M. Türk
62:5
6
قُلْ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ هَادُٓوا اِنْ زَعَمْتُمْ اَنَّكُمْ اَوْلِيَٓاءُ لِلّٰهِ مِنْ دُونِ النَّاسِ فَتَمَنَّوُا الْمَوْتَ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٦
Kul yâ eyyuhâllezîne hâdû in zeamtum ennekum evliyâu lillâhi min dûnin nâsi fe temennevul mevte in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
(Ey Muhammed!): “Ey (Mûsa’nın dinini terk edip de)¹ Yahûdî olanlar! Eğer siz, (tüm) insanlardan ayrı olarak, sadece kendinizin Allah’ın dostları olduğunu varsayıyorsanız ve bu sözünüze de sadıksanız, o halde (dostunuza kavuşmak için) ölümü temenni edin² (de görelim.)” de. 1 Hz. Mûsa’nın getirdiği dinin adı, Yahûdîlik olmadığı için tercüme bu şekilde yapılmıştır. Yani bugünkü Yahûdîliğin Hz Mûsa’nın diniyle bir ilişkisi yoktur. Bunu (هَادُوا) ifâdesinden anlamak da mümkündür. 2 Eğer o davanızda sadıksanız, Allah’ın dostları iseniz, insan hiç dostundan kaçar mı? Dostunuza kavuşmak için ölümden kaçmayıp onu temenni edin bakalım. Niçin ölümden kaçıp da bütün gücünüzle Dünya hayatına sarılıyorsunuz.— M. Türk
62:6
7
وَلَا يَتَمَنَّوْنَهُٓ اَبَداً بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِالظَّالِم۪ينَ ٧
Ve lâ yetemennevnehû ebeden bi mâ kaddemet eydîhim, vallâhu alîmun biz zâlimîn(zâlimîne).
Fakat onlar, (Dünyada) yaptıklarından dolayı ölümü asla temenni edemezler. Ve Allah, zâlimleri çok iyi bilir.— M. Türk
62:7
8
قُلْ اِنَّ الْمَوْتَ الَّذ۪ي تَفِرُّونَ مِنْهُ فَاِنَّهُ مُلَاق۪يكُمْ ثُمَّ تُرَدُّونَ اِلٰى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ۟ ٨
Kul innel mevtellezî tefirrûne minhu fe innehu mulâkîkum summe tureddûne ilâ âlimil gaybi veş şehâdeti fe yunebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
(Ey Muhammed! Onlara): “Şüphesiz sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, (bir gün) sizi mutlaka yakalayacaktır. Sonra hepiniz, o görülmeyeni de görüleni de bilen (Allah)’a döndürüleceksiniz. O da yaptıklarınızı size, tek tek haber verecektir.” de.— M. Türk
62:8
9
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا نُودِيَ لِلصَّلٰوةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا اِلٰى ذِكْرِ اللّٰهِ وَذَرُوا الْبَيْعَۜ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ ٩
Yâ eyyuhâllezîne âmenû izâ nûdiye lis salâti min yevmil cumuati fes’av ilâ zikrillâhi ve zerûl bey’a, zâlikum hayrun lekum in kuntum ta’lemûn(ta’lemûne).
Ey îman edenler! Cuma günü¹ (öğle vakti,) namaz için çağrı yapıldığı² zaman, hemen alış verişi bırakarak,³ dosdoğru Allah’ın zikrine⁴ gidin.⁵ Eğer bilirseniz, elbette bu, sizin için daha hayırlıdır.⁶ 1 Cum’a Günü: Cuma (cumua, cumaa) “toplamak, bir araya getirmek” anlamındaki cem’ kökünden isimdir. Cem’ mastarı ve birçok türevi muhtelif âyetlerde, Cuma ise kendi adıyla anılan sûrede geçmektedir. Cuma çeşitli hükümleri bakımından birçok hadiste de yer almaktadır. İslâm’dan önceki dönemde haftanın altıncı gününe “arûbe” denirdi. Sözlükler bu kelimenin Arapça olmadığını belirtmiş, araştırmacılar da Ârâmî kökenli olduğunu tespit etmişlerdir. Ârâmî dilinde “arefe günü” anlamına gelen “arûbe”, Yahudilerin cumartesine hazırlık yaptıkları ve bunun için Medine’de sabahtan öğleye kadar pazar kurdukları bir gündü. Bu güne cuma adının verilmesini, Kureyş’in atalarından olup bu günde kavmini toplayan, kendilerine öğüt veren ve Harem’e saygı göstermelerini emreden Kâ’b b. Lüeyy’e kadar götürenler olduğu gibi, hicretten önce Medine’de Ensar tarafından toplantı ve ibadet günü olarak seçilmesine bağlayanlar ve ismi bu tarihten itibaren başlatanlar da vardır. Bu günün “cum’a” adını alması bilhassa toplantı günü olmasından kaynaklanmaktadır. Çeşitli hadislerden anlaşıldığına göre cuma, haftalık ibadet günü olarak daha önce Yahudi ve Hristiyanlar için tayin ve takdir edilmiş, fakat onlar bu konuda ihtilâfa düşerek Yahudiler cumartesiyi, Hristiyanlar pazarı haftalık toplantı ve ibadet günü olarak benimsemişlerdir. Allah da cuma gününü Müslümanlara nasip etmiş, onları bu konuda hakka ulaşmaya muvaffak kılmıştır. (Müslim) Hz. Peygamber (s.a.v), “Güneşin doğduğu en hayırlı gün cumadır; Âdem o gün yaratılmış, o gün cennete girmiş ve o gün cennetten çıkarılmıştır; kıyamet de cuma günü kopacaktır” (Müslim) sözüyle bu günün özelliğini dile getirmiştir. Cuma günü gerekli temizliği yaptıktan sonra camiye gidip hutbe dinleyen ve namazı kılan kimsenin o gün ile daha önceki cuma arasında işlemiş olduğu günahlarının affedileceği belirtilmiş (Buhârî, Müslim), bu günü önemsemeden üç cuma namazını terk eden kimsenin kalbinin mühürleneceği bildirilmiştir (Ebû Dâvûd). Cuma birçok İslâm ülkesinde halen tatil günüdür. Osmanlı Türkiyesi’nde Tanzimat’tan 1935 yılına kadar hafta tatili cuma günü iken bu tarihte pazara alınmıştır. Cuma günü iş ve ticaretle meşguliyetin haram olduğu vakitten sonra camiden çıkıp işiyle gücüyle meşgul olmak mubahtır. 2 Bu çağrı, Cuma günü, öğle namazı vaktinde imam minberde iken okunan ezandır. Efendimiz (s.a.v)’in müezzini, o minbere oturunca mescidin kapısı üzerinde ezan okur, o minberden inince de namaz için ikamet ederdi. Bu uygulama, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer dönemlerinde de devam etti. Hz. Osman birinci ezanı namaz vaktinde, ikinci ezanı minbere oturunca okuttu. İnince de namaz için ikamet ettirdi. Cuma için iki ezan bir ikamet üzerine sahabenin icma’ı vardır. 3 Yani insanlar arası ilişkileri bırakın. Alış-veriş bile yapmayın. Buradaki -bey’-, zikr-i has, irade-i âmm yoluyla muamelâttan mecâzdır. Bu yasağın süresi imamın namazdan çıkmasına kadardır. Bunun ve itikâf ibadetinin dışında Müslümanlar için muamelatın yasak olduğu başka bir vakit yoktur. Bu yasak Cuma namazı kılmayanlar için de geçerlidir. Cuma, Müslümanların tatil ve yasaklı günü değildir. Cumadan sonra dağılıp Allah’ın lütfunu aramak, 10. âyette emredilmektedir. 4 Cuma’nın şartlarından olan zikir; hutbe ve namazdır. Peygamberimiz, ömründe Cuma namazını hutbesiz kılmamış olduğu için hutbe, Cuma’nın şartlarından birisidir. Bu âyete göre hutbenin farzı; “vakit ve zikir” olmak üzere ikidir. Hutbe, terki asla câiz olmayan bir rükündür. Hutbeyi uzatmak mekruhtur. Namazda haram olan, hutbede de haramdır. Ebû Hanîfe’ye göre hutbenin rüknü; “Allah’a hamd, O’nu tehlil ve teşbih” etmektir. Ebû Yûsuf ve Şâfiîler ise hutbenin Allah’a hamd, Peygamber’e salavat, nasihat ve irşat, ikinci hutbede müminlere dua, iki hutbeden birinde tek başına anlam bütünlüğü olan bir âyet okuma şeklinde beş rüknünün bulunduğunu söylemişlerdir. Cuma hutbesinin sahih olabilmesi için cuma vaktinde ve namazdan önce okunması, hutbeyi dinleyen belirli miktarda bir cemaatin bulunması, hutbeye niyet edilmesi, hutbenin rükünlerinin Arapça okun-ması gibi şartlar aranmıştır. Hutbe için gerekli cemaat: Hanefîler’e göre en az bir, Mâlikîler’e göre on iki, Şâfiî ve Hanbelîler’e göre ise kırk kişiden oluşur. Cuma namazında ise Hanefîler cemaat olarak en az “üç” kişinin varlığını şart koşarken diğer mezhepler hutbe ile namaz arasında bir fark gözetmemişlerdir. Hutbede niyet yalnız Hanefî ve Hanbelî mezheplerine göre şart olup diğer iki mezhep bunu gerekli görmemiştir. Hanefîlere göre hutbenin Arapça’dan başka bir dille de okunması caizdir. Hutbe sırasında zaruret olmadıkça konuşmak Hanefî ve Şâfiî mezheplerine göre mekruh, Hanbelîler ve Mâlikîler’e göre haramdır. Ramazan ve kurban bayramlarında okunan hutbeler ise sünnettir ve cuma hutbesinden farklı olarak namazdan sonra okunur. 5 O ezandan evvel ne kadar erken gidilirse o kadar efdal olmakla beraber sa’yin vacipliği ezandan itibaren başlar. Burada sa’yden maksat, meşgul olduğu işi hemen bırakıp vakit geçirmeksizin hutbeye yetişmeğe çalışmaktır. Telâş ile koşarak gitmek demek değildir. Hz. Ömer, İbnu Mes’ud ve İbnu Abbas’tan buradaki sa’yin, “hemen gidin” manasına olduğu da nakil edilmiştir. Çünkü sa’y koşmak manasına olduğu gibi “çalışmak” manasına da gelir. Onun için burada sa’y koşmak değil, “kastetmek, yani doğru gitmektir”. Rasulullah (s.a.v): “namaza ikamet olunduğu vakit ona koşarak gelmeyin yürüyerek gelin, sakin olun, yetiştiğinizi kılın yetişemediğinizi tamamlayın” buyurmuştur. (Buharî) 6 İlk Cuma Namazı Hz. Peygamber (s.a.v) Medine’ye gelmezden ve Cuma âyeti nâzil olmazdan önce, Medîne’deki Müslümanlar tarafından Arûbe gününde, Es’ad b. Zürare’nin (veya Mus’ab b. Umeyr’in) imametinde kırk kişilik bir cemaatle iki rekât olarak kılınmıştır. Cuma Namazı, Mekke’de farz kılınmasına rağmen oranın şartları uygun olmadığı için Mekke’deki Müslümanlar, Cuma namazını kılmamışlardır. Bu ayet her ne kadar Cuma namazının farz olduğunun delili ise de Cuma namazı sünnetle farz kılınan ibadetlerdendir. Peygamberimiz ilk Cuma namazını Kuba’dan ayrılıp, Medîne’ye gelirken Ranûna Vadisi’nde kılmıştır. Cuma’nın, farzıyetinin şartları: 1- Hür olmak, 2- Erkek olmak, (Kadınlara farz değildir. Ancak kadınlar, dilerlerse kılabilirler. Kadınlara Cuma Namazının farz olmaması, yasak anlamına gelmez.) 3- İkamet, 4- Sıhhat, 5- Yürümeğe gücü yetmek, 6- Emniyet’tir. Edasının şartları: 1- Tam teşekküllü şehir, (Hanefîler’e göre şehir, “en büyük camii, cuma kılması gereken kişileri almayacak kadar kalabalık nüfusu barındıran, bir yöneticisi, bir de hâkimi olan belde ve devletin şehir saydığı yer” şeklinde tanımlanmıştır. Köylerde Cuma Namazı farz olmaz.) 2- Müslümanların kendilerinden olan devlet başkanının veya vekilinin, onun izniyle kıldırması, 3- Vakit, (Cumanın vakti öğle namazının vaktidir.) 4- Hutbe, (Dört mezhebe göre hutbe okunmasının gerekli olduğu hususunda ittifak vardır.) 5- Cemaat, (Ebû Hanîfe’ye göre erkek cemaat imam dışında üç, Ebû Yûsuf’a göre ise ikiden aşağı olamaz. Şâfiîler namazın en az kırk kişiyle kılınması gerektiğini söyler.) 6- İzn-i âmmdır. (Hanefîler’e göre cumanın devlet başkanının tahsis ettiği halka açık camilerde kılınması şarttır. Hanefî fakihleri ihtilâl vb. sebeplerle devlet başkanının veya izninin bulunmadığı hallerde cemaatin rızâ göstereceği bir imamın arkasında cumanın kılınabileceğini ifade etmiş, başkanın kötü niyetle izin vermemesi durumunda da cumanın kılınmasının câiz olduğunu söylemişlerdir.) Bu âyet ininceye kadar, iki yıldan fazla Cuma namazı kılınmıştır. Cumanın farziyeti, sünnetle sâbittir. Kendilerine cuma namazı farz olmayan kimseler bu namaza iştirak ettikleri takdirde ibadetleri sahih olur ve öğle namazının yerine geçer. Hanefilere göre Cuma namazı bir beldede birden fazla yerde kılınabilir. Cuma vaktinde kılınacak namazlar: 1. Cumanın farzından önce Hanefî, Mâlikî ve Şâfiî fakihlerine göre namaz vardır. Hanefî âlimleri bu namazın dört rek’at olduğunu söyler. İmam hutbeye çıktıktan sonra namaz kılmak caiz değildir. 2. Cumanın farzı. Cumanın farzının iki rek’at olup cemaatle kılınacağı konusunda ittifak vardır. 3. Cumadan sonra sünnet. Bu konuda birbirinden farklı rivayetler vardır. Ebû Hanîfe dört, Ebû Yûsuf ve Muhammed dördü bir, ikisi de bir selâmla kılınmak üzere toplam altı rek’atı tercih etmişlerdir. 4. Zuhr-i âhir. Cumanın sıhhat şartları ve özellikle bir yerde tek camide kılınması şartı üzerindeki ihtilâf, Hz. Peygamber ile sahâbe zamanında olmayan bir namazın kılınması sonucunu doğurmuştur. Şâfiîler’e göre bu namaz o günün öğle namazıdır. Ancak Ebû Hanîfe’ye de atfedilen İmam Muhammed’in görüşü, izdiham bulunsun bulunmasın birden fazla camide kılınan namazın sahih olduğudur. Buna rağmen Hanefî ihtiyat gerekçesiyle “zuhr-i âhir” diye bir namazın kılınmasını uygun görmüşler, şüphe bulunursa bu namazın farz, bulunmazsa mendup olduğunu söylemişlerdir. İhtiyat gerekçesiyle sonradan ortaya konmuş bulunan zuhr-i âhir namazının kılınmaması gerektiğini savunanların delilleri daha güçlü ve tutarlıdır. Geniş bilgi için Bk. (Elmalılı)— M. Türk
62:9
10
فَاِذَا قُضِيَتِ الصَّلٰوةُ فَانْتَشِرُوا فِي الْاَرْضِ وَابْتَغُوا مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ وَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَث۪يراً لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ٠١
Fe izâ kudiyetıs salâtu fenteşirû fîl ardı vebtegû min fadlillâhi vezkurûllâhe kesîren leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Namaz bitince hemen, Allah’ın lütfundan rızkınızı aramak için yeryüzüne dağılın. Kurtuluşunuzu umabilmek için Allah’ı çokça anın.— M. Türk
62:10
11
وَاِذَا رَاَوْا تِجَارَةً اَوْ لَهْواًۨ انْفَضُّٓوا اِلَيْهَا وَتَرَكُوكَ قَٓائِماًۜ قُلْ مَا عِنْدَ اللّٰهِ خَيْرٌ مِنَ اللَّهْوِ وَمِنَ التِّجَارَةِۜ وَاللّٰهُ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ ١١
Ve izâ reev ticâreten ev lehveninfaddû ileyhâ ve terekûke kâimâ(kâimen), kul mâ indallâhi hayrun minel lehvi ve minet ticâreh(ticâreti), vallâhu hayrur râzıkîn(râzıkîne).
(Ey Muhammed!) Onlar, bir ticaret veya eğlence görünce, seni ayakta bırakarak ona gittiler. Sen onlara: “Allah’ın katında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır. Çünkü O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” de.¹ 1 Bu âyet Peygamberimiz Cuma hutbesinde iken onu bırakarak, Suriye’den gelen kervanın yanına giden Müslümanlar hakkında indirilmiştir. (Buhari, Müslim,)— M. Türk
62:11
Cuma
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle