Duha 11 Ayet Mekke · الضحى
93

Duha

Kuşluk Vakti · Mekke
93
Kuşluk Vakti · Mekke
الضحى
11
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
وَالضُّحٰىۙ ١
Ved duhâ.
1,2. O kuşluk vaktine¹ ve sakinleştiği zaman geceye² yemin olsun ki, 1 Duhâ: Güneşin parlayıp yükselmeğe başladığı, “gündüzün gençliği” diye bilinen kuşluk zamanıdır. Yahut kuşluk vakitleri içinde seçkin bir kuşluk vaktine ki, hakikat güneşinin Muhammed ufkundan doğup “âlemlere rahmet olarak” her tarafa elçilik göreviyle ışıklar saçmaya başladığı zamana işarettir. 2 Yani tam tavına gelip durduğu, içindekilerin sakinleştiği vakit ki, gecenin başından bir süre geçtikten sonraki orta anlarıdır. O vakit karanlık artacağı kadar artmış, örteceğini örtmüş, kararını bulmuş, bir de ses seda kesilmiş, dinmiş olur.— M. Türk
93:1
2
وَالَّيْلِ اِذَا سَجٰىۙ ٢
Vel leyli izâ secâ.
1,2. O kuşluk vaktine¹ ve sakinleştiği zaman geceye² yemin olsun ki, 1 Duhâ: Güneşin parlayıp yükselmeğe başladığı, “gündüzün gençliği” diye bilinen kuşluk zamanıdır. Yahut kuşluk vakitleri içinde seçkin bir kuşluk vaktine ki, hakikat güneşinin Muhammed ufkundan doğup “âlemlere rahmet olarak” her tarafa elçilik göreviyle ışıklar saçmaya başladığı zamana işarettir. 2 Yani tam tavına gelip durduğu, içindekilerin sakinleştiği vakit ki, gecenin başından bir süre geçtikten sonraki orta anlarıdır. O vakit karanlık artacağı kadar artmış, örteceğini örtmüş, kararını bulmuş, bir de ses seda kesilmiş, dinmiş olur.— M. Türk
93:2
3
مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلٰىۜ ٣
Mâ veddeake rabbuke ve mâ kalâ.
(Ey Muhammed!) Rabbin seni terk etmediği¹ gibi, sana darılmadı da.² 1 Tevdî: Aslında misafirin veda etmesi yani giderken kalanlara “hoşça kalın, Allah’a ısmarladık” gibi hoşluk duasıyla bırakıp gitmesi ve böyle veda ile uğurlanması demek olup sonra mutlak şekilde terk edip bırakmak manasına da kullanılmıştır. Yüce Allah hakkında bu bildiğimiz mana ile veda ve uğurlama tasavvur edilemeyeceğinden burada da terk manasıyla tefsir edilmiştir. 2 Tebbet Sûresi nâzil olunca Ebû Leheb’in karısına, “Muhammed (s.a.v) seni hicvetti” denildi. Bunun üzerine bu karı, Peygamberimize geldi ve: “Ey Muhammed! Beni niye hicvettin?” dedi. Peygamberimiz de; “Vallahi seni ben hicvetmedim, Allah hicvetti.” buyurdu. Efendimiz bir süre bekledi, fakat vahiy inmedi. Derken o karı geldi ve “sahibini görmüyorum, her halde seni terk etmiş veya darılmış.” dedi. Bu olay üzerine bu sûre indirildi. (Elmalılı)— M. Türk
93:3
4
وَلَلْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لَكَ مِنَ الْاُو۫لٰىۜ ٤
Ve lel âhıretu hayrun leke minel ûlâ.
Hem senin her sonun, bir öncesinden mutlaka daha iyi olacaktır.¹ 1 Ey Muhammed! Senin bulunduğun her halinin sonrası, öncesine göre daha hayırlı olacaktır. Yani sen, sürekli olarak hayırdan, daha hayırlısına yükseleceksin. Eğer bu âyet, “senin için âhiret, dünyadan daha hayırlıdır” diye anlaşılırsa; “ölmek senin için daha hayırlıdır.” demek olur ki, bu Peygamberi, vefata davet demektir.— M. Türk
93:4
5
وَلَسَوْفَ يُعْط۪يكَ رَبُّكَ فَتَـرْضٰىۜ ٥
Ve le sevfe yu’tîke rabbuke fe terdâ.
Rabbin sana (lütfundan) öyle verecek öyle verecek ki sen, (bunlardan) hoşnut olacaksın.— M. Türk
93:5
6
اَلَمْ يَجِدْكَ يَت۪ـيـماً فَاٰوٰىۖ ٦
E lem yecidke yetîmen fe âvâ.
(Ey Muhammed!) O Allah seni, benzersiz bir şekilde yaratıp¹ himâye etmedi mi? 1 Yetim, esasen; “küçükken babası ölen çocuk,” demek olup bunda, “tek başına yalnız kalmış olmak” manası vardır. İstiare olarak ise; “benzersiz ve nadir bulunan kıymetli şey” demektir. Son derece kıymetli inciye de “dürr-i yetim” denilir. Yukarıdaki tercüme bu anlamın daha uygun olduğu düşünülerek yapılmıştır. Yani, O Allah, “Seni halk içinde benzersiz, imkân sedefinden eşsiz olarak seçip de kalbini kendisine çevirmek suretiyle koruma ve himayesinde barındırmadı mı?” anlamı da verilebilir. Bu âyetin anlamı; “O seni yetim iken bulup, barındırmadı mı?” diye de yapılabilir.— M. Türk
93:6
7
وَوَجَدَكَ ضَٓالاًّ فَهَدٰىۖ ٧
Ve vecedeke dâllen fe hedâ.
Seni, ne yapacağını bilmez bir durumda bulup,¹ hak yola iletmedi mi? 1 Dâll: Yitik, hangi yola gireceği hususunda şaşkın yahut yanlış yola giden, yolunu sapıtmış manalarına gelir. “Sizin arkadaşınız şaşırmadı, azıtmadı da.” (Necm: 2) buyurulmuş olan Rasulullah (s.a.v) hiçbir zaman akıl ve dinde sapık mânâsına “dâll” olmamıştır. Allah’ın birliğine inanarak yetişmiş, hiçbir puta secde etmemiş, Allah’tan başka ilâh tanımamış ve hiç bir kötü fiil işlememişti. Her hususta güvenilir kişi olarak tanınmıştı. Takip edilmesi gereken, soyut akıl ile bulunması mümkün olmayan, Hak din ve şeriatının ne olması gerektiğini ve Dünyayı saran bu buhranın içerisinden nasıl çıkılıp da Hakk’a ulaşılacağını, bilmiyordu. Kitap okumasını bilmez, cihana ruh yayacak olan iman ve İslâm’ın ayrıntılı temel esaslarından gafil idi. (Yusuf: 3, Ankebut: 48, Şura: 52) İşte burada, “Seni yol bilmez buldu.” buyurulması, bu şekilde peygamberlikten önce ve çocukluk çağlarındaki gafillik ve şaşkınlık hallerine işarettir.— M. Türk
93:7
8
وَوَجَدَكَ عَٓائِلاً فَاَغْنٰىۜ ٨
Ve vecedeke âilen fe agnâ.
Seni yoksul¹ bulup zengin etmedi mi? 1 Âil; ihtiyaç sahibi, yoksul, çok çocuk sahibi yoksul, demektir. Zâten Peygamber Efendimize babasından, bir deve ile bir cariyeden başka miras kalmamıştı.— M. Türk
93:8
9
فَاَمَّا الْيَت۪يمَ فَلَا تَقْهَرْۜ ٩
Fe emmel yetîme fe lâ takher.
9,10,11. Öyleyse sakın yetimi hor görme, isteyeni de azarlama.¹ Ve Rabbinin nîmetini (minnet ve şükranla) anlat da anlat. ² 1 Sâil (السَّائِلُ): “dilenci ve soru soran,” anlamına gelir. Azarlama emri; kovmamayı gerektirdiği için, dilenciyi, azarlamanın yasaklanmış olması, istemede ısrar etmediği durumdadır. Eğer istemede ısrar eder de yumuşak bir şekilde reddetmek fayda vermezse o vakit azarlamada bir sakınca yoktur. Hasan el-Basri’ye göre, “sail”den maksat, mal isteyen değil, “ilim ve din ile ilgili soru soran” demektir ve ilim soran kimseye ilmi olan kimsenin cevap vermemesi kesinlikle yasaktır. Bir hadis-i şerifte: “Kendisine bir ilim sorulup da onu gizleyen kimseye, ateşten bir gem vurulur” buyrulmuştur. Mutlak manada “sâil” lafzı, dilenci manasında asıl olmakla beraber “dileyen, dilenen” veya hangi suretle olursa olsun “isteyen, soran,” mutlak olarak da “talep eden” manasını taşır. (Elmalılı) 2 Bu sûreden itibaren “Nas sûresinin” sonuna kadar her sûrenin bitiminde “tekbir” almak sünnettir.— M. Türk
93:9
10
وَاَمَّا السَّٓائِلَ فَلَا تَنْهَرْۜ ٠١
Ve emmes sâile fe lâ tenher.
9,10,11. Öyleyse sakın yetimi hor görme, isteyeni de azarlama.¹ Ve Rabbinin nîmetini (minnet ve şükranla) anlat da anlat. ² 1 Sâil (السَّائِلُ): “dilenci ve soru soran,” anlamına gelir. Azarlama emri; kovmamayı gerektirdiği için, dilenciyi, azarlamanın yasaklanmış olması, istemede ısrar etmediği durumdadır. Eğer istemede ısrar eder de yumuşak bir şekilde reddetmek fayda vermezse o vakit azarlamada bir sakınca yoktur. Hasan el-Basri’ye göre, “sail”den maksat, mal isteyen değil, “ilim ve din ile ilgili soru soran” demektir ve ilim soran kimseye ilmi olan kimsenin cevap vermemesi kesinlikle yasaktır. Bir hadis-i şerifte: “Kendisine bir ilim sorulup da onu gizleyen kimseye, ateşten bir gem vurulur” buyrulmuştur. Mutlak manada “sâil” lafzı, dilenci manasında asıl olmakla beraber “dileyen, dilenen” veya hangi suretle olursa olsun “isteyen, soran,” mutlak olarak da “talep eden” manasını taşır. (Elmalılı) 2 Bu sûreden itibaren “Nas sûresinin” sonuna kadar her sûrenin bitiminde “tekbir” almak sünnettir.— M. Türk
93:10
11
وَاَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ ١١
Ve emmâ bi ni’meti rabbike fe haddis.
9,10,11. Öyleyse sakın yetimi hor görme, isteyeni de azarlama.¹ Ve Rabbinin nîmetini (minnet ve şükranla) anlat da anlat. ² 1 Sâil (السَّائِلُ): “dilenci ve soru soran,” anlamına gelir. Azarlama emri; kovmamayı gerektirdiği için, dilenciyi, azarlamanın yasaklanmış olması, istemede ısrar etmediği durumdadır. Eğer istemede ısrar eder de yumuşak bir şekilde reddetmek fayda vermezse o vakit azarlamada bir sakınca yoktur. Hasan el-Basri’ye göre, “sail”den maksat, mal isteyen değil, “ilim ve din ile ilgili soru soran” demektir ve ilim soran kimseye ilmi olan kimsenin cevap vermemesi kesinlikle yasaktır. Bir hadis-i şerifte: “Kendisine bir ilim sorulup da onu gizleyen kimseye, ateşten bir gem vurulur” buyrulmuştur. Mutlak manada “sâil” lafzı, dilenci manasında asıl olmakla beraber “dileyen, dilenen” veya hangi suretle olursa olsun “isteyen, soran,” mutlak olarak da “talep eden” manasını taşır. (Elmalılı) 2 Bu sûreden itibaren “Nas sûresinin” sonuna kadar her sûrenin bitiminde “tekbir” almak sünnettir.— M. Türk
93:11
Duha
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle