Müddessir 56 Ayet Mekke · المدثر
74

Müddessir

Gizlenen · Mekke
74
Gizlenen · Mekke
المدثر
56
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
يَٓا اَيُّهَا الْمُدَّثِّرُۙ ١
Yâ eyyuhel muddessir(muddessiru).
Ey o (yalnızlığa) bürünen¹ kişi!² 1 (اَلْمُدَّثِّرُ) kelimesinin aslı (اَلْمُتَدَثِّرُ)’dir ve “örtüsüne bürünen, örtünen demektir. Bu kelimenin; kinâye olarak, “üstün sıfatlara bürünmek” anlamı da vardır. (اَلْمُدَّثِّرُ) kelimesi, mecâzen “toplumdan uzaklaşan, yalnız kalmak isteyen” anlamına da gelebilir. Bu anlam, daha uygun olduğu için tercih edilmiştir. 2 Yani, “Ey Muhammed!”— M. Türk
74:1
2
قُمْ فَاَنْذِرْۙ ٢
Kum fe enzir.
Kalk ve hemen (insanları) uyar.¹ 1 Bu hitap risaletin ilk tebliğinde şöyle bir kinaye ile uyanışa daveti işaret eder. Yani Allahu Teâlâ Efendimize sanki: “Ey o bürünen ey o kendisine tevdi edilmiş olan hakikati halkın nazarlarından gizlemeye çalışan Muhammed! Bürünmek, uyumak, rahat etmek zamanı geçti, uyanmak, görünmek, o hakikati izhar etmek, zahmetler çekmek, meşakkatlere katlanmak, halkı irşat, etrafı temizlemek için teklifler, ağır yükler yüklenerek azimle kalkıp hareket etmek zamanı geldi” demektedir. (Elmalılı)— M. Türk
74:2
3
وَرَبَّكَ فَـكَبِّرْۙ ٣
Ve rabbeke fe kebbir.
Sadece Rabbini yücelt.— M. Türk
74:3
4
وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْۙ ٤
Ve siyâbeke fe tahhir.
Ve yakınlarını, (kötülükten) temizle.¹ 1 Siyab: Bir kimseyi yakından bürüyen çevresinden kinâye veya mecâzdır. (Kurtubî) “Siyab” ve “elbise” bazen içindeki sahibinin kendisinden, esvabının temizliği de kendisinin temizliğinden kinâye olur. Nitekim “filânın eteği temizdir”, denildiği zaman onun iffeti ve ahlâkının temizliği kast olunur. Bu dikkate alınırsa âyetin anlamı; “öncelikle seni elbiselerin gibi saran yakınlarının, küfür ve şirk pisliklerini temizle.” şeklinde olur ki bu da (Şuara: 214) de emredilene uygun düşer. Bu sebeple yukarıdaki tercüme tercih edilmiştir.— M. Türk
74:4
5
وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْۙ ٥
Verrucze fehcur.
Bütün pisliklerden uzaklaş.¹ 1 Bu sureninn ilk beş ayeti müzzemmil suresinden önce nazil olmuştur.— M. Türk
74:5
6
وَلَا تَمْنُنْ تَسْتَكْثِرُۙ ٦
Ve lâ temnun testeksir(testeksiru).
(Yaptıklarını) çok görerek başa kakma.¹ 1 Bu ayet (تَسْتَكْثِرُ) cümlesi hal olarak alınırsa iki şekilde anlaşılabilir: a- “menn” başa kakmak manasına olarak: yaptığın işi, hizmeti, iyiliği çok sayarak başa kakma, b- Bir iyilik, bir ihsanda bulunduğunda, verdiğin kimseden mukabilinde daha çoğunu almak maksadıyla yapma. Yani on para sadaka verip de yirmi paralık hizmet veya hürmet bekleyenler gibi Dünya ticareti veya maksadı gözeterek veya gösteriş için iyilik etme. Sadece Allah için iyilik et, başkasından bir ecir bekleme. Bu âyet, “(yaptığın iyilikleri) kazanç elde etmek için yapma!” şeklinde de tercüme edilebilir.— M. Türk
74:6
7
وَلِرَبِّكَ فَاصْبِرْۜ ٧
Ve li rabbike fasbir.
Ve Rabbinin (rızası) için sabret!¹ 1 Yani başına gelecek sıkıntılara sabret, azmini eksiltme ve direncini kırma.— M. Türk
74:7
8
فَاِذَا نُقِرَ فِي النَّاقُورِۙ ٨
Fe izâ nukıre fîn nâkû(nâkûri).
Sûr’a¹ üfürüldüğü zaman var ya, 1 Nâkur: Sur gibi ağızla üflenerek çalınan boruya denir. “Nakr” vurmak ve didiklemek manalarına geldiği gibi “boru çalmak” manasına da gelir. Zira boru çalındığı zaman içinden hava tazyik ile didiklenmiş olacağı gibi dışından da o ses çarptığı kulakları didikleyeceği cihetle boruya “minkar” manasıyla alâkadar olarak “nâkur” denilmiştir. Boru çalınmak örfte de kervanın veya askerin seferi için “hareket kumandası” demek olduğu gibi, “borusu ötmek” de “emir ve kumandasının nüfuzundan” kinaye olduğu cihetle “Ahiret seferi için emr-i ilâhîsinin zuhuru” yani “sûr’a üfürülmesi demektir.— M. Türk
74:8
9
فَذٰلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَس۪يرٌۙ ٩
Fe zâlike yevme izin yevmun asî(asîrun).
9,1. İşte o gün, gerçekten kâfirler için, hiç de kolay olmayan, zor bir gündür.— M. Türk
74:9
10
عَلَى الْـكَافِر۪ينَ غَيْرُ يَس۪يرٍ ٠١
Alel kâfirîne gayru yesîr(yesîrin).
9,1. İşte o gün, gerçekten kâfirler için, hiç de kolay olmayan, zor bir gündür.— M. Türk
74:10
11
ذَرْن۪ي وَمَنْ خَلَقْتُ وَح۪يداًۙ ١١
Zernî ve men halaktu vahîdâ(vahîden).
11,12,13,14. Bırakın Bana! O kendi ellerimle yarattığım,¹ kendisine bolca servet ve gözünün önünde duran oğullar verdiğim ve önüne imkân ve fırsatlar serdiğim adamı.² 1 Bu âyet, “Bırakın Bana, o (doğduğunda) kimsesiz olarak yarattığım kimseyi…” veya “Bırakın Bana, o kendisini tek başına, kimsesiz olarak yapa yalnız yarattığım kimseyi…” şekillerinde de tercüme edilebilir. 2 Bu adam; Velid b. Muğiyre’dir. Bunun çok malları, Tâif’te bahçeleri, on oğlu olduğu rivâyet edilmiştir. (Bunlardan; Halid, Hişam ve Velîd Müslüman oldu.)— M. Türk
74:11
12
وَجَعَلْتُ لَهُ مَالاً مَمْدُوداًۙ ٢١
Ve ce’altu lehu mâlen memdûdâ(memdûden).
11,12,13,14. Bırakın Bana! O kendi ellerimle yarattığım,¹ kendisine bolca servet ve gözünün önünde duran oğullar verdiğim ve önüne imkân ve fırsatlar serdiğim adamı.² 1 Bu âyet, “Bırakın Bana, o (doğduğunda) kimsesiz olarak yarattığım kimseyi…” veya “Bırakın Bana, o kendisini tek başına, kimsesiz olarak yapa yalnız yarattığım kimseyi…” şekillerinde de tercüme edilebilir. 2 Bu adam; Velid b. Muğiyre’dir. Bunun çok malları, Tâif’te bahçeleri, on oğlu olduğu rivâyet edilmiştir. (Bunlardan; Halid, Hişam ve Velîd Müslüman oldu.)— M. Türk
74:12
13
وَبَن۪ينَ شُهُوداًۙ ٣١
Ve benîne şuhûdâ(şuhûden).
11,12,13,14. Bırakın Bana! O kendi ellerimle yarattığım,¹ kendisine bolca servet ve gözünün önünde duran oğullar verdiğim ve önüne imkân ve fırsatlar serdiğim adamı.² 1 Bu âyet, “Bırakın Bana, o (doğduğunda) kimsesiz olarak yarattığım kimseyi…” veya “Bırakın Bana, o kendisini tek başına, kimsesiz olarak yapa yalnız yarattığım kimseyi…” şekillerinde de tercüme edilebilir. 2 Bu adam; Velid b. Muğiyre’dir. Bunun çok malları, Tâif’te bahçeleri, on oğlu olduğu rivâyet edilmiştir. (Bunlardan; Halid, Hişam ve Velîd Müslüman oldu.)— M. Türk
74:13
14
وَمَهَّدْتُ لَهُ تَمْه۪يداًۙ ٤١
Ve mehhedtu lehu temhîdâ(temhîden).
11,12,13,14. Bırakın Bana! O kendi ellerimle yarattığım,¹ kendisine bolca servet ve gözünün önünde duran oğullar verdiğim ve önüne imkân ve fırsatlar serdiğim adamı.² 1 Bu âyet, “Bırakın Bana, o (doğduğunda) kimsesiz olarak yarattığım kimseyi…” veya “Bırakın Bana, o kendisini tek başına, kimsesiz olarak yapa yalnız yarattığım kimseyi…” şekillerinde de tercüme edilebilir. 2 Bu adam; Velid b. Muğiyre’dir. Bunun çok malları, Tâif’te bahçeleri, on oğlu olduğu rivâyet edilmiştir. (Bunlardan; Halid, Hişam ve Velîd Müslüman oldu.)— M. Türk
74:14
15
ثُمَّ يَطْمَعُ اَنْ اَز۪يدَۗ ٥١
Summe yatmau en ezîd(ezîde).
(Buna rağmen) hâlâ verdiğimden daha da fazlasını istiyor.— M. Türk
74:15
16
كَلَّاۜ اِنَّهُ كَانَ لِاٰيَاتِنَا عَن۪يداًۜ ٦١
Kellâ, innehu kâne li âyâtinâ anîdâ(anîden).
Bunu, asla (ummasın)! Çünkü o, Bizim âyetlerimize, hep karşı çıktı.— M. Türk
74:16
17
سَاُرْهِقُهُ صَعُوداًۜ ٧١
Se urhikuhu saûdâ(saûden).
Ben de onu, sarp bir yokuşa süreceğim.— M. Türk
74:17
18
اِنَّهُ فَـكَّرَ وَقَدَّرَۙ ٨١
İnnehu fekkere ve kadder(kaddere).
Zirâ o, düşündü, ölçtü-biçti,— M. Türk
74:18
19
فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَۙ ٩١
Fe kutile keyfe kadder(kaddere).
(Ama) kahrolası!¹ Nasıl da ölçtü-biçti? 1 Arapçada (قُتِلَ) yahut (قَاتَلَهُ اللَّهُ) tabirleri “kahrolası, Allah canını alası, geberesi” gibi esasen beddua olmakla beraber nazardan esirgemek tarzında yahut “ne yaman şey, anası ağlayası” gibi bir kıymete işaret olarak övme makamında ve bazen de bu manada alay için kullanılır ki burada onun düşüncesini beğenenlerin bu yoldaki övgülerini hikâye ile tahkir içindir.— M. Türk
74:19
20
ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَۙ ٠٢
Summe kutile keyfe kadder(kaddere).
Yine o kahrolası! Ne de ölçtü-biçti ya!— M. Türk
74:20
21
ثُمَّ نَظَرَۙ ١٢
Summe nazar(nazare).
Arkasından (etrafına) bakındı,— M. Türk
74:21
22
ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَۙ ٢٢
Summe abese ve beser(besere).
Sonra kaşlarını dürdü ve suratın astı.— M. Türk
74:22
23
ثُمَّ اَدْبَرَ وَاسْتَكْبَرَۙ ٣٢
Summe edbere vestekber(vestekbere).
Daha sonra böbürlenerek sırtını döndü.— M. Türk
74:23
24
فَقَالَ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُۙ ٤٢
Fe kâle in hâzâ illâ sihrun yu’ser(yu’seru).
24,25. Ve hemen (hiç düşünmeden): “Bu, sadece aldatıcı bir büyüdür¹ ve bu, bir insan sözünden başka bir şey değildir.” dedi.² 1 (سِحْرٌ يُؤْثَرُ) tabiri iki anlama gelebilir. a- Öteden beri talim ve rivayet oluna gelen ehlinden ehline öğrenile geldiği söylenen bir sihir demektir. b- İysâr olunacak, sair sihirlere tercih edilecek, beğenilecek bir sihir demek olur. Bu, aldatıcı bir cazibesi bulunan parlak sihir manasına “sihr-i mübîn” demelerine benzer. 2 18-25. âyetlerin bahsettiği olay, özetle şöyledir: Velîd b. Muğîre Peygamberimizin yanına gelip, Kur’an dinler, kalkar kabîlesine varır ve: “Muhammed’den bir söz işittim, ne insan, ne de cin sözüne benziyor. O çok tatlı, çok güzel ve daha güzelinin söylenmesi imkânsız bir sözdür” deyince, Kureyş: “Velîd sapıttı, bu gidişle bütün Kureyş de sapıtacak” derler. Bunu duyan Ebû Cehil, onun yanına varıp: “Sen, Muhammed’den bir menfaat elde etmek için onun yanına gidiyormuşsun.” deyince Velîd: “Kureyş bilir ki ben, onlardan çok zenginim” der. Ebû Cehil de: “o halde onun hakkında bir söz söyle de kavmin, senin onu inkâr ettiğini anlasınlar” der. Velîd: “Sİz Muhammed’e deli diyorsunuz onu birini boğarken, kâhin diyorsunuz onu kehanetle uğraşırken, şair diyorsunuz onu hiç şiir söylerken gördünüz mü?” der ve sonra da hiç düşünmeden: “Bu, sadece aldatıcı bir büyüdür ve bu, bir insan sözünden başka bir şey değildir” der. (Vâhidî, Kurtubî)— M. Türk
74:24
25
اِنْ هٰذَٓا اِلَّا قَوْلُ الْبَشَرِۜ ٥٢
İn hâzâ illâ kavlul beşer(beşeri).
24,25. Ve hemen (hiç düşünmeden): “Bu, sadece aldatıcı bir büyüdür¹ ve bu, bir insan sözünden başka bir şey değildir.” dedi.² 1 (سِحْرٌ يُؤْثَرُ) tabiri iki anlama gelebilir. a- Öteden beri talim ve rivayet oluna gelen ehlinden ehline öğrenile geldiği söylenen bir sihir demektir. b- İysâr olunacak, sair sihirlere tercih edilecek, beğenilecek bir sihir demek olur. Bu, aldatıcı bir cazibesi bulunan parlak sihir manasına “sihr-i mübîn” demelerine benzer. 2 18-25. âyetlerin bahsettiği olay, özetle şöyledir: Velîd b. Muğîre Peygamberimizin yanına gelip, Kur’an dinler, kalkar kabîlesine varır ve: “Muhammed’den bir söz işittim, ne insan, ne de cin sözüne benziyor. O çok tatlı, çok güzel ve daha güzelinin söylenmesi imkânsız bir sözdür” deyince, Kureyş: “Velîd sapıttı, bu gidişle bütün Kureyş de sapıtacak” derler. Bunu duyan Ebû Cehil, onun yanına varıp: “Sen, Muhammed’den bir menfaat elde etmek için onun yanına gidiyormuşsun.” deyince Velîd: “Kureyş bilir ki ben, onlardan çok zenginim” der. Ebû Cehil de: “o halde onun hakkında bir söz söyle de kavmin, senin onu inkâr ettiğini anlasınlar” der. Velîd: “Sİz Muhammed’e deli diyorsunuz onu birini boğarken, kâhin diyorsunuz onu kehanetle uğraşırken, şair diyorsunuz onu hiç şiir söylerken gördünüz mü?” der ve sonra da hiç düşünmeden: “Bu, sadece aldatıcı bir büyüdür ve bu, bir insan sözünden başka bir şey değildir” der. (Vâhidî, Kurtubî)— M. Türk
74:25
26
سَاُصْل۪يهِ سَقَرَ ٦٢
Se uslîhi sekar(sekare).
Ben onu (âhirette) Sekar’a atacağım.¹ 1 Bu âyet, 17. âyetten bedel-i iştimaldir. Aradaki âyetlerse, mu’tarızadır.— M. Türk
74:26
27
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا سَقَرُۜ ٧٢
Ve mâ edrâke mâ sekar(sekaru).
O Sekar’ın gerçekliğini sana (Allah’tan başka) kim bildirebilir ki?¹ 1 Yani “Sekar”, öyle bir yerdir ki, onun ne olduğunu yaratıklardan birinin tasavvur etmesi imkânsızdır.— M. Türk
74:27
28
لَا تُبْق۪ي وَلَا تَذَرُۚ ٨٢
Lâ tubkî ve lâ tezer(tezeru).
28,29. O, her şeyi yakan, insanın yakasını asla bırakmayan¹ ve derilerini kavuran (bir cehennem)dir. 1 Yani o öyle sırnaşık bir Sekar’dır ki bir kere çattığı bir şeyi hiç bir zerresi kalmayacak şekilde helâk eder, tüketir, sonra da yakasını yine bırakmaz. O helâk olan yeni bir yaratılışa tebdil olunur. O yine önceki gibi azap ile çatmaya devam eder.— M. Türk
74:28
29
لَـوَّاحَةٌ لِلْبَشَرِۚ ٩٢
Levvâhatun lil beşer(beşeri).
28,29. O, her şeyi yakan, insanın yakasını asla bırakmayan¹ ve derilerini kavuran (bir cehennem)dir. 1 Yani o öyle sırnaşık bir Sekar’dır ki bir kere çattığı bir şeyi hiç bir zerresi kalmayacak şekilde helâk eder, tüketir, sonra da yakasını yine bırakmaz. O helâk olan yeni bir yaratılışa tebdil olunur. O yine önceki gibi azap ile çatmaya devam eder.— M. Türk
74:29
30
عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَۜ ٠٣
Aleyhâ tis'ate aşer(aşare).
Onun üzerinde on dokuz¹ vardır. 1 Bu on dokuzun, ma’dudu belirtilmediği için ne olduğunu tam anlamak imkânsızdır. Ancak, bunların cehennemin koruyucusu melekler olduğunu bir sonraki âyetten anlamak mümkünse de buna sadece îman etmek “tevilini Allah bilir” demek gerekir. Bu âyetle ilgili yorum yapanların rezilliklerini göz önüne alarak izah yerine, îmanı tercih etmek en uygunudur.— M. Türk
74:30
Yükleniyor...
Müddessir
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle