Mümtehine 13 Ayet Medine · الممتحنة
60

Mümtehine

Sorgulanan · Medine
60
Sorgulanan · Medine
الممتحنة
13
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا عَدُوّ۪ي وَعَدُوَّكُمْ اَوْلِيَٓاءَ تُلْقُونَ اِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ وَقَدْ كَفَرُوا بِمَا جَٓاءَكُمْ مِنَ الْحَقِّۚ يُخْرِجُونَ الرَّسُولَ وَاِيَّاكُمْ اَنْ تُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ رَبِّكُمْۜ اِنْ كُنْتُمْ خَرَجْتُمْ جِهَاداً ف۪ي سَب۪يل۪ي وَابْتِغَٓاءَ مَرْضَات۪ي تُسِرُّونَ اِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِۗ وَاَنَا۬ اَعْلَمُ بِمَٓا اَخْفَيْتُمْ وَمَٓا اَعْلَنْتُمْۜ وَمَنْ يَفْعَلْهُ مِنْكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَٓاءَ السَّب۪يلِ ١
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızû aduvvî ve aduvvekum evliyâe, tulkûne ileyhim bil meveddeti ve kad keferû bi mâ câekum minel hakk(hakkı), yuhricûner resûle ve iyyâkum en tû’minû billâhi rabbikum, in kuntum harectum cihâden fî sebîlî vebtigâe merdâtî tusirrûne ileyhim bil meveddeti ve ene a’lemu bi mâ ahfeytum ve mâ a’lentum, ve men yef’alhu minkum fe kad dalle sevâes sebîl(sebîli).
Ey iman edenler! Allah’tan size geleni inkâr ederek Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları sakın gizli sevgi besleyerek dost edinmeyin. Zira onlar, Peygamberi de sizi de sadece Rabbiniz olan Allah’a inanmanızdan dolayı, yurdunuzdan çıkartıyorlar.¹ Benim yolumda cihat etmek ve Benim rızamı kazanmak için savaştığınız kimselere, içinizden (nasıl) sevgi besliyorsunuz? Hâlbuki Ben sizin gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz her şeyi çok iyi bilirim. Ve sizden her kim, bunu yaparsa (işte o,) dosdoğru yoldan sapmış olur.² 1 Eğer bu ayetin: (يُخْرِجُونَ الرَّسُولَ وَاِيَّاكُمْ اَنْ تُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ رَبِّكُمْ ۘ) bölümü (كَفَرُوا)fiilinin fâilenden hâl olarak düşünülürse bu bölümün anlamı; “Ey iman edenler! Allah’tan size geleni inkâr ederek ve Peygamberi de sizi de sadece Rabbiniz olan Allah’a inanmanızdan dolayı yurdunuzdan çıkartan, Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları sakın gizli sevgi besleyerek dost edinmeyin” şeklinde olabilir. 2 Peygamberimiz, Mekke’nin fethi için hazırlık yaptığı sırada sahabeden bazılarına niyetinin Mekke olduğunu gizlice söylemişti. Hâtıb b. Ebî Belte’a da bunlardan birisi idi. Hâtıb b. Ebî Belte’a, Sâre adında Mekke’den Medine’ye gelen bir kadınla, Mekke’deki yakınlarını korumak amacıyla bir mektup yazarak gizlice Mekke’ye göndermişti. Kadın, yola çıktıktan sonra Cebrail durumu Peygamberimize haber verdi. Peygamberimiz hemen Hz. Ali, Zübeyr ve Mıkdad’ı (r.a) gönderdi. Onlar, mektubu kadının sakladığı yerden bulup çıkardılar ve Peygamberimize getirdiler. Bunun üzerine Ebî Belte’a; “Bu mektubu inkârından ve küfre rıza gösterdiğinden değil de Mekke’deki yakınlarını himaye etmek için” yazdığını söyledi. Rasulullah da “dosdoğru söyledi” buyurdu. Hz. Ömer, “Ey Allah’ın Rasulü! Bana müsaade buyur boynunu vurayım” deyince, Efendimiz: “O, Bedir savaşına katıldı.” buyurdular. Bu ayetin iniş sebebi özetle bu olaydır. (Buharî, Müslim)— M. Türk
60:1
2
اِنْ يَثْقَفُوكُمْ يَكُونُوا لَكُمْ اَعْدَٓاءً وَيَبْسُطُٓوا اِلَيْكُمْ اَيْدِيَهُمْ وَاَلْسِنَتَهُمْ بِالسُّٓوءِ وَوَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَۜ ٢
İn yeskafûkum yekûnû lekum a’dâen ve yebsutû ileykum eydiyehum ve elsinetehum bis sûi ve veddû lev tekfurûn(tekfurûne).
Eğer onlar size galip gelselerdi, size düşman kesilirler, ellerinden ve dillerinden gelen bütün kötülükleri yaparlar¹ ve sizin de kâfir olmanızı isterlerdi.² 1 Âyetin bu bölümü, “Eğer onlar, size galip gelselerdi, size düşman kesilirler ve size, ellerini ve dillerini kötülükle uzatırlardı.” şeklinde de tercüme edilebilir. 2 Çünkü onlar sizi hâkimiyetleri altına alırlarsa, sizin onlara yaptığınız gibi dostluk etmezler, bilakis sizlere hep düşman kesilirler ve sizlere kötülükle ellerini ve dillerini uzatırlar. Elleriyle öldürme, esir alma ve işkence yapma gibi kötülükler yaparlar, dilleriyle de sövme ve hakaret gibi fena sözler söylerler. Kur’ân’ın bu kısa ihtarı, ne kadar veciz, ne kadar kapsamlı, ne kadar korku verici ve ne kadar da nezihtir. Tarih gözden geçirilir ve kâfirlerin ve zalimlerin ellerine düşürdükleri istiklâllerini kaybetmiş Müslümanlara karşı hatta hüküm ve antlaşmadan sonra elleriyle ve dilleriyle yaptıkları kötülükleri, işkence, hakaret, zulüm, alçaklık, iftira, yalan dolan, taarruz ve imhaları öyle feci, öyle çirkindir ki, okuyanların bile nasıl tüylerini ürpertip, nasıl vicdanları sızlattığı kolayca görülür. İnsan olan bunları tasavvur etmekten bile tiksinir. Ve onlar, yeryüzünde hiç mümin kalmasın isterler. (Elmalılı)— M. Türk
60:2
3
لَنْ تَنْفَعَكُمْ اَرْحَامُكُمْ وَلَٓا اَوْلَادُكُمْۚۛ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۚۛ يَفْصِلُ بَيْنَكُمْۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ ٣
Len tenfeakum erhâmukum ve lâ evlâdukum, yevmel kıyâmeh(kıyâmeti) yefsılu beynekum, vallâhu bi mâ ta’melûne basîr(basîrun).
(Şunu iyi bilin ki) kıyamet günü, yakınlarınız da çocuklarınız da size hiçbir fayda veremezler.¹ Çünkü (o gün) Allah, aranızı ayıracak ve sadece, yaptıklarınıza bakacaktır. 1 Bk. (Abese: 34-36)— M. Türk
60:3
4
قَدْ كَانَتْ لَكُمْ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ ف۪ٓي اِبْرٰه۪يمَ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُۚ اِذْ قَالُوا لِقَوْمِهِمْ اِنَّا بُرَءٰٓؤُ۬ا مِنْكُمْ وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۘ كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَٓاءُ اَبَداً حَتّٰى تُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ وَحْدَهُٓ اِلَّا قَوْلَ اِبْرٰه۪يمَ لِاَب۪يهِ لَاَسْتَغْفِرَنَّ لَكَ وَمَٓا اَمْلِكُ لَكَ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍۜ رَبَّـنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَاِلَيْكَ اَنَبْنَا وَاِلَيْكَ الْمَص۪يرُ ٤
Kad kânet lekum usvetun hasenetun fî ibrâhîme vellezîne meah(meahu), iz kâlû li kavmihim innâ bureâu minkum ve mimmâ ta’budûne min dûnillâhi kefernâ bikum, ve bedee beynenâ ve beynekumul adâvetu vel bagdâu ebeden hattâ tû’minû billâhi vahdehû, illâ kavle ibrâhîme li ebîhi le estagfirenne leke ve mâ emliku leke minallâhi min şey’İn, rabbenâ aleyke tevekkelnâ ve ileyke enebnâ ve ileykel masîr(masîru).
(Ey İman edenler!) İbrahim ve onunla birlikte olanlarda İbrahim’in babasına: “(Allah’tan) senin affını dileyeceğim. Fakat Allah’tan sana (gelecek) hiçbir şeyi önlemeye de gücüm yetmez.” demesi dışında¹ sizin için gerçekten pek güzel bir örnek² vardır. Onlar, toplumlarına: “şüphesiz biz, artık sizi tanımayarak sizden de, Allah’ı bırakıp (Onun yerine) taptıklarınızdan da uzağız. Artık sizinle bizim aramızda siz, tek olan Allah’a iman edinceye kadar sonsuz bir düşmanlık ve bir nefret, başlamıştır.” dediler. Onlar (daha sonra): “Ey Rabbimiz! Biz sadece sana güvendik, sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır.” 1 Ayetin bu bölümü, Hz. İbrahim’in kâfir olan babası için yaptığı ve Allah tarafından hoş karşılanmayan bu duasının, “güzel bir örnekten” istisna edildiği düşüncesiyle tercüme bu şekilde yapılmıştır. 2 Üsve: Uyulacak, arkasından gidilecek, örnek alınacak şey demektir. (أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ) ifadesi ise, “pek güzel bir örnek” anlamında Kur’an-ı Kerim’de sadece Hz. Peygamber, Hz. İbrahim ve onunla birlikte iman edenler için kullanılmaktadır. Bk. (Ahzab: 21, Mümtehine: 6)— M. Türk
60:4
5
رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَاغْفِرْ لَنَا رَبَّنَاۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٥
Rabbenâ lâ tec’alnâ fitneten lillezîne keferû, vagfir lenâ rabbenâ, inneke entel azîzul hakîm(hakîmu).
“Ey Rabbimiz! Bizi zâlimler topluluğu için (onları bize musallat ederek) deneme konusu kılma.¹ Ey Rabbimiz! Bizi bağışla. Şüphesiz çok güçlü, hüküm (hikmet) sahibi olan ancak sensin.” diye (dua ettiler.) 1 Yani bizi, -eğer bizleri imtihan edeceksen- onlara yenik düşürerek, ellerine düşürüp bizi onlar karşısında rezil ederek, bizim yüzümüzden Peygamberini ve dinini hakir kılarak imtihan etme.— M. Türk
60:5
6
لَقَدْ كَانَ لَـكُمْ ف۪يهِمْ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَۜ وَمَنْ يَتَوَلَّ فَاِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ۟ ٦
Lekad kâne lekum fîhim usvetun hasenetun li men kâne yercûllâhe vel yevmel âhire ve men yetevelle fe innallâhe huvel ganiyyul hamîd(hamîdu).
Yemin olsun onlarda, içinizden Allah’ı ve âhiret gününü umanlar için, pek güzel bir örnek vardır. Her kim de tersini yaparsa şunu bilsin ki Allah, hiç bir şeye ihtiyacı olmayan, övülmeye layık olandır.— M. Türk
60:6
7
عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَجْعَلَ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ الَّذ۪ينَ عَادَيْتُمْ مِنْهُمْ مَوَدَّةًۜ وَاللّٰهُ قَد۪يرٌۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٧
Asâllâhu en yec’ale beynekum ve beynellezîne âdeytum minhum meveddeh(meveddeten), vallâhu kadîr(kadîrun), vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
Sizinle o (kâfirlerden) düşmanlık besledikleriniz arasında dostluğu, ancak Allah meydana getirebilir.¹ (Ve buna) ancak Allah’ın gücü yeter. Çünkü Allah, çok şerefli bir affedicidir. 1 Nitekim yirmi sene boyunca Müslümanlara düşmanlığın her türlüsünü yapanlar bile (Ebu Süfyân, Haris b. Hişam, Süheyl b. Amr gibi...) Mekke’nin fethinden sonra, İslâm’a girmek için yarışmışlar ve çok geçmeden bütün Arap yarımadası, İslâm’a girmiştir.— M. Türk
60:7
8
لَا يَنْهٰيكُمُ اللّٰهُ عَنِ الَّذ۪ينَ لَمْ يُقَاتِلُوكُمْ فِي الدّ۪ينِ وَلَمْ يُخْرِجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ اَنْ تَـبَرُّوهُمْ وَتُقْسِطُٓوا اِلَيْهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُقْسِط۪ينَ ٨
Lâ yenhâkumullâhu anillezîne lem yukâtilûkum fîd dîni ve lem yuhricûkum min diyârikum en teberrûhum ve tuksitû ileyhim, innallâhe yuhıbbul muksitîn(muksitîne).
Allah sizin dininize saldırmayan ve sizi vatanınızdan çıkarmayan (gayr-ı müslimlere) iyilik yapmanızı ve onları adaletle yönetmenizi yasaklamaz. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever.¹ 1 Hz. Ebû Bekir’in (müşrike olarak ölen eşi Kuteyle’den olan) kızı, Esma: “Müşrike olan annem bana ziyarete gelmişti. Rasûlullah’a, ona iltifat edeyim mi diye sordum. Allah bu âyeti indirdi, Efendimiz de bana: “Evet ona iltifat et.” buyurdu. (Buhari-Müslim) Bazı müfessirler de bu âyetin, Peygamberimizle anlaşma yapan Huzaa, Beni Haris, Kinane ve Müzeyne kabîleleri hakkında nâzil olduğunu rivâyet etmişlerdir. (Kurtubî) Ancak âyetin zahiri esas alınarak bu hükümlerin, âyette zikredilen özelliğe sahip tüm gayr-ı müslimler hakkında olması daha uygun olabilir.— M. Türk
60:8
9
اِنَّمَا يَنْهٰيكُمُ اللّٰهُ عَنِ الَّذ۪ينَ قَاتَلُوكُمْ فِي الدّ۪ينِ وَاَخْرَجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ وَظَاهَرُوا عَلٰٓى اِخْرَاجِكُمْ اَنْ تَوَلَّوْهُمْۚ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ ٩
İnnemâ yenhâkumullâhu anillezîne kâtelûkum fîd dîni ve ahrecûkum min diyârikum ve zâherû alâ ıhrâcikum en tevellevhum, ve men yetevellehum fe ulâike humuz zâlimûn(zâlimûne).
Allah ancak sizin dininize saldıran, sizi vatanınızdan çıkarmak isteyen ve (vatanınızdan) çıkarılmanız için onlara yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar. Kim, onları dost edinirse işte onlar, zâlimlerin ta kendisidir.— M. Türk
60:9
10
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا جَٓاءَكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ فَامْتَحِنُوهُنَّۜ اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِا۪يمَانِهِنَّۚ فَاِنْ عَلِمْتُمُوهُنَّ مُؤْمِنَاتٍ فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ اِلَى الْكُفَّارِۜ لَا هُنَّ حِلٌّ لَهُمْ وَلَا هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّۜ وَاٰتُوهُمْ مَٓا اَنْفَقُواۜ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اَنْ تَنْكِحُوهُنَّ اِذَٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اُجُورَهُنَّۜ وَلَا تُمْسِكُوا بِعِصَمِ الْكَوَافِرِ وَسْـَٔلُوا مَٓا اَنْفَقْتُمْ وَلْيَسْـَٔلُوا مَٓا اَنْفَقُواۜ ذٰلِكُمْ حُكْمُ اللّٰهِۜ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ٠١
Yâ eyyuhâllezîne âmenû izâ câekumul mû’minâtu muhâcirâtin femtehınû hunn(hunne), allâhu a’lemu bi îmânihinn(îmânihinne), fe in alimtimû hunne mû’minâtin fe lâ terciû hunne ilel kuffâr(kuffâri), lâ hunne hıllun lehum ve lâ hum yehıllûne le hunn(hunne), ve âtûhum mâ enfekû, ve lâ cunâha aleykum en tenkıhû hunne izâ âteytumû hunne ucûrehunn(ucûrehunne), ve lâ tumsikû bi isamil kevâfiri ves’elû mâ enfaktum vel yes’elû mâ enfekû, zâlikum hukmullâh(hukmullâhi), yahkumu beynekum, vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).
Ey îman edenler! Müslüman kadınlar göç ederek size geldikleri zaman, -her ne kadar onların îmanlarını Allah daha iyi bilirse de- onları (siz de) imtihan edin.¹ Eğer onların (gerçekten) îman etmiş olduklarını anlarsanız,² sakın onları kâfirlere geri göndermeyin. (Çünkü) bu (kadınlar) onlara helal olmadığı gibi, onlar da bu (kadın)lara helal değildir. Onların (kâfir kocalarına) mihirlerini iade edin.³ Kendilerine mihirlerini verdiğiniz takdirde, onları nikâhlamanızda sizin için bir sakınca yoktur. (Ey îman edenler!) kâfir kadınları nikâhınız altında tutmayın ve (siz de onlara) verdiğiniz mihirlerinizi isteyin. Onlar da (size katılan kadınlarının) mihirlerini istesinler. İşte bütün bunlar, Allah’ın aranızda hükmetmek için koyduğu kanunlarıdır. (Çünkü) Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.⁴ 1 İbnu Abbas’tan; Rasulullah (s.a.v) bu kadınları önce kelime-i şehadetleri üzere imtihan eder ve: “Bir eş buğzundan dolayı çıkmadığına, bir yerden bir yere rağbetten dolayı çıkmadığına ve Allaha ve Rasulüne muhabbetten başka bir maksat için çıkmadığına yemin eder misin?” diye de yemin ettirirdi. Ayrıca bu âyetten, İslâm Yurdunda; “îman ettik” diyenlerin îmanlarını, yaşayışlarıyla ispat etmelerinin gerektiği, anlaşılmaktadır. 2 Hz. Aişe: Rasulullah mü’mineleri sadece bu sûrenin 12. ayeti ile imtihan ederdi. (Buharî) Her ne kadar gerçekten mü’min olup olmadıklarını tamamıyla Allah bilirse de imanın asıl rüknü kalpteki tasdiktir. Bu imtihanın sebebi ise; zahiren bir imtihan ile denemek suretiyle zahirî bir bilgi edinebilmektir. Zira her selâm verene, mü’minim diyene, mü’min değilsin diyerek kâfir muamelesi yapmak doğru olmazsa da küfür yurdundan yeni hicret ederek gelenlerin sadece mü’minim demeleriyle bir inceleme ve deneme yapmaksızın derhal hür mü’minlerin her türlü hukuk ve muamelesine mazhar kılınıvermelerinde de mü’minlere bir zarar getirmesi mümkün olan bir ihtiyatsızlık vardır. İslâm Yurdunda “beraet-i zimmet” asıl ise de imanın aslı olan tasdik gizli işlerden bulunması yönüyle zâhirde görünen alâmet olan ikrarın ona delâletini takviye edecek bir müeyyide lâzımdır ki o da ancak zikrolunduğu üzere bir imtihan ile tecrübe olunabilir. Onun için hicretlerinin başka bir maksatla değil, halis iman ile husn-i niyete mebni olduğu bir dereceye kadar olsun bilinmek üzere denenmeleri gerekir. (Elmalılı) 3 Fiilin çoğul olmasından bu kadınlar mihirlerini ödeyemezlerse, İslâm Devletinin ödeyeceği anlaşılabilir. 4 Bu âyet; Ukbe b. Ebi Muayt’ın, Medîne’ye hicret edip mihri ödenip Zeyd b. Hârise ile evlenen kızı Ümmü Gülsüm ve Sayfiyy b. Rahib’in, Medîne’ye hicret edip, mihri ödendikten sonra Hz. Ömer ile evlenen eski eşi Sübey’a hakkında, nâzil olmuştur.— M. Türk
60:10
11
وَاِنْ فَاتَكُمْ شَيْءٌ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ اِلَى الْـكُفَّارِ فَعَاقَبْتُمْ فَاٰتُوا الَّذ۪ينَ ذَهَبَتْ اَزْوَاجُهُمْ مِثْلَ مَٓا اَنْفَقُواۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّـذ۪ٓي اَنْتُمْ بِه۪ مُؤْمِنُونَ ١١
Ve in fâtekum şey’un min ezvâcikum ilel kuffâri fe âkabtum fe âtûllezîne zehebet ezvâcuhum misle mâ enfekû, vettekûllâhellezî entum bihî mû’minûn(mû’minûne).
Eğer eşlerinizden biri, sizi bırakıp kâfirlere kaçar, siz de (size gelen eşlerinden dolayı o kâfirlere) tazminat ödemek durumunda olursanız, eşleri gitmiş olanlara (o tazminattan eşlerine mihir olarak) harcadıkları kadarını verin.¹ Ve inandığınız Allah’a karşı hata etmekten sakının. 1 Yani sizin eşlerinizden biri dar’ül-harbe kaçar, sonra da onların kadınlarından îman ederek size hicret eden olur ve bu suretle siz de onlara tazminat vermek durumuna düşerseniz; eşleri kaçıp dar’ül-harbe gitmiş olanlara eşlerine daha önceden vermiş oldukları mihirlerini kâfirlere verilecek tazminattan keserek verin. Bazı müfessirlerce bu âyet; “Eğer eşlerinizden biri, sizi bırakıp kâfirlere kaçar, siz de (onlarla savaşıp) galip gelirseniz, eşleri gitmiş olanlara (ganimetten mihir olarak) harcadıkları kadar verin.” şeklinde de anlaşılmıştır.— M. Türk
60:11
12
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اِذَا جَٓاءَكَ الْمُؤْمِنَاتُ يُبَايِعْنَكَ عَلٰٓى اَنْ لَا يُشْرِكْنَ بِاللّٰهِ شَيْـٔاً وَلَا يَسْرِقْنَ وَلَا يَزْن۪ينَ وَلَا يَقْتُلْنَ اَوْلَادَهُنَّ وَلَا يَأْت۪ينَ بِبُهْتَانٍ يَفْتَر۪ينَهُ بَيْنَ اَيْد۪يهِنَّ وَاَرْجُلِهِنَّ وَلَا يَعْص۪ينَكَ ف۪ي مَعْرُوفٍ فَبَايِعْهُنَّ وَاسْتَغْفِرْ لَهُنَّ اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٢١
Yâ eyyuhen nebiyyu izâ câekel mu'minâtu yubâyi'neke alâ en lâ yuşrikne billâhi şey'en ve lâ yesrikne ve lâ yeznîne ve lâ yaktulne evlâdehunne ve lâ ye'tîne bi buhtânin yefterînehu beyne eydîhinne ve erculihinne ve lâ ya'sîneke fî ma'rûfin fe bâyı'hunne vestagfirlehunnallâh(vestagfirlehunnallâhe) innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Ey Peygamber! Mü’min kadınlar Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık etmemek, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek,¹ başkasının çocuğunu kocasına isnatta bulunmamak² ve senin (Allah’tan) getirdiklerine asla karşı çıkmamak³ hususunda sana biat etmeye gelince sen de onların biatlerini hemen kabul et ve Allah’tan onlar için bağışlanma dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayan çok esirgeyendir.⁴ 1 Yani çocuklarınızı, gerek ana karnında nüfus planlaması adı altında olsun, gerekse doğmuş olanları toprağa gömmek veya ihmâl etmek sûretiyle olsun öldürmeyin. Buna; Müslüman’ca yetiştirilmeyen çocukların, küfür toplumu içerisinde ölmekten daha kötü bir hayat yaşamasına sebebiyet vermeyi de dâhil etmek gerekir. 2 “Elleri ve ayakları arasında iftira edileni getirmek” demek; “ya başka bir kadının doğurduğu bir çocuğu alıp veya kendi doğurduğu ile değiştirip, ben doğurdum diyerek veya başka bir erkekten gayri meşru’ olarak almış olduğu bir çocuğu, kocasına isnat etmekten” mecâzdır. Yukarıdaki tercüme de buna göre yapılmıştır. Ancak buradan, gıybet, nemime, bühtan, yalan ve sahtekârlığın da anlaşılması mümkün olduğu için, her ikisini de anlayarak her ikisinden de sakınmak daha doğru olur. 3 Yani gerek emredilen iyiliklerin, gerekse yasaklanan kötülüklerin, hiç birine asi olmayıp itaat etmek. Zira isyan, ya emre, ya da nehye karşı olur. Emrin maruf ve meşru olması iyilik ile emrolunmasında, nehyin maruf ve meşru olması da kötülükleri yapmanın yasaklanmasındadır. (Elmalılı) 4 Bu âyet, Mekke’nin fetih günü nâzil olmuş, Peygamberimiz (s.a.v) Safâ Tepesi üzerinde erkeklerden biat alırken, onun adına Hz. Ömer de aşağıda kadınlardan biat almıştır. Hz. Aişe’den rivâyet olunduğuna göre bu âyet, yukarıdaki imtihan âyetiyle beraber nâzil olmuştur. (Müslim) Erkeklerden de aynı konular üzere biat alınmıştır. (Buharî, Müslim)— M. Türk
60:12
13
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَوَلَّوْا قَوْماً غَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ قَدْ يَـئِسُوا مِنَ الْاٰخِرَةِ كَمَا يَـئِسَ الْكُفَّارُ مِنْ اَصْحَابِ الْقُبُورِ ٣١
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tetevellev kavmen gadıballâhu aleyhim kad yeisû minel âhireti kemâ yeisel kuffâru min ashâbil kubûr(kubûri).
Ey îman edenler! Allah’ın gazabına uğrayan ve kâfirlerin kabirde bulunan kimselerden umutlarını kestikleri gibi, âhiretten umutlarını kesen bir toplumu,¹ sakın dost edinmeyin. 1 (قَوْماً) kelimesinin nekra olması sebebiyle kastedilenlerin belirli bir toplum olmayıp, âyette zikrolunan özellikleri taşıyan tüm toplumların buna dâhil olması daha doğru olabilir.— M. Türk
60:13
Mümtehine
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle