Tur 49 Ayet Mekke · الطور
52

Tur

Tur Dağı · Mekke
52
Tur Dağı · Mekke
الطور
49
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
وَالطُّورِۙ ١
Vet tûri.
(Sînâ) dağına,¹ 1 Tûr-i Sînâ: Hz. Mûsâ (a.s)’a Tevrat’ın verildiği dağın adıdır. Tûr: Süryanicede “dağ” demektir. (Beyzavî) Sînâ isminin Bâbil ay tanrısı “Sin”den, dağın bulunduğu bölgenin Mısır sınırındaki “Sin/Sun” adlı kasabadan veya “yanan çalılık” anlamındaki İbrânîce “seneh”ten geldiği rivayet edilir. Kur’ân-ı Kerîm’de Sînâ, “dağ” anlamındaki “tûr” kelimesiyle birlikte “Tûr-i Seynâ” (Mü’minûn: 20) ve Tûr-i Sînîn (Tîn: 2) şeklinde iki defa geçmekte olup “tûr” kelimesi yalnız kullanıldığında da (Tûr: 1) “Sînâ Dağı”nı tanımlamaktadır. İslâm âlimleri, dağın yarımadadaki konumuyla ilgili bilinen görüşleri aktarmakla birlikte daha çok Sînâ Dağında Hz. Musa’ya indirilen vahyin mesajı üzerinde durmuşlardır. Kur’an’da Allah Sînâ’ya yemin etmektedir (Tûr: 1, Tîn: 2). Hz. Mûsâ’nın Allah’ı görmek istemesi üzerine Allah bu dağa tecelli etmiş ve dağ parçalanmıştır (A’râf: 143). Allah, Mûsâ’ya dağın sağ tarafından seslenmiş (Meryem: 52, Tâhâ: 80, Kasas: 29, 46), İsrâil Oğullarından söz almak için dağ üzerlerine kaldırılmıştır. (Bakara: 63, 93, Nisâ: 154, A’râf: 171) Genellikle tasavvuf kaynaklarında ve halk arasında kullanılan “tur dağı” ifadesi yanlış bir kullanımdır. En doğrusunu Allah bilir.— M. Türk
52:1
2
وَكِتَابٍ مَسْطُورٍۙ ٢
Ve kitâbin mestûrin.
2,3. Yayılmış ince deri üzerine, yazılmış kitaba,¹ 1 Tûr’dan sonra bu muntazaman yazılmış kitabın “Tevrat” olması anlaşılabilirse de (كِتَاب) kelimesinin nekra olarak ifade edilmesi; bunun henüz tanınmadık başka bir kitap olduğunu andırır. İsra: 13. ayette: “(Bir de) kıyamet günü o (insanın) önüne (dünyada tüm yaptıklarının) apaçık yazıldığı bir kitap çıkarırız.” Buyurulduğuna göre bu kitabın amel defteri olması en tercih edilen manadır. Levh-i mahfuz veya yeni bir kitap olmak itibariyle Kur’an olması da düşünülebilir. (Elmalılı)— M. Türk
52:2
3
ف۪ي رَقٍّ مَنْشُورٍۙ ٣
Fî rakkın menşûrin.
2,3. Yayılmış ince deri üzerine, yazılmış kitaba,¹ 1 Tûr’dan sonra bu muntazaman yazılmış kitabın “Tevrat” olması anlaşılabilirse de (كِتَاب) kelimesinin nekra olarak ifade edilmesi; bunun henüz tanınmadık başka bir kitap olduğunu andırır. İsra: 13. ayette: “(Bir de) kıyamet günü o (insanın) önüne (dünyada tüm yaptıklarının) apaçık yazıldığı bir kitap çıkarırız.” Buyurulduğuna göre bu kitabın amel defteri olması en tercih edilen manadır. Levh-i mahfuz veya yeni bir kitap olmak itibariyle Kur’an olması da düşünülebilir. (Elmalılı)— M. Türk
52:3
4
وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِۙ ٤
Vel beytil ma’mûri.
Ma’mûr eve,¹ 1 Beyt’ül-Ma’mur: Ma’mûr, bayındır, bakımlı ev demektir. Müfessirler bu Ayet-i Kerime’de sözü geçen Beyt’ül-Ma’mûr’u genellikle, “yedinci kat semada, Kâbe’nin üst hizasında bulunan bir ev” olarak tefsir etmişlerdir. Ve “onu günde yetmiş bin melek namaz kılmak ve tavaf etmek için ziyaret eder ve kıyamete kadar da bir daha geriye dönmezler” demişlerdir. (İbnu Kesîr, Elmalılı, Beydâvî). Hasan el-Basrî de: “Bu beyt’ten kastedilenin Kâbe olduğunu, Allah’ın onu her sene pek çok kişi ile mamur kıldığını, bir yerin mamur olmasının ise geleni ve gideninin çok olup güzel bakılması manasından mecaz olduğunu” söylemiştir. Mirac’la ilgili meşhûr hadiste de Beyt’ül-Ma’mur’dan bahsedilir. (Buhârî) Tasavvuf ekolleri, Beyt’ül-Ma’mûr’u, "müminin kalbi" olarak anlamaya çalışarak tüm konularda olduğu gibi bunu da sulandırmışlardır. En doğrusunu Allah bilir.— M. Türk
52:4
5
وَالسَّقْفِ الْمَرْفُوعِۙ ٥
Ves sakfil merfûi.
Yükseltilmiş tavana,¹ 1 Yani gökyüzüne veya cennetin seması olan arş’a…— M. Türk
52:5
6
وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِۙ ٦
Vel bahril mescûri.
Kaynatılmış denize¹ yemin olsun ki, 1 Mescur: Farklı birkaç anlama gelir. 1. Alevlendirilmiş, kızdırılmış demektir. Kıyamet koparken denizler ateş olup kaynatılacak onunla Cehennem kızıştırılacaktır. 2. Dolgun, taşkın demek olup, Bahr-i Muhît manasına gelebilir. 3. Muhtelıt, karışkan, suyu birbirine veya tatlısı acısına karışan demek de olabilir. 4. Sina Dağı karinesiyle bu denizin, Firavunun helâk edildiği “Kızıl Deniz” olma ihtimâli daha kuvvetlidir.— M. Türk
52:6
7
اِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَاقِـعٌۙ ٧
İnne azâbe rabbike le vâkı’un.
Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir.— M. Türk
52:7
8
مَا لَهُ مِنْ دَافِـعٍۙ ٨
Mâ lehu min dâfiin.
Ve o (azaba) engel olacak, hiçbir şey de yoktur.— M. Türk
52:8
9
يَوْمَ تَمُورُ السَّمَٓاءُ مَوْراًۙ ٩
Yevme temûrus semâu mevren.
9,10. O (kıyamet) günü gök, sarsıldıkça sarsılacak, dağlar ise yerinden oynayacaktır.— M. Türk
52:9
10
وَتَس۪يرُ الْجِبَالُ سَيْراًۜ ٠١
Ve tesîrul cibâlu seyrâ(seyren).
9,10. O (kıyamet) günü gök, sarsıldıkça sarsılacak, dağlar ise yerinden oynayacaktır.— M. Türk
52:10
11
فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَۙ ١١
Fe veylun yevme izin lil mukezzibîne.
11,12. İşte o gün, daldıkları saçmalıklarla oyalanan yalancıların vay haline!— M. Türk
52:11
12
اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي خَوْضٍ يَلْعَبُونَۢ ٢١
Ellezîne hum fî havdın yel’abûn(yel’abûne).
11,12. İşte o gün, daldıkları saçmalıklarla oyalanan yalancıların vay haline!— M. Türk
52:12
13
يَوْمَ يُدَعُّونَ اِلٰى نَارِ جَهَنَّمَ دَعاًّۜ ٣١
Yevme yude’ûne ilâ nâri cehenneme de’â(de’an).
O (mahşer) günü¹ onlar, itilip kakılarak cehennem ateşine atılacaklar. 1 Buradaki (يَوْم) kelimesi nekra olarak geldiği için dokuzuncu ayetteki günün aynısı değildir. Zira dokuzuncu ayette bahsi geçen gün “kıyametin koptuğu”, buradaki gün ise “ahiret hayatında kâfirlerin cehenneme atıldıkları” gündür. En doğrusunu Allah bilir.— M. Türk
52:13
14
هٰذِهِ النَّارُ الَّت۪ي كُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ ٤١
Hâzihin nârulletî kuntum bihâ tukezzibûn(tukezzibûne).
(Onlara): “İşte sizin yalanlamakta olduğunuz ateş, budur.” (denilecek.)— M. Türk
52:14
15
اَفَسِحْرٌ هٰذَٓا اَمْ اَنْتُمْ لَا تُبْصِرُونَ ٥١
E fe sihrun hâzâ em entum lâ tubsirûn(tubsirûne).
(Ayrıca onlara): “Bu da mı bir büyü? Yoksa siz, (bunun da mı gerçek olduğunu) göremiyor musunuz?”— M. Türk
52:15
16
اِصْلَوْهَا فَاصْبِرُٓوا اَوْ لَا تَصْبِرُواۚ سَوَٓاءٌ عَلَيْكُمْۜ اِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٦١
Islevhâ fasbirû ev lâ tasbirû sevâun aleykum, innemâ tuczevne mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
“Haydi girin ona. Artık sabretseniz de sabretmeseniz de sizin için fark etmez. Siz, sadece yaptıklarınızla cezâlandırılıyorsunuz.” (denilecek.)— M. Türk
52:16
17
اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَنَع۪يمٍۙ ٧١
İnnel muttekîne fî cennâtin ve naîmin.
Allah’a karşı hata etmekten sakınanlar, kesinlikle cennetler ve nîmetler içerisindedirler.— M. Türk
52:17
18
فَاكِه۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْۚ وَوَقٰيهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ الْجَح۪يمِ ٨١
Fâkihîne bi mâ âtâhum rabbuhum, ve vekâhum rabbuhum azâbel cahîm(cahîmi).
Rablerinin kendilerine verdiği nîmetler ve Rablerinin, kendilerini cehennem azabından koruması sebebiyle huzurludurlar.— M. Türk
52:18
19
كُلُوا وَاشْرَبُوا هَن۪ٓيـٔاً بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۙ ٩١
Kulû veşrebû henîen bi mâ kuntum ta’melûne.
19,20. (Onlara cennette: “Dünyada) yaptıklarınızın karşılığı olarak sıra sıra dizilmiş tahtlar üzerinde kurulup oturarak afiyetle yiyin, için.” (denilir. Ayrıca) Biz, onları güzel gözlü, beyaz tenli ve kusursuz eşlerle de evlendireceğiz.¹ 1 Konuyla ilgili olarak Bk. (Saffat: 48-49, Vakıa: 35-37 Duhân: 54 ve dipnotu.).— M. Türk
52:19
20
مُتَّكِـ۪ٔينَ عَلٰى سُرُرٍ مَصْفُوفَةٍۚ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ ع۪ينٍ ٠٢
Muttekiîne alâ sururin masfûfeh(masfûfetin), ve zevvecnâhum bi hûrin înin.
19,20. (Onlara cennette: “Dünyada) yaptıklarınızın karşılığı olarak sıra sıra dizilmiş tahtlar üzerinde kurulup oturarak afiyetle yiyin, için.” (denilir. Ayrıca) Biz, onları güzel gözlü, beyaz tenli ve kusursuz eşlerle de evlendireceğiz.¹ 1 Konuyla ilgili olarak Bk. (Saffat: 48-49, Vakıa: 35-37 Duhân: 54 ve dipnotu.).— M. Türk
52:20
21
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَاتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُمْ بِا۪يمَانٍ اَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَٓا اَلَتْنَاهُمْ مِنْ عَمَلِهِمْ مِنْ شَيْءٍۜ كُلُّ امْرِئٍ بِمَا كَسَبَ رَه۪ينٌ ١٢
Vellezîne âmenû vettebeathum zurriyyetuhum bi îmânin elhaknâ bihim zurriyyetehum ve mâ eletnâhum min amelihim min şey’in, kullumriin bi mâ kesebe rehînun.
Biz soyları îmanda kendilerine uyan Müslümanların soylarını, kendilerine kavuştururuz ve onların sevaplarından da bir şey eksiltmeyiz.¹ -(Ama yine de) herkes(in kurtuluşu) kendi kazandığına bağlıdır.-² 1 Yani çocuklar, baba ve analarının îmanından dolayı onlarla buluşturulacaklardır. Yani cennette onlarla birlikte bulunacaklardır. Ayrıca, çocukları ile buluşturmak için baba ve anaların dereceleri de düşürülmeyecek, aksine onlarla bir arada bulunmaları için çocuklarının dereceleri yükseltilecektir. Bu müjde, ergenlik çağına ulaşıp kendi isteği ile îman eden ve büyüklerine uyan çocuklar hakkındadır. 2 Demek ki çocuklar, kendi kazançları olmaksızın, sadece babalarının kazançlarıyla kendilerini kurtaramazlar. Ancak îman ile çalıştıkları takdirde, atalarının feyzinden istifâde edebilirler.— M. Türk
52:21
22
وَاَمْدَدْنَاهُمْ بِفَاكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ ٢٢
Ve emdednâhum bi fâkihetin ve lahmin mimmâ yeştehûn(yeştehûne).
Ve onlara, arzuladıkları her türlü meyve ve eti de bolca vereceğiz.— M. Türk
52:22
23
يَتَنَازَعُونَ ف۪يهَا كَأْساً لَا لَغْوٌ ف۪يهَا وَلَا تَأْث۪يمٌ ٣٢
Yetenâzeûne fîhâ ke’sen lâ lagvun fîhâ ve lâ te’sîmun.
Orada (içerisinde) sarhoş etmeyen ve günâha sokmayan içecekler bulunan kadehlerden, (birlikte) içecekler.— M. Türk
52:23
24
وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَهُمْ كَاَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ۬ مَكْنُونٌ ٤٢
Ve yetûfu aleyhim gılmânun lehum ke ennehum lû’luun meknûnun.
Kendilerine ait (sedef içerisinde saklı inciler gibi) tertemiz hizmetçileri¹ de etraflarında dönüp duracaklar. 1 Başkalarına değil sadece kendilerine ait olan, hiç kirlenmemiş, el değmemiş, bembeyaz, safi, tertemiz ve pırıl pırıl uşaklar ve Cennet sakileri, genç hizmetçiler onların etrafında onlara hizmet için dönüp duracaklar. Bk. (Vakıa: 17)— M. Türk
52:24
25
وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ ٥٢
Ve akbele ba’duhum alâ ba’dın yetesâelûn(yetesâelûne).
25,26. (Cennettekiler) birbirleriyle: “Doğrusu biz bundan önce ailemiz(in akıbeti) hakkında çok korkar idik.”¹ diyerek sohbet edecekler.² 1 Bu ifâdeden; insanın dünyadaki bilincinin, öldükten sonra da kesintisiz bir şekilde devam edeceği anlaşılmaktadır. 2 Bu âyet: “(Cennettekiler) birbirleriyle; ‘doğrusu biz daha önce ailemiz içerisinde (sonumuzdan) korkardık.’ diyerek, sohbet edecekler.” şeklinde de anlaşılabilir.— M. Türk
52:25
26
قَالُٓوا اِنَّا كُنَّا قَبْلُ ف۪ٓي اَهْلِنَا مُشْفِق۪ينَ ٦٢
Kâlû innâ kunnâ kablu fî ehlinâ muşfikîn(muşfikîne).
25,26. (Cennettekiler) birbirleriyle: “Doğrusu biz bundan önce ailemiz(in akıbeti) hakkında çok korkar idik.”¹ diyerek sohbet edecekler.² 1 Bu ifâdeden; insanın dünyadaki bilincinin, öldükten sonra da kesintisiz bir şekilde devam edeceği anlaşılmaktadır. 2 Bu âyet: “(Cennettekiler) birbirleriyle; ‘doğrusu biz daha önce ailemiz içerisinde (sonumuzdan) korkardık.’ diyerek, sohbet edecekler.” şeklinde de anlaşılabilir.— M. Türk
52:26
27
فَمَنَّ اللّٰهُ عَلَيْنَا وَوَقٰينَا عَذَابَ السَّمُومِ ٧٢
Fe mennallâhu aleynâ ve vekânâ azâbes semûm(semûmi).
(Ve devamla): “Allah, lütufta bulunarak bizi, (cehennemin) kavurucu¹ azabından korudu.” 1 Semum; gözeneklere işleyen, zehirli, sıcak, rüzgâr demektir. Ayrıca “Semum”, cehennemin isimlerinden de biridir.— M. Türk
52:27
28
اِنَّا كُنَّا مِنْ قَبْلُ نَدْعُوهُۜ اِنَّهُ هُوَ الْبَرُّ الرَّح۪يمُ۟ ٨٢
İnnâ kunnâ min kablu ned’ûh(ned’ûhu), innehu huvel berrur rahîm(rahîmu).
“Şüphesiz biz bundan önce, sadece Ona kulluk ederdik. Gerçekten O, iyiliği bol, esirgemesi çok olanın ta kendisi imiş." (diyecekler.)— M. Türk
52:28
29
فَذَكِّرْ فَمَٓا اَنْتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍۜ ٩٢
Fe zekkir fe mâ ente bi ni’meti rabbike bi kâhinin ve lâ mecnûn(mecnûnin).
(Ey Muhammed!) Sen sadece hatırlat. Çünkü Rabbinin nîmeti sayesinde sen kâhin de değilsin, mecnun da değilsin.— M. Türk
52:29
30
اَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَتَرَبَّصُ بِه۪ رَيْبَ الْمَنُونِ ٠٣
Em yekûlûne şâirun neterabbesu bihî reybel menûni.
Yoksa onlar (senin için): “O da bir şairdir, biz onun da zamanla helâk olup gitmesini bekliyoruz.” mu diyorlar?— M. Türk
52:30
Yükleniyor...
Tur
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle