Kaf 45 Ayet Mekke · ق
50

Kaf

Kaf · Mekke
50
Kaf · Mekke
ق
45
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
قٓ۠ وَالْقُرْاٰنِ الْمَج۪يدِۚ ١
Kâf vel kur’ânil mecîd(mecîdi).
Kâf Şu şerefli Kur’an’a yemin olsun¹ ki; 1 (وَالْقُرْاٰنِ) kelimesinin önündeki (و) harf-i kasem yani yemin bildiren bir harf-i cerr’dir ve “yemin olsun” diye tercüme edilir. Bilgiçlik taslayarak Kur’an’ın metnine müdahaleyi adet haline getirenlerin bu kasem harfine “değerini bilin” diye anlam vermeleri olsa olsa ortaya yeni bir Kur’an koymanın provasıdır.— M. Türk
50:1
2
بَلْ عَجِبُٓوا اَنْ جَٓاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْ فَقَالَ الْـكَافِرُونَ هٰذَا شَيْءٌ عَج۪يبٌ ٢
Bel acibû en câehum munzirun minhum fe kâlel kâfirûne hâzâ şey’un acîbun.
2,3. Fakat o kâfirler, kendi aralarından bir uyarıcının gelmesini yadırgadılar da: “Bu, gerçekten yadırganacak bir şey. Yani biz öleceğiz, toprak olacağız (sonra da dirileceğiz) ha!¹ Bu, gerçekleşme ihtimâli olmayan bir dönüştür.” dediler. 1 Yani, “Muhammed bizi âhirette tekrar dirilmekle ve cezâlandırılmakla mı korkutuyor?” demek istediler.— M. Türk
50:2
3
ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَاباًۚ ذٰلِكَ رَجْعٌ بَع۪يدٌ ٣
E izâ mitnâ ve kunnâ turâbâ(turâben), zâlike rec’un baîdun.
2,3. Fakat o kâfirler, kendi aralarından bir uyarıcının gelmesini yadırgadılar da: “Bu, gerçekten yadırganacak bir şey. Yani biz öleceğiz, toprak olacağız (sonra da dirileceğiz) ha!¹ Bu, gerçekleşme ihtimâli olmayan bir dönüştür.” dediler. 1 Yani, “Muhammed bizi âhirette tekrar dirilmekle ve cezâlandırılmakla mı korkutuyor?” demek istediler.— M. Türk
50:3
4
قَدْ عَلِمْنَا مَا تَنْقُصُ الْاَرْضُ مِنْهُمْۚ وَعِنْدَنَا كِتَابٌ حَف۪يظٌ ٤
Kad alimnâ mâ tenkusul ardu minhum, ve indenâ kitâbun hafîzun.
Biz toprağın onlardan neleri eksilttiğini kesinlikle biliriz ve Bizim yanımızda o bilgileri koruyan bir de kitap, vardır.¹ 1 Yani Allah, yeryüzünde çürüyüp yok olduğu zannedilen her şeyi en ince teferruatına kadar bilir. Onun katında korunan, değişmez, bozulmaz bir kitap vardır. Hepsi onda mazbuttur. Az ve çok hiç bir şeyi kaçırmaz, hatta onların amellerini de bütün tafsilatıyla muhafaza eder. O da Levh-i mahfuz’dur.— M. Türk
50:4
5
بَلْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُمْ فَهُمْ ف۪ٓي اَمْرٍ مَر۪يجٍ ٥
Bel kezzebû bil hakkı lemmâ câehum fe hum fî emrin merîcin.
Buna rağmen onlar, gerçek¹ kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar, karmakarışık bir sarsıntı² içerisindedirler. 1 Buradaki hakk; Kur’an, İslâm veya Hz. Muhammed (a.s) olabilir. 2 Yani, o Peygambere kâh sihirbaz, kâh kâhin, kâh şâir diyerek, kâh şaşırarak, kâh inkâr ederek, ahiret hakkında perişan bir halde karmakarışık bir sarsıntı içerisinde kıvranıyorlar.— M. Türk
50:5
6
اَفَلَمْ يَنْظُرُٓوا اِلَى السَّمَٓاءِ فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَاهَا وَزَيَّنَّاهَا وَمَا لَهَا مِنْ فُرُوجٍ ٦
E fe lem yanzurû iles semâi fevkahum keyfe beneynâhâ ve zeyyennâhâ ve mâ lehâ min furûcin.
Bizim üzerlerindeki göğü, kusursuz bir şekilde nasıl bina ettiğimize ve onu, nasıl süslediğimize hiç bakmıyorlar mı?— M. Türk
50:6
7
وَالْاَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَاَلْقَيْنَا ف۪يهَا رَوَاسِيَ وَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَه۪يجٍۙ ٧
Vel arda medednâhâ ve elkaynâ fîhâ revâsiye ve enbetnâ fîhâ min kulli zevcin behîcin.
(Ve onlar, bir de) yeryüzünü (nasıl) döşediğimize, ona sâbit dağlar koyduğumuza ve orada her güzel bitkiden çifter çifter yetiştirdiğimize (hiç bakmıyorlar mı?)— M. Türk
50:7
8
تَبْصِرَةً وَذِكْرٰى لِكُلِّ عَبْدٍ مُن۪يبٍ ٨
Tebsıraten ve zikrâ li kulli abdin munîbin.
(İşte bütün bunları, Bize) gönülden yönelen her kul için, bir mûcize olarak Biz, yarattık.— M. Türk
50:8
9
وَنَزَّلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً مُبَارَكاً فَاَنْبَتْنَا بِه۪ جَنَّاتٍ وَحَبَّ الْحَص۪يدِۙ ٩
Ve nezzelnâ mines semâi mâen mubâreken fe enbetnâ bihî cennâtin ve habbel hasîdi.
9,10,11. Biz, gökten kendisiyle (Allah’ın) kullarına rızık olmak üzere bahçeler, biçilecek taneli (ekinler,) salkım salkım meyve yüklü tomurcukları olan uzun hurma ağaçları yetiştirdiğimiz, bereketli bir su indirdik. Ve o su ile de ölü olan yeryüzünü dirilttik. İşte (ölümden sonraki) dirilip çıkış da aynen böyledir.— M. Türk
50:9
10
وَالنَّخْلَ بَاسِقَاتٍ لَهَا طَلْعٌ نَض۪يدٌۙ ٠١
Ven nahle bâsikâtin lehâ tal’un nadîdun.
9,10,11. Biz, gökten kendisiyle (Allah’ın) kullarına rızık olmak üzere bahçeler, biçilecek taneli (ekinler,) salkım salkım meyve yüklü tomurcukları olan uzun hurma ağaçları yetiştirdiğimiz, bereketli bir su indirdik. Ve o su ile de ölü olan yeryüzünü dirilttik. İşte (ölümden sonraki) dirilip çıkış da aynen böyledir.— M. Türk
50:10
11
رِزْقاً لِلْعِبَادِۙ وَاَحْيَيْنَا بِه۪ بَلْدَةً مَيْتاًۜ كَذٰلِكَ الْخُرُوجُ ١١
Rızkan lil ibâdi ve ahyeynâ bihî beldeten meytâ(meyten), kezâlikel hurûcu.
9,10,11. Biz, gökten kendisiyle (Allah’ın) kullarına rızık olmak üzere bahçeler, biçilecek taneli (ekinler,) salkım salkım meyve yüklü tomurcukları olan uzun hurma ağaçları yetiştirdiğimiz, bereketli bir su indirdik. Ve o su ile de ölü olan yeryüzünü dirilttik. İşte (ölümden sonraki) dirilip çıkış da aynen böyledir.— M. Türk
50:11
12
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَاَصْحَابُ الرَّسِّ وَثَمُودُۙ ٢١
Kezzebet kablehum kavmu nûhın ve ashâbur ressi ve semûdu.
12,13,14. Onlardan önce Nûh toplumu, Ress,¹ Semud, Âd ve Firavun halkı, Lût’un kardeşleri,² Eyke’liler³ ve Tübba’⁴ toplumu da yalanladılar. Hattâ bunların tamamı (kendilerine gönderilen) Peygamberleri de yalanladılar ve (sonunda) Benim cezâmı⁵ hak ettiler. 1 Ress: Örülmedik kuyu maden ve kalıntı demektir. Fakat “Ress Halkının” kimler olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Bunlar hakkında Semud halkından, Azerbaycan kuyusuna kadar pek çok rivâyet varsa da bu rivâyetleri birleştirmek mümkün olamamaktadır. En doğrusunu Allah bilir. Bk. (Furkan: 38) 2 Lût (a.s)’ın kavmi için, ona akrabalıklarından dolayı “kardeşleri” ifâdesi kullanılmıştır. Bu da gerek akrabalık, gerekse hısımlık yönünden yakınlığın, bir toplumu îman etmedikçe kurtaramayacağının izahı için olabilir. 3 Eyke: Sık, birbirine karışmış ağaç demektir. Eyke’liler de Medyen’liler gibi Şuayb (a.s.)’ın gönderildiği bir kavimdir. “Eyke” kelimesi “sedir ağacı, sık ve bol ağaçlıklı yer” anlamına gelir. Bu kelimenin “Leyke” şeklinde de okunduğu olur. Hz. Şuayb’ın bu kavme tebliği de Medyen halkına olan tebliğinin aynısıdır (Şuarâ: 177-183). Kur’ân-ı Kerîm’de Eyke halkının “gölge günü”nün azabı ile cezalandırıldığı belirtilmektedir. Bk. (Hicr: 78) 4 Tübba‘: Eski Yemen krallarının unvanı, Kur’an’da günahkârlıkları ve elçileri yalanlamaları yüzünden helâk edildiği bildirilen bir kavmin adıdır. Tübba’ Yemen (Himyer) krallarının unvanıdır. Kendilerine tübba’ adı verilen Himyerî kralları Güneybatı Arabistan’ın tamamına hâkim olmuştur. Hz. Peygamber’den: “Tübba’a küfretmeyin, zira o Müslüman olmuştur, Es’ad el-Himyerî’ye küfretmeyin, zira o Kâbe’ye ilk örtü giydirendir” meâlinde hadisler nakledilmiştir. (Müsned) Bk. (Duhân: 37) 5 Va’îd: Va’d gibi mastardır, mef’ul manasına da kullanılır. Va’d maddesi hayır ve şerde, acıda ve tatlıda kullanılır. Fakat vaîd, acı ve korkunç olanlarda kullanılır. Tehdit ve korkutma ifade eder.— M. Türk
50:12
13
وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ وَاِخْوَانُ لُوطٍۙ ٣١
Ve âdun ve fir’avnu ve ihvânu lûtın.
12,13,14. Onlardan önce Nûh toplumu, Ress,¹ Semud, Âd ve Firavun halkı, Lût’un kardeşleri,² Eyke’liler³ ve Tübba’⁴ toplumu da yalanladılar. Hattâ bunların tamamı (kendilerine gönderilen) Peygamberleri de yalanladılar ve (sonunda) Benim cezâmı⁵ hak ettiler. 1 Ress: Örülmedik kuyu maden ve kalıntı demektir. Fakat “Ress Halkının” kimler olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Bunlar hakkında Semud halkından, Azerbaycan kuyusuna kadar pek çok rivâyet varsa da bu rivâyetleri birleştirmek mümkün olamamaktadır. En doğrusunu Allah bilir. Bk. (Furkan: 38) 2 Lût (a.s)’ın kavmi için, ona akrabalıklarından dolayı “kardeşleri” ifâdesi kullanılmıştır. Bu da gerek akrabalık, gerekse hısımlık yönünden yakınlığın, bir toplumu îman etmedikçe kurtaramayacağının izahı için olabilir. 3 Eyke: Sık, birbirine karışmış ağaç demektir. Eyke’liler de Medyen’liler gibi Şuayb (a.s.)’ın gönderildiği bir kavimdir. “Eyke” kelimesi “sedir ağacı, sık ve bol ağaçlıklı yer” anlamına gelir. Bu kelimenin “Leyke” şeklinde de okunduğu olur. Hz. Şuayb’ın bu kavme tebliği de Medyen halkına olan tebliğinin aynısıdır (Şuarâ: 177-183). Kur’ân-ı Kerîm’de Eyke halkının “gölge günü”nün azabı ile cezalandırıldığı belirtilmektedir. Bk. (Hicr: 78) 4 Tübba‘: Eski Yemen krallarının unvanı, Kur’an’da günahkârlıkları ve elçileri yalanlamaları yüzünden helâk edildiği bildirilen bir kavmin adıdır. Tübba’ Yemen (Himyer) krallarının unvanıdır. Kendilerine tübba’ adı verilen Himyerî kralları Güneybatı Arabistan’ın tamamına hâkim olmuştur. Hz. Peygamber’den: “Tübba’a küfretmeyin, zira o Müslüman olmuştur, Es’ad el-Himyerî’ye küfretmeyin, zira o Kâbe’ye ilk örtü giydirendir” meâlinde hadisler nakledilmiştir. (Müsned) Bk. (Duhân: 37) 5 Va’îd: Va’d gibi mastardır, mef’ul manasına da kullanılır. Va’d maddesi hayır ve şerde, acıda ve tatlıda kullanılır. Fakat vaîd, acı ve korkunç olanlarda kullanılır. Tehdit ve korkutma ifade eder.— M. Türk
50:13
14
وَاَصْحَابُ الْاَيْكَةِ وَقَوْمُ تُبَّعٍۜ كُلٌّ كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ وَع۪يدِ ٤١
Ve ashâbul eyketi ve kavmu tubbain, kullun kezzeber rusule fe hakka vaîdi.
12,13,14. Onlardan önce Nûh toplumu, Ress,¹ Semud, Âd ve Firavun halkı, Lût’un kardeşleri,² Eyke’liler³ ve Tübba’⁴ toplumu da yalanladılar. Hattâ bunların tamamı (kendilerine gönderilen) Peygamberleri de yalanladılar ve (sonunda) Benim cezâmı⁵ hak ettiler. 1 Ress: Örülmedik kuyu maden ve kalıntı demektir. Fakat “Ress Halkının” kimler olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Bunlar hakkında Semud halkından, Azerbaycan kuyusuna kadar pek çok rivâyet varsa da bu rivâyetleri birleştirmek mümkün olamamaktadır. En doğrusunu Allah bilir. Bk. (Furkan: 38) 2 Lût (a.s)’ın kavmi için, ona akrabalıklarından dolayı “kardeşleri” ifâdesi kullanılmıştır. Bu da gerek akrabalık, gerekse hısımlık yönünden yakınlığın, bir toplumu îman etmedikçe kurtaramayacağının izahı için olabilir. 3 Eyke: Sık, birbirine karışmış ağaç demektir. Eyke’liler de Medyen’liler gibi Şuayb (a.s.)’ın gönderildiği bir kavimdir. “Eyke” kelimesi “sedir ağacı, sık ve bol ağaçlıklı yer” anlamına gelir. Bu kelimenin “Leyke” şeklinde de okunduğu olur. Hz. Şuayb’ın bu kavme tebliği de Medyen halkına olan tebliğinin aynısıdır (Şuarâ: 177-183). Kur’ân-ı Kerîm’de Eyke halkının “gölge günü”nün azabı ile cezalandırıldığı belirtilmektedir. Bk. (Hicr: 78) 4 Tübba‘: Eski Yemen krallarının unvanı, Kur’an’da günahkârlıkları ve elçileri yalanlamaları yüzünden helâk edildiği bildirilen bir kavmin adıdır. Tübba’ Yemen (Himyer) krallarının unvanıdır. Kendilerine tübba’ adı verilen Himyerî kralları Güneybatı Arabistan’ın tamamına hâkim olmuştur. Hz. Peygamber’den: “Tübba’a küfretmeyin, zira o Müslüman olmuştur, Es’ad el-Himyerî’ye küfretmeyin, zira o Kâbe’ye ilk örtü giydirendir” meâlinde hadisler nakledilmiştir. (Müsned) Bk. (Duhân: 37) 5 Va’îd: Va’d gibi mastardır, mef’ul manasına da kullanılır. Va’d maddesi hayır ve şerde, acıda ve tatlıda kullanılır. Fakat vaîd, acı ve korkunç olanlarda kullanılır. Tehdit ve korkutma ifade eder.— M. Türk
50:14
15
اَفَعَي۪ينَا بِالْخَلْقِ الْاَوَّلِۜ بَلْ هُمْ ف۪ي لَبْسٍ مِنْ خَلْقٍ جَد۪يدٍ۟ ٥١
E fe ayînâ bil halkıl evvel(evveli), bel hum fî lebsin min halkın cedîd(cedîdin).
Yoksa onlar, Bizim ilk yaratılışta gücümüzün tükendiğini mi (zannediyorlar)?¹ zellikle onlar, yeniden yaratılış hakkında içerisinden çıkamadıkları bir düşünce karmaşasına giriyorlar.² 1 Yani ilk yaratışla gücümüz tükenmiş de Yahûdîlerin uyduruk tanrısı yahova gibi ilerisini yaratmaktan âciz duruma mı düşmüşüz? 2 Lebs: Esasen karıştırıp şüpheye düşürmek demektir. Genellikle müfessirlerin beyanına göre: “Onlar ilk yaratılışı ve bizim kudretimizi kabul etmekle beraber yeni bir yaratılış ile ölülerin dirilebileceğinde şüphe ediyorlar” demektir. Yani onlar, bir kere yapılanın bir kere daha yapılabileceği hakkındaki tabiî kanunu bırakıyorlar da Allah’ın kudretine karşı şüpheye düşerek tenakuzda bulunuyorlar. Âyetin son bölümü; “Doğrusu onlar, yeniden yaratma hususunda şüphe içerisindedirler.” şeklinde de tercüme edilebilir.— M. Türk
50:15
16
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِه۪ نَفْسُهُۚ وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَر۪يدِ ٦١
Ve lekad halaknel insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuh(nefsuhu), ve nahnu akrebu ileyhi min hablil verîdi.
Gerçekten insanı Biz yarattık ve onun gönlünden ne geçirdiğini¹ de Biz biliriz. Çünkü Biz ona şahdamarından² daha yakınız.³ 1 Nefsin vesvesesi demek; “bir kimsenin gönlünden geçirdiği gizli duyguları, kararları gibi bütün gizli düşünceleri” demektir. Hattâ bunlar, Hafaza Meleklerinin bile bilemeyeceği derecede insanın gönlüne gelen düşüncelerdir. İşte Allah, bunların hepsini bilir. Yani bu düşünceler, sonradan her türlü iradeli kabahatleri üzerine yıkmak üzere icat edilen, nefis diye ayrı bir varlığın fısıltıları değildir. Çünkü bir bedende birden fazla varlığın bulunması, İslâm dışı bir düşünce tarzıdır. Âyetin bu bölümü; “gerçekten Biz, yarattığımız insanın, gönlünden ne geçirdiğini dahi biliriz.” şeklinde de anlaşılabilir. 2 Şah damarı: Bedenin etrafından kalbe ulaşan, yani kirli kanı kalbe götüren damarlara “verîd”, çoğuluna da “evride” denir ki bu damar, boyunda gırtlağın yanlarından geçer. Kalpten vücuda giden temiz kanı bedene dağıtan damarlara da “şerayîn” denilir. Habl ise ip ve bağ demektir. Damar manasına da gelir. Burada ekseriyetle “habl’ül-verîd” şah damarı, diye tefsir edilmiştir. Bu durumda mana: “Allah insana, kalbine en yakın damarından yahut canından daha yakındır” demektir. 3 Allah’ın insana, “şahdamarından daha yakın olması” demek; Allah’ın onun halini, ona şahdamarından yakın olandan daha iyi bilmesi demektir. Burada kişisel yakınlık ile ilmi yakınlığa mecâz yapılmıştır. Zîrâ Allahu Teâlâ, mekândan münezzeh olduğu için, Onda mekânî yakınlık var sayılırsa; mekânın bir kısmının Onu kapsamasını ve mekânı Ondan daha geniş farz etmiş oluruz. Bazıları da bu âyetten kişisel yakınlık anlayıp; “vahdet-i vücut felsefelerine” dayanak aramaya çalışmışlardır. Şunu iyi bilmek gerekir ki; fiil failin aynısı olamaz. Allah’ın olmayan hiç bir şey yoktur, fakat Allah’ın olmak, (hâşâ) Allah olmak değildir. (Bk. Elmalılı, Bakara: 186)— M. Türk
50:16
17
اِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ الْيَم۪ينِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَع۪يدٌ ٧١
İz yetelakkâl mutelakkîyâni anil yemîni ve aniş şimâli kaîdun.
(Bir de) onun sağında ve solunda oturan (yaptıklarını yazmakla görevli) iki melek vardır.— M. Türk
50:17
18
مَا يَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ اِلَّا لَدَيْهِ رَق۪يبٌ عَت۪يدٌ ٨١
Mâ yelfızu min kavlin illâ ledeyhi rakîbun atîdun.
İnsanın yanında ağzından çıkan her şeyi (yazan) hazır bir gözetleyici, vardır.¹ 1 Meleklerin insanın ağzından çıkan her şeyi yazması, Allah’ın ihtiyacından değil kulların gelecekleri açısından büyük bir hikmete mebnidir. Peygamber (s.a.v): “İki Meleğin oturduğu yer, senin ön dişlerinin üzeri, dilin onların kalemleri, tükürüğün de mürekkepleridir. Sen ise boş şeylerle akıp gidiyorsun, ne Allah’tan ne de onlardan utanıyorsun” buyurmuştur. (Zemahşeri) Bu ayetin zahirinden anlaşıldığına göre bu Melekler, ağızdan çıkan her sözü ve yapılan her fiili yazarlar. İmam Malik, “her şey yazılır, hatta hastalıktaki inlemeler bile” demiştir.— M. Türk
50:18
19
وَجَٓاءَتْ سَكْرَةُ الْمَوْتِ بِالْحَقِّۜ ذٰلِكَ مَا كُنْتَ مِنْهُ تَح۪يدُ ٩١
Ve câet sekretul mevti bil hakk(hakkı), zâlike mâ kunte minhu tehîdu.
Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelince, (insana): “İşte bu, senin kendisinden hep kaçıp durduğun şeydir!” denilir.— M. Türk
50:19
20
وَنُفِـخَ فِي الصُّورِۜ ذٰلِكَ يَوْمُ الْوَع۪يدِ ٠٢
Ve nufiha fîs sûr(sûri), zâlike yevmul vaîdi.
Sonra sura üfürülür. İşte bu da geleceği vâdedilen (kıyamet) günüdür.— M. Türk
50:20
21
وَجَٓاءَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَعَهَا سَٓائِقٌ وَشَه۪يدٌ ١٢
Ve câet kullu nefsin meahâ sâikun ve şehîdun.
(O gün) her insan yanında kendisini sevk eden bir (melek) ve bir de şâhit ile gelir.¹ 1 O iki Melekten birisi, o nefsi mahşere sevke memur, birisi de ameline şahit olan meleklerdir. Herkesin ameline göre şehadet ve sevkin keyfiyeti muhtelif olmakla beraber hepsi böyle iki memur maiyetinde sevk olunur. Şahidin murakabe eden “hafaza” melâikesinden olması daha belirgindir. Bazıları kötülükleri yazan “sâık”, hasenatı yazan “şahit” demişlerdir. En doğrusunu Allah bilir. (Elmalılı)— M. Türk
50:21
22
لَقَدْ كُنْتَ ف۪ي غَفْلَةٍ مِنْ هٰذَا فَـكَشَفْنَا عَنْكَ غِطَٓاءَكَ فَبَصَرُكَ الْيَوْمَ حَد۪يدٌ ٢٢
Lekad kunte fî gafletin min hâzâ fe keşefnâ anke gıtâeke fe besarukel yevme hadîdun.
(O gün her bir kâfire): “Sen bu günü hiç umursamıyordun. İşte Biz de senin (gözündeki) perdeyi kaldırdık. Artık bugün görüşün, oldukça keskindir.” denilir.— M. Türk
50:22
23
وَقَالَ قَر۪ينُهُ هٰذَا مَا لَدَيَّ عَت۪يدٌۜ ٣٢
Ve kâle karînuhu hâzâ mâ ledeyye atîd(atîdun).
Yanındaki (melek) ona: “İşte şu yanımdaki de (yaptıklarınla ilgili) hazır (bilgiler)” der.— M. Türk
50:23
24
اَلْقِيَا ف۪ي جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَن۪يدٍۙ ٤٢
Elkıyâ fî cehenneme kulle keffârin anîdin.
24,25. (Allah iki meleğe): “Haydi bütün inatçı, hayra engel olan, saldırgan ve şüpheci kâfirleri, atın cehenneme.” der.— M. Türk
50:24
25
مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ مُر۪يبٍۙ ٥٢
Mennâın lil hayri mu’tedin murîbin.
24,25. (Allah iki meleğe): “Haydi bütün inatçı, hayra engel olan, saldırgan ve şüpheci kâfirleri, atın cehenneme.” der.— M. Türk
50:25
26
اَلَّذ۪ي جَعَلَ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَ فَاَلْقِيَاهُ فِي الْعَذَابِ الشَّد۪يدِ ٦٢
Ellezî ceale meallâhi ilâhen âhara fe elkıyâhu fîl azâbiş şedîdi.
(Ve) “Şu, Allah’la beraber başka ilâhlar edineni, en şiddetli azabın içine atın.” der.— M. Türk
50:26
27
قَالَ قَر۪ينُهُ رَبَّنَا مَٓا اَطْغَيْتُهُ وَلٰكِنْ كَانَ ف۪ي ضَلَالٍ بَع۪يدٍ ٧٢
Kâle karînuhu rabbenâ mâ etgaytuhu ve lâkin kâne fî dalâlin baîdin.
Onun arkadaşı¹ olan (şeytan) da: “Ey Rabbimiz! Ben onu azdırmadım. Zâten o, derin bir sapkınlık içerisindeydi.” der. 1 Yani, Dünyada ona musallat olup, âhirette beraber cehenneme gönderildikleri şeytanlaşmış arkadaşı.— M. Türk
50:27
28
قَالَ لَا تَخْتَصِمُوا لَدَيَّ وَقَدْ قَدَّمْتُ اِلَيْكُمْ بِالْوَع۪يدِ ٨٢
Kâle lâ tahtesımû ledeyye ve kad kaddemtu ileykum bil vaîdi.
28,29. (Allah onlara): “Benim huzurumda çekişip durmayın. Ben size daha önce uyarı göndermiştim. Benim katımda verilen söz, kesinlikle değiştirilmez ve Ben kullara asla zulmetmem.” der.— M. Türk
50:28
29
مَا يُبَدَّلُ الْقَوْلُ لَدَيَّ وَمَٓا اَنَا۬ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِ۟ ٩٢
Mâ yubeddelul kavlu ledeyye ve mâ ene bi zallâmin lil abîd(abîdi).
28,29. (Allah onlara): “Benim huzurumda çekişip durmayın. Ben size daha önce uyarı göndermiştim. Benim katımda verilen söz, kesinlikle değiştirilmez ve Ben kullara asla zulmetmem.” der.— M. Türk
50:29
30
يَوْمَ نَقُولُ لِجَهَنَّمَ هَلِ امْتَلَأْتِ وَتَقُولُ هَلْ مِنْ مَز۪يدٍ ٠٣
Yevme nekûlu li cehenneme helimtele’ti ve tekûlu hel min mezîdin.
İşte Biz cehenneme o gün:¹ “Doldun mu?” deriz, o da: “Daha fazlası var mı?” der. 1 Buradaki (يَوْمَ) kelimesi (نَقُولُ لِجَهَنَّمَ) cümlesinin öne alınmış mef’ulü olarak mansubtur. Mef’ulün fiilden öne alınmasının sebebi, “vurgu” içindir.— M. Türk
50:30
Yükleniyor...
Kaf
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle