Ahzab 73 Ayet Medine · الأحزاب
33

Ahzab

Gruplar · Medine
33
Gruplar · Medine
الأحزاب
73
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اتَّقِ اللّٰهَ وَلَا تُطِعِ الْكَافِر۪ينَ وَالْمُنَافِق۪ينَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يماً حَك۪يماًۙ ١
Yâ eyyuhen nebiyyuttekillâhe ve lâ tutıil kâfirîne vel munâfikîn(munâfikîne), innallâhe kâne alîmen hakîmâ(hakîmen).
Ey Peygamber! Allah’a (karşı hata etmekten) sakın, kâfirlere¹ ve münâfıklara² itaat etme. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir.³ 1 Kâfirler ile ilgili olarak Bk. (Bakara: 89) 2 Münafık: Gerçek anlamda iman etmeyip, dışından Müslüman görünen, çeşitli sebeplerden dolayı ve menfaati icabı kendini Müslüman göstererek Allah’a, Rasûlüne ve mü’-minlere düşmanlığını gizleyen kimse demektir. “Nifak, kalpte olursa küfür, amelde olursa suçtur” (Kurtubî). Bu bakımdan, münafıklardaki nifak hâli îtikâdî ve amelî olarak iki grupta toplanır. 1. İtikâdî nifak: Dünyada Müslüman muamelesi görüp, âhirette inançsızlığı ortaya çıkınca kâfirlerden daha kötü muâmeleye tâbî tutulmasına sebep olacak olan nifak halidir. Kur’an insanları mü’min, kâfir, münafık olmak üzere üç grupta toplar (Bakara: 1-20) ve insanların en kötüsü olanı şeklinde tarif edilen münafıkların şu özelliklerinden söz eder: İslâm toplumu içinde fesatçıdırlar. (Bakara: 9-13) Müslümanların inandıkları gibi inanın, denilince; “biz de o beyinsizlerin inandığı gibi mi inanacağız?” diye itiraz ederler. İnananlarla yan yana gelince de; “sizinle beraberiz” derler. Fakat reisleri ve şeytanlarıyla baş başa kalınca; “biz onları aldattık” diye alay ederler. (Bakara: 13-15) Namaza da üşene üşene kalkarlar. (Nisâ: 142-143). İnsanları Allah yolundan döndürmek için yalan yere yemin ederler. (Mücadele: 14, Münâfıkûn: 2) Allah’ı unutup cimrilik yaparlar (Tevbe: 67), sıkışınca fitneye düşerler (Ankebût: 10), olayların akışı münafıkların lehine gibi ise, itaatla koşa koşa Peygamber’in yanına gelirler, (Nûr: 49) Bunlar zâhiren îman edip kalpleriyle kâfir olanlardır. (Münafıkûn: 3) Onlar ebedî Cehennemliktirler. (Tevbe: 67-69). Kötü sözlerin Müslümanlar arasında yayılmasını isterler. (Nûr: 19) Kur’an âyetleriyle alay ederler. (Nisa: 140) Cihaddan kaçarlar. 2. Amelî Nifak: Bazı tutum ve davranışlarıyla itikadî nifaka kısmî bir benzeyiş içinde bulunmakla beraber, inançlarında açık bir nifakın söz konusu olmadığı Müslüman kişilerin durumudur. Hadislerde geçen münafık türü ahlâkî yönden olan nifakı vurgulamaktadır. Meselâ: “Münafığın alâmeti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler, vadettiğinde vaadinden döner, kendisine bir şey emanet edildiğinde emanete hıyanet eder” (Tirmîzî) hadisi îtikâdî nifaka yaklaşılmaması için alınan tedbirler ve tembihler mahiyetindeki emirlerdir. Zîra amelî nifak çoğalınca ileride Müslümanın îtikâdî nifaka yaklaşma tehlikesi doğabilir. 3 Ebû Süfyân ve İkrime, Uhud savaşından sonra Medîne’ye gelerek, Abdullah b. Übey’in evine misafir olurlar ve Peygamberimiz de onlara sadece görüşmeleri konusunda güvence verir. Bu adamlar, Peygamberimize yanında Ömer b. Hattap varken: “Bizim putlarımızın aleyhinde konuşma, hattâ onların şefâat edeceklerini söyle, biz de senin dinine karışmayalım” derler. Bunun üzerine Hz. Ömer, “Ey Allah’ın Rasûlü izin ver de şunları öldüreyim”der. Peygamberimiz güvence verdiğini söyleyerek, buna müsaade etmez ve onları Medîne’den kovar. Bu olay üzerine de bu âyet indirilir. (Vâhidî)— M. Türk
33:1
2
وَاتَّبِعْ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يراًۙ ٢
Vettebi’ mâ yûhâ ileyke min rabbik(rabbike), innallâhe kâne bimâ ta’melûne habîrâ(habîren).
Ve sadece sana Rabbinden vahyedilene uy. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı eksiksiz bilir.— M. Türk
33:2
3
وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَك۪يلاً ٣
Ve tevekkel alâllâh(alâllâhi) ve kefâ billâhi vekîlâ(vekîlen).
Sadece Allah’a güven,¹ (sana) vekîl² olarak Allah, yeter. 1 Tevekkül için Bk. (Âlu İmran:122, İbrahim:11) 2 Vekîl: Sözlükte, “işinin görülmesini başkasına havale etmek” anlamındaki (vkl) kökünden türeyen vekîl “işin havale edildiği kimse” demektir. Terim olarak: “bütün yaratıkların işlerinin görülmesinde güvenilip dayanılan, bu konuda tam yeterli olan varlık” mânasına gelir. İmam Mâtürîdî, “vekil olarak Allah, yeter” âyetinin tefsirinde vekile; “şeytanın özendirmelerinden seni koruyan, hilelerine karşı sana destek veren, sığınacak bir yer bulmanı sağlayan” veya “bütün işlerinde güvenebileceğin gerçek dost” anlamı vermiştir. Hem kula hem Allah’a nisbet edilen vekîl kavramında, kulun vekâleti sınırlı ve şartlıdır. Allah’ın vekâleti ise tam bir kemal vasfı taşır. Vekîl Cenâb-ı Hakk’ın kullara yönelik isimleri içinde yer alır ve kulların talepleri üzerine faaliyete geçer. Peygamberler birer tebliğci olup vekâlet görevleri yoktur.— M. Türk
33:3
4
مَا جَعَلَ اللّٰهُ لِرَجُلٍ مِنْ قَلْبَيْنِ ف۪ي جَوْفِه۪ۚ وَمَا جَعَلَ اَزْوَاجَكُمُ الّٰٓئ۪ تُظَاهِرُونَ مِنْهُنَّ اُمَّهَاتِكُمْۚ وَمَا جَعَلَ اَدْعِيَٓاءَكُمْ اَبْنَٓاءَكُمْۜ ذٰلِكُمْ قَوْلُكُمْ بِاَفْوَاهِكُمْۜ وَاللّٰهُ يَقُولُ الْحَقَّ وَهُوَ يَهْدِي السَّب۪يلَ ٤
Mâ cealallâhu li raculin min kalbeyni fî cevfih(cevfihî), ve mâ ceale ezvâcekumullâî tuzâhırûne min hunne ummehâtikum, ve mâ ceale ed’ıyâekum ebnâekum, zâlikum kavlukum bi efvâhikum, vallâhu yekûlul hakka ve huve yehdîs sebîl(sebîle).
Nasıl ki Allah, bir insanın göğüs boşluğunda iki kalp¹ yaratmamışsa, zıhar² yaptığınız eşlerinizi, sizin anneleriniz yapmamış ve evlâtlıklarınızı³ da öz oğullarınız olarak yaratmamıştır. Bütün bunlar sizin ağzınızdan çıkan tamamen (bâtıl) sözlerdir. En doğruyu ancak, hak yola ulaştıran Allah, söyler.⁴ 1 Bu bir temsildir. Ayrıca bu temsilden kimsenin içerisinde ikinci bir kimse olmayacağı, yani “Süleyman’dan içeri bir Süleyman” daha olamayacağı açıkça anlaşılmaktadır. Zira insan, rûhuyla ve bedeniyle birlikte tek varlıktır. Onun içerisinde kendi iradesi ve kontrolü dışında olan ikinci bir varlık düşünmek söz konusu değildir. Buna göre, sapkın vahdet-i vücûd mantığının eseri olan, “Bir ben vardır bende, benden içeri” demek, doğru değildir. 2 Zıhar: Bir adamın, eşine: “senin sırtın bana anamın sırtı gibi olsun veya sen, bana anamın sırtı gibisin.” demesidir. Bu, mecâzen; “anam bana nasıl haram ise sen de bana öyle haramsın” demektir. Araplar, böyle denilen bir kadını, ana gibi kabul ederler, hemen ayrılırlar ve bir daha onunla tekrar evlenmezlerdi. Burada onlara ana gibi demekle, hakikaten anne olmayacakları ve bu âdetin yanlışlığı, anlatılmaktadır. Ensardan Evs b. Samit, bir gün eşi Havle binti Sa’lebe’ye öfkelenip, sen bana, anamın sırtı gibisin der. Sonra da söylediğine pişman olup, eşini çağırır. Kadın; “canım elinde olan rabbime yemin ederim ki sen, o sözü söyledikten sonra Allah ve Rasûlü hükmünü verinceye kadar sen benim yanıma gelemezsin!” der ve hemen Rasûlüllah’ın huzuruna varıp: “Ey Allah’ın Rasûlü! Evs, beni anası gibi kıldı, kimsesiz bıraktı, benim durumum ne olacak?” diye sorar. Peygamberimiz: “O sana haramdır” der. Kadın: “ama o beni boşamadı” deyince, Peygamberimiz tekrar: “O sana haramdır” der. Kadın bunun üzerine: “Allah’ım yalnızlığımın şiddetinden ve bana zor gelecek olan ayrılmamın acısından, Sana sığınırım, küçük çocuklarım var...” diye ağlamaya başlar. Bu olay üzerine Ahzab suresinin ilk ayetleri indirilmiştir. Hz. Ömer, bu kadın yanına geldiği zaman ona ikram eder ve Allah onu dinledi derdi. (Buhârî-Ebû Dâvût-Vahidi) İlgili hükümler için Bk. (Mücadele: 2-4) 3 Bu âyetten, İslâm’da evlâtlık diye bir müessesenin olmadığı, bunun müşriklerin bâtıl bir inancı olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Onlar hakkında oğul hükümleri uygulanamaz. Yani; onun boşadığı bir kadınla evlenmek haram olmaz. Bk. (Ahzab: 37) 4 Âyetin son bölümünden de insanların uydurdukları sözlerin, geleneklerin Allah’ın sözleri karşısında hiçbir değerinin olmadığı ifâde edilmektedir.— M. Türk
33:4
5
اُدْعُوهُمْ لِاٰبَٓائِهِمْ هُوَ اَقْسَطُ عِنْدَ اللّٰهِۚ فَاِنْ لَمْ تَعْلَمُٓوا اٰبَٓاءَهُمْ فَاِخْوَانُكُمْ فِي الدّ۪ينِ وَمَوَال۪يكُمْۜ وَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ ف۪يمَٓا اَخْطَأْتُمْ بِه۪ۙ وَلٰكِنْ مَا تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُوراً رَح۪يماً ٥
Ud’ûhum li âbâihim huve aksatu indallâh(indallâhi), fe in lem ta’lemû âbâehum fe ıhvânukum fîd dîni ve mevâlîkum, ve leyse aleykum cunâhun fîmâ ahta’tum bihî ve lâkin mâ taammedet kulûbukum, ve kânallâhu gafûren rahîmâ(rahîmen).
O (evlâtlıkları) babalarının isimleri ile çağırın. Bu Allah katında daha doğrudur. Eğer onların babalarını bilmiyorsanız (şunu iyi bilin ki) onlar, sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır.¹ Ancak gönülden isteyerek (bile bile) yaptıklarınızın dışındaki hatalarınızdan dolayı, sizin için bir günâh yoktur. Çünkü Allah, çok bağışlayıcıdır, pek de merhamet edicidir. 1 Böyle yaparak onların gerçek kimliklerini koruyun ve kişiliklerini rencide etmeyin.— M. Türk
33:5
6
اَلنَّبِيُّ اَوْلٰى بِالْمُؤْمِن۪ينَ مِنْ اَنْفُسِهِمْ وَاَزْوَاجُهُٓ اُمَّهَاتُهُمْۜ وَاُو۬لُوا الْاَرْحَامِ بَعْضُهُمْ اَوْلٰى بِبَعْضٍ ف۪ي كِتَابِ اللّٰهِ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُهَاجِر۪ينَ اِلَّٓا اَنْ تَفْعَلُٓوا اِلٰٓى اَوْلِيَٓائِكُمْ مَعْرُوفاًۜ كَانَ ذٰلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُوراً ٦
En nebiyyu evlâ bil mu’minîne min enfusihim ve ezvâcuhu ummehâtuhum, ve ûlûl erhâmi ba’duhum evlâ bi ba’dın fî kitâbillâhi minel mu’minîne vel muhâcirîne illâ en tef’alû ilâ evliyâikum ma’rûfâ(ma’rûfen), kâne zâlike fîl kitâbi mestûra(mestûren).
Peygamber mü’minlere kendilerinden daha yakındır. (Dolayısıyla) onun eşleri, onların anneleridir.¹ Akrabalar da Allah’ın Kitabında (belirtildiği gibi) birbirlerine öteki Müslümanlardan ve muhâcirlerden daha yakındır. Ancak diğer dostlarınıza da güzel davranmanız gerekir. İşte bütün bunlar, bu kitapta yazılmıştır. 1 Yani erkek Müslümanların onları nikâhlamaları haram, hürmet etmeleri ise farzdır. Hz. Aişe (r.a)’ya kadının birisi, “Ey anneciğim” diye hitap edince, Hz. Aişe; “Ben sizin değil, erkeklerinizin annesiyim.” diye cevap vermiştir. (Kurtubî)— M. Türk
33:6
7
وَاِذْ اَخَذْنَا مِنَ النَّبِيّ۪نَ م۪يثَاقَهُمْ وَمِنْكَ وَمِنْ نُوحٍ وَاِبْرٰه۪يمَ وَمُوسٰى وَع۪يسَى ابْنِ مَرْيَمَۖ وَاَخَذْنَا مِنْهُمْ م۪يثَاقاً غَل۪يظاًۙ ٧
Ve iz ehaznâ minen nebîyyîne mîsâkahum ve minke ve min nûhın ve ibrâhîme ve mûsâ ve îsebni meryeme ve ehaznâ minhum mîsâkan galîzâ(galîzan).
7,8. Biz bir zamanlar senden, Nûh’tan, İbrahim’den, Mûsa’dan, Meryem’in oğlu İsa’dan ve tüm Peygamberlerden kesin sözlerini almıştık.¹ İşte Biz (Peygamberlerden) o çok ağır sözü, doğrulardan doğruluklarını sormak² ve kâfirlere de acıklı bir azap hazırlamak için aldık. 1 Elçiliği kabul ile dine davet, Allah’ın dinini tebliğ ve uygulamaya dâir sözlerini. 2 Allah’ın o doğrulara doğruluklarından sorması, onların sadakatlerini açıklamak içindir. (Elmalılı) Buradaki doğrular, Müslümanlardır ve bunlardan doğruluklarının sorulması ise, bir öğretmenin başarılı öğrencisine, davetlilerin huzurunda soru sorup onun başarısını ispatlayacak cevap alması gibidir. Bu soru, o doğru kulları onurlandırma, başarılarını duyurma ve onları övme amacına yönelik bir sorudur. (Özetle-Seyyid Kutub, Fî Zılâl’il-Kur’an)— M. Türk
33:7
8
لِيَسْـَٔلَ الصَّادِق۪ينَ عَنْ صِدْقِهِمْۚ وَاَعَدَّ لِلْكَافِر۪ينَ عَذَاباً اَل۪يماً۟ ٨
Li yes’eles sâdikîne an sıdkıhim, ve eadde lil kâfirîne azâben elîmâ(elîmen).
7,8. Biz bir zamanlar senden, Nûh’tan, İbrahim’den, Mûsa’dan, Meryem’in oğlu İsa’dan ve tüm Peygamberlerden kesin sözlerini almıştık.¹ İşte Biz (Peygamberlerden) o çok ağır sözü, doğrulardan doğruluklarını sormak² ve kâfirlere de acıklı bir azap hazırlamak için aldık. 1 Elçiliği kabul ile dine davet, Allah’ın dinini tebliğ ve uygulamaya dâir sözlerini. 2 Allah’ın o doğrulara doğruluklarından sorması, onların sadakatlerini açıklamak içindir. (Elmalılı) Buradaki doğrular, Müslümanlardır ve bunlardan doğruluklarının sorulması ise, bir öğretmenin başarılı öğrencisine, davetlilerin huzurunda soru sorup onun başarısını ispatlayacak cevap alması gibidir. Bu soru, o doğru kulları onurlandırma, başarılarını duyurma ve onları övme amacına yönelik bir sorudur. (Özetle-Seyyid Kutub, Fî Zılâl’il-Kur’an)— M. Türk
33:8
9
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ جَٓاءَتْكُمْ جُنُودٌ فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ر۪يحاً وَجُنُوداً لَمْ تَرَوْهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يراًۚ ٩
Yâ eyyuhâllezîne âmenûzkurû ni’metallâhi aleykum iz câetkum cunûdun fe erselnâ aleyhim rîhan ve cunûden lem terevhâ, ve kânallâhu bimâ ta’melûne basîrâ(basîren).
Ey îman edenler! Allah’ın sizin üzerinizdeki nîmetini, hatırlayın. Hani size orduları geldiğinde,¹ onlara karşı bir rüzgâr ve sizin göremediğiniz ordular göndermiştik. (İşte o zaman) Allah, sizin ne yaptığınızı² görüp duruyordu. 1 H. 5. yılda Nadîr Yahûdîlerinin de kışkırtmasıyla Arap kabîlelerinin büyük bir kısmı, (Kureyş, Kinâne, Süleym, Gatafan, Hevâzin, Necid, Esed kabîleleri, Nadîr ve Kureyza Yahû-dîleri) toplanarak Müslümanları yok etmek amacıyla on iki bin (veya yirmi dört bin) kişilik bir müttefik ordusu hazırladılar ve Medîne’ye yürüdüler. Peygamber (s.a.v) bunların hazırlanmakta olduklarını haber alınca ashâbıyla istişare etti. Selmân-ı Farisî’nin (r.a) tavsiyesiyle “Seniyyet’ül Veda’ tepelerini” arkalarına alarak, düşmanla aralarına hendek kazılmasına karar verdi. Sonra üç bin kişilik bir ordu ile karşılarına çıktı. Kuşatmanın üzerinden bir aya yakın zaman geçti, ok ve taş atışmaktan başka bir şey yapamıyorlardı. Mevsim kış idi, bir gece Allah, soğuk bir rüzgâr gönderdi. Rüzgâr, Kureyş ordusunu üşütüyor, toprakları yüzlerine savuruyor, çadırlarını söküyordu. Askerlerin etrafında ise Melekler tekbir alıyorlardı. Bunun üzerine, “Muhammed bize büyüye başladı, haydi çabuk gidelim” demeye başladılar. Kureyş ile Yahûdîlerin arası da açıldı ve tutunamadılar, bozulup kaçtılar. Bu savaşa “Ahzab” veya “Hendek” savaşı denilmiştir. 2 Ne zahmetler çektiğinizi, nasıl hendek kazdığınızı, üç gün aç kaldığınızı...— M. Türk
33:9
10
اِذْ جَٓاؤُ۫كُمْ مِنْ فَوْقِكُمْ وَمِنْ اَسْفَلَ مِنْكُمْ وَاِذْ زَاغَتِ الْاَبْصَارُ وَبَلَغَتِ الْقُلُوبُ الْحَنَاجِرَ وَتَظُنُّونَ بِاللّٰهِ الظُّنُونَا ٠١
İz câukum min fevkıkum ve min esfele minkum ve iz zâgatil ebsâru ve belegatil kulûbul hanâcire ve tezunnûne billâhiz zunûnâ(zunûnen).
Onlar, size hem üst tarafınızdan, hem de aşağı tarafınızdan saldırıya geçince,¹ gözlerin feri kaybolmuş, yürekler ağızlara gelip dayanmış ve aklınıza Allah hakkında (birtakım) düşünceler gelmeye başlamıştı. 1 Gatafan grubu dağ tarafından, Kureyş grubu da düz arazi tarafından saldırmış, bazı müşrikler de hendeği aşmışlardı. O gün savaşın en sıkıntılı günü idi. Hattâ Peygamberimiz bazı namazlarını vaktinde kılamamıştı.— M. Türk
33:10
11
هُنَالِكَ ابْتُلِيَ الْمُؤْمِنُونَ وَزُلْزِلُوا زِلْزَالاً شَد۪يداً ١١
Hunâlikebtuliyel mu’minûne ve zulzilû zilzâlen şedîdâ(şedîden).
İşte o anda îman edenler, çok şiddetli bir şekilde sarsılarak imtihan edildiler.— M. Türk
33:11
12
وَاِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ مَا وَعَدَنَا اللّٰهُ وَرَسُولُـهُٓ اِلَّا غُرُوراً ٢١
Ve iz yekûlul munâfikûne vellezîne fî kulûbihim maradun mâ vaadenallâhu ve resûluhû illâ gurûrâ(gurûran).
O gün münâfıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar da:¹ “Allah ve Elçisi bize sadece boş vaatlerde bulundu.” diyorlardı. 1 Muattib b. Kuşeyr: “Biz korkudan tuvalete gidemezken Muhammed bize Kisrâ’nın ve Kayser’in hazinelerini vâdediyor, bu boş bir vaattir.” demişti.— M. Türk
33:12
13
وَاِذْ قَالَتْ طَٓائِفَةٌ مِنْهُمْ يَٓا اَهْلَ يَثْرِبَ لَا مُقَامَ لَكُمْ فَارْجِعُواۚ وَيَسْتَأْذِنُ فَر۪يقٌ مِنْهُمُ النَّبِيَّ يَقُولُونَ اِنَّ بُيُوتَنَا عَوْرَةٌ وَمَا هِيَ بِعَوْرَةٍۜ اِنْ يُر۪يدُونَ اِلَّا فِرَاراً ٣١
Ve iz kâlet tâifetun minhum yâ ehle yesribe lâ mukâme lekum ferciû, ve yeste’zinu ferîkun minhumun nebiyye yekûlûne inne buyûtenâ avretun ve mâ hiye bi avreh(avretin), in yurîdûne illâ firârâ(firâran).
Onlardan bir grup: “Ey Yesrib’liler! Haydi, durmayın evlerinize dönün.” diyordu. Bir kısmı da: “Gerçekten evlerimiz korumasızdır.” diye Peygamberden izin istiyordu. Hâlbuki onların evleri korumasız değildi, onlar sadece kaçmak istiyorlardı.— M. Türk
33:13
14
وَلَوْ دُخِلَتْ عَلَيْهِمْ مِنْ اَقْطَارِهَا ثُمَّ سُئِلُوا الْفِتْنَةَ لَاٰتَوْهَا وَمَا تَلَبَّثُوا بِهَٓا اِلَّا يَس۪يراً ٤١
Ve lev duhılet aleyhim min aktârihâ summe suilûl fitnete le âtevhâ ve mâ telebbesû bihâ illâ yesîrâ(yesîran).
Eğer (o gün) onların etrafından üzerlerine saldırılsaydı sonra da kendilerinden fitne (çıkarmaları) istenseydi; şüphesiz onlar, bunu tereddütsüz yaparlardı.— M. Türk
33:14
15
وَلَقَدْ كَانُوا عَاهَدُوا اللّٰهَ مِنْ قَبْلُ لَا يُوَلُّونَ الْاَدْبَارَۜ وَكَانَ عَهْدُ اللّٰهِ مَسْؤُ۫لاً ٥١
Ve lekad kânû âhedûllâhe min kablu lâ yuvellûnel edbâr(edbâre), ve kâne ahdullâhi mes’ûlâ(mes’ûlen).
Oysa onlar bundan önce; “Arkalarını dönüp, kaçmayacaklarına” dâir Allah’a söz vermişlerdi.¹ Allah’a verilen sözün (hesabı âhirette) mutlaka sorulur. 1 Harise Oğulları Uhud’taki yılgınlıklarından dolayı tevbe edip bir daha böyle yapmayacaklarına dâir Peygamberimize söz vermişlerdi.— M. Türk
33:15
16
قُلْ لَنْ يَنْفَعَكُمُ الْفِرَارُ اِنْ فَرَرْتُمْ مِنَ الْمَوْتِ اَوِ الْقَتْلِ وَاِذاً لَا تُمَتَّعُونَ اِلَّا قَل۪يلاً ٦١
Kul len yenfeakumul firâru in ferertum minel mevti evil katli ve izen lâ tumetteûne illâ kalîlâ(kalîlen).
(Onlara): “Eğer ölmekten veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmak size (dünyadan) kısa bir süre yararlanmanın dışında hiç bir fayda vermez.” de.— M. Türk
33:16
17
قُلْ مَنْ ذَا الَّذ۪ي يَعْصِمُكُمْ مِنَ اللّٰهِ اِنْ اَرَادَ بِكُمْ سُٓوءاً اَوْ اَرَادَ بِكُمْ رَحْمَةًۜ وَلَا يَجِدُونَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِياًّ وَلَا نَص۪يراً ٧١
Kul men zellezî ya’sımukum minallâhi in erâde bikum sûen ev erâdebikum rahmeh(rahmeten), ve lâ yecidûne lehum min dûnillâhi veliyyen ve lâ nasîrâ(nasîren).
(Bir de onlara): “Eğer (Allah) size bir kötülük isteyecek veya bir rahmet dileyecek olsa, Allah’tan size (gelen bu şeylere) kim engel olabilir ki?” de. Zâten onlar, Allah’tan başka bir dost da bir yardımcı da bulamazlar.— M. Türk
33:17
18
قَدْ يَعْلَمُ اللّٰهُ الْمُعَوِّق۪ينَ مِنْكُمْ وَالْقَٓائِل۪ينَ لِاِخْوَانِهِمْ هَلُمَّ اِلَيْنَاۚ وَلَا يَأْتُونَ الْبَأْسَ اِلَّا قَل۪يلاًۙ ٨١
Kad ya’lemullâhul muavvikîne minkum vel kâilîne li ıhvânihim helumme ileynâ, ve lâ ye’tûnel be’se illâ kalîlâ(kalîlen).
Gerçekten Allah içinizden “bize gelin” diyerek kardeşlerini (savaşmaktan) alıkoyanları ve kendilerinin de savaşa az bir menfaat karşılığında geldiklerini çok iyi biliyor.¹ 1 Bu âyeti son bölümü, “zâten bunların pek azı savaşa gelir.” diye de tercüme edilebilir.— M. Türk
33:18
19
اَشِحَّةً عَلَيْكُمْۚ فَاِذَا جَٓاءَ الْخَوْفُ رَاَيْتَهُمْ يَنْظُرُونَ اِلَيْكَ تَدُورُ اَعْيُنُهُمْ كَالَّذ۪ي يُغْشٰى عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِۚ فَاِذَا ذَهَبَ الْخَوْفُ سَلَقُوكُمْ بِاَلْسِنَةٍ حِدَادٍ اَشِحَّةً عَلَى الْخَيْرِۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَمْ يُؤْمِنُوا فَاَحْبَطَ اللّٰهُ اَعْمَالَهُمْۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يراً ٩١
Eşıhhaten aleykum fe izâ câel havfu reeytehum yenzurûne ileyke tedûru a’yunuhum kellezî yugşâ aleyhi minel mevt(mevti), fe izâ zehebel havfu selekûkum bi elsinetin hıdâdin eşıhhaten alel hayr(hayrı), ulâike lem yu’minû fe ahbetallâhu a’mâlehum, ve kâne zâlike alallâhi yesîrâ(yesîren).
(Zâten onlar) sizi hep kıskanırlar. Hele korku anı gelip çattığında onların, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün.¹ Korku anı gidince de ganîmete² düşkünlüklerinden dolayı sizi sivri dilleri ile incitirler. İşte onlar, gerçekten îman etmemiş kimselerdir ve Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu ise Allah’a göre çok kolaydır. 1 Yani korkularından ne yapacaklarını şaşırırlar, senden yardım dilenmeye başlarlar ve tavır yaparak seni minnet altına almak isterler. 2 (Celâleyn, Kurtubî)— M. Türk
33:19
20
يَحْسَبُونَ الْاَحْزَابَ لَمْ يَذْهَبُواۚ وَاِنْ يَأْتِ الْاَحْزَابُ يَوَدُّوا لَوْ اَنَّهُمْ بَادُونَ فِي الْاَعْرَابِ يَسْـَٔلُونَ عَنْ اَنْبَٓائِكُمْۜ وَلَوْ كَانُوا ف۪يكُمْ مَا قَاتَلُٓوا اِلَّا قَل۪يلاً۟ ٠٢
Yahsebûnel ahzâbe lem yezhebû, ve in ye’til ahzâbu yeveddû lev ennehum bâdûne fîl a’râbi yes’elûne an enbâikum, ve lev kânû fîkum mâ kâtelû illâ kalîlâ(kalîlen).
O (münâfıklar) düşman birliklerinin gitmediklerini zannediyorlardı.¹ Eğer düşman birlikleri geri gelecek olursa o (münâfıklar) çölde bedevîler arasına kaçıp, sizden gelecek haberleri uzaktan sormayı, yok eğer içinizde kalacak olurlarsa da savaşmayı pek az istiyorlardı. 1 Yani müşrikler kuvvetlerini toparlayıp yeniden gelecek ve savaşa devam edecekler, zannediyorlardı.— M. Türk
33:20
21
لَقَدْ كَانَ لَكُمْ ف۪ي رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَث۪يراًۜ ١٢
Lekad kâne lekum fî resûlillâhi usvetun hasenetun limen kâne yercûllâhe vel yevmel âhıre ve zekerallâhe kesîrâ(kesîren).
Gerçekten Allah’ı ve âhiret gününü uman ve Allah’ı sürekli (düşünce ve yaşayışıyla) ananlar için Allah’ın Elçisinde, pek güzel bir örnek¹ vardır.² 1 Üsve: Uyulacak, arkasından gidilecek, örnek alınacak şey demektir. (أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ) ifadesi ise, “pek güzel bir örnek” anlamında Kur’an-ı Kerim’de sadece Hz. Peygamber, Hz. İbrahim ve onunla birlikte iman edenler için kullanılmaktadır. Bk. (Mümtahine: 4, 6) 2 Yani, Peygamberimiz, din ve ahlâkın teorisini tebliğ etmekle kalmamış, gerek savaşta, gerek barışta pratiğiyle ve bütün incelikleriyle kendisinde somut olarak örneklendirmiştir. Onun için Efendimizin hayatının her noktasında insanlık için en güzel örnekler vardır.— M. Türk
33:21
22
وَلَمَّا رَاَ الْمُؤْمِنُونَ الْاَحْزَابَۙ قَالُوا هٰذَا مَا وَعَدَنَا اللّٰهُ وَرَسُولُهُ وَصَدَقَ اللّٰهُ وَرَسُولُهُۘ وَمَا زَادَهُمْ اِلَّٓا ا۪يمَاناً وَتَسْل۪يماًۜ ٢٢
Ve lemmâ real mu’minûnel ahzâbe kâlû hâzâ mâ vaadenallâhu ve resûluhu ve sadakallâhu ve resûluhu ve mâ zâdehum illâ îmânen ve teslîmâ(teslîmen).
Müslümanlar, düşman birliklerinin (akıbetini) görünce: “işte bu Allah’ın ve Elçisinin bize vâdettiği sonuçtur. Demek ki Allah ve Elçisi, doğru söylemiş.” dediler. Ve (bu sonuç,) onların sadece îmanlarını ve (Allah’a) teslimiyetlerini arttırdı.¹ 1 Bu âyet, “Müslümanlar, (düşman) birliklerini görünce (korkmadılar ve): ‘Bu Allah’ın ve Elçisinin, bize vâdettiği (zafer)dir. Allah ve Elçisi doğru söylemiştir.’ dediler. Ve bu, onların sadece îmanlarını ve (Allah’a) teslimiyetlerini artırdı.” diye de tercüme edilebilir. Ancak yukarıdaki tercüme, konunun akışına daha uygun düşmektedir.— M. Türk
33:22
23
مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللّٰهَ عَلَيْهِۚ فَمِنْهُمْ مَنْ قَضٰى نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُۘ وَمَا بَدَّلُوا تَبْد۪يلاًۙ ٣٢
Minel mu’minîne ricâlun sadakû mâ âhedûllahe aleyh(aleyhi), fe minhum men kadâ nahbehu ve minhum men yentezırû ve mâ beddelû tebdîlâ(tebdîlan).
İnananlardan öyle erkekler var ki, Allah’a verdikleri sözde sadakat gösterip; kimi (şehit olarak) adaklarını gerçekleştirdi¹ kimi de (şehit olmayı) beklemektedir. Ve onlar sözlerinden asla caymadılar. 1 Sahabeden, Osmanb. Affan, Talha b. Ubeydullah, Amr b. Fudayl, Hamza, Mus’ab b. Umeyr ve Enes b. Nadîr (r.a) Rasûlullah’ın (a.s) yanında hangi savaşta bulunurlarsa bulunsunlar, kendilerini sebat edip şehit oluncaya kadar çarpışmaya adamışlardı. Onlardan; Hamza, Mus’ab b. Umeyr ve Enes b. Nadîr gibi bazıları şehit oldular, bazıları da (Osman ve Talha) sonradan şehit oldular.— M. Türk
33:23
24
لِيَجْزِيَ اللّٰهُ الصَّادِق۪ينَ بِصِدْقِهِمْ وَيُعَذِّبَ الْمُنَافِق۪ينَ اِنْ شَٓاءَ اَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُوراً رَح۪يماًۚ ٤٢
Li yecziyallâhus sâdıkîne bi sıdkıhım ve yuazzibel munâfıkîne in şâe ev yetûbe aleyhim, innallâhe kâne gafûren rahîmâ(rahîmen).
Allah (bu imtihanı) sözünde duranları sözlerinde durmalarından dolayı mükâfatlandırmak, münâfıkları da dilerse cezâlandırmak veya (tevbe ederlerse) tevbelerini kabul etmek için (yapar.) Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, pek merhamet edendir.— M. Türk
33:24
25
وَرَدَّ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِغَيْظِهِمْ لَمْ يَنَالُوا خَيْراًۜ وَكَفَى اللّٰهُ الْمُؤْمِن۪ينَ الْقِتَالَۜ وَكَانَ اللّٰهُ قَوِياًّ عَز۪يزاًۚ ٥٢
Ve reddallâhullezîne keferû bi gayzıhim lem yenâlû hayrâ(hayran), ve kefallâhul mu’minînel kıtâl, ve kânallâhu kaviyyen azîzâ(azîzen).
Allah, kâfirleri (savaştan) bir fayda elde edemeden öfkeleriyle yüzüstü bıraktı. Savaşta Allah (yardımcı olarak) mü’min-lere kâfi geldi.¹ Çünkü Allah çok güçlüdür, çok üstündür. 1 Yani savaş yaptırmadan düşmanları defetti.— M. Türk
33:25
26
وَاَنْزَلَ الَّذ۪ينَ ظَاهَرُوهُمْ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ مِنْ صَيَاص۪يهِمْ وَقَذَفَ ف۪ي قُلُوبِهِمُ الرُّعْبَ فَر۪يقاً تَقْتُلُونَ وَتَأْسِرُونَ فَر۪يقاًۚ ٦٢
Ve enzelellezîne zâherûhum min ehlil kitâbi min sayâsîhım ve kazefe fî kulûbihimur ru’be feriykan taktulûne ve te’sirûne ferîkâ(ferîkan).
(Allah, kendilerine) kitap verilenlerden (kâfirleri) destekleyenleri, bir kısmını öldürmeniz, bir kısmını da esir almanız (sûretiyle) kalelerinden indirdi ve onların kalplerine de korku saldı.¹ 1 Buradaki “ehl-i kitap,” Yahûdîlerden Kureyza oğullarıdır. Bunlar, Peygamberimize verdikleri sözden caydılar ve “Hendek Savaşına” katılan müşriklere destek verdiler. Hendek savaşının ertesi günü Müslümanlar, Medîne’ye dönünce, Cebrâil Peygamberimize gelmiş ve: “zırhını çıkarıyor musun? Melekler, henüz silâhı bırakmadılar, Allah sana Kureyza oğulları üzerine yürümeni emrediyor...” demişti. Bunun üzerine Kureyza oğulları kuşatıldı. Kuşatma yirmi-yirmi beş gün sürdü. Peygamberimizin hükmüne değil de Sa’d b. Muaz’ın hükmüne râzı oldular. Bunun üzerine erkekleri öldürüldü, çocuk ve kadınları esir edildi. ( Kurtubî)— M. Türk
33:26
27
وَاَوْرَثَكُمْ اَرْضَهُمْ وَدِيَارَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ وَاَرْضاً لَمْ تَطَؤُ۫هَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يراً۟ ٧٢
Ve evresekum ardahum ve diyârehum ve emvâlehum ve ardan lem tetauhâ, ve kânallâhu alâ kulli şey’in kadîrâ(kadîran).
Ve Allah sizi o (Yahûdîlerin) topraklarına, yurtlarına, mallarına ve daha ayak basmadığınız nice yerlere¹ mirasçı kıldı. Allah’ın gücü, her şeye yeter. 1 Bu yerin, Mekke, Hayber, Bizans, İran ve Filistin olabileceği ile ilgili rivâyetler vardır. Aslında bunu; “Dünya üzerinde Müslümanların ayak basmadığı her yer,” olarak anlamak daha doğrudur. Zîrâ Allah, Müslümanlara, “fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar” kâfirlerle savaşmayı emretmiştir. Yani Müslümanlara vâdolunan yer, dünyanın tamamıdır. (Bakara: 193, Enfâl: 9)— M. Türk
33:27
28
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لِاَزْوَاجِكَ اِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا وَز۪ينَتَهَا فَتَعَالَيْنَ اُمَتِّعْكُنَّ وَاُسَرِّحْكُنَّ سَرَاحاً جَم۪يلاً ٨٢
Yâ eyyuhen nebiyyu kul li ezvâcike in kuntunne turidnel hayâted dunyâ ve ziynetehâ fe teâleyne umetti’kunne ve userrihkunne serâhan cemîlâ(cemîlen).
28,29. Ey Peygamber! Eşlerine: “Eğer siz, dünya hayatını ve onun güzelliklerini istiyorsanız, gelin sizi mihirlerinizi vererek güzelce boşayayım, yok eğer Allah’ı, Rasûlü’nü ve âhiret yurdunu istiyorsanız, şüphesiz Allah, içinizden Allah’ın istediği gibi iyi olanlara büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”¹ de. 1 Hendek savaşı ve Hayber’in fethinden sonra Müslümanlar refaha kavuşmuşlardı. Peygamberimizin eşleri de ziynet, elbise ve biraz daha lüks bir hayat istemişlerdi. Bunun üzerine bu âyetler inince Peygamberimiz, eşlerini isterlerse boşayabileceği konusunda serbest bıraktı. Onlar da; “Allah’ı, Rasûlü’nü ve âhiret yurdunu isteriz.” dediler. Ayrıca bu âyetten, bir kimsenin eşine, “isterse boşayabileceğini” söylemesinin, boşama anlamına gelmeyeceği de anlaşılmaktadır.— M. Türk
33:28
29
وَاِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الْاٰخِرَةَ فَاِنَّ اللّٰهَ اَعَدَّ لِلْمُحْسِنَاتِ مِنْكُنَّ اَجْراً عَظ۪يماً ٩٢
Ve in kuntunne turidnallâhe ve resûlehu veddârel’âhırete fe innallâhe eadde lil muhsinâti minkunne ecren azîmâ(azîmen).
28,29. Ey Peygamber! Eşlerine: “Eğer siz, dünya hayatını ve onun güzelliklerini istiyorsanız, gelin sizi mihirlerinizi vererek güzelce boşayayım, yok eğer Allah’ı, Rasûlü’nü ve âhiret yurdunu istiyorsanız, şüphesiz Allah, içinizden Allah’ın istediği gibi iyi olanlara büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”¹ de. 1 Hendek savaşı ve Hayber’in fethinden sonra Müslümanlar refaha kavuşmuşlardı. Peygamberimizin eşleri de ziynet, elbise ve biraz daha lüks bir hayat istemişlerdi. Bunun üzerine bu âyetler inince Peygamberimiz, eşlerini isterlerse boşayabileceği konusunda serbest bıraktı. Onlar da; “Allah’ı, Rasûlü’nü ve âhiret yurdunu isteriz.” dediler. Ayrıca bu âyetten, bir kimsenin eşine, “isterse boşayabileceğini” söylemesinin, boşama anlamına gelmeyeceği de anlaşılmaktadır.— M. Türk
33:29
30
يَا نِسَٓاءَ النَّبِيِّ مَنْ يَأْتِ مِنْكُنَّ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ يُضَاعَفْ لَهَا الْعَذَابُ ضِعْفَيْنِۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يراً ٠٣
Yâ nisâen nebiyyi men ye’ti min kunne bi fâhışetin mubeyyinetin yudâ’af lehel’azâbu dı’feyn(dı’feyni), ve kâne zâlike alâllâhi yesîrâ(yesîran).
Ey Peygamber hanımları! Sizden kim (Peygamber’e karşı) açık bir kabahat işlerse, onun azabı, (âhirette) iki kat artırılır. Bu ise Allah’a göre pek kolaydır.— M. Türk
33:30
Yükleniyor...
Ahzab
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle