Lokman 34 Ayet Mekke · لقمان
31

Lokman

Lokman · Mekke
31
Lokman · Mekke
لقمان
34
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓمٓ۠ ١
Elif lâm mîm.
Elif, Lâm, Mîm.— M. Türk
31:1
2
تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْحَك۪يمِۙ ٢
Tilke âyâtul kitâbil hakîm(hakîmi).
2,3. İşte bu (âyetler,) Allah’ın istediği gibi iyi olanlara¹ hak yolu gösteren ve bir rahmet olan,² tartışmasız tek doğru (hikmetli) kitabın, âyetleridir. 1 Muhsin: İyilik yapan, güzel hareket eden, her ne kadar Allah’ı görmese de Allah’ın kendisini gördüğünü hiç aklından çıkarmadan Allah’ın iyi dediği şeyleri yapan kişi demektir. Çünkü Allah’ın iyi olarak belirlediği şeyler dışında mutlak iyi yoktur. Diğer iyiler göreceli iyilerdir. Bk. (Yûsuf: 22, Kasas: 14) 2 Bakara: 2. Ayette Kur’andan bahsedilirken (لِلْمُتَّقِينَ هُدًى) buyurulmuştu. Burada ise (لِلْمُحْسِن۪ينَۙ هُدًى وَرَحْمَةً) buyurularak Muhsinler için bir de rahmet ziyade kılınmıştır. Çünkü “ihsan mertebesi” takvanın üzerindedir. Peygamber Efendimiz (s.a.v): “ihsan, Allah’ı görüyormuşsun gibi Ona ibadet etmendir” buyurmuş, Allahu Teâlâ da: “Allah’ı görüyormuş gibi ibâdet edenler için daha güzeli ve bir de fazlası vardır ve onların yüzleri kararmadığı gibi onlar zelil de olmazlar. İşte cennetlikler bunlardır ve onlar, orada sonsuz kalacaklardır.” (Yunus: 26), “Şüphesiz Allah, kendisinden hakkıyla sakınanlarla ve gerçekten kendisini görüyor gibi ibâdet edenlerle beraberdir. (Nahl: 128) kavliyle buna işaret buyurmuştur. (Elmalılı)— M. Türk
31:2
3
هُدًى وَرَحْمَةً لِلْمُحْسِن۪ينَۙ ٣
Huden ve rahmeten lil muhsinîn(muhsinîne).
2,3. İşte bu (âyetler,) Allah’ın istediği gibi iyi olanlara¹ hak yolu gösteren ve bir rahmet olan,² tartışmasız tek doğru (hikmetli) kitabın, âyetleridir. 1 Muhsin: İyilik yapan, güzel hareket eden, her ne kadar Allah’ı görmese de Allah’ın kendisini gördüğünü hiç aklından çıkarmadan Allah’ın iyi dediği şeyleri yapan kişi demektir. Çünkü Allah’ın iyi olarak belirlediği şeyler dışında mutlak iyi yoktur. Diğer iyiler göreceli iyilerdir. Bk. (Yûsuf: 22, Kasas: 14) 2 Bakara: 2. Ayette Kur’andan bahsedilirken (لِلْمُتَّقِينَ هُدًى) buyurulmuştu. Burada ise (لِلْمُحْسِن۪ينَۙ هُدًى وَرَحْمَةً) buyurularak Muhsinler için bir de rahmet ziyade kılınmıştır. Çünkü “ihsan mertebesi” takvanın üzerindedir. Peygamber Efendimiz (s.a.v): “ihsan, Allah’ı görüyormuşsun gibi Ona ibadet etmendir” buyurmuş, Allahu Teâlâ da: “Allah’ı görüyormuş gibi ibâdet edenler için daha güzeli ve bir de fazlası vardır ve onların yüzleri kararmadığı gibi onlar zelil de olmazlar. İşte cennetlikler bunlardır ve onlar, orada sonsuz kalacaklardır.” (Yunus: 26), “Şüphesiz Allah, kendisinden hakkıyla sakınanlarla ve gerçekten kendisini görüyor gibi ibâdet edenlerle beraberdir. (Nahl: 128) kavliyle buna işaret buyurmuştur. (Elmalılı)— M. Türk
31:3
4
اَلَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَۜ ٤
Ellezîne yukîmûnes salâte ve yu’tûnez zekâte ve hum bil âhıreti hum yûkinûn(yûkinûne).
O (Muhsinler,) âhirete gönülden inanarak namazı dosdoğru ve devamlı kılar ve zekâtı verirler.¹ 1 Aynı âyet için Bk. (Neml: 3)— M. Türk
31:4
5
اُو۬لٰٓئِكَ عَلٰى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ٥
Ulâike alâ huden min rabbihim ve ulâike humul muflihûn(muflihûne).
(Ey Muhammed!)¹ Onlar, Rab’lerinin gösterdiği hak yol üzerindedirler ve asıl kurtuluşa erenler de onlardır.² 1 Bu parantez, (أُولَئِكَ)’nin sonundaki ikinci şahıs zamiri olan (ك)’nin hitap için olmasından dolayı eklenmiştir. 2 Aynı âyet için Bk. (Bakara: 5)— M. Türk
31:5
6
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَر۪ي لَهْوَ الْحَد۪يثِ لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍۙ وَيَتَّخِذَهَا هُزُواًۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ ٦
Ve minen nâsi men yeşterî lehvel hadîsi li yudılle an sebîlillâhi bi gayri ilmin ve yettehızehâ huzuvâ(huzuven), ulâike lehum azâbun muhîn(muhînun).
İnsanlardan kimileri de hiç bir bilgiye dayanmaksızın (diğer insanları) Allah’ın yolundan saptırmak ve onlarla alay etmek için boş sözleri¹ satın alırlar. İşte onlar için de (âhirette) alçaltıcı bir azap vardır.² 1 Lehv’ül-Hadis: Lâf eğlencesi ve eğlenceli söz demektir. İnsanı oyalayan, işinden alıkoyan sözler, asılsız hikâyeler, masallar, romanlar, efsaneler, gevezelikler, müzik, eğlence gibi insanı oyalayıcı sesler, felsefî laf cambazlıkları, uyduruk metafizik hikâyeler ve aslı astarı olmayan bilimsellik gevzelikleri bunun kapsamına girer. 2 Bu âyet; Nadr b. Haris’in İran’a gidip oradan İranlıların hikâye ve efsane kitaplarını getirip bunları Kureyş’e okuyarak; “Muhammed size Âd ve Semûd hikâyeleri söylüyor, ben size Rüstem, İsfendiyar ve Kisraların hikâyelerini anlatayım” demesi ve bu sûretle de birçoklarının Kur’an’ı dinlemesine engel olması üzerine indirilmiştir. Nadr b. Haris güzel bir şarkıcı cariye almış, birinin Müslüman olacağını işittiği zaman cariyesine: “haydi şu adama yedir, içir ve şarkı söyle” der, sonra da bu şekilde eğlendirdiği adama; “gördün mü bu, Muhammed’in çağırdığı namazdan, oruçtan ve onunla birlikte savaşmaktan daha iyi değil mi?” dermiş. (Vâhidî)— M. Türk
31:6
7
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا وَلّٰى مُسْتَكْبِراً كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا كَاَنَّ ف۪ٓي اُذُنَيْهِ وَقْراًۚ فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ ٧
Ve izâ tutlâ aleyhi âyâtunâ vellâ mustekbiren ke en lem yesma’hâ ke enne fî uzuneyhi vakrâ(vakran), fe beşşirhu bi azâbin elîm(elîmin).
Âyetlerimiz okunduğunda, sanki kulaklarında bir ağırlık varmış da onları işitmiyormuş gibi büyüklük taslayarak yüz çeviren adamı,¹ acıklı bir azapla müjdele. 1 Bu adam; Nadr b. Haris’tir ama benzerleri de bu âyetin kapsamına girer.— M. Türk
31:7
8
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتُ النَّع۪يمِۙ ٨
İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti lehum cennâtun na’îm(na’îmi).
(Ancak, Allah’ın istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayanlara gelince, onlara (âhirette) nîmetleri bol cennetler vardır.— M. Türk
31:8
9
خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَعْدَ اللّٰهِ حَقاًّۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٩
Hâlidîne fîhâ, va’dallâhi hakkâ(hakkan), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Onlar orada, Allah’ın verdiği söz gereğince ebedî olarak kalacaklardır. Çünkü O çok güçlü ve mükemmel hüküm sahibidir.— M. Türk
31:9
10
خَلَقَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَم۪يدَ بِكُمْ وَبَثَّ ف۪يهَا مِنْ كُلِّ دَٓابَّةٍۜ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ ٠١
Halakas semâvâti bi gayri amedin terevnehâ ve elkâ fîl ardı revâsiye en temîde bikum ve besse fîhâ min kulli dâbbeh(dâbbetin), ve enzelnâ mines semâi mâen fe enbetnâ fîhâ min kulli zevcin kerîm(kerîmin).
Ve O (Allah) görüp durduğunuz gökleri direksiz olarak¹ yaratmış, sizi sarsmasın diye, yeryüzüne dağları bırakmış ve orada her tür canlıyı çoğaltmıştır. Ve Biz, gökten suyu indirir, o (yeryüzünde) her türlü güzel bitkiden de çifter çifter yetiştiririz. 1 Âyetin bu bölümü: “...görünmez direklerle...” diye de tercüme edilebilir.— M. Türk
31:10
11
هٰذَا خَلْقُ اللّٰهِ فَاَرُون۪ي مَاذَا خَلَقَ الَّذ۪ينَ مِنْ دُونِه۪ۜ بَلِ الظَّالِمُونَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ۟ ١١
Hâzâ halkullâhi fe erûnî mâzâ halakallezîne min dûnih(dûnihî), beliz zâlimûne fî dalâlin mubîn(mubînin).
İşte bunlar, Allah’ın yaratmasıdır. Haydi, siz de Ondan başkasının ne yarattığını bana gösterin bakalım! Hayır, (gösteremezler.) Çünkü o zâlimler apaçık bir sapkınlık içerisindedir.— M. Türk
31:11
12
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا لُقْمٰنَ الْحِكْمَةَ اَنِ اشْكُرْ لِلّٰهِۜ وَمَنْ يَشْكُرْ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ حَم۪يدٌ ٢١
Ve lekad âteynâ lukmânel hikmete enişkur lillâh(lillâhi), ve men yeşkur fe innemâ yeşkuru li nefsih(nefsihî), ve men kefere fe innellâhe ganiyyun hamîd(hamîdun).
Yemin olsun Biz Lokman’a:¹ “Allah’a şükret!” diye hikmet² verdik. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse şüphesiz Allah, hiç bir şeye muhtaç olmayan ve daima övülmeye layık olandır. 1 Lokman: Lokman b. Bâurâ’nın Âzer evlâdından olup Eyyûb (a.s.)’ın kız kardeşinin veya teyzesinin oğlu olduğu, uzun müddet yaşadığı, Davud (a.s.)’a yetiştiği, ondan ilim aldığı, sanat sahibi olduğu ve İsraîl Oğullarına kadılık ettiği rivayet edilir. Lokmân kelimesinin İbrânîce veya Süryânîce olduğu belirtilmektedir. Kur’an’da Lokman’la ilgili bilgiler, aynı adı taşıyan bu sûrede onun iki defa ismen zikredilmesinden ve oğluna verdiği bazı öğütlerin naklinden ibarettir. Bazıları Lokman’ın bir nebi olduğu kanaatinde ise de Cumhura göre nebi değil bir hakîm idi. Zira her nebi, hakîm ise de her hakîm, nebi değildir. Lokman, Kur’an’da kendisine hikmet verildiği bildirilen, nebiliği tartışmalı bir din büyüğüdür. Lokman, diğer özellikleri yanında hekimliğin atası olarak da tanınmış, onun bütün bitkilerin özünü bildiği söylenmiş ise de bununla ilgili Kur’an’da bir bilgi mevcut değildir. Bu olsa olsa “hakîm” ile “hekim” kelimelerinin karıştırılmasından olabilir. 2 Hikmet; Allah’ın âlemde koyduğu kanunları keşfederek, ondan sonuçlar çıkarma kabiliyeti ve vahiy bilgisi demektir.— M. Türk
31:12
13
وَاِذْ قَالَ لُقْمٰنُ لِابْنِه۪ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللّٰهِۜ اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظ۪يمٌ ٣١
Ve iz kâle lukmânu libnihî ve huve yaızuhu yâ buneyye lâ tuşrik billâh(billâhi), inneş şirke le zulmun azîm(azîmun).
Bir zamanlar Lokman oğluna: “Ey yavrucuğum! Sakın Allah’a ortak koşma! Doğrusu şirk, çok büyük bir zulümdür.”¹ diye öğüt vermişti. 1 Zulüm: Bir şeyi layık olduğu yerden başka bir yere koymak demektir. Allah’ın hakkını, Allah’tan başkasına vermek ve Allah’ın şerefli kıldığı insanı, Allah’ın yarattığı varlıklara ibâdet ettirerek alçaltmak, en büyük zulümdür. Çünkü bu, ilâhlığı asla lâyık olmadığı yere koymak demektir. Zîrâ Allah’tan başkasının mabut olmasına hiç bir şekilde ihtimâl bile yoktur. Zulüm ile ilgili olarak Bk. (Nisa: 40)— M. Türk
31:13
14
وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِۚ حَمَلَتْهُ اُمُّهُ وَهْناً عَلٰى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ ف۪ي عَامَيْنِ اَنِ اشْكُرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيْكَۜ اِلَيَّ الْمَص۪يرُ ٤١
Ve vassaynel insâne bi vâlideyh(vâlideyhi), hamelethu ummuhu vehnen alâ vehnin ve fisâluhu fî âmeyni enişkurlî ve li vâlideyk(vâlideyke), ileyyel masîr(masîru).
Biz insana, anne ve babasına (iyi davranmasını) tavsiye ettik. Zîrâ annesi onu, nice sıkıntılara katlanarak (karnında) taşıdı ve iki yıl da emzirdi.¹ (Ey İnsanoğlu!) Önce Bana, sonra da anne ve babana şükret, dönüş ancak Banadır. 1 Bu âyetten emzirme müddetinin en fazla iki sene olduğu anlaşılmaktadır. Emzirme ile ilgili olarak Bk. (Bakara: 233 ve dipnotu, Ankebut: 8, Lokman: 14, Ahkaf: 15, Talak: 6)— M. Türk
31:14
15
وَاِنْ جَاهَدَاكَ عَلٰٓى اَنْ تُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفاًۘ وَاتَّبِعْ سَب۪يلَ مَنْ اَنَابَ اِلَيَّۚ ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٥١
Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ magrûfen vettebi’ sebîle men enâbe ileyy(ileyye), summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Eğer onların her ikisi de hakkında bilgin olmayan bir şeyi Bana eş koşman için sana baskı yaparlarsa, sakın onlara itaat etme. Dünyada onlara iyi davran¹ ve Bana hakkıyla yönelenlerin yolundan git. Sonra dönüşünüz Bana’dır. Ben de size yapmakta olduklarınızı haber vereceğim.² 1 Yani onlara kötülükte iştirak etmeksizin Allah’ın rızasına muvafık olacak şekilde sohbetlerinde bulun. Meselâ yemek-içmek, giymek gibi ihtiyaçlarını düzenle, onlara eziyet etme, ağır söz söyleme, hastalandıklarında yanlarında ol, vefatlarında defnet ve dünyevî işlerinde yardımcı ol. 2 Bu iki âyet; Lokman’ın nasîhatini anlatma esnasında ara cümle olarak Allah’ın kullarına tavsiyesini içeren sözleri olup, Lokman’a ait değildir. Sa’d b. Ebi Vakkas annesine itaatkâr birisi idi. Müslüman olunca annesi; “Ey Sa’d! Sen ne yaptın, eğer sen bu dini bırakmazsan yemin olsun ki ben yemem, içmem sonunda ölürüm, sen de benim yüzümden anasının katili diye anılırsın der ve iki gün iki gece yemez. Bunu gören Sa’d, “Ey anneciğim senin yüz tane canın olsa ve her gün bir tanesi çıksa ben dinimi asla terk etmem. Bundan sonra ister ye ister yeme.” der. Bunun üzerine annesi yemeğini yer. Bu iki âyet; bu olay üzerine nâzil olmuştur. (Tirmîzî) Bk. (Bakara: 83, Nisâ: 36, En’am: 151, İsrâ: 23, Ahkaf: 15, Ankebut: 8)— M. Türk
31:15
16
يَا بُنَيَّ اِنَّـهَٓا اِنْ تَكُ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ فَتَكُنْ ف۪ي صَخْرَةٍ اَوْ فِي السَّمٰوَاتِ اَوْ فِي الْاَرْضِ يَأْتِ بِهَا اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ لَط۪يفٌ خَب۪يرٌ ٦١
Yâ buneyye innehâ in teku miskâle habbetin min hardalin fe tekun fî sahretin ev fîs semâvâti ev fîl ardı ye’ti bihâllâh(bihâllâhu), innellâhe latîfun habîr(habîrun).
(Lokman oğluna): “Ey yavrucuğum! (yaptıkların) gerçekten bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa, bir kaya parçasının içerisinde ya da göklerde veya yerde bulunsa, Allah onu getirir (âhirette karşına kor.) Şüphesiz Allah, çok lütfedicidir, her şeyden haberdardır.” dedi.— M. Türk
31:16
17
يَا بُنَيَّ اَقِمِ الصَّلٰوةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاصْبِرْ عَلٰى مَٓا اَصَابَكَۜ اِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِۚ ٧١
Yâ buneyye ekımıs salâte ve’mur bil ma’rûfi venhe anil munkeri vasbir alâ mâ esâbek(esâbeke), inne zâlike min azmil umûr(umûri).
(Ve devamla): “Ey yavrucuğum! Namazı dosdoğru ve devamlı kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır ve başına gelecek sıkıntılara sabret. Çünkü bunlar, kararlılık gerektiren işlerdendir.”— M. Türk
31:17
18
وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِي الْاَرْضِ مَرَحاًۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍۚ ٨١
Ve lâ tusa’ir haddeke lin nâsi ve lâ temşi fîl ardı merahâ(merahan) innellâhe lâ yuhıbbu kulle muhtâlin fehûr(fehûrin).
“İnsanlara karşı büyüklük taslama¹ ve yeryüzünde kasılarak yürüme. Çünkü Allah, kendini beğenip övünenlerin hiçbirisini sevmez.” 1 Sa’r: Esasen kelime olarak, develerin boynunu büken bir hastalık çeşididir. Burada mecazen, “boynu dertli deve gibi başını yana bükerek kibirli olma” demektir. Dilimizde bununu karşılığı kasalmak, böbürlenmek, kibirlenmek ve büyüklük taslamak olduğu için tercüme bu şekilde yapılmıştır. Bu fiile, “insanlara yanağını eğme, boyun eğme, yani kendini küçük görme” anlamı verenler de olmuştur. Ancak ayetin öncesine ve sonrasına göre yukarıda anlam daha uygun düşmektedir. En doğrusunu Allah bilir.— M. Türk
31:18
19
وَاقْصِدْ ف۪ي مَشْيِكَ وَاغْضُضْ مِنْ صَوْتِكَۜ اِنَّ اَنْكَرَ الْاَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَم۪يرِ۟ ٩١
Vaksid fî meşyike vagdud min savtik(savtike), inne enkerel asvâti le savtul hamîr(hamîri).
“Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini yükseltme. Çünkü seslerin en çirkini kesinlikle eşeklerin sesidir.” (dedi.)— M. Türk
31:19
20
اَلَمْ تَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةًۜ وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُن۪يرٍ ٠٢
E lem terev ennellâhe sehhare lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı ve esbega aleykum niamehu zâhireten ve bâtıneh(bâtıneten), ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve lâ huden ve lâ kitâbin munîr(munîrin).
Allah’ın göklerdeki ve yeryüzündeki her şeyi sizin emrinize verdiğini, bildiğiniz ve bilmediğiniz nîmetlerini önünüze serdiğini bilmiyor musunuz? (Buna rağmen) insanlardan birçoğu bilgisizce, yol göstericisi ve aydınlatıcı bir kitabı olmadan, Allah hakkında tartışıyorlar.— M. Türk
31:20
21
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ اَوَلَوْ كَانَ الشَّيْطَانُ يَدْعُوهُمْ اِلٰى عَذَابِ السَّع۪يرِ ١٢
Ve izâ kîle lehumuttebiû mâ enzelallâhu kâlû bel nettebiu mâ vecednâ aleyhi âbâenâ, e ve lev kâneş şeytânu yed’ûhum ilâ azâbis saîr(saîri).
Onlara; “Allah’ın indirdiklerine uyun.” denildiğinde; “Hayır biz sadece babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız.”¹ dediler. Şeytan o (babalarını) alevli ateşin azabına çağırmış olsa da mı? (Babalarının izinde gidecekler.) 1 Yani babalarımızın dinine inanır, onların yaptıklarını yapar, onların taptıklarına taparız derler. Bugün birçok Müslüman, dinlerine sokulan hurafe ve bidatleri terk konusunda, neredeyse aynı inadı göstermekte, bidatleri yaşamaya devam etmekte ve dini, kaynaklarından öğrenmeye yanaşmamaktadır. Bk. (Bakara: 170, Mâide: 104, A’raf: 28, Yûnus: 78, Enbiyâ: 53, Şuara: 74, Zuhruf: 22-23)— M. Türk
31:21
22
وَمَنْ يُسْلِمْ وَجْهَهُٓ اِلَى اللّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰىۜ وَاِلَى اللّٰهِ عَاقِبَةُ الْاُمُورِ ٢٢
Ve men yuslim vechehu ilâllâhi ve huve muhsinun fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, ve ilâllâhi âkibetul umûr(umûri).
Kim, (inandığı) iyi işleri yaşayarak özünü Allah’a teslim ederse, artık o sağlam bir kulpa yapışmıştır.¹ Zâten bütün işlerin sonu, Allah’a varır. 1 Sarsılmayan sağlam bir dayanak elde etmiş olur.— M. Türk
31:22
23
وَمَنْ كَفَرَ فَلَا يَحْزُنْكَ كُفْرُهُۜ اِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ فَنُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُواۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٣٢
Ve men kefere fe lâ yahzunke kufruh(kufruhu), ileynâ merciuhum fe nunebbiuhum bi mâ amil(amilû), innallâhe alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
Kim de kâfir olursa, sakın onun kâfirliği seni üzmesin. Sonunda onların dönüşü Bizedir ve Biz, yaptıklarını kendilerine haber vereceğiz. Çünkü Allah gönüllerin özündekileri, kesinlikle bilendir.— M. Türk
31:23
24
نُمَتِّعُهُمْ قَل۪يلاً ثُمَّ نَضْطَرُّهُمْ اِلٰى عَذَابٍ غَل۪يظٍ ٤٢
Numettiuhum kalîlen summe nadtarruhum ilâ azâbin galîz(galîzin).
Biz onlara hayatın zevkini biraz yaşatır, sonra da onları ağır bir azaba sürükleriz.— M. Türk
31:24
25
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۜ قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٥٢
Ve le in seeltehum men halakas semâvâti vel arda le yekûlunnellâh(yekûlunnellâhu), kulil hamdulillâh(hamdulillâhi), bel ekseruhum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Eğer o (kâfirlere): “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan kesinlikle: “Allah” derler. (Onlara: “Öyleyse) hamd Allah’a mahsustur.” de. Ama onların pek çoğu (bunu) bilmezler.— M. Türk
31:25
26
لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ ٦٢
Lillâhi mâ fîs semâvâti vel ard(ardı), innallâhe huvel ganiyyul hamîd(hamîdu).
Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ındır. Şüphesiz, hiç bir şeye ihtiyacı olmayan, övülmeye layık olan sadece Allah’tır.— M. Türk
31:26
27
وَلَوْ اَنَّ مَا فِي الْاَرْضِ مِنْ شَجَرَةٍ اَقْلَامٌ وَالْبَحْرُ يَمُدُّهُ مِنْ بَعْدِه۪ سَبْعَةُ اَبْحُرٍ مَا نَفِدَتْ كَلِمَاتُ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ ٧٢
Ve lev enne mâ fîl ardı min şeceretin aklâmun vel bahru yemudduhu min ba’dihî seb’atu ebhurin mâ nefidet kelimâtullâh(kelimâtullâhi), innellâhe azîzun hakîm(hakîmun).
Eğer yeryüzündeki tüm ağaçlar, kalem ve tüm denizler de (mürekkep) olsa, sonra buna yedi misli deniz¹ daha eklense yine de Allah’ın kelimeleri (yazmakla) tükenmez.² Şüphesiz Allah çok şerefli, hüküm (ve hikmet) sahibidir.³ 1 Âyetteki “ağaç ve deniz” kelimeleri cins isim olduğu için çoğul olarak tercüme edilmiştir. Devamındaki “yedi deniz” ifadesi ise çokluktan kinaye olarak düşünülürse âyetin bu bölümünün tercümesi, “Eğer yeryüzündeki tüm ağaçlar, kalem ve denizler de (mürekkep) olsa, sonra buna birçok deniz daha eklense” şeklinde de olabilir. 2 Çünkü Allah’ın kelimeleri sonsuz, denizler sonludur. 3 Bk. (Kehf: 109)— M. Türk
31:27
28
مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ اِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ بَص۪يرٌ ٨٢
Mâ halkukum ve lâ ba’sukum illâ ke nefsin vâhıdeh(vâhıdetin), innallâhe semîun basîr(basîrun).
Sizin yaratılmanız ve tekrar diriltilmeniz tek bir kişi(nin yaratılıp diriltilmesi) gibidir. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, mükemmel görendir.— M. Türk
31:28
29
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۘ كُلٌّ يَجْر۪ٓي اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى وَاَنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ ٩٢
E lem tere ennallâhe yûlicul leyle fîn nehâri ve yûlicun nehâre fîl leyli, ve sehhareş şemse vel kamere kullun yecrî ilâ ecelin musemmen ve ennallâhe bi mâ ta’melûne habîr(habîrun).
(Ey kâfirler!) Gerçekten Allah’ın, geceyi gündüze ve gündüzü de geceye soktuğunu, her biri belirlenmiş bir süreye kadar dönen güneş ile aya (kendisine) boyun eğdirdiğini ve Allah’ın yaptıklarınızdan (tümüyle) haberdar olduğunu bilmiyor musun(uz)?— M. Türk
31:29
30
ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الْبَاطِلُۙ وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَب۪يرُ۟ ٠٣
Zâlike bi ennellâhe huvel hakku ve enne mâ yed’ûne min dûnihil bâtılu ve ennallâhe huvel aliyyul kebîr(kebîru).
İşte (bütün bunlar gösteriyor ki) Allah, mutlak gerçeğin ta kendisidir ve (kâfirlerin) Onun dışında taptıkları (ilâhlar) ise bâtılın ta kendisidir. Şüphesiz çok yüce (ve) büyük olan sadece Allah’tır.— M. Türk
31:30
Yükleniyor...
Lokman
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle