Rum 60 Ayet Mekke · الروم
30

Rum

Romalılar · Mekke
30
Romalılar · Mekke
الروم
60
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓمٓ۠ ١
Elif lâm mîm.
Elif, Lâm, Mîm.— M. Türk
30:1
2
غُلِبَتِ الرُّومُۙ ٢
Gulibetir rûm(rûmu).
2,3,4,5. Rumlar (Mekke’ye) en yakın bir yerde¹ yenilgiye uğradılar.² Ama onlar bu yenilgilerinden birkaç yıl sonra galip gelecekler. Eninde sonunda emir Allah’ındır. Ve o gün mü’minler de Allah’ın yardımından dolayı sevinecekler. Zîrâ O (Allah) dilediğine yardım eder ve O, çok şereflidir, pek merhametlidir.³ 1 Arzın en yakınında demek; Mekke arzının, yani Arabistan’ın en yakınında, Şam’da yahut Rum başkentinin pek yakınında yani Anadolu’da, İstanbul civarında demek olabilir ki bunların hepsi de doğru olabilir. O sırada Bizans İmparatorluğu öyle perişan olmuştu ki iç isyanlarla devlet zayıflamış, ordu dağılmış, hazine boşalmış, İmparator Herakl, Kartaca’ya kaçmayı bile düşünmüştü. İranlıların galip kumandanları zaferin verdiği sarhoşluk ile İmparatorun, İranlılara bin yük altın, bin yük gümüş, bin yük ipek, bin at, bin kadın teslim etmelerini istemişlerdi. Rum İmparatoru bütün bu zilleti kabul etmiş, bu esaslar üzerinde sulhu imzalayacak elçiler göndermişlerdi. Bu elçiler İranlıların nezdine vardıkları zaman Hüsrev: “bu kâfi değildir. Bizzat İmparator Herakl karşıma zincirler içinde gelip asılarak idam edilmiş ilâhına (Hz. İsa) bedel ateş ve Güneşe tapmalıdır” teklifinde bile bulunmuştu. İşte o mağlubiyet, böyle bir mağlubiyet idi. Böyle bir hezimet içerisindeki Romalıların bir kaç sene zarfında canlanıp yeniden galip geleceklerine hükmetmek şöyle dursun ihtimal vermek bile akılların havsalasına sığacak bir şey değildi. Fakat böyle bir durumda Allahu Teâlâ Rasulüne: “Ama onlar bu yenilgilerinden birkaç yıl sonra galip gelecekler” diye gaipten bu haberi bildiriyordu. (Elmalılı) 2 Peygamberimizin döneminde Bizans ile İran, dünyanın en büyük iki devleti idi. Miladi 613 senesinde bu iki komşu ve rakip devlet birbirleriyle kanlı bir savaşa girişmişlerdi. İran II. Hüsrev’in, Bizans Herakl’in yönetiminde idi. İran ve Bizans’ın hudutları Dicle ve Fırat nehirleri üzerinde birbirine temas ediyordu. Filistin, Suriye, Mısır ile Irak’ın bir kısmı ve Anadolu Rumlara tabi idi. İranlılar Rumlara iki taraftan hücum etmişler ve galip gelmişlerdi.İranlılar miladi 614 senesinde bütün Filistin’i ve Kudüs’ü işgal etmişti. Bu işgal esnasında bütün kiliseler yıkılmış, bütün dinî binalar tahrip edilmişti. İranlılar kendilerine iltihak eden yirmi altı bin Yahûdî ve altmış binden fazla Hıristiyan’ı öldürmüşler hatta Miladi 616 senesinde İskenderiye’den İstanbul’a kadar olan bölgeyi de işgal etmişlerdi. İranlılar girdikleri her yerde ateşgedeler vücuda getiriyorlar ve her yerde ateşperestliği yayıyorlardı. Bizanslıların bu mağlûbiyetine Mekkeli müşrikler çok sevinmişler ve Müslümanlara; “siz ve Hıristiyanlar kitap ehlisiniz, biz ve İranlılar ümmîyiz, bizim dostlarımız dostlarınızı yendiler, biz de sizi yeneceğiz.” dediler. Bunun üzerine bu âyetler inmiştir. 3 Bu âyet inince Hz. Ebû Bekir müşriklere; “Allah sizin gözlerinizi aydınlatmayacak, Peygamberimiz haber verdi. Rumlar, İranlılara galip gelecek” dedi. Bunun üzerine Übey b. Halef, bahse girmeyi teklif etti ve yüz devesine bahse girdiler. Bedir günü Rumlar İranlılara galip gelince, Ebû Bekir, Übey’in vârislerinden develeri aldı ve Peygamberimizin emriyle fakirlere dağıttı. (Tirmizî)— M. Türk
30:2
3
ف۪ٓي اَدْنَى الْاَرْضِ وَهُمْ مِنْ بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَۙ ٣
Fî ednel ardı ve hum min ba’di galebihim se yaglibûn(yaglibûne).
2,3,4,5. Rumlar (Mekke’ye) en yakın bir yerde¹ yenilgiye uğradılar.² Ama onlar bu yenilgilerinden birkaç yıl sonra galip gelecekler. Eninde sonunda emir Allah’ındır. Ve o gün mü’minler de Allah’ın yardımından dolayı sevinecekler. Zîrâ O (Allah) dilediğine yardım eder ve O, çok şereflidir, pek merhametlidir.³ 1 Arzın en yakınında demek; Mekke arzının, yani Arabistan’ın en yakınında, Şam’da yahut Rum başkentinin pek yakınında yani Anadolu’da, İstanbul civarında demek olabilir ki bunların hepsi de doğru olabilir. O sırada Bizans İmparatorluğu öyle perişan olmuştu ki iç isyanlarla devlet zayıflamış, ordu dağılmış, hazine boşalmış, İmparator Herakl, Kartaca’ya kaçmayı bile düşünmüştü. İranlıların galip kumandanları zaferin verdiği sarhoşluk ile İmparatorun, İranlılara bin yük altın, bin yük gümüş, bin yük ipek, bin at, bin kadın teslim etmelerini istemişlerdi. Rum İmparatoru bütün bu zilleti kabul etmiş, bu esaslar üzerinde sulhu imzalayacak elçiler göndermişlerdi. Bu elçiler İranlıların nezdine vardıkları zaman Hüsrev: “bu kâfi değildir. Bizzat İmparator Herakl karşıma zincirler içinde gelip asılarak idam edilmiş ilâhına (Hz. İsa) bedel ateş ve Güneşe tapmalıdır” teklifinde bile bulunmuştu. İşte o mağlubiyet, böyle bir mağlubiyet idi. Böyle bir hezimet içerisindeki Romalıların bir kaç sene zarfında canlanıp yeniden galip geleceklerine hükmetmek şöyle dursun ihtimal vermek bile akılların havsalasına sığacak bir şey değildi. Fakat böyle bir durumda Allahu Teâlâ Rasulüne: “Ama onlar bu yenilgilerinden birkaç yıl sonra galip gelecekler” diye gaipten bu haberi bildiriyordu. (Elmalılı) 2 Peygamberimizin döneminde Bizans ile İran, dünyanın en büyük iki devleti idi. Miladi 613 senesinde bu iki komşu ve rakip devlet birbirleriyle kanlı bir savaşa girişmişlerdi. İran II. Hüsrev’in, Bizans Herakl’in yönetiminde idi. İran ve Bizans’ın hudutları Dicle ve Fırat nehirleri üzerinde birbirine temas ediyordu. Filistin, Suriye, Mısır ile Irak’ın bir kısmı ve Anadolu Rumlara tabi idi. İranlılar Rumlara iki taraftan hücum etmişler ve galip gelmişlerdi.İranlılar miladi 614 senesinde bütün Filistin’i ve Kudüs’ü işgal etmişti. Bu işgal esnasında bütün kiliseler yıkılmış, bütün dinî binalar tahrip edilmişti. İranlılar kendilerine iltihak eden yirmi altı bin Yahûdî ve altmış binden fazla Hıristiyan’ı öldürmüşler hatta Miladi 616 senesinde İskenderiye’den İstanbul’a kadar olan bölgeyi de işgal etmişlerdi. İranlılar girdikleri her yerde ateşgedeler vücuda getiriyorlar ve her yerde ateşperestliği yayıyorlardı. Bizanslıların bu mağlûbiyetine Mekkeli müşrikler çok sevinmişler ve Müslümanlara; “siz ve Hıristiyanlar kitap ehlisiniz, biz ve İranlılar ümmîyiz, bizim dostlarımız dostlarınızı yendiler, biz de sizi yeneceğiz.” dediler. Bunun üzerine bu âyetler inmiştir. 3 Bu âyet inince Hz. Ebû Bekir müşriklere; “Allah sizin gözlerinizi aydınlatmayacak, Peygamberimiz haber verdi. Rumlar, İranlılara galip gelecek” dedi. Bunun üzerine Übey b. Halef, bahse girmeyi teklif etti ve yüz devesine bahse girdiler. Bedir günü Rumlar İranlılara galip gelince, Ebû Bekir, Übey’in vârislerinden develeri aldı ve Peygamberimizin emriyle fakirlere dağıttı. (Tirmizî)— M. Türk
30:3
4
ف۪ي بِضْعِ سِن۪ينَۜ لِلّٰهِ الْاَمْرُ مِنْ قَبْلُ وَمِنْ بَعْدُۜ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَۙ ٤
Fî bıd’ı sinîn(sinîne), lillâhil emru min kablu ve min ba’d(ba’du), ve yevme izin yefrahul mu’minûn(mu’minûne).
2,3,4,5. Rumlar (Mekke’ye) en yakın bir yerde¹ yenilgiye uğradılar.² Ama onlar bu yenilgilerinden birkaç yıl sonra galip gelecekler. Eninde sonunda emir Allah’ındır. Ve o gün mü’minler de Allah’ın yardımından dolayı sevinecekler. Zîrâ O (Allah) dilediğine yardım eder ve O, çok şereflidir, pek merhametlidir.³ 1 Arzın en yakınında demek; Mekke arzının, yani Arabistan’ın en yakınında, Şam’da yahut Rum başkentinin pek yakınında yani Anadolu’da, İstanbul civarında demek olabilir ki bunların hepsi de doğru olabilir. O sırada Bizans İmparatorluğu öyle perişan olmuştu ki iç isyanlarla devlet zayıflamış, ordu dağılmış, hazine boşalmış, İmparator Herakl, Kartaca’ya kaçmayı bile düşünmüştü. İranlıların galip kumandanları zaferin verdiği sarhoşluk ile İmparatorun, İranlılara bin yük altın, bin yük gümüş, bin yük ipek, bin at, bin kadın teslim etmelerini istemişlerdi. Rum İmparatoru bütün bu zilleti kabul etmiş, bu esaslar üzerinde sulhu imzalayacak elçiler göndermişlerdi. Bu elçiler İranlıların nezdine vardıkları zaman Hüsrev: “bu kâfi değildir. Bizzat İmparator Herakl karşıma zincirler içinde gelip asılarak idam edilmiş ilâhına (Hz. İsa) bedel ateş ve Güneşe tapmalıdır” teklifinde bile bulunmuştu. İşte o mağlubiyet, böyle bir mağlubiyet idi. Böyle bir hezimet içerisindeki Romalıların bir kaç sene zarfında canlanıp yeniden galip geleceklerine hükmetmek şöyle dursun ihtimal vermek bile akılların havsalasına sığacak bir şey değildi. Fakat böyle bir durumda Allahu Teâlâ Rasulüne: “Ama onlar bu yenilgilerinden birkaç yıl sonra galip gelecekler” diye gaipten bu haberi bildiriyordu. (Elmalılı) 2 Peygamberimizin döneminde Bizans ile İran, dünyanın en büyük iki devleti idi. Miladi 613 senesinde bu iki komşu ve rakip devlet birbirleriyle kanlı bir savaşa girişmişlerdi. İran II. Hüsrev’in, Bizans Herakl’in yönetiminde idi. İran ve Bizans’ın hudutları Dicle ve Fırat nehirleri üzerinde birbirine temas ediyordu. Filistin, Suriye, Mısır ile Irak’ın bir kısmı ve Anadolu Rumlara tabi idi. İranlılar Rumlara iki taraftan hücum etmişler ve galip gelmişlerdi.İranlılar miladi 614 senesinde bütün Filistin’i ve Kudüs’ü işgal etmişti. Bu işgal esnasında bütün kiliseler yıkılmış, bütün dinî binalar tahrip edilmişti. İranlılar kendilerine iltihak eden yirmi altı bin Yahûdî ve altmış binden fazla Hıristiyan’ı öldürmüşler hatta Miladi 616 senesinde İskenderiye’den İstanbul’a kadar olan bölgeyi de işgal etmişlerdi. İranlılar girdikleri her yerde ateşgedeler vücuda getiriyorlar ve her yerde ateşperestliği yayıyorlardı. Bizanslıların bu mağlûbiyetine Mekkeli müşrikler çok sevinmişler ve Müslümanlara; “siz ve Hıristiyanlar kitap ehlisiniz, biz ve İranlılar ümmîyiz, bizim dostlarımız dostlarınızı yendiler, biz de sizi yeneceğiz.” dediler. Bunun üzerine bu âyetler inmiştir. 3 Bu âyet inince Hz. Ebû Bekir müşriklere; “Allah sizin gözlerinizi aydınlatmayacak, Peygamberimiz haber verdi. Rumlar, İranlılara galip gelecek” dedi. Bunun üzerine Übey b. Halef, bahse girmeyi teklif etti ve yüz devesine bahse girdiler. Bedir günü Rumlar İranlılara galip gelince, Ebû Bekir, Übey’in vârislerinden develeri aldı ve Peygamberimizin emriyle fakirlere dağıttı. (Tirmizî)— M. Türk
30:4
5
بِنَصْرِ اللّٰهِۜ يَنْصُرُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ ٥
Bi nasrillâh(nasrillâhi), yansuru men yeşâ’(yeşâu), ve huvel azîzur rahîm(rahîmu).
2,3,4,5. Rumlar (Mekke’ye) en yakın bir yerde¹ yenilgiye uğradılar.² Ama onlar bu yenilgilerinden birkaç yıl sonra galip gelecekler. Eninde sonunda emir Allah’ındır. Ve o gün mü’minler de Allah’ın yardımından dolayı sevinecekler. Zîrâ O (Allah) dilediğine yardım eder ve O, çok şereflidir, pek merhametlidir.³ 1 Arzın en yakınında demek; Mekke arzının, yani Arabistan’ın en yakınında, Şam’da yahut Rum başkentinin pek yakınında yani Anadolu’da, İstanbul civarında demek olabilir ki bunların hepsi de doğru olabilir. O sırada Bizans İmparatorluğu öyle perişan olmuştu ki iç isyanlarla devlet zayıflamış, ordu dağılmış, hazine boşalmış, İmparator Herakl, Kartaca’ya kaçmayı bile düşünmüştü. İranlıların galip kumandanları zaferin verdiği sarhoşluk ile İmparatorun, İranlılara bin yük altın, bin yük gümüş, bin yük ipek, bin at, bin kadın teslim etmelerini istemişlerdi. Rum İmparatoru bütün bu zilleti kabul etmiş, bu esaslar üzerinde sulhu imzalayacak elçiler göndermişlerdi. Bu elçiler İranlıların nezdine vardıkları zaman Hüsrev: “bu kâfi değildir. Bizzat İmparator Herakl karşıma zincirler içinde gelip asılarak idam edilmiş ilâhına (Hz. İsa) bedel ateş ve Güneşe tapmalıdır” teklifinde bile bulunmuştu. İşte o mağlubiyet, böyle bir mağlubiyet idi. Böyle bir hezimet içerisindeki Romalıların bir kaç sene zarfında canlanıp yeniden galip geleceklerine hükmetmek şöyle dursun ihtimal vermek bile akılların havsalasına sığacak bir şey değildi. Fakat böyle bir durumda Allahu Teâlâ Rasulüne: “Ama onlar bu yenilgilerinden birkaç yıl sonra galip gelecekler” diye gaipten bu haberi bildiriyordu. (Elmalılı) 2 Peygamberimizin döneminde Bizans ile İran, dünyanın en büyük iki devleti idi. Miladi 613 senesinde bu iki komşu ve rakip devlet birbirleriyle kanlı bir savaşa girişmişlerdi. İran II. Hüsrev’in, Bizans Herakl’in yönetiminde idi. İran ve Bizans’ın hudutları Dicle ve Fırat nehirleri üzerinde birbirine temas ediyordu. Filistin, Suriye, Mısır ile Irak’ın bir kısmı ve Anadolu Rumlara tabi idi. İranlılar Rumlara iki taraftan hücum etmişler ve galip gelmişlerdi.İranlılar miladi 614 senesinde bütün Filistin’i ve Kudüs’ü işgal etmişti. Bu işgal esnasında bütün kiliseler yıkılmış, bütün dinî binalar tahrip edilmişti. İranlılar kendilerine iltihak eden yirmi altı bin Yahûdî ve altmış binden fazla Hıristiyan’ı öldürmüşler hatta Miladi 616 senesinde İskenderiye’den İstanbul’a kadar olan bölgeyi de işgal etmişlerdi. İranlılar girdikleri her yerde ateşgedeler vücuda getiriyorlar ve her yerde ateşperestliği yayıyorlardı. Bizanslıların bu mağlûbiyetine Mekkeli müşrikler çok sevinmişler ve Müslümanlara; “siz ve Hıristiyanlar kitap ehlisiniz, biz ve İranlılar ümmîyiz, bizim dostlarımız dostlarınızı yendiler, biz de sizi yeneceğiz.” dediler. Bunun üzerine bu âyetler inmiştir. 3 Bu âyet inince Hz. Ebû Bekir müşriklere; “Allah sizin gözlerinizi aydınlatmayacak, Peygamberimiz haber verdi. Rumlar, İranlılara galip gelecek” dedi. Bunun üzerine Übey b. Halef, bahse girmeyi teklif etti ve yüz devesine bahse girdiler. Bedir günü Rumlar İranlılara galip gelince, Ebû Bekir, Übey’in vârislerinden develeri aldı ve Peygamberimizin emriyle fakirlere dağıttı. (Tirmizî)— M. Türk
30:5
6
وَعْدَ اللّٰهِۜ لَا يُخْلِفُ اللّٰهُ وَعْدَهُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ ٦
Va’dallâh(va’dallâhi), lâ yuhlifullâhu va’dehu ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
(İşte bu) Allah’ın verdiği bir sözdür ve Allah verdiği sözden asla caymaz. Fakat insanların pek çoğu bunu bilmiyorlar.— M. Türk
30:6
7
يَعْلَمُونَ ظَاهِراً مِنَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَهُمْ عَنِ الْاٰخِرَةِ هُمْ غَافِلُونَ ٧
Ya’lemûne zâhiren minel hayâtid dunyâ, ve hum anil âhıreti hum gâfilûn(gâfilûne).
O (kâfirler) dünya hayatının (sadece) görünen kısmını bilirler ve (dünyanın) sonunun (ne olacağını ise) asla bilemezler.¹ 1 Bütün bunlar, Allah’ın vadidir ve mutlaka gerçekleşecektir. Burada açık olarak iki va’d vardır. Birisi Rumların mağlubiyetlerinden sonra galip gelecekleri, birisi de Müslümanların Allah’ın yardımı ile ferahlayacaklarıdır. Bu iki va’d çok geçmeden tahakkuk etti. Bu suretle de bunun Peygamberimizin nübüvvetini ispat eden ilâhî bir mucize olduğu ortaya çıktı. Bu yüzden de birçoklarına hidayet nasip oldu. Buna rağmen bu iki açık va’d arasında “Eninde sonunda emir Allah’ındır.” ifadesi ile anlatılan başka bir va’d daha vardır ki o da; Rumların İranlılara galip olduktan sonra ileride Müslümanlara mağlup olacaklarına işaret eder. Nitekim Ebû Said el-Hudrî ve bazılarından rivayet edilen şâz kıraete göre baştaki (غُلِبَتِ) ma’lûm, (سَيَغْلِبُونَ) meçhul okunduğu takdirde ayetin manası; “Rum galip geldi fakat onlar bu galebelerinden sonra ileride mağlup olacaklar” şeklinde olur. Bu ise evvelkilerden daha uzak ve geleceğe ait olmak itibariyle daha mühim bir mucizedir. Zira İranlılara galip gelen Herakl’in kendi hayatında Rum orduları Hz. Ebu Bekr’in hilâfetindeki “Yermûk Savaşından” itibaren İslâm mücahitleri karşısında mağlup olmaya başlayarak Hz. Ömer zamanında Şam’ın fethiyle başlayıp ta İstanbul’un fethine kadar devam etmiş ve bu suretle bu mucize tamamen tahakkuk etmiştir. (Elmalılı)— M. Türk
30:7
8
اَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ۠ مَا خَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّ وَاَجَلٍ مُسَمًّىۜ وَاِنَّ كَث۪يراً مِنَ النَّاسِ بِلِقَٓائِ۬ رَبِّهِمْ لَكَافِرُونَ ٨
E ve lem yetefekkerû fî enfusihim, mâ halakallâhus semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ illâ bil hakkı ve ecelin musemmâ(musemmen) ve inne kesîran minen nâsi bi likâi rabbihim le kâfirûn(kâfirûne).
Ve onlar Allah’ın, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakileri, hak¹ ile ve belirli bir süre için yarattığını, kendi aralarında hiç düşünmüyorlar mı? Gerçekten insanların pek çoğu, (âhirette) Rablerine kavuşacaklarını kesinlikle inkâr etmektedirler. 1 Buradaki “hak”, şaşmaz ve asla değişmez kurallar anlamındadır.— M. Türk
30:8
9
اَوَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَانُٓوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاَثَارُوا الْاَرْضَ وَعَمَرُوهَٓا اَكْثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِۜ فَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَۜ ٩
E ve lem yesîrû fîl ardı fe yenzurû keyfe kâne âkıbetullezîne min kablihim, kânû eşedde minhum kuvveten, ve esârûl arda ve amerûhâ eksera mimmâ amerûhâ ve câethum rusuluhum bil beyyinât(beyyinâti), fe mâ kânallâhu li yazlimehum ve lâkin kânû enfusehum yazlimûn(yazlimûne).
O (kâfirler,) yeryüzünde gezip dolaşıp da kendilerinden öncekilerin sonlarının ne olduğunu hiç görmüyorlar mı? Hâlbuki onlar, kendilerinden daha güçlü idiler, toprağı altüst etmişler¹ ve onu kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Peygamberleri de onlara apaçık deliller getirmişti. Allah onlara asla zulmetmedi, bilakis onlar (helâki getirecek suçu işleyerek) kendi kendilerine zulmettiler.² 1 Yani, ekin ekmek, ağaç dikmek, su veya maden çıkarmak için… 2 Yani Allah, onları suçsuz yere helâk etmiyordu. Aslında Allah, suçsuz yere helâk etse de zulüm olmaz. Çünkü Allah, her şeyin gerçek sahibidir. Ama Allah bunu yapmaz. Malikin mülkünde dilediğini yapması zulüm olmaz. Zulüm; bir başkasının hukukuna tecavüz edildiği zaman olur. Bir suçun cezâsını vermek ise zulüm değil, bilakis adalettir. Esas zulüm; zâlime hak ettiği cezâsını vermemektir.— M. Türk
30:9
10
ثُمَّ كَانَ عَاقِبَةَ الَّذ۪ينَ اَسَٓاؤُا السُّٓوآٰى اَنْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَكَانُوا بِهَا يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ٠١
Summe kâne âkıbetellezîne esâus sûâ en kezzebû bi âyâtillâhi ve kânû bihâ yestehziûn(yestehziûne).
Sonra en kötü cezâ (olan cehennem,) Allah’ın âyetlerini yalanlamaları ve onlarla alay etmeleri sebebiyle, kötülük yapanların oldu.¹ 1 Bu âyet, “Sonra, Allah’ın âyetlerini yalanlayıp, onlarla alay ederek kötülük yapanların sonu, pek kötü oldu.” diye tercüme edilebilir.— M. Türk
30:10
11
اَللّٰهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ١١
Allâhu yebdeul halka summe yuîduhu summe ileyhi turceûn(turceûne).
Yaratılışı ilk defa başlatan, sonra da onu aralıksız devam ettiren Allah’tır ve en sonunda hepiniz Ona döndürüleceksiniz.— M. Türk
30:11
12
وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُبْلِسُ الْمُجْرِمُونَ ٢١
Ve yevme tekûmus sâatu yublisul mucrimûn(mucrimûne).
Kıyamet kopacağı gün, günâhkârlar ümitlerini yitirerek (ne yapacaklarını şaşırıp) kalırlar.— M. Türk
30:12
13
وَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ مِنْ شُرَكَٓائِهِمْ شُفَعٰٓؤُ۬ا وَكَانُوا بِشُرَكَٓائِهِمْ كَافِر۪ينَ ٣١
Ve lem yekun lehum min şurekâihim şufeâû ve kânû bi şurekâihim kâfirîn(kâfirîne).
(Allah’a) eş koştukları ilâhlarından kendilerine bir şefâatçi çıkmaz ve onlar, ortaklarını da inkâr ederler.— M. Türk
30:13
14
وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَتَفَرَّقُونَ ٤١
Ve yevme tekûmus sâatu yevmeizin yeteferrakûn(yeteferrakûne).
Kıyamet kopacağı gün var ya! İşte o gün, (inananlarla inanmayanlar) birbirlerinden ayrılırlar.— M. Türk
30:14
15
فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَهُمْ ف۪ي رَوْضَةٍ يُحْبَرُونَ ٥١
Fe emmellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fe hum fî ravdatin yuhberun(yuhberune).
(Allah’ın istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayanlara gelince onlar (cennet) bahçesinde (sevindirilirlerek) ağırlanırlar.— M. Türk
30:15
16
وَاَمَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَلِقَٓائِ الْاٰخِرَةِ فَاُو۬لٰٓئِكَ فِي الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ ٦١
Ve emmellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ve likâil âhıreti fe ulâike fîl azâbi muhdarûn(muhdarûne).
Âyetlerimizi ve âhirete kavuşmayı yalanlayarak, kâfir olanlara gelince; onlar da azapla yüz yüze bırakılırlar.— M. Türk
30:16
17
فَسُبْحَانَ اللّٰهِ ح۪ينَ تُمْسُونَ وَح۪ينَ تُصْبِحُونَ ٧١
Fe subhânallâhi hîne tumsûne ve hîne tusbıhûn(tusbıhûne).
Öyleyse akşama ulaştığınızda¹ ve sabaha kavuştuğunuzda² (namaz kılarak) Allah’ın şânını yüceltin. 1 Akşam ve yatsı namazlarını kılın. 2 Sabah namazını kılın.— M. Türk
30:17
18
وَلَهُ الْحَمْدُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَعَشِياًّ وَح۪ينَ تُظْهِرُونَ ٨١
Ve lehul hamdu fîs semâvâti vel ardı ve aşiyyen ve hîne tuzhırûn(tuzhırûne).
Göklerde ve yerde her türlü övgünün Ona ait olduğunu (bilerek) günün sonuna¹ ve öğle vaktine ulaştığınızda da (namaz kılarak Allah’ın şânını yüceltin.) 1 İkindi vaktine…— M. Türk
30:18
19
يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَيُحْـيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ وَكَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ۟ ٩١
Yuhricul hayye minel meyyiti ve yuhricul meyyite minel hayyi ve yuhyil arda ba’de mevtihâ, ve kezâlike tuhrecûn(tuhrecûne).
Allah ölüden diriyi, diriden de ölüyü çıkarır¹ ve ölümünden sonra da yeryüzünü tekrar diriltir. İşte siz de (âhirette) aynen böyle diriltileceksiniz. 1 Yani gıdadan hayvan, yumurtadan civciv, cahilden âlim, kâfirden mü’min, uyuyandan uyanık çıkarır.— M. Türk
30:19
20
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ اِذَٓا اَنْتُمْ بَشَرٌ تَنْتَشِرُونَ ٠٢
Ve min âyâtihî en halakakum min turâbin summe izâ entum beşerun tenteşirûn(tenteşirûne).
(Allah’ın) sizi topraktan yaratması sonra da sizin (yeryüzüne) yayılan bir beşer olmanız, Onun âyetlerindendir.— M. Türk
30:20
21
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجاً لِتَسْكُـنُٓوا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةًۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ١٢
Ve min âyâtihî en halaka lekum min enfusikum ezvâcen li teskunû ileyhâ ve ceale beynekum meveddeten ve rahmeh(rahmeten), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).
(Allah’ın) size kendi cinsinizden¹ kendileriyle sükûnete eresiniz diye eşler yaratması ve eşlerinizle aranıza (sürekli) bir sevgi ve şefkat yerleştirmesi² de Onun âyetlerinden dir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için gerçekten âyetler vardır. 1 Allah, sizlere başka bir hayvan cinsinden değil de kendi cinsinizden yani sizin gibi insan cinsinden, eşler yaratmıştır. Yoksa kadını, erkeğin sol kaburga kemiğinden değil! Bu âyete göre, evlenen çiftlerin aralarında ısınma, meyil ve sükûnet kalmayıp, yerini kin ve nefret aldığı zaman, boşanmak meşru olur. Bk. (Nisâ:1, En’am: 98, A’raf: 189, Zümer: 6) 2 İnsan türünün arasındaki sevgi ve şefkat, hayvanlar gibi sadece belirli dönemlere ait olmayıp, süreklidir. Hattâ bu sevgi ve şefkat sadece eşler arasında değil, tüm insanlar arasında da vardır ve esas olan da budur.— M. Türk
30:21
22
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوَانِكُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِلْعَالِم۪ينَ ٢٢
Ve min âyâtihî halkus semâvâti vel ardı vahtilâfu elsinetikum ve elvânikum, inne fî zâlike le âyâtin lil âlimîn(âlimîne).
Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin¹ farklı olması da Onun âyetlerindendir. Şüphesiz bunda, bilenler için gerçekten âyetler vardır. 1 Bu âyetten; dillerin ve renklerin de Allah tarafından yaratıldığı anlaşılmaktadır. Zira insanlığın bilinen tarihinden günümüze kadar yeni bir dil de yeni bir ırk da ortaya çıkmamıştır. Buna göre insanların dilleri, garip seslerden gelişerek renkleri de bulundukları bölgelere göre evrimleşerek meydana gelmemiştir. Bk. (Bakara: 31, Hucurat: 13)— M. Türk
30:22
23
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ مَنَامُكُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَابْتِغَٓاؤُ۬كُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ ٣٢
Ve min âyâtihî menâmukum bil leyli ven nehâri vebtigâukum min fadlih(fadlihi), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yesmeûn(yesmeûne).
Geceleri uyumanız, gündüzleri lütfundan rızık aramanız da Onun âyetlerindendir. Şüphesiz bunda, (hakka) kulak veren bir toplum için gerçekten âyetler vardır.— M. Türk
30:23
24
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ يُر۪يكُمُ الْبَرْقَ خَوْفاً وَطَمَعاً وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَيُحْـي۪ بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ ٤٢
Ve min âyâtihî yurîkumul berka havfen ve tamaan, ve yunezzilu mines semâi mâen fe yuhyî bihil arda ba’de mevtihâ, inne fî zâlike le âyâtin li kavmin ya’kılûn(ya’kılûne).
Size şimşeği, hem korku hem de umut kaynağı olarak göstermesi, gökten su indirerek ölümünden sonra yeri onunla diriltmesi de Onun âyetlerindendir. Şüphesiz bunda da aklını kullanan bir toplum için gerçekten âyetler vardır.— M. Türk
30:24
25
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ تَقُومَ السَّمَٓاءُ وَالْاَرْضُ بِاَمْرِه۪ۜ ثُمَّ اِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِنَ الْاَرْضِ اِذَٓا اَنْتُمْ تَخْرُجُونَ ٥٢
Ve min âyâtihî en tekûmes semâu vel ardu bi emrih(emrihî), summe izâ deâkum da’veten minel ardı izâ entum tahrucûn(tahrucûne).
Göğün ve yerin Allah’ın emriyle (kurulduğu düzen üzere) durması da Onun âyetlerindendir.¹ Sonra sizi yeryüzünden kalkmaya çağırınca, (kabirlerinizden) derhâl çıkarsınız. 1 Bu âyet; “göğün ve yerin, (günü gelince) Onun emri ile durması (kıyametin kopması) da Onun mûcizelerindendir.” diye de tercüme edilebilir.— M. Türk
30:25
26
وَلَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ ٦٢
Ve lehu men fîs semâvâti vel ard(ardı), kullun lehu kânitûn(kânitûne).
Göklerde ve yerdekiler O (Allah’a) aittir ve her şey Ona boyun eğer.— M. Türk
30:26
27
وَهُوَ الَّذ۪ي يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ وَهُوَ اَهْوَنُ عَلَيْهِۜ وَلَهُ الْمَثَلُ الْاَعْلٰى فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ۟ ٧٢
Ve huvellezî yebdeul halka summe yuîduhu, ve huve ehvenu aleyh(aleyhi), ve lehul meselul a’lâ fîs semâvâti vel ard(ardı), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Yaratılışı ilk defa başlatan, sonra da onu aralıksız devam ettiren Allah’tır ve bu Ona göre çok kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce sıfat Onundur ve O çok güçlüdür, hüküm (ve hikmet) sahibidir.— M. Türk
30:27
28
ضَرَبَ لَكُمْ مَثَلاً مِنْ اَنْفُسِكُمْۜ هَلْ لَكُمْ مِنْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ مِنْ شُرَكَٓاءَ ف۪ي مَا رَزَقْنَاكُمْ فَاَنْتُمْ ف۪يهِ سَوَٓاءٌ تَخَافُونَهُمْ كَخ۪يفَتِكُمْ اَنْفُسَكُمْۜ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ ٨٢
: Darabe lekum meselen min enfusikum, hel lekum min mâ meleket eymânukum min şurekâe fî mâ rezaknâkum fe entum fîhi sevâun tehâfûnehum ke hîfetikum enfusekum, kezâlike nufassılul âyâti li kavmin ya’kılûn(ya’kılûne).
(Allah) size kendi hayatınızdan bir örnek veriyor. (Mesela); Size verdiğimiz rızıklarda, hiç köleleriniz, eşit şekilde hak sahibi ve birbirinizden çekindiğiniz gibi onlardan da çekinmeye râzı olacağınız ortaklarınız gibi olabilir mi? (de putlarınızı, Allah’la denk görüyorsunuz.) İşte Biz, aklını kullanabilen bir toplum için âyetleri böyle açıklarız.¹ 1 Bu âyette Allah, müşriklerin kölelerini bile kendilerine eşit görmezlerken, hiç işe yaramayan putlarının, Kendisine nasıl eşit veya eş olabileceğini, sert bir şekilde sorgulamaktadır. Bunu anlayamayanların da aklını kullanamayan kimseler olduğunu ifâde etmektedir. Konu ile ilgili diğer benzetmeler için Bk. (Nahl: 71, 75, 76)— M. Türk
30:28
29
بَلِ اتَّبَعَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۚ فَمَنْ يَهْد۪ي مَنْ اَضَلَّ اللّٰهُۜ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ ٩٢
Belittebeallezîne zalemû ehvâehum bi gayri ilm(ilmin), fe men yehdî men edallallâh(edallallâhu), ve mâ lehum min nâsırîn(nâsırîne).
Bilakis zâlimler, (hak bir) bilgiye dayanmadan sadece kendi (boş) arzularına uyuyorlar.¹ Allah’ın şaşırttığını kim hak yola ulaştırabilir? (Bu hususta) onların yardımcıları da yoktur. 1 Heva: Nefsin kendiliğinden meylettiği arzusu, aşırı arzulara meyli ve keyfi demektir. Burada “(hak bir) bilgiye dayanmadan” ifadesinden “heva”nın iki kısım olduğu anlaşılmaktadır. Bunlardan birisi ilme uygun olan, birisi de olmayandır. İlme uygun olan heva, Hak nazarında fıtrat gayesine uygun olan meyillerdir. Zira şehvetlerin yaratılışı boşuna değildir. Onlar, insanları yaratılışlarının gayesine erdirmek için taraf-ı ilâhîce konulan birer sebeptir. Ancak şeytanî olan insan zekâsı, onu gayesinden çevirerek ilmin zıddına olarak soyut zevkler için boşu boşuna da israf eder. Meselâ iffet ve tenasül niyetiyle nikâh arzusu fıtratın gayesine uygun bir meyildir. Zina meyli ise ilme muhalif soyut bir hevadır. Genellikle böyle şeylere heva denilir. Ve işte müşrikler bir şey bildiklerinden dolayı değil, ilme uymayan hevâları ardında koştuklarından dolayı kendilerini hevesata esîr ederek haksızlıkla zulümkârlıkla şirke saptılar. Malik’i, mülküne ortak etmek, eşit tutmak haksızlığıyla Allah’a mülkünden, mahlûkatından şerikler uydurarak onlara taptılar, onları kendilerinin mâliki imiş gibi tuttular da hürriyetlerini onlara verdiler. (Elmalılı) Bk. (Furkan: 43)— M. Türk
30:29
30
فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّ۪ينِ حَن۪يفاًۜ فِطْرَتَ اللّٰهِ الَّت۪ي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَاۜ لَا تَبْد۪يلَ لِخَلْقِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ الدّ۪ينُ الْقَيِّمُۗ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَۗ ٠٣
Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ(hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh(halkıllâhi), zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
O halde sen, bâtıl olan her şeyden uzaklaşarak yüzünü, Allah’ın insanların yaratılışına uygun olarak ortaya koyduğu hak dine, tamamen çevir. Zîrâ Allah’ın koyduğu değiştirilemeyen dinler, en doğru dinlerdir ama insanların pek çoğu bunu bilmiyorlar.¹ 1 Hanif: Lügatte sapıklıktan hak yola, çarpıklıktan doğruluğa, eğriden doğruya giden demektir. Bu kavram, İbrahim (a.s)’ın dinine isim olmuştur ki başka dinlerden, bâtıl mabutlardan çekinip yalnız bir Allaha eğilen, “müvahhid” demektir. Fıtrat ise; hakkı kabul ve idrak kabiliyeti, fıtrata sarılmak da, “hakkın emirleri doğrultusunda yaşamak” demektir. Buna göre dinîn iki kaynağı vardır: Biri fıtrat, diğeri ise kesb’tir. Fıtrat, ilâhîdir ve Allah’ın insanın rûhuna yerleştirdiği ve insana hep hakkı tavsiye eden yaratılışıdır. Bu hakka yönelme duygusu her insanın gönlünde gizli bir şekilde vardır. Kâfirler bile başı daralınca her ne kadar bunu belli etmeseler de bu duygularına sarılırlar. Kesb, ise gönülde bulunan bu duygunun istikametinde gidip, hakkı aramak, bulmak ve onun emirleri doğrultusunda yaşamaktır. İşte bu çabanın karşılığı, âhirette cennet, dünyada ise Allah’ın fıtrata uygun emirlerini yaşama huzuru ve rahatlığıdır. Çünkü Allah’ın ortaya koyduğu dinler, insanın fıtratına en uygun dinlerdir. Bu dinlerde, Allah insanın fıtratını değiştirmedikçe asla değişme olmaz. Ancak âhirette bir değişme olabilir. Zîrâ âhirette Allah, insanı yepyeni bir fıtratla yaratacaktır. Sonuç olarak; dinsizlik ve Allah’tan başkasına tapmak fıtrata aykırı bir sapkınlıktır. Fıtrat dini demek, “Allah’ın dini” demektir. O da “hanîflik” yani İslâm’dır. Fakat insanların pek çoğu bunu bilmezler de dini fıtratta değil, âdette ararlar veya boş arzularına uyarak, Allah’ın dinini değiştirmeye kalkarlar.— M. Türk
30:30
Yükleniyor...
Rum
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle