Neml 93 Ayet Mekke · النمل
27

Neml

Karınca · Mekke
27
Karınca · Mekke
النمل
93
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
طٰسٓ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْقُرْاٰنِ وَكِتَابٍ مُب۪ينٍۙ ١
Tâ sîn, tilke âyâtul kur’âni ve kitâbin mubîn(mubînin).
Tâ. Sîn. (Ey Muhammed!) İşte bunlar sana, Kur’an’ın ve (hakkı bâtıldan) ayırt edici kitabın âyetleridir.— M. Türk
27:1
2
هُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ ٢
Huden ve buşrâ lil mu’minîn(mu’minîne).
Îman edenlere hak yolu göstermek ve (cenneti) müjdelemek için (indirilmiştir.)— M. Türk
27:2
3
اَلَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ ٣
Ellezîne yukîmûnes salâte ve yu’tûnez zekâte ve hum bil âhıreti hum yûkınûn(yûkınûne).
O (Mü’minler) âhirete gönülden inanarak namazı dosdoğru ve devamlı kılar ve zekâtı verirler.¹ 1 Demek ki, îmandan sonra âhirete gönülden inanarak bu iki ibâdeti de kesinlikle yerine getirmek gerekmektedir. Namazı ve zekâtı kaybedenler bu müjdeyi de kaybetmiş olurlar. Hz. Ebû Bekir, bunları yerine getirmeyenlerle bu yüzden savaşmıştır. Aynı âyet için Bk. (Lokman: 4)— M. Türk
27:3
4
اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمْ اَعْمَالَهُمْ فَهُمْ يَعْمَهُونَۜ ٤
İnnellezîne lâ yu’minûne bil âhireti zeyyennâ lehum a’mâlehum fe hum ya’mehûn(ya’mehûne).
Şüphesiz Biz, âhirete inanmayanların işlerini kendilerine süslü gösterdik de onlar bu yüzden, bocalayıp duruyorlar.— M. Türk
27:4
5
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَهُمْ سُٓوءُ الْعَذَابِ وَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْاَخْسَرُونَ ٥
Ulâikellezîne lehum sûul azâbi ve hum fîl âhıreti humul ahserûn(ahserûne).
İşte bunlar, azabın en kötüsüne lâyık kimselerdir ve âhirette en çok rezil olacaklar da onlardır.— M. Türk
27:5
6
وَاِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْاٰنَ مِنْ لَدُنْ حَك۪يمٍ عَل۪يمٍ ٦
Ve inneke le tulekkal kur’âne minledun hakîmin alîm(alîmin).
(Ey Muhammed!) Şüphesiz bu (Kur’an) sana, hüküm (ve hikmet) sahibi olan, her şeyi bilen (Allah) tarafından verilmektedir.— M. Türk
27:6
7
اِذْ قَالَ مُوسٰى لِاَهْلِه۪ٓ اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَاراًۜ سَاٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ اٰت۪يكُمْ بِشِهَابٍ قَبَسٍ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ ٧
İz kâle mûsâ li ehlihî innî ânestu nârâ(nâren), se âtîkum minhâ bi haberin ev âtîkum bi şihâbin kabesin leallekum tastalûn(tastalûne).
(Bir zamanlar) Mûsa, ailesine: “Gerçekten ben bir ateş gördüm. (Gidip) size¹ oradan ya bir haber getireceğim ya da ısınabileceğiniz bir kor parçası getireceğim.”² demişti. 1 Hz. Musa’nın eşine “sana” demeyip “size” demesi ailesinin bir kişiden ibaret olmadığına işaret etmektedir. 2 Aynı konu için Bk. (Kasas: 29, Tâ Hâ: 10)— M. Türk
27:7
8
فَلَمَّا جَٓاءَهَا نُودِيَ اَنْ بُورِكَ مَنْ فِي النَّارِ وَمَنْ حَوْلَهَاۜ وَسُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٨
Fe lemmâ câehâ nûdiye en bûrike men fîn nâri ve men havlehâ, ve subhânallâhi rabbil âlemîn(âlemîne).
(Mûsa) oraya varınca: “(Ey Mûsa!) Bu ateşin yanında¹ bulunan (sen) ve çevresindekiler mübârek kılınmıştır. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şânı çok yücedir.” diye seslenildi.² 1 (فِي) Harf-i cerri burada (مَعَ) anlamında tercüme edilmiştir. Eğer “içerisinde” şeklinde tercüme edilirse bu sefer; “ateşin içerisindekinin kim olduğu?” sorusu akla gelir ki bununla ilgili yorumlar Kur’an’ın temel mantığına ters düşmektedir. 2 Tabiî ki burada seslenen; Allah’tır.— M. Türk
27:8
9
يَا مُوسٰٓى اِنَّـهُٓ اَنَا اللّٰهُ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُۙ ٩
Yâ mûsâ innehû enallâhul azîzul hakîm(hakîmu).
(Ve devamla): “Ey Mûsa! Gerçekten, çok güçlü, hüküm (ve hikmet) sahibi olan Allah, Benim Ben!”— M. Türk
27:9
10
وَاَلْقِ عَصَاكَۜ فَلَمَّا رَاٰهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَٓانٌّ وَلّٰى مُدْبِراً وَلَمْ يُعَقِّبْۜ يَا مُوسٰى لَا تَخَفْ اِنّ۪ي لَا يَخَافُ لَدَيَّ الْمُرْسَلُونَۗ ٠١
Ve elkı asâk(asâke), fe lemmâ reâhâ tehtezzu ke ennehâ cânnun vellâ mudbiren ve lem yuakkıb, yâ mûsâ lâ tehaf innî lâ yehâfu ledeyyel murselûn(murselûne).
“Âsânı yere at!” (diye seslenildi.) Mûsa, (âsâyı atıp) onun yılan gibi hareket ettiğini görünce dönüp arkasına bakmadan kaçtı. (Allah da ona): “Ey Mûsa! Korkma; (onu o hale getiren) Benim. (Sonra, Benim) huzurumda Peygamberler asla (hiçbir şeyden) korkmaz.”¹ (dedi.) 1 “Benim huzurumda Peygamberler asla korkmaz.” İfadesindeki “korku,” Allah korkusu değil, dünya korkularıdır. Zîrâ Peygamberler, Allah’tan en çok korkan kullardır. “Allah’tan ancak âlim kulları, (hakkıyla) korkar.” (Fâtır: 28) âyetini en iyi yaşayanlar peygamberlerdir.— M. Türk
27:10
11
اِلَّا مَنْ ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسْناً بَعْدَ سُٓوءٍ فَاِنّ۪ي غَفُورٌ رَح۪يمٌ ١١
İllâ men zaleme summe beddele husnen ba’de sûin fe innî gafûrun rahîm(rahîmun).
(Ve devamla): “Ancak zâlimler bunun dışındadır. Ama sonra, işlediği kötülüğün yerine iyilik yaparak (tevbe eder)se şunu iyi bilsin ki Ben çok bağışlayıcıyım, pek merhamet sahibiyim.”— M. Türk
27:11
12
وَاَدْخِلْ يَدَكَ ف۪ي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍ ف۪ي تِسْعِ اٰيَاتٍ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَقَوْمِه۪ۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْماً فَاسِق۪ينَ ٢١
Ve edhıl yedeke fî ceybike tahruc beydâe min gayri sûin fî tis’ı âyâtin ilâ fir’avne ve kavmih(kavmihî), innehum kânû kavmen fâsikîn(fâsikîne).
“(Ey Mûsa!) Firavun’a ve kavmine (göstereceğin) dokuz mûcizeden¹ (biri) olmak üzere; elini koynuna sok da kusursuz bir şekilde, bembeyaz olarak çıksın.² Çünkü onlar hak yoldan çıkan bir toplumdur.” (dedi.) 1 Hz. Mûsa’ya verilen dokuz mûcize için Bk. (A’raf: 133, Hûd: 96, İsrâ: 101, Mü’min: 23-24) 2 Bazı hayal gücüyle tefsir yapanlar, “bu beyazlığın temizlik olduğunu ve Hz. Musa’nın daha önce öldürdüğü adamla kirlenen elinin temizlendiğini” ifade etmişlerse de bunun mucizeyi yok saymaktan başka bir izahı olmasa gerektir.— M. Türk
27:12
13
فَلَمَّا جَٓاءَتْهُمْ اٰيَاتُنَا مُبْصِرَةً قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ مُب۪ينٌۚ ٣١
Fe lemmâ câethum âyâtunâ mubsıraten kâlû hâzâ sihrun mubîn(mubînun).
Mûcizelerimiz onlara bütün açıklığıyla gelince: “Bu, apaçık bir büyüdür.” dediler.— M. Türk
27:13
14
وَجَحَدُوا بِهَا وَاسْتَيْقَنَتْهَٓا اَنْفُسُهُمْ ظُلْماً وَعُلُواًّۜ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِد۪ينَ۟ ٤١
Ve cehadû bihâ vesteykanethâ enfusuhum zulmen ve uluvvâ(uluvven), fenzur keyfe kâne âkıbetul mufsidîn(mufsidîne).
Vicdanları kabul ettiği halde, sırf zulüm ve kibirlerinden dolayı onları inadına inkâr ettiler. (Ey Muhammed!) Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak.— M. Türk
27:14
15
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ عِلْماًۚ وَقَالَا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي فَضَّلَنَا عَلٰى كَث۪يرٍ مِنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِن۪ينَ ٥١
Ve lekad âteynâ dâvûde ve suleymâne ilmâ(ilmen), ve kâlal hamdu lillâhillezî faddalenâ alâ kesîrin min ibâdihil mu’minîn(mu’minîne).
Yemin olsun Biz, Dâvût’a ve Süleyman’a (da) bir ilim¹ verdik. (Bunun üzerine) onlar: “Bizi mü’min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a, hamd olsun.”² dediler. 1 Burada “ilim" kelimesinin belirsiz olarak zikredilmesi; onun daha önce bilinen ilimlerden olmayıp, tamamen Allah tarafından gönderilen vahiy bilgisi olduğuna, işarettir. 2 Çünkü onlara verilen ilim, böyle demelerini gerektiriyordu. Ayrıca; Allah, ilim verdiklerinin derecelerini böyle yükseltir. Bk. (Mücadele: 11)— M. Türk
27:15
16
وَوَرِثَ سُلَيْمٰنُ دَاوُ۫دَ وَقَالَ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ عُلِّمْنَا مَنْطِقَ الطَّيْرِ وَاُو۫ت۪ينَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍۜ اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَضْلُ الْمُب۪ينُ ٦١
Ve varise suleymânu dâvûde ve kâle yâ eyyuhen nâsu ullimnâ mentıkat tayrı, ve ûtînâ min kulli şey’(şey’in), inne hâzâ le huvel fadlul mubîn(mubînu).
Süleyman, Dâvût’un yerine geçti ve: “Ey insanlar! Bize kuşdili öğretildi ve bize her şeyden¹ (bolca) verildi. Kesinlikle bu, apaçık bir lütuftur.” dedi. 1 “Her şey” yerine, “her şeyden” denilmesi çokluktan kinâyedir. Bu ifâdeyle ayrıca devlette servetin önemine de bir işaret vardır.— M. Türk
27:16
17
وَحُشِرَ لِسُلَيْمٰنَ جُنُودُهُ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ وَالطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ ٧١
Ve huşire li suleymâne cunûduhu minel cinni vel insi vet tayrı fe hum yûzeûn(yûzeûne).
(Allah tarafından)¹ Süleyman’a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan ve harp nizamında yürüyen ordular toplandı. 1 (حُشِرَ) fiili meçhul kullanıldığı için tercüme bu şekilde yapılmıştır ve esas fâil, Allah’tır.— M. Türk
27:17
18
حَتّٰٓى اِذَٓا اَتَوْا عَلٰى وَادِ النَّمْلِۙ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَٓا اَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْۚ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمٰنُ وَجُنُودُهُۙ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ٨١
Hattâ izâ etev alâ vâdin nemli kâlet nemletun yâ eyyuhen nemludhulû mesâkinekum, lâ yahtımennekum suleymânu ve cunûduhu ve hum lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
(Sonunda) karıncalarla (dolu bir) vadiye geldikleri zaman, karıncalardan biri:¹ “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin. Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezip geçmesin!” dedi. 1 Bazı meal ve tefsirlerde (نَمْلَةٌ) kelimesinin “dişi karınca veya ana karınca” olarak tercüme edildiği görülmüşse de bu kelimenin sonundaki “ta-i merbuta” değil “ta-i vahdettir, “bir karınca” demektir. Ayrıca bu ayette önemli olan karıncanın cinsiyeti değil orada geçen olay ve o olayla verilmek istenen mesajdır.— M. Türk
27:18
19
فَتَبَسَّمَ ضَاحِكاً مِنْ قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ اَوْزِعْن۪ٓي اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحاً تَرْضٰيهُ وَاَدْخِلْن۪ي بِرَحْمَتِكَ ف۪ي عِبَادِكَ الصَّالِح۪ينَ ٩١
Fe tebesseme dâhıken min kavlihâ ve kâle rabbi evzı’nî en eşkure ni’metekelletî en’amte aleyye ve alâ vâlideyye ve en a’mele salihan terdâhu ve edhılnî bi rahmetike fî ibâdikes sâlihîn(sâlihîne).
(Süleyman) onun bu sözünden dolayı gülercesine tebessüm etti ve: “Ey Rabbim! Gerek bana, gerekse anne ve babama verdiğin nîmete şükretmemi ve beğeneceğin iyi işleri yapmamı bana nasip eyle ve beni rahmetinle inandığını yaşayan kulların arasına kat.” dedi.— M. Türk
27:19
20
وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِيَ لَٓا اَرَى الْهُدْهُدَۘ اَمْ كَانَ مِنَ الْغَٓائِب۪ينَ ٠٢
Ve tefekkadat tayra fe kâle mâliye lâ eral hudhude em kâne minel gâibîn(gâibîne).
(Süleyman) kuşları¹ denetledi ve: “Ben hüdhüdü² göremiyor muyum, yoksa o kayıplara mı karıştı?” dedi.³ 1 Âyetin bu bölümü; “(Süleyman) hava kuvvetlerini denetledi.” diye de tercüme edilebilir. 2 Hüdhüd: Güzel ses ve nağme ile öten bir kuştur. Bu kuşa, “çavuş kuşu” veya “ibibik” de denilir. 3 Bu âyete göre, devletin bütün kuvvetlerini ve işlerini en ince noktasına kadar denetlemesi devlet adamının ana görevidir.— M. Türk
27:20
21
لَاُعَذِّبَنَّهُ عَذَاباً شَد۪يداً اَوْ لَا۬اَذْبَحَنَّهُٓ اَوْ لَيَأْتِيَنّ۪ي بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍ ١٢
Le uazzibennehu azâben şedîden ev le ezbehannehû ev le ye’tiyennî bi sultânin mubîn(mubînin).
(Ve devamla): “(Karşıma) inandırıcı bir mazeretle çıkmadığı takdirde onu ya şiddetli bir cezâya çarptıracağım ya da onun boynunu vuracağım!”¹ (dedi.) 1 Bu ifâdelerden; devlet adamının emri altındakilere karşı gerektiğinde kararlı, tavizsiz ama adaletli olması gerektiği anlaşılmaktadır.— M. Türk
27:21
22
فَمَكَثَ غَيْرَ بَع۪يدٍ فَقَالَ اَحَطْتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِه۪ وَجِئْتُكَ مِنْ سَبَأٍ بِنَبَأٍ يَق۪ينٍ ٢٢
Fe mekese gayre baîdin fe kâle ehattu bi mâ lem tuhıt bihî ve ci’tuke min sebein bi nebein yakîn(yakînin).
Çok geçmeden (hüdhüd) gelip:“Ben senin bilmediğin bir şeyi öğrendim ve sana Sebe’den¹ çok önemli bir haber getirdim.”² dedi. 1 Sebe’: Aslında Sebe’ b. Yeşcüb b. Ya’rub adında bir adamın adıdır. Daha sonra, Yemen tarafında Belkıs tarafından yönetilen ve Hz. Süleyman’a iltihak eden bir devlete ve bu devletin bulunduğu yere isim olarak verilmiştir. Rivâyetlere göre bu devlet ve arazisi son derece ma’mûr imiş ve güneşe taparlarmış. 2 Burada kuşun bir keşif uçağı gibi düşünülmesi de mümkündür.— M. Türk
27:22
23
اِنّ۪ي وَجَدْتُ امْرَاَةً تَمْلِكُهُمْ وَاُو۫تِيَتْ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ وَلَهَا عَرْشٌ عَظ۪يمٌ ٣٢
İnnî vecedtumreeten temlikuhum ve ûtiyet min kulli şey’in ve lehâ arşun azîm(azîmun).
“Gerçekten ben o (Sebe’lileri) yöneten, kendisine her türlü imkân verilmiş ve büyük bir de tahtı olan bir kadın buldum.”— M. Türk
27:23
24
وَجَدْتُهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّب۪يلِ فَهُمْ لَا يَهْتَدُونَۙ ٤٢
Vecedtuhâ ve kavmehâ yescudûne liş şemsi min dûnillâhi ve zeyyene lehümuş şeytânu a’mâlehum fe saddehum anis sebîli fe hum lâ yehtedûn(yehtedûne).
“Şeytanın, kendilerine yaptıklarını süslü göstererek (Allah’ın) yolundan alıkoyduğu için hak yolu bulamamaları sebebiyle onu ve kavmini, Allah’ı bırakıp güneşe secde eder bir halde buldum.”— M. Türk
27:24
25
Secde
اَلَّا يَسْجُدُوا لِلّٰهِ الَّذ۪ي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ ۩ ٥٢
Ellâ yescudû lillâhillezî yuhriculhab’e fîs semâvâti vel ardı ve ya’lemu mâ tuhfûne ve mâ tu’linûn(tu’linûne).
“(Şeytan bunu) göklerde ve yerde gizlenen her şeyi açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen Allah’a secde etmesinler. (diye yapmış.)”.— M. Türk
27:25
26
اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ ٦٢
Allâhu lâ ilâhe illâ huve rabbul arşil azîm(azîmi).
“(Hâlbuki) büyük Arş’ın Rabbi olan Allah’tan başka ilâh yoktur.” (dedi.)— M. Türk
27:26
27
قَالَ سَنَنْظُرُ اَصَدَقْتَ اَمْ كُنْتَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ ٧٢
Kâle se nenzuru e sadakte em kunte minel kâzibîn(kâzibîne).
(Süleyman hüdhüd’e): “Göreceğiz bakalım, doğru mu söylüyorsun yoksa yalancının birisi misin?” dedi.— M. Türk
27:27
28
اِذْهَبْ بِكِتَاب۪ي هٰذَا فَاَلْقِهْ اِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَانْظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ ٨٢
İzheb bi kitâbî hâzâ fe elkıh ileyhim summe tevelle anhum fenzur mâzâ yerciûn(yerciûne).
(Ve devamla): “Şu mektubumu götür, onlara ver. Sonra (bir kenara) çekil de ne sonuca varacaklarına bir bak.” (dedi.)— M. Türk
27:28
29
قَالَتْ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اِنّ۪ٓي اُلْقِيَ اِلَيَّ كِتَابٌ كَر۪يمٌ ٩٢
Kâlet yâ eyyuhel meleu innî ulkıye ileyye kitâbun kerîm(kerîmun).
(Melike, mektubu alınca): “Ey ileri gelenler! Bana, çok önemli bir mektup gönderildi” dedi.— M. Türk
27:29
30
اِنَّهُ مِنْ سُلَيْمٰنَ وَاِنَّهُ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ ٠٣
İnnehu min suleymâne ve innehu bismillâhir rahmânir rahîm(rahîmi).
(Ve devamla): “Mektup (hem) Süleyman’dan (geliyor hem de) Rahman, Rahîm Allah’ın adıyla (başlıyor).”¹ 1 Bu âyetten, bütün resmi ve özel yazışmalara “besmele” ile başlamanın gerektiği anlaşılmaktadır.— M. Türk
27:30
Yükleniyor...
Neml
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle