Müminun 118 Ayet Mekke · المؤمنون
23

Müminun

İnananlar · Mekke
23
İnananlar · Mekke
المؤمنون
118
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
قَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَۙ ١
Kad eflehal mu’minun(mu’minune).
Mü’minler gerçekten umdukları hayra¹ ulaşmıştır.² 1 Felah: Arzu edilen şeye ulaşmak veya sonsuz hayır, İflah; sonsuz hayra, cennete ulaşmak (yani bizim ta’birimizle felâh bulmak ma’nâsına da gelir) demektir. 2 Ömer (r.a)’den: “Bir gün Rasûlüllah’a vahiy indi, bir saat bekledik, açılınca kıbleye dönüp ellerini kaldırdı, dua etti, sonra da: ‘Bana on âyet indirildi; bunları yerine getiren cennete girecektir.’ dedi ve Mü’minûn sûresinin ilk on âyetini okudu.” (Tirmizî, Neseî)— M. Türk
23:1
2
اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَۙ ٢
Ellezîne hum fî salâtihim hâşiûn(hâşiûne).
2,3,4. O (mü’minler) namazlarında huşu¹ sahibidirler ve boş söz (ve yararsız şeyler)den yüz çevirirler, zekât² (görevlerini) yerine getirirler. 1 Huşû: Korkmak, boyun eğmek ve iltifatı terk etmek anlamlarına gelir. Terim olarak huşû: Allah’ın azameti karşısında kişinin kendi küçüklüğünü göstererek, Onun emirlerine boyun eğip korku, sevgi ve saygı hissi duyması, tevazu göstermesi demektir. Burada bahsedilen “namazdaki huşû” ise; secde yerine bakıp sağa sola, şuna buna iltifat etmemektir. Huşû’un aslı, namazın şartlarından olan niyetin tam yapılmasıyla, görüntüsü ise namazın adap ve tadil-i erkân ile alâkadardır. Rasulullah (s.a.v.) ve ashabı namazda gözlerini semaya kaldırırlardı, bu âyetin nüzulü üzerine önlerine eğdiler ve namazlarını biraz daha uzattılar. Aişe (r.a.)’nin annesi Ümm-i Rûman: “namazımda sallanıyordum, Ebû Bekir bu durumu gördü, beni azarladı ve Rasulullah’ın: ‘her hangi biriniz namaza durduğunda her tarafı sakin olsun. Yahudiler gibi sallanmasın. Zira namazda sakin olmak namazın tamamındandır.’ buyurdu” dedi. (Buharî, Müslim) 2 Buradaki zekât’tan, temizlik de anlaşılabilir. O zaman bu âyet, “(nefsî, bedenî ve malî) temizliklerini yerine getirirler.” şeklinde de tercüme edilebilir.— M. Türk
23:2
3
وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَۙ ٣
Vellezîne hum anil lagvi mu’ridûn(mu’ridûne).
2,3,4. O (mü’minler) namazlarında huşu¹ sahibidirler ve boş söz (ve yararsız şeyler)den yüz çevirirler, zekât² (görevlerini) yerine getirirler. 1 Huşû: Korkmak, boyun eğmek ve iltifatı terk etmek anlamlarına gelir. Terim olarak huşû: Allah’ın azameti karşısında kişinin kendi küçüklüğünü göstererek, Onun emirlerine boyun eğip korku, sevgi ve saygı hissi duyması, tevazu göstermesi demektir. Burada bahsedilen “namazdaki huşû” ise; secde yerine bakıp sağa sola, şuna buna iltifat etmemektir. Huşû’un aslı, namazın şartlarından olan niyetin tam yapılmasıyla, görüntüsü ise namazın adap ve tadil-i erkân ile alâkadardır. Rasulullah (s.a.v.) ve ashabı namazda gözlerini semaya kaldırırlardı, bu âyetin nüzulü üzerine önlerine eğdiler ve namazlarını biraz daha uzattılar. Aişe (r.a.)’nin annesi Ümm-i Rûman: “namazımda sallanıyordum, Ebû Bekir bu durumu gördü, beni azarladı ve Rasulullah’ın: ‘her hangi biriniz namaza durduğunda her tarafı sakin olsun. Yahudiler gibi sallanmasın. Zira namazda sakin olmak namazın tamamındandır.’ buyurdu” dedi. (Buharî, Müslim) 2 Buradaki zekât’tan, temizlik de anlaşılabilir. O zaman bu âyet, “(nefsî, bedenî ve malî) temizliklerini yerine getirirler.” şeklinde de tercüme edilebilir.— M. Türk
23:3
4
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِلزَّكٰوةِ فَاعِلُونَۙ ٤
Vellezîne hum liz zekâti fâilûn(fâilûne).
2,3,4. O (mü’minler) namazlarında huşu¹ sahibidirler ve boş söz (ve yararsız şeyler)den yüz çevirirler, zekât² (görevlerini) yerine getirirler. 1 Huşû: Korkmak, boyun eğmek ve iltifatı terk etmek anlamlarına gelir. Terim olarak huşû: Allah’ın azameti karşısında kişinin kendi küçüklüğünü göstererek, Onun emirlerine boyun eğip korku, sevgi ve saygı hissi duyması, tevazu göstermesi demektir. Burada bahsedilen “namazdaki huşû” ise; secde yerine bakıp sağa sola, şuna buna iltifat etmemektir. Huşû’un aslı, namazın şartlarından olan niyetin tam yapılmasıyla, görüntüsü ise namazın adap ve tadil-i erkân ile alâkadardır. Rasulullah (s.a.v.) ve ashabı namazda gözlerini semaya kaldırırlardı, bu âyetin nüzulü üzerine önlerine eğdiler ve namazlarını biraz daha uzattılar. Aişe (r.a.)’nin annesi Ümm-i Rûman: “namazımda sallanıyordum, Ebû Bekir bu durumu gördü, beni azarladı ve Rasulullah’ın: ‘her hangi biriniz namaza durduğunda her tarafı sakin olsun. Yahudiler gibi sallanmasın. Zira namazda sakin olmak namazın tamamındandır.’ buyurdu” dedi. (Buharî, Müslim) 2 Buradaki zekât’tan, temizlik de anlaşılabilir. O zaman bu âyet, “(nefsî, bedenî ve malî) temizliklerini yerine getirirler.” şeklinde de tercüme edilebilir.— M. Türk
23:4
5
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَۙ ٥
Vellezîne hum li furûcihim hâfizûn(hâfizûne).
5,6. Ve o (mü’minler) eşleri veya cariyeleri¹ dışında mahrem yerlerini (herkesten) korurlar.² Onların (bu iki durumda da) ayıplanmaları söz konusu değildir.³ 1 Yemin; sağ el demektir. Sağ ellerin sahip olduğu ise; meşru şekilde kazanılan köleler demektir. Burada konu kadınlar olduğu için kastedilen cariyelerdir. Cariyelerle evllilik şartları için Bk. (Nisâ: 3, 25, Ahzab: 50, Nur: 32) 2 Bu âyet, “ve o (mü’minler) ırzlarını korurlar.” şeklinde de tercüme edilebilir. 3 Aynı âyetler için Bk. (Mearic: 29-30)— M. Türk
23:5
6
اِلَّا عَلٰٓى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُوم۪ينَۚ ٦
İllâ alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânuhum fe innehum gayru melûmîn(melûmîne).
5,6. Ve o (mü’minler) eşleri veya cariyeleri¹ dışında mahrem yerlerini (herkesten) korurlar.² Onların (bu iki durumda da) ayıplanmaları söz konusu değildir.³ 1 Yemin; sağ el demektir. Sağ ellerin sahip olduğu ise; meşru şekilde kazanılan köleler demektir. Burada konu kadınlar olduğu için kastedilen cariyelerdir. Cariyelerle evllilik şartları için Bk. (Nisâ: 3, 25, Ahzab: 50, Nur: 32) 2 Bu âyet, “ve o (mü’minler) ırzlarını korurlar.” şeklinde de tercüme edilebilir. 3 Aynı âyetler için Bk. (Mearic: 29-30)— M. Türk
23:6
7
فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَٓاءَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْعَادُونَۚ ٧
Fe menibtegâ verâe zâlike fe ulâike humul âdûn(âdûne).
Kim bunun ötesini ararsa, işte onlar sınırı aşmış olurlar.— M. Türk
23:7
8
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۙ ٨
Vellezîne hum li emânâtihim ve ahdihim râûn(râûne).
8,9. Ve o (mü’minler) emanetlerini¹ ve sözlerini yerine getirirler ve namazlarına devam ederler.² 1 Bu iki âyetten “müt’anın haramlığı da anlaşılmaktadır. X 2 7-9. âyetlerin aynısı için Bk. (Mearic: 31-33)— M. Türk
23:8
9
وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَۢ ٩
Vellezîne hum alâ salavâtihim yuhâfızûn(yuhâfızûne).
8,9. Ve o (mü’minler) emanetlerini¹ ve sözlerini yerine getirirler ve namazlarına devam ederler.² 1 Bu iki âyetten “müt’anın haramlığı da anlaşılmaktadır. X 2 7-9. âyetlerin aynısı için Bk. (Mearic: 31-33)— M. Türk
23:9
10
اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَۙ ٠١
Ulâike humul vârisûn(vârisûne).
10,11. İşte (dünya hâkimiyetine ve cennete) sadece onlar vâris olurlar. Firdevs (cennetin)’e vâris olan bu kimseler, orada sonsuz kalırlar.— M. Türk
23:10
11
اَلَّذ۪ينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَۜ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ١١
Ellezîne yerisûnel firdevs(firdevse), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
10,11. İşte (dünya hâkimiyetine ve cennete) sadece onlar vâris olurlar. Firdevs (cennetin)’e vâris olan bu kimseler, orada sonsuz kalırlar.— M. Türk
23:11
12
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ ط۪ينٍۚ ٢١
Ve lekad halaknal insâne min sulâletin min tîn(tînin).
12,13. Yemin olsun Biz insanı, çamurdan süzerek¹ yarattık. Sonra o (çamurdan süzüleni,) insan tohumu halinde sağlam bir karargâh (olan ana karnına) yerleştirdik.² 1 Sülâle: kelimesi “sell” mastarından alınmadır. Sell; bir şeyi bir şeyden yumuşakça ve kolaylıkla sıyırıp çıkarmak demektir. (Kılıcı kınından sıyırıp çekmek gibi…) Sülale, süzüntü, kuruntu, kırpıntı, süprüntü anlamlarına gelir. Evlat ve zürriyete de sülâle denilmesi bu mana ile alakalıdır. Yani sülâle aslın değil, ondan çıkarılan hulâsanın ismidir. İşte insan, (Âdem) yaratılış sıralamasında önce böyle çamurdan sıyrılıp çıkarılmış bir sülâleden yaratılmıştır. İbnu Abbas, İkrime, Katade ve Mukatil buradaki insanı ma’rife olması sebebiyle Âdem diye tefsir etmişlerdir. Allahu Teâlâ evvelâ çamurdan seçerek bir sülâle çıkarmış ve insanı (Âdem’i) önce o sülâleden yaratmış, ondan sonraki insanları da topraktan süzüp çıkarttığı gıdalardan meydana gelen nutfeden yaratmıştır. Yani Allahu Teâlâ, çamurdan insanın ilk halini, nebatat hulâsasından da sonraki insanları hiç yokken yaratmış ve böylece insan bunların sonu olmuştur. (Elmalılı)— M. Türk
23:12
13
ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً ف۪ي قَرَارٍ مَك۪ينٍۖ ٣١
Summe cealnâhu nutfeten fî karârin mekîn(mekînin).
12,13. Yemin olsun Biz insanı, çamurdan süzerek¹ yarattık. Sonra o (çamurdan süzüleni,) insan tohumu halinde sağlam bir karargâh (olan ana karnına) yerleştirdik.² 1 Sülâle: kelimesi “sell” mastarından alınmadır. Sell; bir şeyi bir şeyden yumuşakça ve kolaylıkla sıyırıp çıkarmak demektir. (Kılıcı kınından sıyırıp çekmek gibi…) Sülale, süzüntü, kuruntu, kırpıntı, süprüntü anlamlarına gelir. Evlat ve zürriyete de sülâle denilmesi bu mana ile alakalıdır. Yani sülâle aslın değil, ondan çıkarılan hulâsanın ismidir. İşte insan, (Âdem) yaratılış sıralamasında önce böyle çamurdan sıyrılıp çıkarılmış bir sülâleden yaratılmıştır. İbnu Abbas, İkrime, Katade ve Mukatil buradaki insanı ma’rife olması sebebiyle Âdem diye tefsir etmişlerdir. Allahu Teâlâ evvelâ çamurdan seçerek bir sülâle çıkarmış ve insanı (Âdem’i) önce o sülâleden yaratmış, ondan sonraki insanları da topraktan süzüp çıkarttığı gıdalardan meydana gelen nutfeden yaratmıştır. Yani Allahu Teâlâ, çamurdan insanın ilk halini, nebatat hulâsasından da sonraki insanları hiç yokken yaratmış ve böylece insan bunların sonu olmuştur. (Elmalılı)— M. Türk
23:13
14
ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَاماً فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْماًۗ ثُمَّ اَنْشَأْنَاهُ خَلْقاً اٰخَرَۜ فَتَبَارَكَ اللّٰهُ اَحْسَنُ الْخَالِق۪ينَۜ ٤١
Summe halaknen nutfete alakaten fe halaknel alakate mudgaten fe halaknel mudgate ızâmen fe kesevnel izâme lahmen summe enşe'nâhu halkan âhar(âhara), fe tebârekallâhu ahsenul hâlikîn(hâlikîne).
Sonra o insan tohumundan, pıhtılaşmış kanı¹ (embriyoyu) yarattık. Pıhtılaşmış kandan (şekli) belli belirsiz (bir çiğnemlik) et parçası yarattık. Daha sonra o (şekli) belli belirsiz (bir çiğnemlik) et parçasından, kemikler yarattık. Ardından da kemiklere et giydirdik² sonra onu bambaşka bir yaratık yaptık. Yaratanların en güzeli olan Allah’ın şânı ne yücedir. 1 Alaka: ilişmek ve yapışıp tutunmak fiilinden alınan “ilişken, yapışkan şey” demektir. “Donuk pıhtı” kana da alaka denilir. Müfessirler, bu kelimeyi genellikle “donmuş kan” diye tefsir etmişlerse de asıl murat rahimdeki döllenmiş yumurta demektir. 2 İnsanın yaratılışı için Bk. (Hacc: 5)— M. Türk
23:14
15
ثُمَّ اِنَّكُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ لَمَيِّتُونَۜ ٥١
Summe innekum ba'de zâlike le meyyitûn(meyyitûne).
15,16. Sonra siz, bunun ardından öleceksiniz. Sonra kıyamet günü, kesinlikle diriltileceksiniz.— M. Türk
23:15
16
ثُمَّ اِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ تُبْعَثُونَ ٦١
Summe innekum yevmel kıyâmeti tub’asûn(tub’asûne).
15,16. Sonra siz, bunun ardından öleceksiniz. Sonra kıyamet günü, kesinlikle diriltileceksiniz.— M. Türk
23:16
17
وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَٓائِقَۗ وَمَا كُنَّا عَنِ الْخَلْقِ غَافِل۪ينَ ٧١
Ve lekad halaknâ fevkakum seb'a tarâika ve mâ kunnâ anil halkı gâfilîn(gâfilîne).
Yemin olsun Biz sizin üzerinizde yedi (yol) sistem¹ yarattık ve Biz, ne yarattığımızı çok iyi biliriz. 1 Taraik: Tarikat kelimesinin çoğulu olup, “kat, yol ve sistem” anlamlarına gelir. Yedi kelimesi de çokluktan kinâye olarak düşünülürse bu âyetle kastedilen; “yedi, yani onlarca katı bulunan gökler veya üzerimizde mahiyetini bilmedimiz onlarca sistemler” olabilir.— M. Türk
23:17
18
وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍ فَاَسْكَنَّاهُ فِي الْاَرْضِۗ وَاِنَّا عَلٰى ذَهَابٍ بِه۪ لَقَادِرُونَۚ ٨١
Ve enzelnâ mines semâi mâen bi kaderin fe eskennâhu fîl ardı ve innâ alâ zehâbin bihî le kâdirûn(kâdirûne).
Biz, gökten suyu belirli bir ölçüye¹ göre indirdik ve onun yerde durmasını sağladık.² Şüphesiz Biz, onu giderme gücüne de sahibiz. 1 Suyun ölçülü olması, iki şekilde anlaşılabilir: 1- Su, oksijen ve hidrojenden oluştuğuna göre, oluşumu yapay olmayıp, bir yaratıcının eseridir. 2- Yağmurun yağması, sadece buharların buluta, bulutun suya dönüşümüyle oluyor zannedilmemelidir. Zîrâ bütün şartlar oluştuğu halde her zaman yağmur yağmamaktadır. Yani bunların tamamı Allah’ın koyduğu ölçüye göre olmaktadır. 2 Onu yeryüzünde ırmaklarda, göllerde, kaynaklarda, kuyularda, havuzlarda, mahzenlerde toprak içlerinde, kar ve buz halinde dağların tepelerinde sizin ondan her halükarda istifade etmeniz için muhafaza ettik.— M. Türk
23:18
19
فَاَنْشَأْنَا لَكُمْ بِه۪ جَنَّاتٍ مِنْ نَخ۪يلٍ وَاَعْنَابٍۢ لَكُمْ ف۪يهَا فَوَاكِهُ۬ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ ٩١
Fe enşe’nâ lekum bihî cennâtin min nahîlin ve a’nâb(a’nâbin), lekum fîhâ fevâkihu kesîretun ve minhâ te’kulûn(te’kulûne).
Böylece onunla size içlerinde, yiyip durduğunuz¹ çok sayıda meyveler bulunan hurma ve üzüm bahçeleri yarattık. 1 Onların bir kısmını yer, bir kısmını da satarak rızık temin edersiniz. Hatta neslinizin devamı için konulan ve 12. ayette beyan edilen insan tohumunu onlardan elde edersiniz.— M. Türk
23:19
20
وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَٓاءَ تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلْاٰكِل۪ينَ ٠٢
Ve şecereten tahrucu min tûri seynâe tenbutu bid duhni ve sıbgın lil âkilîn(âkilîne).
Ve (o sudan) bir de Sina dağında yetişen hem yağ hem de yiyenlerin (ekmeğine) katık (edecekleri zeytin) veren, bir ağaç¹ (türü de yarattık). 1 Bu âyete göre Zeytin ilk önce Sina dağında ortaya çıkmış veya mühim kısmı orada yetiştiğinden böyle denilmiştir.— M. Türk
23:20
21
وَاِنَّ لَكُمْ فِي الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةًۜ نُسْق۪يكُمْ مِمَّا ف۪ي بُطُونِهَا وَلَكُمْ ف۪يهَا مَنَافِعُ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ ١٢
Ve inne lekum fil en’âmi le ibreh(ibreten), nuskîkum mimmâ fî butûnihâ ve lekum fîhâ menâfiu kesîretun ve minhâ te’kulûn(te’kulûne).
Gerçekten karınlarının içerisinde (yaratılan sütten) içirdiğimiz birçok şekilde yararlandığınız ve (etlerinden) yediğiniz ehli hayvanlarda da sizin için ibretler vardır.— M. Türk
23:21
22
وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ۟ ٢٢
Ve aleyhâ ve alel fulki tuhmelûn(tuhmelûne).
O (ehli hayvanların) üzerinde ve gemilerde taşınırsınız.¹ 1 Bu ifâdede; insanlar tarafından imal edilen eşyaların da Allah tarafından yaratıldığına ve Peygamberlere verdiği bilgilerle imal edildiğine, işaret vardır. Bk. (Nahl: 8)— M. Türk
23:22
23
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِه۪ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ ٣٢
Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî fe kâle yâ kavmi’ budullâhe mâ lekum min ilâhin gayruh(gayruhu), e fe lâ tettekûn(tettekûne).
Yemin olsun, Biz Nûh’u kendi toplumuna (Peygamber olarak) gönderdik. O (toplumuna): “Ey Kavmim! (Sadece) Allah’a kulluk edin. Sizin için Ondan başka bir ilâh yoktur. Hâlâ sakınmayacak mısınız?” dedi.— M. Türk
23:23
24
فَقَالَ الْمَلَؤُا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ يُر۪يدُ اَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةًۚ مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا ف۪ٓي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّل۪ينَۚ ٤٢
Fe kâlel meleullezîne keferû min kavmihî mâ hâzâ illâ beşerun mıslukum yurîdu en yetefaddale aleykum, ve lev şâallâhu le enzele melâikeh(melâiketen), mâ semi’nâ bi hâzâ fî âbâinel evvelîn(evvelîne).
Bunun üzerine toplumunun ileri gelen kâfirleri: “Bu sadece size karşı üstünlük elde etmek isteyen, sizin gibi bir insandır. Eğer Allah (Peygamber göndermek) isteseydi kesinlikle bir melek gönderirdi. Hem biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık.” dediler.— M. Türk
23:24
25
اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌ بِه۪ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِه۪ حَتّٰى ح۪ينٍ ٥٢
İn huve illâ raculun bihî cinnetun fe terabbasû bihî hattâ hîn(hînin).
(Ve devamla): “Bu adam bir deliden başka bir şey değil. Onu bir süre gözetim altında tutun.” (dediler.)— M. Türk
23:25
26
قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ ٦٢
Kâle rabbinsurnî bimâ kezzebûn(kezzebûni).
(Nuh). “Ey Rabbim! Onların beni yalanlamalarına karşılık, bana yardım et.” dedi.— M. Türk
23:26
27
فَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَاِذَا جَٓاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُۙ فَاسْلُكْ ف۪يهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْۚ وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ ٧٢
Fe evhaynâ ileyhi enısnaıl fulke bi a’yuninâ ve vahyinâ fe izâ câe emrunâ ve fâret tennûru fesluk fîhâ min kullin zevceynisneyni ve ehleke illâ men sebeka aleyhil kavlu minhum, ve lâ tuhâtıbnî fîllezîne zalemû, innehum mugrakûn(mugrakûne).
Biz de ona: “(Ey Nûh!) Bizim gözetimimiz altında ve vahyimizle¹ o gemiyi yap.² Sonunda Bizim emrimiz gelip tandır kaynamaya başlayınca,³ çifti olan her şeyden ikişer (tane) ve (küfründen dolayı) helâki kesinleşmiş olan (eşin) dışında, aileni ona yükle. Tufanda boğulmayı hak eden zâlimler konusunda da (sakın) Benimle muhâtap olma.” diye vahyettik. 1 Bu ifâdeden; Peygamberlerin, Allah’tan aldıkları bilgi ile insanlara gemi yapımına kadar her türlü bilgi ve sanatı, öğrettiği anlaşılmaktadır. Yani bilginin kaynağı akıl değil, vahiydir. 2 Buradaki “gemi” kelimesinin belirli olmasından, Hz. Nûh’un önceden o gemiden haberi olduğu, Nûh’a geminin yapısı veya yapılacağı hakkında önceden vahiyle bilgi verildiği anlaşılabilir. Bk. (Hûd: 37) 3 “Tandır kaynamaya” ifâdesi; “(geminin) buhar kazanları kaynamaya, yeryüzü su fışkırtmaya, geminin güç kaynağı çalışmaya, mûcize olarak Hz. Nûh’un özel tandırı kaynamaya, iş kızışmaya” başladı, şekillerinde anlaşılabilirse de bizce en uygunu; “geminin güç kaynağı çalışmaya başlayınca...” şeklinde olanıdır. Zîrâ bu gemi Allah’ın kontrolü altında yapılan mükemmel bir gemidir. Teknolojisi bilinmiyor olabilir. Bk. (Hûd: 25-48)— M. Türk
23:27
28
فَاِذَا اسْتَوَيْتَ اَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي نَجّٰينَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ٨٢
Fe izesteveyte ente ve men meake alel fulki fe kulil hamdu lillâhillezî neccânâ minel kavmiz zâlimîn(zâlimîne).
(Ve): “Sen, yanındakilerle birlikte gemiye bindiğinde: ‘Bizi bu zâlimler topluluğundan kurtaran Allah’a hamdolsun’ de.”— M. Türk
23:28
29
وَقُلْ رَبِّ اَنْزِلْن۪ي مُنْزَلاً مُبَارَكاً وَاَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ ٩٢
Ve kul rabbi enzilnî munzelen mubâreken ve ente hayrul munzilîn(munzilîne).
“Ey Rabbim! Beni bereketli bir yere indir. Sen, konaklatanların en hayırlısısın de.” (diye vahyettik.)— M. Türk
23:29
30
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ وَاِنْ كُنَّا لَمُبْتَل۪ينَ ٠٣
İnne fî zâlike le âyâtin ve in kunnâ le mubtelîn(mubtelîne).
Şüphesiz bunda birtakım ibretler vardır ve gerçekten Biz, (kullarımızı böyle) imtihan ederiz.— M. Türk
23:30
Yükleniyor...
Müminun
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle