Hac 78 Ayet Medine · الحج
22

Hac

Hac · Medine
22
Hac · Medine
الحج
78
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْۚ اِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظ۪يمٌ ١
Yâ eyyuhen nâsuttekû rabbekum, inne zelzeletes sâati şey’un azîm(azîmun).
Ey insanlar! Rabbinize (karşı hata etmekten) sakının, çünkü kıyâmetin¹ sarsıntısı gerçekten çok büyük bir şeydir. 1 Sâat: Kelimesi, “az veya çok zaman” anlamına gelir. Ancak Kur’an’da genellikle “kıyamet” veya “kıyamet günü” anlamında kullanılmıştır.— M. Türk
22:1
2
يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّٓا اَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وَتَرَى النَّاسَ سُكَارٰى وَمَا هُمْ بِسُكَارٰى وَلٰكِنَّ عَذَابَ اللّٰهِ شَد۪يدٌ ٢
Yevme teravnehâ tezhelu kullu murdıatin ammâ erdaat ve tedau kullu zâti hamlin hamlehâ ve teren nâse sukârâ ve mâ hum bi sukârâ ve lâkinne azâballâhi şedîd(şedîdun).
Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın emzirdiği çocuğunu unutur, her hamile kadın da çocuğunu düşürür ve insanları sarhoş olmadıkları halde sarhoş gibi görürsün. (İşte bu) Allah’ın azabının çok şiddetli (olmasından)dır.— M. Türk
22:2
3
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّبِعُ كُلَّ شَيْطَانٍ مَر۪يدٍۙ ٣
Ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve yettebiu kulle şeytânin merîd(merîdin).
İnsanlardan kimi de Allah hakkında bilgisizce tartışır ve her azgın şeytanın¹ peşine düşer.² 1 “Her azgın şeytanın” ifâdesinden şeytanın bir tane olmayıp çok olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca bundan, her türlü şeytanca düşünceler de anlaşılabilir. 2 Bu âyet; “melekler Allah’ın kızlarıdır, Kur’an eskilerin hikâyeleridir” diyen ve öldükten ve toprak olduktan sonra dirilmeyi inkâr eden Nadr b. Haris hakkında nâzil olmuştur. (Esbâb-ı Nüzûl-Suyûtî)— M. Türk
22:3
4
كُتِبَ عَلَيْهِ اَنَّهُ مَنْ تَوَلَّاهُ فَاَنَّهُ يُضِلُّهُ وَيَهْد۪يهِ اِلٰى عَذَابِ السَّع۪يرِ ٤
Kutibe aleyhi ennehu men tevellâhu fe ennehu yudılluhu ve yehdîhi ilâ azâbis saîr(saîri).
O (şeytan hakkında): “Kim onu dost edinirse, şüphesiz o (şeytan) onu saptırır ve ona cehennem azabının yolunu gösterir.” (diye) hüküm verilmiştir.¹ 1 Bu bölüm: “yazılmıştır” diye de tercüme edilebilir.— M. Türk
22:4
5
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنْ كُنْتُمْ ف۪ي رَيْبٍ مِنَ الْبَعْثِ فَاِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ مِنْ مُضْغَةٍ مُخَلَّقَةٍ وَغَيْرِ مُخَلَّقَةٍ لِنُبَيِّنَ لَكُمْۜ وَنُقِرُّ فِي الْاَرْحَامِ مَا نَشَٓاءُ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ نُخْرِجُكُمْ طِفْلاً ثُمَّ لِتَبْلُغُٓوا اَشُدَّكُمْۚ وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفّٰى وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ اِلٰٓى اَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْلَا يَعْلَمَ مِنْ بَعْدِ عِلْمٍ شَيْـٔاًۜ وَتَرَى الْاَرْضَ هَامِدَةً فَاِذَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَٓاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ وَاَنْبَتَتْ مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَه۪يجٍ ٥
Yâ eyyuhen nâsu in kuntum fî raybin minel ba’si fe innâ halaknâkum min turâbin summe min nutfetin summe min alakatin summe min mudgatin muhallekatin ve gayri muhallekatin li nubeyyine lekum, ve nukırru fîl erhâmi mâ neşâu ilâ ecelin musemmen summe nuhricukum tıflen summe li teblugû eşuddekum ve minkum men yuteveffâ ve minkum men yuraddu ilâ erzelil umuri li keylâ ya’leme min ba’di ilmin şey’â(şey’an), ve terel arda hâmideten fe izâ enzelnâ aleyhel mâehtezzet ve rabet ve enbetet min kulli zevcin behîc(behîcin).
Ey insanlar! Eğer öldükten sonra dirilişten bir şüphe içerisindeyseniz, (şunu iyi bilin ki) size (kudretimizi) göstermek için Biz, sizi (ilk önce) topraktan,¹ (Âdem’den) sonra da bir damla sudan, sonra pıhtılaşmış kandan, sonra (şekli) belli belirsiz bir çiğnemlik (et parçasın)dan yarattık.² Sizden dilediğimizi, belirli bir süreye kadar ana karnında tutuyoruz, olgunluk çağına erişmeniz için sonra sizi bebek olarak (dünyaya) çıkarıyoruz. Ve sizden kiminiz vefat ettiriliyor, kiminiz de bildikten sonra hiç bir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en rezil çağı (olan yaşlılığa) götürülüyor. (Bir de) yeryüzünü ölü (gibi) görürsün³ fakat Biz onun üzerine suyu indirince o, harekete geçer, kabarır ve her güzel bitkiden çifter çifter yetiştirir. 1 Bu, Hz Âdem’in ve eşi’nin yaratılışıdır. 2 Bu bölümdeki: nutfe; sperm, alaka; embrio, mudğa ise; insanın şekillenmemiş hali demektir. Geniş bilgi için Bk. (Mü’minun: 12-14) 3 Bu bölüm:“ ...(Bir de) yeryüzünü (ateş iken) sönmüş (olarak) görürsün...” diye de tercüme edilebilir.— M. Türk
22:5
6
ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّهُ يُحْـيِ الْمَوْتٰى وَاَنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌۙ ٦
Zâlike bi ennallâhe huvel hakku ve ennehu yuhyil mevtâ ve ennehu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
İşte (bütün bunlar,) Allah’ın mutlak gerçeğin ta kendisi olduğunu, ölüleri Onun dirilttiğini ve Onun gücünün her şeye kesinlikle yettiğini (gösterir.)— M. Türk
22:6
7
وَاَنَّ السَّاعَةَ اٰتِيَةٌ لَا رَيْبَ ف۪يهَاۙ وَاَنَّ اللّٰهَ يَبْعَثُ مَنْ فِي الْقُبُورِ ٧
Ve ennes sâate âtiyetun lâ raybe fîhâ ve ennallâhe yeb’asu men fîl kubûr(kubûri).
Geleceğinden asla şüphe edilmeyen kıyametin vakti, gerçekten yaklaşmaktadır. Kabirlerdekileri de sadece Allah diriltir.— M. Türk
22:7
8
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُن۪يرٍۙ ٨
Ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve lâ huden ve lâ kitâbin munîr(munîrin).
İnsanlardan kimi de; (kendisinin) yol göstereni ve aydınlatıcı bir kitabı olmadan, Allah hakkında bilgisizce tartışır.— M. Türk
22:8
9
ثَانِيَ عِطْفِه۪ لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۜ لَهُ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَنُذ۪يقُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عَذَابَ الْحَر۪يقِ ٩
Sâniye ıtfihî li yudılle an sebîlillâh(sebîlillâhi), lehu fid dunyâ hızyun ve nuzîkuhu yevmel kıyâmeti azâbel harîk(harîkı).
(İnsanları) Allah’ın yolundan saptırmak amacıyla (bu işi) yalpalayarak yapar.¹ Ona dünyada rezillik vardır ve kıyamet günü de ona yakıcı (cehennem) azabı(nı) tattıracağız. 1 Bu bölüm:“...(Bunu da) büyüklük taslayarak (yapar)...” diye de tercüme edilebilir.— M. Türk
22:9
10
ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ يَدَاكَ وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِ۟ ٠١
Zâlike bimâ kaddemet yedâke ve ennallâhe leyse bi zallâmin lil abîd(abîdi).
(Âhirette böylelerine): “İşte bu (azap,) senin ellerinle kazandığın günâhlar sebebiyledir. Çünkü Allah, kesinlikle kullara zulmedici değildir.” (denilir.)— M. Türk
22:10
11
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَعْبُدُ اللّٰهَ عَلٰى حَرْفٍۚ فَاِنْ اَصَابَهُ خَيْرٌۨ اطْمَاَنَّ بِه۪ۚ وَاِنْ اَصَابَتْهُ فِتْنَةٌۨ انْقَلَبَ عَلٰى وَجْهِه۪۠ خَسِرَ الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةَۜ ذٰلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُب۪ينُ ١١
Ve minen nâsi men ya’budullâhe alâ harf(harfın), fe in asâbehu hayrunıtmeenne bih(bihî), ve in asâbethu fitnetuninkalebe alâ vechihî, hasired dunyâ vel âhıreh(âhırete), zâlike huvel husrânul mubîn(mubînu).
İnsanlardan kimi de; Allah’a tek yönlü¹ ibâdet eder.² Yani kendisine bir hayır isabet ederse, bununla tatmin olur ve eğer başına bir sıkıntı gelirse sırtını döner. (Artık) o dünyayı da âhireti de kaybetmiştir. İşte apaçık ziyan, budur.³ 1 (عَلَى حَرْفٍ) şüpheli, tek yönlü, şartlı diye tercüme edilebilir. İşine gelen konularda Allah’a ibâdet eder, işine gelmeyenlerde yan çizer, şüpheli şeyler yapar. Yani can-ü gönülden değil de bir kenardan ve bir gaye uğruna dindarlık eder veya dil ucu ile Müslüman olur. 2 Dine Allah ve Peygamberinin koyduğu kaidelere göre değil de kendisine başkaları tarafından güya Allah adına (!) öğretilen, icat edilen, bozulan veya dikte ettirilen şekilde inanır ve ibadet eder. Hatta bu yaptıkları Allah ve Rasulü tarafından emredilmese bile. 3 Bu âyet; kalbi İslâm’a ısınanlardan Uyeyne b. Bedr, Akra’ b. Habis, Abbas b. Mirdas’ın birbirlerine “Muhammed’in dinine gireriz, ama eğer bize bir hayır isabet ederse bu dinin gerçek olduğuna, yoksa bâtıl olduğuna inanırız.” demeleri üzerine nâzil olmuştur. (Vâhidî)— M. Türk
22:11
12
يَدْعُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَضُرُّهُ وَمَا لَا يَنْفَعُهُۜ ذٰلِكَ هُوَ الضَّلَالُ الْبَع۪يدُ ٢١
Yed’û min dûnillâhi mâ lâ yedurruhû ve mâ lâ yenfeuh(yenfeuhu), zâlike huved dalâlul baîd(baîdu).
(Bunlar,) Allah’ı bırakır da kendisine zararı da faydası da olmayan şeylere ibâdet ederler. İşte (haktan) uzak(lara) sapmak böyledir!— M. Türk
22:12
13
يَدْعُوا لَمَنْ ضَرُّهُٓ اَقْرَبُ مِنْ نَفْعِه۪ۜ لَبِئْسَ الْمَوْلٰى وَلَبِئْسَ الْعَش۪يرُ ٣١
Yed’û le men darruhû akrabu min nef’ıh(nef’ıhî), le bi’sel mevlâ ve le bi’sel aşîr(aşîru).
(Ya da bunlar,) zararı faydasından daha yakın olan kimselere tapar. (Bunların taptıkları kimseler) ne kötü yardımcı ve ne kötü dosttur.— M. Türk
22:13
14
اِنَّ اللّٰهَ يُدْخِلُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ اِنَّ اللّٰهَ يَفْعَلُ مَا يُر۪يدُ ٤١
İnnallâhe yudhılullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti cennâtin tecrî min tahtihel enhâr(enhâru), innallâhe yef’alu mâ yurîd(yurîdu).
Şüphesiz Allah, îman edip (inandığı) iyi işleri yaşayanları, zemîninden ırmaklar akan cennetlere sokar. Ve Allah istediği her şeyi yapar.¹ 1 Yani yapacağı işleri kimseye danışmadan yapar. Yaptığı her işin hikmetini, sebebini ve amacını sadece Kendisi bilir. Kendisinden bu konuda Peygamberleri vasıtasıyla bir bilgi gelmeden, bunları kimse bilemez.— M. Türk
22:14
15
مَنْ كَانَ يَظُنُّ اَنْ لَنْ يَنْصُرَهُ اللّٰهُ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ فَلْيَمْدُدْ بِسَبَبٍ اِلَى السَّمَٓاءِ ثُمَّ لْيَقْطَعْ فَلْيَنْظُرْ هَلْ يُذْهِبَنَّ كَيْدُهُ مَا يَغ۪يظُ ٥١
Men kâne yezunnu en len yensurehullâhu fîd dunyâ vel âhıreti felyemdud bi sebebin iles semâi summel yakta’ felyenzur hel yuzhibennekeyduhu mâ yagîz(yagîzu).
Kim Allah’ın o (Peygamber’e) dünyada ve âhirette asla yardım etmeyeceğini sanıyorsa, göğe bir araç uzatsın sonra da (ona gelen yardımı kesebilirse) kesiversin (bakalım.)¹ (Sonra da) bu tuzağı onun öfkesini giderebilecek mi? bir baksın.² 1 Âyetin bu bölümü, “...hemen yukarıya bir ip uzatsın, sonra (kendini boğup) nefesini kessin de bir baksın...” şeklinde de tercüme edilebilir. 2 Bu soru inkaridir. Yani; “kurduğu tuzak Hz. Muhammed (a.s)’a gelecek yardımı engellemek bir tarafa, kendi öfkesini bile gideremeyecek.” demektir.— M. Türk
22:15
16
وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْنَاهُ اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍۙ وَاَنَّ اللّٰهَ يَهْد۪ي مَنْ يُر۪يدُ ٦١
Ve kezâlike enzelnâhu âyâtin beyyinâtin ve ennallâhe yehdî men yurîd(yurîdu).
İşte o (Kur’an’ı) apaçık âyetler olarak Biz indirdik.¹ Şüphesiz dilediğine hak yolu, ancak Allah gösterir. 1 Âyetin bu bölümü, “İşte Biz, o (Peygambere) apaçık mûcizeler indirdik...” şeklinde de tercüme edilebilir.— M. Türk
22:16
17
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَالَّذ۪ينَ هَادُوا وَالصَّابِـ۪ٔينَ وَالنَّصَارٰى وَالْمَجُوسَ وَالَّذ۪ينَ اَشْرَكُواۗ اِنَّ اللّٰهَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ ٧١
İnnellezîne âmenû vellezîne hâdû ves sâbiîne ven nasârâ vel mecûse vellezîne eşrekû innallâhe yafsılu beynehum yevmel kıyâmeh(kıyâmeti), innallâhe alâ kulli şey’in şehîd(şehîdun).
Îman edenler, (Mûsa’nın dinini terk edip de)¹ Yahûdî olanlar, Sâbiîler,² Hıristiyanlar, Mecusîler³ ve müşriklere gelince; kıyamet günü Allah kesinlikle onların aralarını ayıracaktır.⁴ Doğrusu Allah, her şeyi görüp durmaktadır. 1 Hz. Mûsa’nın getirdiği dinin adı, Yahûdîlik olmadığı için tercüme, bu şekilde yapılmıştır. Zira Yahudilik israiloğullarının Hz. Musa’dan sonra uydurdukları batıl bir dindir. 2 Sâbiî: Dininden çıkıp başka bir dine giren demektir. Bu mana itibariyle Sâbiî; “İslâm dışındaki bütün dinler” anlamına gelir. Ancak Arap örfüne göre Sâbiî; a- Meleklere tapanlar, b- Yıldızlara tapanlar, c- Aslı hak din olan bozulmuş bir dine inananlar, d- Putlara tapanlar, demektir. Bk. (Bakara: 62, Mâide: 69) 3 Mecûsîlik: Temel akideleri Ateş’e tapmak olan Zerdüştlük, Mithraîlik, Zurvaîlik, Manilik ve Mazdeklik gibi çeşitli fırka ve mezheplerin ortak adıdır. Mecusîler, Ateş’e tapan, nur ile zulmeti iki hayır ve şer kaynağı olarak kabul eden müşrik bir topluluktur. Mecus kelimesi lügatçiler tarafından “yahûd” gibi bir cins isim olarak kabul edilmiştir. “Mecuslar”ın tâbi oldukları dine “Mecusiyye” denilir. Bu dine Mecusîlik denildiği gibi, Zerdüşt’e isnaden “Zerdüştîlik” veya tanrı “Ahura Mazda”ya isnaden de “Mazdekîlik” adı verilmiştir. Zerdüşt’ün tanrı “Ahura Mazda” tarafından kendisine vahyedildiğini (!) iddia ettiği kitabın adı “Zend Avesta”dır. Bunların tapınaklarına “Ateş Gede” (içinde ateş yanan Mecusî tapınağı) denir. Zerdüşt’ün hayat hikâyesi Hz. Musa’nın hayatından aşırma figürlerle doludur. Zerdüştler, Ehrimen’in (kötülük tanrısı) kötülüklerinden kurtulmanın yolunun şu dört ilkesinin uygulanmasıyla mümkün olacağına inanırlar. (1. Ahura Mazda’ya ibadet, 2. Feriştehlere (melekler) saygı; 3. Cin ve şeytanlara lânet; 4. En yakını ile evlilik.) Zerdüştlükte dünyanın Cennetten daha değerli olduğuna inanılır. Çünkü kötülüğün gücüne karşı verilecek savaş ancak dünyada yapılabilir. Hayatın belirleyici aslı, Hürmüz (Ahura Mazda) ile Ehrimen’in güçleri arasındaki mücadeledir. Ahura Mazda’ya inananlar cennete, Ehrimen’e inananlar da cehenneme gitmeye mahkûmdur. Mazdek, M.S. 5. yüz yılda Zerdüşt dininin bazı kısımlarının değiştirilmesi ve yeniden yorumlanması neticesinde bazı görüşler ileri sürdü. Mazdek, ortaçağın ilk dönemlerinin “komünizmini” kurarak kadının toplumun ortak malı olarak herkesin istifadesine sunulmasını zorunlu hale getirdi. Mazdekler, İslâmî döneme sarkarak Bâbekiyye, İbâhiyye ve Karmatiyye gibi isimler altında Mecusîlik akidelerini yaymaya çalıştılar. Hz. Peygamber (s.a.v)’in doğduğu gece meydana gelen büyük mucizelerden birisi de Mecusîliğin ebedi sanılan ateşinin sönmesi ve Kisra’nın sarayının on dört sütununun devrilmesiydi. İslam’ın doğduğu ve yayıldığı sıralarda, Mecusîlik, İran dışında Umman, Bahreyn, Yemen ve Necran bölgelerinde yaygındı. Asr-ı saadette mecusîlere ehl-i kitap uygulaması yapılmıştır. Fetih yılları içinde İran’da yaşayan Mecusî halk, kitleler halinde İslâm’a girmiştir. Batınîlik, Mecusî etkiler altında ortaya çıkan sapkın bir mezheptir. Bu mezhep, Irak’ta ayrıca Karmatî ve Mazdekî adını almıştır. Hicri XIII. yüzyılda Mecusîliğin farklı bir yorumu ile ortaya çıkan Bâbilik ve Bahâilik, İran’daki Mecusîliğin bütün folklorik mirasına sahiptir. Bahâî’ler eski İran hükümdarı Cemşid’in tahta çıkışı olan 21 Mart (Nev Ruz) gününü bayram kabul ederler. Günümüzde gulat-ı Şia (Alevi) topluluklar arasında bu âdet, ateş üzerinden atlamak ve etrafında dans etmek şeklinde varlığını sürdürmekte olup Mecusîlik geleneklerindendir. Sühreverdî’nin tasavvuf adı altında sunduğu felsefesindeki, melekler hiyerarşisi, yüce ışık (Nur’ul-A’zam) felsefesi, Mazdeklerdeki melekler ilmine dayanır. Kaderiyyecilerin ve Muhiddin-i Arabi’nin, Allah’ı hayırların; şeytanı da şerlerin yaratıcısı kabul etmeleri, (Bk. Şeytanın Hileleri) yani (haşa) Allah’ı Hürmüz’e, şeytanı da Ehrimen’e karşılık yaratıcı ilke kabul etmeleri Mecusilikten alınmadır. Mecusiliği bu kadar uzun anlatmamızın sebebi, zamanının toplum mühendislerinin çeşitli tarikat ve mezhepler adı altında İslam’a bu batıl itikatları nasıl yerleştirdiklerinin iyi anlaşılması içindir. 4 Mü’minleri cennete, diğerlerini cehenneme koyarak aralarında hükmünü verecektir.— M. Türk
22:17
18
Secde
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يَسْجُدُ لَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ وَالنُّجُومُ وَالْجِبَالُ وَالشَّجَرُ وَالدَّوَٓابُّ وَكَث۪يرٌ مِنَ النَّاسِۜ وَكَث۪يرٌ حَقَّ عَلَيْهِ الْعَذَابُۜ وَمَنْ يُهِنِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ مُكْرِمٍۜ اِنَّ اللّٰهَ يَفْعَلُ مَا يَشَٓاءُ ۩ ٨١
E lem tera ennallâhe yescudu lehu men fis semâvâti ve men fîl ardı veş şemsu vel kameru ven nucûmu vel cibâlu veş şeceru ved devabbu ve kesîrun minen nâs(nâsi), ve kesîrun hakka aleyhil azâb(azâbu), ve men yuhinillâhu fe mâ lehu min mukrim(mukrimin), innallâhe yef’alu mâ yeşâ’(yeşâu).(SECDE ÂYETİ)
Gerçekten göklerdekilerin ve yerdekilerin,¹ güneşin, ayın, yıldızların, dağların, ağaçların, hayvanların ve insanlardan birçoğunun, Allah’a secde² ettiğini, birçoğunun da azabı hak ettiğini görmüyor musun? Allah kimi alçaltırsa, artık onu yüceltecek birisi yoktur. Şüphesiz Allah, ne dilerse onu yapar. 1 Göklerde ve yerdekiler; yani; yukarılarda ve aşağılarda melek, cin, canlı, cansız ve bilmediğimiz başka boyutlarda akıllı varlık olarak her kim ve her ne varsa... 2 Burada secde etmek, Allah’ın koyduğu kurallara, tamamen uymak anlamınadır.— M. Türk
22:18
19
هٰذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا ف۪ي رَبِّهِمْۘ فَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌ مِنْ نَارٍۜ يُصَبُّ مِنْ فَوْقِ رُؤُ۫سِهِمُ الْحَم۪يمُۚ ٩١
Hâzâni hasmânihtesamû fî rabbihim fellezîne keferû kuttıat lehum siyâbun min nâr(nârin), yusabbu min fevkı ruûsihumul hamîm(hamîmu).
İşte (Müslümanlarla kâfirler,) Rableri hakkında birbirleriyle mücadele eden iki düşmandır.¹ (Bunlardan) kâfirlere, (âhirette) ateşten elbiseler biçilir; başlarının üstünden de kaynar su dökülür. 1 İbnu Abbas’tan rivâyete göre: bu âyetten itibaren üç veya dört âyet, Medîne’de nâzil olmuştur. Bu âyet; Ebû Zer (r.a)’den rivâyet olunduğuna göre Bedir günü Hz. Hamza, Hz. Ali, Hz. Ubeyde b. Haris’in (r.a) Kureyş’ten Utbe, Şeybe b. Rebi’a ve Velîd b. Utbe ile savaş öncesi vuruşmaları üzerine nâzil olmuştur. Buna göre bu âyet: “İşte (bunlar), Rableri hakkında birbirleriyle mücadele eden iki düşmandır...” şeklinde tercüme edilebilir.— M. Türk
22:19
20
يُصْهَرُ بِه۪ مَا ف۪ي بُطُونِهِمْ وَالْجُلُودُۜ ٠٢
Yusheru bihî mâ fî butûnihim vel culûd(culûdu).
Bu (kaynar su ile) iç organları ve derileri eritilir.— M. Türk
22:20
21
وَلَهُمْ مَقَامِعُ مِنْ حَد۪يدٍ ١٢
Ve lehum makâmıu min hadîd(hadîdin).
Onlara bir de (başlarına vurulan) demirden balyozlar vardır.— M. Türk
22:21
22
كُلَّمَٓا اَرَادُٓوا اَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا مِنْ غَمٍّ اُع۪يدُوا ف۪يهَا وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَر۪يقِ۟ ٢٢
Kullemâ erâdû en yahrucû minhâ min gammin uîdû fîhâ ve zûkû azâbel harîk(harîkı).
(Ve) ıstıraptan dolayı ne zaman oradan çıkmak isterlerse: “Şu cehennem azabını tadın bakalım.” (denilerek) oraya geri çevrilirler.— M. Türk
22:22
23
اِنَّ اللّٰهَ يُدْخِلُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ ف۪يهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤً۬اۜ وَلِبَاسُهُمْ ف۪يهَا حَر۪يرٌ ٣٢
İnnallâhe yudhılullezîne âmenû ve amilus sâlihâti cennâtin tecrî min tahtihel enhâru yuhallevne fîhâ min esâvira min zehebin ve lu’luâ(lu’luen), ve libâsuhum fîhâ harîr(harîrun).
Şüphesiz Allah, îman edenleri ve (inandığı) iyi işleri yaşayanları zemîninden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onlar orada altın bilezikler ve inciler takınırlar, onların oradaki elbiseleri de ipektir.— M. Türk
22:23
24
وَهُدُٓوا اِلَى الطَّيِّبِ مِنَ الْقَوْلِۗ وَهُدُٓوا اِلٰى صِرَاطِ الْحَم۪يدِ ٤٢
Ve hudû ilet tayyibî minel kavli ve hudû ilâ sırâtıl hamîd(hamîdi).
Onlar, sözün en güzeline ulaştırılırlar ve çok övülmeye layık olan (Allah’)ın yoluna iletilirler.¹ 1 Bu iletilme dünya için düşünülürse; Kur’an’a ve şehitliğe, âhiret için ise; boş sözlerden uzak olan cennete, şeklinde anlaşılabilir.— M. Türk
22:24
25
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَيَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ الَّذ۪ي جَعَلْنَاهُ لِلنَّاسِ سَوَٓاءًۨ الْعَاكِفُ ف۪يهِ وَالْبَادِۜ وَمَنْ يُرِدْ ف۪يهِ بِـاِلْحَادٍ بِظُـلْمٍ نُذِقْهُ مِنْ عَذَابٍ اَل۪يمٍ۟ ٥٢
İnnellezîne keferû ve yasuddûne an sebîlillâhi vel mescidil harâmillezî cealnâhu lin nâsi sevâenil âkıfu fîhi vel bâd(bâdı), ve men yurid fîhi bi ilhâdin bi zulmin nuzıkhu min âzâbin elîm(elîmin).
(Şunu iyi bilin ki insanları) Allah’ın yolundan, yerli ve misafirlere eşit olarak (mescid) kıldığımız Mescid-i Haram’dan¹ alıkoyan ve orada (Müslümanlara) zulmederek onları haktan saptırmak isteyen² kâfirlere, acı bir azap tattırırız.³ 1 Buna göre Mescid-i Haram yerli veya misafir tüm Müslümanların ortak mescididir. Müslümanların bu mescide ulaşmalarına; yasaklar, vizeler, engeller ve sınırlar koyanlar inşaallah bu ayetin kapsamına girdiklerinin farkındadırlar. 2 Bu âyetten; Mekke’de, uygulamaya konulmayan kötü niyetin dahi Allah katında sorumluluğunun olduğu anlaşılmaktadır. 3 Bu âyetin, Hudeybiye senesi Mekkeli müşriklerin Rasûlullah’ın (a.s.) ve arkadaşlarının Mescid-i Harama gitmelerini engellemeleri üzerine nâzil olduğu rivâyet olunmaktadır. Bk. (Bakara: 217)— M. Türk
22:25
26
وَاِذْ بَوَّأْنَا لِاِبْرٰه۪يمَ مَكَانَ الْبَيْتِ اَنْ لَا تُشْرِكْ ب۪ي شَيْـٔاً وَطَهِّرْ بَيْتِيَ لِلطَّٓائِف۪ينَ وَالْقَٓائِم۪ينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ ٦٢
Ve iz bevve’nâ li ibrâhîme mekânel beyti en lâ tuşrik bî şey’en ve tahhir beytiye lit tâifîne vel kâimîne ver rukkais sucûd(sucûdi).
(Bir zamanlar) Biz İbrahim’e (Allah’ın) evi (Kâbe)’nin yerini belirleyince:¹ “Bana hiç bir şeyi ortak koşma.² Tavaf edenler, kıyama duranlar, rükûya (ve) secdeye varanlar için evimi temiz tut³...” 1 Bu ifadeden, Kabenin daha önce Hz. Âdem döneminde yapıldığı ve tekrar yapılması için Hz. İbrahime yerinin bildirildiği rahatlıkla anlaşılmaktadır. 2 Kâbe’nin yapımında, Bana ihlâstan başka bir gaye besleme, sadece Benim rızam ve Bana ibâdet maksadıyla yap ve araya herhangi bir şey sokma. 3 Yani Kâbe’yi putlardan, gerek hissî ve gerek manevî pisliklerden temizle veya çok temiz tut. Kâbe’yi dolaşanlar, tavaf edenler ve namaz kılanlar tertemiz bir şekilde ibâdet etsinler.— M. Türk
22:26
27
وَاَذِّنْ فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالاً وَعَلٰى كُلِّ ضَامِرٍ يَأْت۪ينَ مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَم۪يقٍۙ ٧٢
Ve ezzin fîn nâsi bil hacci ye’tûke ricâlen ve alâ kulli dâmirin ye’tîne min kulli feccin amîk(amîkın).
“...Gerek yaya¹ olarak, gerekse uzak yollardan yorgun düşmüş bineklerle sana gelmeleri için, insanları hacca çağır...” 1 (رِجَالٌ) kelimesi (رَاجِلٌ) kelimesinin çoğuludur ve “yaya” anlamına gelir. Bk. (Bakara: 239)— M. Türk
22:27
28
لِيَشْهَدُوا مَنَافِـعَ لَهُمْ وَيَذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ ف۪ٓي اَيَّامٍ مَعْلُومَاتٍ عَلٰى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَه۪يمَةِ الْاَنْعَامِۚ فَكُلُوا مِنْهَا وَاَطْعِمُوا الْـبَٓائِسَ الْفَق۪يرَۘ ٨٢
Li yeşhedû menâfia lehum ve yezkurusmallâhi fî eyyâmin ma’lûmâtin alâ mâ rezakahum min behîmetil en’âm(en’âmi), fe kulû minhâ ve at’ımul bâisel fakîr(fakîre).
“...Kendileri için bir takım menfaatlere¹ şahit olsunlar ve (Allah’ın kendilerine) rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanları² bilinen günlerde³ Allah’ın adını anarak kessinler. Artık bunlardan hem kendiniz yiyin hem de muhtaç(lar)ı (ve) fakir(ler)i doyurun...” 1 Bu menfaatler; Allah’ın rızasını kazanmak, haccın şiârından olan yerleri görmek, Müslümanları tanımak, alışverişler ve dünya siyasetine vakıf olmak... gibi bir takım şeyler olabilir. 2 Kurban edilebilecek hayvanlar, ehlî hayvanlardan deve, sığır, manda, davar (koyun ve keçi)dir. 3 Bilinen günler: Kurban bayramının ilk 3 günüdür ve bu günlere, “eyyam-ı nahir” denilir.— M. Türk
22:28
29
ثُمَّ لْيَقْضُوا تَفَثَهُمْ وَلْيُوفُوا نُذُورَهُمْ وَلْيَطَّوَّفُوا بِالْبَيْتِ الْعَت۪يقِ ٩٢
Summel yakdû tefesehum vel yûfû nuzûrahum vel yettavvefû bil beytil atîk(atîkı).
“Sonra kirlerini gidersinler,¹ adaklarını (kurbanlarını keserek) yerine getirsinler ve Beyt-i Atîk’i² (Kâbe’yi) tavaf³ etsinler.” dedik. 1 Haclarını tamamladıktan sonra; tırnaklarını kessinler, tıraş olsunlar, diğer yerlerini temizlesinler, yıkansınlar. 2 Kâbe’ye “Beyt-i Atîk” denilmesi hakkındaki görüşler şunlardır: 1- Atîk: antika, eski manasına gelir ve evvel zamandan kalma demektir. Zîrâ Kâbe yeryüzündeki en eski mabettir. 2- Atîk: yeni ve muteber manâsına gelir. Buna göre; Beyt-i atîk, şerefli, muteber ev demektir. 3- Atîk: azat edilmiş ve hür anlamına da gelir. Zîrâ Allah onu kâfirlerden kurtardı ve ona kâfirlerin girmesini bile haram etti. 3 Yani Kâbe’yi tekrar tekrar dolaşsınlar. Bir tavaf yedi şavt, bir şavt ise kabeyi sol tarafa alarak bir defa dolaşmaktır. Yedi şavtın dördü farz üçü vaciptir. Müfessirlerin çoğunluğu bu ayette bahsi geçen tavafın; haccın farzlarından olan “ziyaret tavafı” olduğu kanaatindedirler. Bazıları da bu tavafın “tavaf-ı sader” denilen “veda’ tavafı” olduğunu söylemişlerdir ki bu tavaf taşralılar için vaciptir. Bunun tam mukabili de “tavaf-i kudüm”dur ki ilk varıldığı vakit yapılır. Bu üç tavafın dışında her zaman arzu edildiği kadar nâfile tavaflar da yapılabilir.— M. Türk
22:29
30
ذٰلِكَۗ وَمَنْ يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللّٰهِ فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ عِنْدَ رَبِّه۪ۜ وَاُحِلَّتْ لَكُمُ الْاَنْعَامُ اِلَّا مَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ مِنَ الْاَوْثَانِ وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِۙ ٠٣
Zâlike ve men yuazzım hurumâtillâhi fe huve hayrun lehu inde rabbih(rabbihî), ve uhıllet lekumul en’âmu illâ mâ yutlâ aleykum fectenibûr ricse minel evsâni vectenibû kavlez zûr(zûri).
İşte bunlar (size farz kılındı). Kim de Allah’ın hürmet edilmesini istediği şeylere¹ saygı gösterirse, işte o, Rabbi katında kendisi için daha hayırlıdır. Size, özel olarak bildirilenler² dışındaki hayvanlar(ın etlerini yemek) helal kılındı. Öyleyse o pis putlardan sakının ve yalan söz (söylemek)ten de kaçının. 1 Her kim de Allah’ın hürmet edilmesini istediği şeylere yani Kâbe’ye, Mescid-i Haram’a, Meş’ar’ül-Haram’a, haram aylara, Allah’ın ahkâmına, emirlerine, yasaklarına v.s. gibi muhterem kıldığı şeylere riayetin vücubunu bilerek ve gereğince amel ederek hürmet ederse… 2 Konuyla ilgili olarak Bk. (Mâide: 3)— M. Türk
22:30
Yükleniyor...
Hac
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle