Bu sure adını ilk kelimesi olan "TÂ-HÂ"dan alır. Bu surenin adı da diğer birçok surede olduğu gibi sadece semboliktir.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Nüzul Zamanı
Nazil olduğu zaman Meryem Suresi ile aynı döneme rastlar. Habeşistan'a hicret sırasında veya hemen ondan sonra nazil olması muhtemeldir. Ne olursa olsun, bu surenin Hz. Ömer'in (r.a) müslüman olmasından önce nazil olduğu kesindir.
Çok iyi bilinen sahih bir hadise göre Hz. Ömer, Peygamber'i (s.a) öldürmek için yola çıktığında bir adama rastladı. Adam ona: "Sen herşeyden önce kızkardeşinin ve eniştenin müslüman olduğunu bilmelisin" dedi. Bunu duyan Ömer (r.a) doğruca kızkardeşinin evine gitti. Orada kardeşi Fatıma ve eniştesi Said ibn Zeyd'i Habbab b. Eret'den bir kağıt parçasında yazılı olan bir şeyler öğrenir buldu. Fatıma onun geldiğini görünce kağıt parçasını hemen bir yere sakladı, fakat Hz. Ömer (r.a) okunanları duymuştu, bu yüzden sorular sormaya başladı. Daha sonra eniştesini dövdü ve kocasını korumaya çalışan kızkardeşini de yaraladı. Sonunda her ikisi de "Evet müslüman olduk, ne yaparsan yap" diye itiraf ettiler. Hz. Ömer kızkardeşinin başından akan kandan etkilendiği için "okuduğunuz şeyi bana gösterin." dedi. Kız kardeşi ondan kağıdı yırtmayacağına dair yemin aldı ve "Temizlenmeden ona dokunamazsın" dedi. Bunun üzerine Ömer (r.a) yıkandı. Ve bu surenin yazılı olduğu kağıdı okumaya başladığında "Ne mükemmel bir şey!" diye söylenmekten kendini alamadı. Bunu duyan Habbab, onun ayak seslerini duyduğunda gizlendiği yerden çıkarak: "Allah'a andolsun, Allah sana Peygamberinin davetini tebliğe hizmet ettirecek.
Çünkü dün Peygamber'in (s.a) : 'Rabbim, ya Ebul Hakem b. Hişam (Ebu Cehil) , ya da Ömer b. Hattab ile İslâm'ı destekle' diye dua ettiğini duydum. Ey Ömer Allah'a dön, Allah'a dön!" dedi. Bu sözler o denli ikna edici idi ki Ömer (r.a) Habbab'la birlikte, İslâm'ı kabul etmek üzere Peygamber'in (s.a) yanına gitti. Bu olay, Habeşistan'a hicretten kısa bir süre sonra meydana gelmişti.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Surenin Konusu
Bu sure, Kur'an'ın indiriliş amacını beyan ederek başlar: "Ey Muhammed, bu Kur'an senin güçlük çekmen için indirilmedi, bu Kur'an senden, inatçı kafirlerin kalbine imanı sokman gibi imkansız bir şeyi de istemiyor. Bu sadece Allah'dan korkan ve kendilerini O'nun azabından korumak isteyenleri doğru yola ulaştırman için bir öğüttür. Bu Kur'an yerlerin ve göklerin yaratıcısının kelamıdır. Ve ilâhlık, hükümranlık sadece O'na mahsustur. İnsan inansa da, inanmasa da bu iki nokta ebedi bir gerçektir."
Bu girişten sonra sure birdenbire görünürde hiçbir ilgisi yokken ve o dönemin olaylarına uygulanabilirliğine bir işaret belirtmeksizin Hz. Musa (a.s) kıssasının anlatılmasıyla devam eder. Ama satır aralarını da okursak bu bölümün tamamen Mekkelilere de uygulanabileceğini anlarız. Fakat bu bölümün gizli anlamını açıklamaya geçmeden önce Arapların, genelde Hz. Musa'yı bir peygamber olarak kabul ettiklerini belirtmekte fayda vardır. Bunun nedeni, Arapların çevrelerindeki Yahudi topluluklarından ve komşu Hıristiyan krallıklarından etkilenmiş olmalarıdır. Şimdi bu hikayenin satırları arasında gizli olan noktaları ele alalım:
1-Allah bir peygamberi, davullar eşliğinde yapılan bir tören sonucu, şu şu kimseyi peygamber ilan ettiğini söyleyerek seçmez. "Biz şu kimseyi bugünden itibaren Peygamber yaptık" diye bir beyanatta bulunmaz. Tam tersine, Musa kıssasında olduğu gibi Peygamberliği dilediği kuluna gizlice lutfeder. Bu nedenle Hz. Muhammed'in (s.a) birden bire ve hiçbir kamuoyu açıklaması yapmaksızın peygamber seçilmesine şaşırmamalısınız.
2-Hz. Muhammed'in (s.a) tebliğ ettiği ana ilkeler tevhid ve ahiret Musa'nın (a.s) kendi gönderildiği dönemde tebliğ ettiği ilkelerin aynısı idi.
3-Hz. Muhammed (s.a) Kureyşliler arasında hiçbir maddi varlığı olmaksızın Hakk'ın tebliğinin tek sorumlu taşıyıcısı idi. Aynı şekilde Hz. Musa'ya da Firavun gibi zalim bir krala gidip isyankarlığından vazgeçmesini tebliğ etme görevi verilmiştir. Bunlar, Allah'ın hayret verici işleridir. O, Medyen'den Mısır'a doğru yola çıkan bir yolcuyu durdurur ve ona: "Git ve zamanın en büyük zalimi ile savaş" der. Ona görevi için gerekli olan silahlar ve ordular vermez. Onun yaptığı tek yardım, Hz. Musa'nın isteği üzerine kardeşi Harun'u kendisine yardımcı tayin etmesidir.
4-Ey Mekkeliler, sizin Hz. Muhammed (s.a) aleyhine yaptığınız şeylerin -saçma itirazlar, suçlamalar ve vahşice işkenceler- hepsini Firavun'un da Musa'ya (a.s) uyguladığını iyi bilmelisiniz. Allah'ın Peygamberinin büyük ordulara ve güçlü silahlara sahip olan Firavun'u yenilgiye uğrattığını da bilmelisiniz. Burada sözle olmasa da müslümanlar Kureyşlilerle savaşmaktan korkmamaları konusunda teskin ve teselli edilmektedirler. Çünkü Allah'ın desteklediği bir hareket en sonunda zafere ulaşır. Aynı zamanda müslümanlar, Firavun'un canice işkence tehditlerine rağmen imanlarında sebat eden sihirbazların örneğini takip etmeye teşvik edilmektedirler.
5-Yalancı tanrı ve tanrıçaların putlaştırılmasının nasıl saçma ve basit bir şekilde başladığı ve Allah'ın peygamberlerinin en ufak putperestçe uygulamaya bile izin vermediklerini göstermek için İsrailoğulları tarihinden bir olay anlatılmaktadır. Aynı şekilde Hz. Muhammed (s.a) 'de şirke ve putperestliğe karşı çıkmada diğer peygamberlerin yolundan gitmektedir.
O halde, Musa (a.s) kıssası, Hz. Muhammed'e (s.a) Kureyşliler arasındaki tartışmalarla ilgili meselelere ışık tutmak amacıyla kullanılmıştır. Daha sonra kıssanın sonunda Kureyşliler şu şekilde uyarılmaktadırlar: "Kur'an sizin iyiliğiniz için kendi dilinizde indirilmiştir. Eğer onu dinler ve verdiği öğüte uyarsanız, bunu kendi iyiliğiniz için yapmış olursunuz. Fakat eğer reddederseniz kötü sonla kendiniz karşılaşacaksınız."
Bundan sonra Adem (a.s) kıssası ele alınmakta ve sanki Kureyşlilere şöyle denmektedir: "Sizin takip ettiğiniz yol şeytanın yoludur, oysa bir insana layık olan atası Adem'in yolundan gitmektir. O, şeytanın aldatmasına kanmıştı, fakat hatasını anlayınca hemen ondan pişman oldu, tevbe etti ve tekrar Allah'a ibadete geri dönüp onun rızasını kazandı. Diğer taraftan eğer bir insan şeytanın yolundan gider ve bütün uyarılara rağmen inatla hatasında ısrar ederse, aynen şeytan gibi sadece kendisine zarar vermiş olur."
En sonunda Peygamber'e (s.a) ve müslümanlara, kafirlerin yaptıkları işkencelere karşı sabırlı olmaları tavsiye edilmektedir: "Onları Allah'a bırak. O, onları hemen cezalandırmaz, bir süre mühlet verir. Bu nedenle sabırsızlanmamalı, fakat işkencelere sabırla göğüs germeli ve İslâmı tebliğe devam etmelisiniz."
Bu bağlamda, müminlerde, o dönem için hakkı tebliğde çok değerli olan sabır, dayanıklılık, Allah'ın dileğine tevekkül , gönül rahatlığı ve teslimiyet gibi yüce karakter özellikleri yaratmak için namaza (salat) çok büyük önem verilmiştir.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
20
Ta Ha · Mekke
طه
135
Sure Adı Açıklaması
Bu sure adını ilk kelimesi olan "TÂ-HÂ"dan alır. Bu surenin adı da diğer birçok surede olduğu gibi sadece semboliktir.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Nüzul Zamanı
Nazil olduğu zaman Meryem Suresi ile aynı döneme rastlar. Habeşistan'a hicret sırasında veya hemen ondan sonra nazil olması muhtemeldir. Ne olursa olsun, bu surenin Hz. Ömer'in (r.a) müslüman olmasından önce nazil olduğu kesindir.
Çok iyi bilinen sahih bir hadise göre Hz. Ömer, Peygamber'i (s.a) öldürmek için yola çıktığında bir adama rastladı. Adam ona: "Sen herşeyden önce kızkardeşinin ve eniştenin müslüman olduğunu bilmelisin" dedi. Bunu duyan Ömer (r.a) doğruca kızkardeşinin evine gitti. Orada kardeşi Fatıma ve eniştesi Said ibn Zeyd'i Habbab b. Eret'den bir kağıt parçasında yazılı olan bir şeyler öğrenir buldu. Fatıma onun geldiğini görünce kağıt parçasını hemen bir yere sakladı, fakat Hz. Ömer (r.a) okunanları duymuştu, bu yüzden sorular sormaya başladı. Daha sonra eniştesini dövdü ve kocasını korumaya çalışan kızkardeşini de yaraladı. Sonunda her ikisi de "Evet müslüman olduk, ne yaparsan yap" diye itiraf ettiler. Hz. Ömer kızkardeşinin başından akan kandan etkilendiği için "okuduğunuz şeyi bana gösterin." dedi. Kız kardeşi ondan kağıdı yırtmayacağına dair yemin aldı ve "Temizlenmeden ona dokunamazsın" dedi. Bunun üzerine Ömer (r.a) yıkandı. Ve bu surenin yazılı olduğu kağıdı okumaya başladığında "Ne mükemmel bir şey!" diye söylenmekten kendini alamadı. Bunu duyan Habbab, onun ayak seslerini duyduğunda gizlendiği yerden çıkarak: "Allah'a andolsun, Allah sana Peygamberinin davetini tebliğe hizmet ettirecek.
Çünkü dün Peygamber'in (s.a) : 'Rabbim, ya Ebul Hakem b. Hişam (Ebu Cehil) , ya da Ömer b. Hattab ile İslâm'ı destekle' diye dua ettiğini duydum. Ey Ömer Allah'a dön, Allah'a dön!" dedi. Bu sözler o denli ikna edici idi ki Ömer (r.a) Habbab'la birlikte, İslâm'ı kabul etmek üzere Peygamber'in (s.a) yanına gitti. Bu olay, Habeşistan'a hicretten kısa bir süre sonra meydana gelmişti.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Surenin Konusu
Bu sure, Kur'an'ın indiriliş amacını beyan ederek başlar: "Ey Muhammed, bu Kur'an senin güçlük çekmen için indirilmedi, bu Kur'an senden, inatçı kafirlerin kalbine imanı sokman gibi imkansız bir şeyi de istemiyor. Bu sadece Allah'dan korkan ve kendilerini O'nun azabından korumak isteyenleri doğru yola ulaştırman için bir öğüttür. Bu Kur'an yerlerin ve göklerin yaratıcısının kelamıdır. Ve ilâhlık, hükümranlık sadece O'na mahsustur. İnsan inansa da, inanmasa da bu iki nokta ebedi bir gerçektir."
Bu girişten sonra sure birdenbire görünürde hiçbir ilgisi yokken ve o dönemin olaylarına uygulanabilirliğine bir işaret belirtmeksizin Hz. Musa (a.s) kıssasının anlatılmasıyla devam eder. Ama satır aralarını da okursak bu bölümün tamamen Mekkelilere de uygulanabileceğini anlarız. Fakat bu bölümün gizli anlamını açıklamaya geçmeden önce Arapların, genelde Hz. Musa'yı bir peygamber olarak kabul ettiklerini belirtmekte fayda vardır. Bunun nedeni, Arapların çevrelerindeki Yahudi topluluklarından ve komşu Hıristiyan krallıklarından etkilenmiş olmalarıdır. Şimdi bu hikayenin satırları arasında gizli olan noktaları ele alalım:
1-Allah bir peygamberi, davullar eşliğinde yapılan bir tören sonucu, şu şu kimseyi peygamber ilan ettiğini söyleyerek seçmez. "Biz şu kimseyi bugünden itibaren Peygamber yaptık" diye bir beyanatta bulunmaz. Tam tersine, Musa kıssasında olduğu gibi Peygamberliği dilediği kuluna gizlice lutfeder. Bu nedenle Hz. Muhammed'in (s.a) birden bire ve hiçbir kamuoyu açıklaması yapmaksızın peygamber seçilmesine şaşırmamalısınız.
2-Hz. Muhammed'in (s.a) tebliğ ettiği ana ilkeler tevhid ve ahiret Musa'nın (a.s) kendi gönderildiği dönemde tebliğ ettiği ilkelerin aynısı idi.
3-Hz. Muhammed (s.a) Kureyşliler arasında hiçbir maddi varlığı olmaksızın Hakk'ın tebliğinin tek sorumlu taşıyıcısı idi. Aynı şekilde Hz. Musa'ya da Firavun gibi zalim bir krala gidip isyankarlığından vazgeçmesini tebliğ etme görevi verilmiştir. Bunlar, Allah'ın hayret verici işleridir. O, Medyen'den Mısır'a doğru yola çıkan bir yolcuyu durdurur ve ona: "Git ve zamanın en büyük zalimi ile savaş" der. Ona görevi için gerekli olan silahlar ve ordular vermez. Onun yaptığı tek yardım, Hz. Musa'nın isteği üzerine kardeşi Harun'u kendisine yardımcı tayin etmesidir.
4-Ey Mekkeliler, sizin Hz. Muhammed (s.a) aleyhine yaptığınız şeylerin -saçma itirazlar, suçlamalar ve vahşice işkenceler- hepsini Firavun'un da Musa'ya (a.s) uyguladığını iyi bilmelisiniz. Allah'ın Peygamberinin büyük ordulara ve güçlü silahlara sahip olan Firavun'u yenilgiye uğrattığını da bilmelisiniz. Burada sözle olmasa da müslümanlar Kureyşlilerle savaşmaktan korkmamaları konusunda teskin ve teselli edilmektedirler. Çünkü Allah'ın desteklediği bir hareket en sonunda zafere ulaşır. Aynı zamanda müslümanlar, Firavun'un canice işkence tehditlerine rağmen imanlarında sebat eden sihirbazların örneğini takip etmeye teşvik edilmektedirler.
5-Yalancı tanrı ve tanrıçaların putlaştırılmasının nasıl saçma ve basit bir şekilde başladığı ve Allah'ın peygamberlerinin en ufak putperestçe uygulamaya bile izin vermediklerini göstermek için İsrailoğulları tarihinden bir olay anlatılmaktadır. Aynı şekilde Hz. Muhammed (s.a) 'de şirke ve putperestliğe karşı çıkmada diğer peygamberlerin yolundan gitmektedir.
O halde, Musa (a.s) kıssası, Hz. Muhammed'e (s.a) Kureyşliler arasındaki tartışmalarla ilgili meselelere ışık tutmak amacıyla kullanılmıştır. Daha sonra kıssanın sonunda Kureyşliler şu şekilde uyarılmaktadırlar: "Kur'an sizin iyiliğiniz için kendi dilinizde indirilmiştir. Eğer onu dinler ve verdiği öğüte uyarsanız, bunu kendi iyiliğiniz için yapmış olursunuz. Fakat eğer reddederseniz kötü sonla kendiniz karşılaşacaksınız."
Bundan sonra Adem (a.s) kıssası ele alınmakta ve sanki Kureyşlilere şöyle denmektedir: "Sizin takip ettiğiniz yol şeytanın yoludur, oysa bir insana layık olan atası Adem'in yolundan gitmektir. O, şeytanın aldatmasına kanmıştı, fakat hatasını anlayınca hemen ondan pişman oldu, tevbe etti ve tekrar Allah'a ibadete geri dönüp onun rızasını kazandı. Diğer taraftan eğer bir insan şeytanın yolundan gider ve bütün uyarılara rağmen inatla hatasında ısrar ederse, aynen şeytan gibi sadece kendisine zarar vermiş olur."
En sonunda Peygamber'e (s.a) ve müslümanlara, kafirlerin yaptıkları işkencelere karşı sabırlı olmaları tavsiye edilmektedir: "Onları Allah'a bırak. O, onları hemen cezalandırmaz, bir süre mühlet verir. Bu nedenle sabırsızlanmamalı, fakat işkencelere sabırla göğüs germeli ve İslâmı tebliğe devam etmelisiniz."
Bu bağlamda, müminlerde, o dönem için hakkı tebliğde çok değerli olan sabır, dayanıklılık, Allah'ın dileğine tevekkül , gönül rahatlığı ve teslimiyet gibi yüce karakter özellikleri yaratmak için namaza (salat) çok büyük önem verilmiştir.
Tâ, Hâ.¹
1 Tâ Hâ ifâdesinin Nabatî, Suriye ve Yemen lehçelerinde “ey adam” anlamında kullanıldığı hakkında rivâyetler varsa da biz yine hurûf’ül-mukattaa’dan olma ihtimâliyle tercüme etmedik.— M. Türk
(Ey Muhammed!) Biz, bu Kur’an’ı sana, güçlük çekesin¹ diye indirmedik.
1 Bu âyetin, Peygamberimizin teheccüd namazını tek ayak üzere kılması üzerine indirildiğine dâir rivâyetler varsa da bunlar çok kuvvetli değildir. Ancak; bu âyetten İslâm Dini’nin insanlara güçlük çıkartmak için indirilmiş bir din olmadığı anlaşılmaktadır.— M. Türk
20:2
3
اِلَّا تَذْكِرَةً لِمَنْ يَخْشٰىۙ ٣
İllâ tezkireten li men yahşâ.
(Biz onu) sadece Allah’tan hakkıyla korkanlara bir öğüt olsun diye indirdik.¹
1 Bu iki âyet: “(Ey Muhammed!) Biz bu Kur’an’ı sana, sadece Allah’tan hakkıyla korkanlara bir öğüt olsun diye indirdik, yoksa (insanlara) güçlük çıkartasın diye değil.” şeklinde de tercüme edilebilir.— M. Türk
(Zira bu Kur’an,) yeri ve yüksek gökleri yaratan (Allah) tarafından, peyderpey indirildi.— M. Türk
20:4
5
اَلرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوٰى ٥
Er rahmânu alel arşistevâ.
Rahman (olan Allah) kâinatın yönetimini¹ hâkimiyeti altına aldı.
1 İstivâ etmek: Yarattığı kâinatın her türlü idaresini hükmü altına alarak hükmünü ve saltanatını icraya başlamak demektir. Bk. (Yunus: 3)— M. Türk
Ve in techer bil kavli fe innehu ya’lemus sirre ve ahfâ.
(Ey Muhammed!) Sözü (ister gizle) ister açığa vur. Çünkü O, gizliyi de gizlinin gizlisini¹ de bilir.²
1 Sır: Bir kimsenin kendi kendisine veya başkasına gizlice söylediği, ahfâ: bir kimsenin içerisinde gizlediği, olacak fakat henüz olmamış bulunan şeyler demektir. 2 Ayrıca (أَخْفَى) fiil olarak düşünülürse âyetin bu bölümü; “...Çünkü O, (kullarının) gizlediklerini bilir, kendi (sırlarını ise) gizlemiştir.” şeklinde de tercüme edilebilir.— M. Türk
O, kendisinden başka ilâh olmayan Allah’tır ve en güzel isimler Ona aittir.— M. Türk
20:8
9
وَهَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ مُوسٰىۢ ٩
Ve hel etâke hadîsu mûsâ.
(Ey Muhammed!) Sana Mûsa’nın haberi geldi mi?¹
1 Bu soruda meâni bilginlerine göre ispat ve icab vardır ve “o bilgi sana kesinlikle geldi” demektir. Hadis ise; insana yakaza halinde veya uykuda vahiy veya işitme yoluyla gelen söz demektir. Aynı âyet için Bk. (Naziat: 15)— M. Türk
İz reâ nâren fe kâle li ehlihimkusû innî ânestu nâren leallî âtîkum minhâ bi kabesin ev ecidu alen nâri hudâ(huden).
(Mûsa) ateşi görünce ailesine: “Siz (burada) durun! Ben bir ateş gördüm, belki ondan size bir kor parçası getiririm veya ateşin yanında bir yol gösterici bulurum.” demişti.¹
1 Aynı konu için Bk. (Neml: 7, Kasas: 29)— M. Türk
20:10
11
فَلَمَّٓا اَتٰيهَا نُودِيَ يَا مُوسٰى ١١
Fe lemmâ etâhâ nûdiye yâ mûsâ.
(Mûsa) ateşin yanına varınca (ona): “Ey Mûsa!” diye seslenildi.— M. Türk
İnnî ene rabbuke fehla’ na’leyk(na’leyke), inneke bil vâdil mukaddesi tuvâ(tuven).
(Ve devamla): “Gerçekten Ben, senin Rabbinim. Hemen ayakkabılarını çıkar. Çünkü sen, kutsal Tuvâ¹ vadisindesin.”
1 Tuvâ: Bazılarına göre bir vadi adıdır, bazılarına göre de kelime anlamıyla o an için mukaddes hale getirilen “gizlenmiş” bir vadidir. Bk. (Naziat: 16)— M. Türk
20:12
13
وَاَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِـعْ لِمَا يُوحٰى ٣١
Ve enahtertuke festemi’ li mâ yûhâ.
“Ve seni Ben, (Peygamber) seçtim. Derhâl sana vahyolunan sözleri (hakkıyla) dinle.” (diye seslenildi.)— M. Türk
İnnenî enallâhu lâ ilâhe illâ ene fa’budnî ve ekımis salâte li zikrî.
(Allah Mûsa’ya): “Gerçekten Ben, Allah’ım (ve) Ben’den başka ilâh yoktur; şu halde Bana ibâdet et ve Beni (en doğru şekilde) anmak için namazı dosdoğru ve devamlı kıl.”— M. Türk
Kâle hiye asây(asâye), etevekkeu aleyhâ ve ehuşşu bihâ alâ ganemî ve liye fîhâ meâribu uhrâ.
(Mûsa): “O benim kendisine dayandığım, koyunlarıma (ağaçlardan) yaprak silkelediğim ve kendisiyle diğer birçok ihtiyacımı da giderdiğim âsâmdır.” dedi.— M. Türk
20:18
19
قَالَ اَلْقِهَا يَا مُوسٰى ٩١
Kâle elkıhâ yâ mûsâ.
(Allah): “Ey Mûsa! Onu (yere) bırak.” dedi.— M. Türk
20:19
20
فَاَلْقٰيهَا فَاِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعٰى ٠٢
Fe elkâhâ fe izâ hiye hayyetun tes’â.
(Mûsa,) onu (yere) bırakınca; (bir de ne görsün) o koşan bir yılan (oluverdi).— M. Türk
(Ve devamla): “Bir başka mûcize olarak da elini koltuğunun altına sok, kusursuz bir şekilde, bembeyaz olarak çıksın.”— M. Türk
20:22
23
لِنُرِيَكَ مِنْ اٰيَاتِنَا الْكُبْرٰىۚ ٣٢
Li nuriyeke min âyâtinel kubrâ.
“(Bütün bunları) sana en büyük mûcizelerimizden (bir kısmını)¹ gösterelim diye (emrediyoruz.)”
1 Hz Musa’ya verilen dokuz mucizenin en büyükleri bu âsâ ve Yed-i beyza mucizeleridir.— M. Türk
20:23
24
اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰى۟ ٤٢
İzheb ilâ fir’avne innehu tagâ.
“(Şimdi) sen, Firavun’a git. Çünkü o, gerçekten azıttı.” buyurdu.— M. Türk
20:24
25
قَالَ رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪يۙ ٥٢
Kâle rabbişrah lî sadrî.
25,26. (Mûsa): “Ey Rabbim! Benim göğsüme genişlik ver,¹ bana işimi kolaylaştır”
1 Göğsümü îman ve Peygamberlik nuruyla nurlandır.— M. Türk
20:25
26
وَيَسِّرْ ل۪ٓي اَمْر۪يۙ ٦٢
Ve yessir lî emrî.
25,26. (Mûsa): “Ey Rabbim! Benim göğsüme genişlik ver,¹ bana işimi kolaylaştır”
1 Göğsümü îman ve Peygamberlik nuruyla nurlandır.— M. Türk
20:26
27
وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪يۙ ٧٢
Vahlul ukdeten min lisânî.
27,28. “Dilimdeki anlatım bozukluğunu gider,¹ ki sözümü iyi anlasınlar,”
1 Bu âyet: “Dilimden düğümü çöz,” şeklinde de tercüme edilebilir. Bu âyetle ilgili olarak bazı tefsirlerdeki; Hz. Mûsa’nın çocukken, Firavunun tacını başından alması ile ilgili anlatılanların tamamı Yahûdî kaynaklı rivâyetlerdir.— M. Türk
20:27
28
يَفْقَهُوا قَوْل۪يۖ ٨٢
Yefkahû kavlî.
27,28. “Dilimdeki anlatım bozukluğunu gider,¹ ki sözümü iyi anlasınlar,”
1 Bu âyet: “Dilimden düğümü çöz,” şeklinde de tercüme edilebilir. Bu âyetle ilgili olarak bazı tefsirlerdeki; Hz. Mûsa’nın çocukken, Firavunun tacını başından alması ile ilgili anlatılanların tamamı Yahûdî kaynaklı rivâyetlerdir.— M. Türk
20:28
29
وَاجْعَلْ ل۪ي وَز۪يراً مِنْ اَهْل۪يۙ ٩٢
Vec’al lî vezîren min ehlî.
29,3. “Ailemden birisini, kardeşim Hârûn’u bana yardımcı kıl,”— M. Türk
20:29
30
هٰرُونَ اَخ۪يۚ ٠٣
Hârûne ahî.
29,3. “Ailemden birisini, kardeşim Hârûn’u bana yardımcı kıl,”— M. Türk
Sitemiz, ziyaretçi sayısını ölçmek için tarayıcınıza rastgele bir numara içeren bir çerez bırakır.
Reklam çerezi kullanmıyoruz, verilerinizi kimseyle paylaşmıyoruz.
Ayrıntılar