Meryem 98 Ayet Mekke · مريم
19

Meryem

Meryem · Mekke
19
Meryem · Mekke
مريم
98
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
كٓـهٰيٰعٓصٓۜ ١
Kâf, hâ, yâ, ayn, sâd.
Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.— M. Türk
19:1
2
ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّاۚ ٢
Zikru rahmeti rabbike abdehu zekeriyyâ.
(İşte bunlar) Rabbinin, kulu Zekeriyya’ya rahmetinin zikridir.— M. Türk
19:2
3
اِذْ نَادٰى رَبَّهُ نِدَٓاءً خَفِياًّ ٣
İz nâdâ rabbehu nidâen hafiyyâ(hafiyyen).
Bir zamanlar o (Zekeriyya) Rabbine gizlice yalvararak,¹ 1 Bk. (Âlu İmrân: 39–42)— M. Türk
19:3
4
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنّ۪ي وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْباً وَلَمْ اَكُنْ بِدُعَٓائِكَ رَبِّ شَقِياًّ ٤
Kâle rabbî innî ve henel azmu minnî veştealer re’su şeyben ve lem ekun bi duâike rabbî şakıyyâ(şakıyyen).
“Ey Rabbim! Şüphesiz benim gücüm kuvvetim kalmadı, saçım başım ağardı ve ey Rabbim! Şimdiye kadar sana duâ edip de duâmın kabul edilmediği hiç olmadı.”¹ dedi.² 1 Bu âyet; “Ey Rabbim, benim kemiklerim yıprandı, yaşlılık alevi başımı sardı, ey Rabbim! Sana duâ etmekle, hiçbir zaman bedbaht olmadım.” şeklinde de tercüme edilebilir. “Kemiklerin yıpranması ve ihtiyarlık alevinin başı sarması” yaşlılık ve düşkünlükten “kinâye” olduğu için yukarıdaki tercüme tercih edilmiştir. 2 Hz. Zekeriyya’nın dusı için Bk. (Âlu İmrân: 40)— M. Türk
19:4
5
وَاِنّ۪ي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِنْ وَرَٓاء۪ي وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً فَهَبْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ وَلِياًّۚ ٥
Ve innî hıftul mevâliye min verâî ve kânetimreetî âkıran feheb lî min ledunke veliyyâ(veliyyen).
“(Ey Rabbim!) Gerçekten ben, eşim kısır olduğu için benden sonra (yerimi dolduracak) yakınlarımın (olmayışın)dan dolayı endişeliyim.¹ Bana katından bir oğul bağışla.” (dedi.) 1 Bu bölüm; “benden sonra (yerimi dolduracak) yakınlarımın (iyi hareket etmeyeceklerinden) endişeliyim.” şeklinde de tercüme edilebilir. Bk. (Enbiyâ: 89)— M. Türk
19:5
6
يَرِثُن۪ي وَيَرِثُ مِنْ اٰلِ يَعْقُوبَۗ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِياًّ ٦
Yerisunî ve yerisu min âli ya’kûbe vec’alhu rabbî radıyyâ(radıyyen).
(Ve devamla): “Ey Rabbim! O (oğul) bana da mirasçı¹ olsun, Yâkûb oğullarına da mirasçı olsun. Ey Rabbim! Onu râzı olduğun (kullarından) kıl.” dedi. 1 O oğlun mirasçı olması; mal yönünden değil, Hz. Zekeriyya (a.s)’ın mesajı yönündendir.— M. Türk
19:6
7
يَا زَكَرِيَّٓا اِنَّـا نُـبَشِّرُكَ بِغُـلَامٍۨ اسْـمُهُ يَحْيٰىۙ لَمْ نَجْعَلْ لَهُ مِنْ قَبْلُ سَمِياًّ ٧
Yâ zekeriyyâ innâ nubeşşiruke bi gulâminismuhu yahyâ lem nec’al lehu min kablu semiyyâ(semiyyen).
(Allah): “Ey Zekeriya! Seni, adını daha önce kimseye vermediğimiz Yahya¹ adında bir erkek çocukla müjdeliyoruz.” buyurdu.² 1 Bu çocuğa Yahya adı; çocuk sahibi olma yönünden ölmüş bir anne ve babadan dünyaya geldiği için verilmiş olabilir. Çünkü Yahya ismi “diri olmak” fiilinden türetilmiştir. 2 Hz. Zekeriyya’nın duâsına verilen başka bir cevapla ilgili olarak. Bk. (Âlu İmrân: 39)— M. Türk
19:7
8
قَالَ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِياًّ ٨
Kâle rabbî ennâ yekûnu lî gulâmun ve kânetimreetî âkıran ve kad belagtu minel kiberi ıtiyyâ(ıtiyyen).
(Zekeriya da): “Ey Rabbim! Eşim kısır olduğu, ben de ihtiyarlığın son sınırına vardığım halde, benim oğlum nasıl olabilir?” dedi.¹ 1 Zekeriyya’nın duâsı için Bk. (Âlu İmrân: 38)— M. Türk
19:8
9
قَالَ كَذٰلِكَۚ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْـٔاً ٩
Kâle kezâlik(kezâlike), kâle rabbuke huve aleyye heyyinun ve kad halaktuke min kablu ve lem teku şey’â(şey’en).
(Ona gelen melek): “(Ey Zekeriyya!) Orası öyle ama Rabbin: ‘bu Benim için daha önce tıpkı seni yoktan yarattığım gibi çok kolaydır.’ buyurdu.” dedi.¹ 1 Benzer ifâdeler için Bk. (Âlu İmrân: 40)— M. Türk
19:9
10
قَالَ رَبِّ اجْعَلْ ل۪ٓي اٰيَةًۜ قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَ لَيَالٍ سَوِياًّ ٠١
Kâle rabbic’al lî âyeh(âyeten), kâle âyetuke ellâ tukellimen nâse selâse leyâlin seviyyâ(seviyyen).
(Zekeriyya): “Ey Rabbim! (Çocuğum olacağına dâir) bana bir mûcize ver.”¹ dedi. (Allah da) Senin mûcizen, sapasağlam olduğun halde (üç gün) üç gece insanlarla konu-şamamandır.” buyurdu. 1 Hz. Zekeriyya (a.s)’ın bu ifâdesi, Hz. İbrahim’in (Bakara: 260)’daki, “Bir zamanlar İbrahim: ‘Ey Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster.’ dedi. (Allah da ona:) ‘Yoksa buna inanmıyor musun?’ buyurdu...” ifâdesine benzemektedir.— M. Türk
19:10
11
فَخَرَجَ عَلٰى قَوْمِه۪ مِنَ الْمِحْرَابِ فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ اَنْ سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِياًّ ١١
Fe harece alâ kavmihî minel mihrâbi fe evhâ ileyhim en sebbihû bukreten ve aşiyyâ(aşiyyen).
Hemen (Zekeriyya,) mescidden kavminin karşısına çıkarak onlara: “Sabah akşam (sürekli olarak) O (Allah’ın) şânını yüceltmelerini.”¹ işaretle bildirdi. 1 Tesbih: Allah’ı tenzih etmek, yani zatını inanç yönüyle dil ile ikrar, amel yönüyle lâyık olmayan her türlü şaibeden uzak tutmak anlamına gelir.— M. Türk
19:11
12
يَا يَحْيٰى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍۜ وَاٰتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِياًّۙ ٢١
Yâ yahyâ huzil kitâbe bi kuvveh(kuvvetin), ve âteynâhul hukme sabiyyâ(sabiyyen).
(Yahya büyüyünce) ona: “Ey Yahya! Kitab’a (Tevrât’a) sımsıkı sarıl!” (dedik) ve henüz çocukken (katımızdan) ona (ilim ve) hikmet verdik.¹ 1 Hz. Yahya (a.s)’ın Peygamber olacağı daha doğmadan Hz. Zekeriyya’ya bildirilmişti. (Kurtubî) Bk. (Âlu İmrân: 39)— M. Türk
19:12
13
وَحَنَاناً مِنْ لَدُنَّا وَزَكٰوةًۜ وَكَانَ تَقِياًّۙ ٣١
Ve hanânen min ledunnâ ve zekâh(zekâten), ve kâne tekıyyâ(tekıyyen).
(Ayrıca) tarafımızdan ona bir yumuşak kalplilik ve temizlik de (verdik). (Çünkü) o, çok takva sahibi idi.— M. Türk
19:13
14
وَبَراًّ بِوَالِدَيْهِ وَلَمْ يَكُنْ جَبَّاراً عَصِياًّ ٤١
Ve berren bi vâlideyhi ve lem yekun cebbâren asıyyâ(asıyyen).
O anne ve babasına itaatkâr bir kimse idi ve isyankâr (bir) zorba değildi.— M. Türk
19:14
15
وَسَلَامٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَياًّ۟ ٥١
Ve selâmun aleyhi yevme vulide ve yevme yemûtu ve yevme yub’asu hayyâ(hayyen).
Hem doğduğu gün, hem öldüğü gün hem de diri olarak kabirden kaldırılacağı gün, Allah’ın selamı onun üzerine olsun.¹ 1 Aynı ifâdeleri 33. âyette Hz. Îsâ (a.s), kendisi için kullanmıştır.— M. Türk
19:15
16
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مَرْيَمَۢ اِذِ انْتَبَذَتْ مِنْ اَهْلِهَا مَكَاناً شَرْقِياًّۙ ٦١
Vezkur fil kitâbı meryem(meryeme), izintebezet min ehlihâ mekânen şarkıyyâ(şarkıyyen).
(Ey Muhammed! İnsanlara) Kitap’taki Meryem¹ (kıssasın)ı da anlat. Hani o ailesinden ayrılarak (evinin veya mescidin) doğu tarafında bir yere çekilince... 1 (Hz.) Meryem: Hz. İsa (a.s)’ın annesidir. İsrail oğullarının ileri gelenlerinden İmran’ın kızıdır. (Tahrim: 12) Meryem, "dindar kadın" demektir. Erkeklerden sakınan, iffetli anlamında "Betül" adıyla da adlandırılır. İmran’ın hanımı, kısır bir kadın olup, hiç çocuğu olmamış idi. Kendisine bir çocuk ihsan etmesi için Allah’a dua etti ve duası kabul edilirse çocuğunu Beyt’ül-Makdis’e hizmetçi olarak adadığını söyledi. (Alu İmran: 35) Meryem’in annesinin, çocuğunun kız olma ihtimali aklına gelmemişti. Eğer çocuk kız olursa Beyt’ül-Makdis’te hizmette bulunması nasıl mümkün olabilirdi. (Alu İmran: 30) Hz. Meryem’in doğuşundan, İsa (a.s)’ı mucizevî bir şekilde dünyaya getirişine kadar ki olaylar, Kur’an-ı Kerim’de geniş olarak yer almaktadır. Hz. Meryem’in ne kadar yaşadığı ve nerede öldüğü hakkında kaynaklarda bilgi bulunmamaktadır. Kur’an’da Hz. Meryem’den başka hiçbir kadın ismiyle anılmaz. (Alu İmran: 35-49)— M. Türk
19:16
17
فَاتَّخَذَتْ مِنْ دُونِهِمْ حِجَاباً فَاَرْسَلْـنَٓا اِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَراً سَوِياًّ ٧١
Fettehazet min dûnihim hicâben fe erselnâ ileyhâ rûhanâ fe temessele lehâ beşeren seviyyâ(seviyyen).
…Onlarla arasına bir perde çekti. Bu sırada ona rûhumuz¹ (olan Cebrâil)’i gönderdik. O ona normal bir insan şeklinde göründü. 1 Bu rûhun Hz. Îsâ (a.s)’ın rûhu olduğu hakkında rivâyetler varsa da âyetin devamının mefhumuna uymamaktadır. Bu rûhun, Cebrâil olması daha kuvvetlidir.— M. Türk
19:17
18
قَالَتْ اِنّ۪ٓي اَعُوذُ بِالرَّحْمٰنِ مِنْكَ اِنْ كُنْتَ تَقِياًّ ٨١
Kâlet innî eûzu bir rahmâni minke in kunte tekıyyâ(tekıyyen).
(Meryem ona): “Gerçekten ben, senden Rahman (Allah)’a sığınırım. Eğer (Allah’tan) korkan birisi isen (bana sakın dokunma).” dedi.— M. Türk
19:18
19
قَالَ اِنَّـمَٓا اَنَا۬ رَسُولُ رَبِّكِۗ لِاَهَبَ لَكِ غُلَاماً زَكِياًّ ٩١
Kâle innemâ ene resûlu rabbiki li ehebe leki gulâmen zekiyyâ(zekiyyen).
(Cebrâil): “Ben, Rabbinin sana tertemiz bir oğul armağan ettiğini (müjdelemek) için gönderdiği elçiden başka bir şey değilim.” dedi.— M. Türk
19:19
20
قَالَتْ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْن۪ي بَشَرٌ وَلَمْ اَكُ بَغِياًّ ٠٢
Kâlet ennâ yekûnu lî gulâmun ve lem yemsesnî beşerun ve lem eku bagıyyâ(bagıyyen).
(Meryem ona): “Bana bir insan dokunmadığı ve iffetsiz de olmadığım halde benim çocuğum nasıl olabilir?” dedi.— M. Türk
19:20
21
قَالَ كَذٰلِكِۚ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌۚ وَلِنَجْعَلَـهُٓ اٰيَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِنَّاۚ وَكَانَ اَمْراً مَقْضِياًّ ١٢
Kâle kezâlik(kezâliki), kâle rabbuki huve aleyye heyyin(heyyinun), ve li nec’alehû âyeten lin nâsi ve rahmeten minnâ, ve kâne emren makdıyyâ(makdıyyen).
(Cebrâil): “Allah: ‘Bu (babasız çocuk verme işi), onu insanlara bir mûcize ve rahmet kılacağımız için Bana göre çok kolaydır. Hem de bu, önceden alınmış bir karardır.’ buyurdu.” dedi.— M. Türk
19:21
22
فَحَمَلَتْهُ فَانْتَبَذَتْ بِه۪ مَكَاناً قَصِياًّ ٢٢
Fe hamelethu fentebezet bihî mekânen kasıyyâ(kasıyyen).
(Meryem) ona hamile kaldı¹ ve o, (karnındaki çocukla) uzak bir yere çekildi. 1 Hz. Meryem’in, Hz. İsa’ya hamile kalmasında Cebrâil’in hiçbir maddî etkisi yoktur. Cebrâil, Hz. Meryem’e sadece bir oğlu olacağını müjdelemek için Allah tarafından elçi olarak gönderilmiştir. Hz. İsa, Allah’ın olması için emrettiği bir emir kelimesinden yani “ol” demesinden ve Allah’ın kendi rûhundan bizzat kendisinin üfleyerek yaratmasından başka bir şey değildir. Hz. Yahya (a.s)’ın yaratılışı da aynıdır. Bk. (Tahrim: 12, Enbiyâ: 91, Âlu İmrân: 39, 45, Nisâ: 171) Ayrıca Bk. (Elmalılı: sh. 1101)— M. Türk
19:22
23
فَاَجَٓاءَهَا الْمَخَاضُ اِلٰى جِذْعِ النَّخْلَةِۚ قَالَتْ يَا لَيْتَن۪ي مِتُّ قَبْلَ هٰذَا وَكُنْتُ نَسْياً مَنْسِياًّ ٣٢
Fe ecâe hel mehâdû ilâ ciz’ın nahleh(nahleti), kâlet yâ leytenî mittu kable hâzâ ve kuntu nesyen mensiyyâ(mensiyyen).
(Sonunda) doğum sancısı onu bir hurma ağacının dibine gitmeye mecbur etti. (Orada): “keşke ben bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim.” dedi.— M. Türk
19:23
24
فَنَادٰيهَا مِنْ تَحْتِهَٓا اَلَّا تَحْزَن۪ي قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِياًّ ٤٢
Fe nâdâhâ min tahtihâ ellâ tahzenî kad ceale rabbuki tahteki seriyyâ(seriyyen).
24,25. (Bulunduğu yerin) aşağısından (melek) ona: “(Ey Meryem) tasalanma! Rabbin senin alt yanında bir akarsu¹ yarattı. Hurma (ağacının) dalını kendine doğru salla² da üzerine taze hurma dökülsün.” dedi. 1 Kimileri bunu, doğum suyu anlamışlarsa da bu yanlıştır. Bk. (Mü’minun: 50) 2 Bu sünnetullahtır. Allah’ın rızk vermesi için en azından hurma dalını sallamak gibi bir sebebi işlemek gerekir.— M. Türk
19:24
25
وَهُزّ۪ٓي اِلَيْكِ بِجِذْعِ النَّخْلَةِ تُسَاقِطْ عَلَيْكِ رُطَباً جَنِياًّۘ ٥٢
Ve huzzî ileyki bi ciz’ın nahleti tusâkıt aleyki rutaben ceniyyâ(ceniyyen).
24,25. (Bulunduğu yerin) aşağısından (melek) ona: “(Ey Meryem) tasalanma! Rabbin senin alt yanında bir akarsu¹ yarattı. Hurma (ağacının) dalını kendine doğru salla² da üzerine taze hurma dökülsün.” dedi. 1 Kimileri bunu, doğum suyu anlamışlarsa da bu yanlıştır. Bk. (Mü’minun: 50) 2 Bu sünnetullahtır. Allah’ın rızk vermesi için en azından hurma dalını sallamak gibi bir sebebi işlemek gerekir.— M. Türk
19:25
26
فَكُل۪ي وَاشْرَب۪ي وَقَرّ۪ي عَيْناًۚ فَاِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ اَحَداًۙ فَقُول۪ٓي اِنّ۪ي نَذَرْتُ لِلرَّحْمٰنِ صَوْماً فَلَنْ اُكَلِّمَ الْيَوْمَ اِنْسِياًّۚ ٦٢
Fe kulî veşrabî ve karrî aynâ(aynen), fe immâ terayinne minel beşeri ehaden fe kûlî innî nezertu lir rahmâni savmen fe len ukellimel yevme insiyyâ(insiyyen).
(Melek ona, Ey Meryem!): “Artık ye, iç (ve çocuğundan dolayı) sevin.¹ Eğer herhangi bir insan görürsen: ‘Ben Rahman (olan Allah)’a oruç adadım, bugün hiç bir insanla asla konuşmayacağım’ de.” (dedi.) 1 Bu bölüm; “(Ey Meryem:) artık ye, iç, gözün aydın olsun...” şeklinde de tercüme edilebilir.— M. Türk
19:26
27
فَاَتَتْ بِه۪ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُۜ قَالُوا يَا مَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْـٔاً فَرِياًّ ٧٢
Fe etet bihî kavmehâ tahmiluh(tahmiluhu), kâlû yâ meryemu lekad ci’ti şey’en feriyyâ(feriyyen).
Sonunda çocuğunu, (kucağına) alarak kavmine getirdi. (İnsanlar ona): “Ey Meryem! Hakikaten sen acayip bir şey yaptın!” dediler.— M. Türk
19:27
28
يَٓا اُخْتَ هٰرُونَ مَا كَانَ اَبُوكِ امْرَاَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ اُمُّكِ بَغِياًّۚ ٨٢
Yâ uhte hârûne mâ kâne ebûkimrae sev’in ve mâ kânet ummuki begıyyâ(begıyyen).
(Devamla): “Ey Hârûn’un kız kardeşi!¹ Senin baban, kötü bir insan değildi; an-nen de iffetsiz (bir kadın) değildi” (dediler.) 1 Hârûn’un kız kardeşi sözü, ya Meryem’in Hârûn adında bir kardeşi olduğunu ya da onun Hz. Hârûn ailesine mensup olduğunu ifâde eder. İkincisi Arapçaya daha uygundur.— M. Türk
19:28
29
فَاَشَارَتْ اِلَيْهِ۠ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَنْ كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِياًّ ٩٢
Fe eşâret ileyh(ileyhi), kâlû keyfe nukellimu men kâne fîl mehdi sabiyyâ(sabiyyen).
Bunun üzerine (Meryem onlara çocukla konuşmalarını) işaret etti. (Onlar da): “Biz beşikteki bir çocukla nasıl konuşabiliriz?” dediler.— M. Türk
19:29
30
قَالَ اِنّ۪ي عَبْدُ اللّٰهِ۠ اٰتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَن۪ي نَبِياًّۙ ٠٣
Kâle innî abdullâh(abdullâhi), âtâniyel kitâbe ve cealenî nebiyyâ(nebiyyen).
(İsa): “Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. (Allah) Bana Kitabı verdi ve beni Peygamber kıldı.” dedi.¹ 1 Hz. Îsâ (a.s) bu sözleri beşikteyken söylemiştir. Bazıları bu mucizeyi görmemek için Hz. İsa’nın bu sözleri büyüdükten sonra söylediğini ifade etmişlerdir. Konu ile ilgili olarak Bk. (Âlu İmrân: 46, Mâide: 110)— M. Türk
19:30
Yükleniyor...
Meryem
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle