Tekasür 8 Ayet Mekke · التكاثر
102

Tekasür

Çoğalma Yarışı · Mekke
102
Çoğalma Yarışı · Mekke
التكاثر
8
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اَلْهٰيكُمُ التَّكَاثُرُۙ ١
Elhâkumut tekâsur(tekâsuru).
1,2. Aranızdaki çokluk yarışı,¹ sizleri, (ölüp) kabre girinceye kadar² oyaladı.³ 1 Tekâsür: Çokluk gururu, iddiâsı, yarışı, gösterişi, çokluk sevdası veya çoklukla övünmek demektir. 2 (التَّكَاثُرُ) kelimesi ma’rife (belirli) olduğu için, bilinen bir övünmeye de işaret olabilir ki; o da sebeb-i nüzuldeki olaylardır. Abd-i Menaf oğulları ile Sehm oğulları: “hangimiz daha çoğuz?” diye birbirlerine karşı övünmüşlerdi. Abd-i Menaf oğulları sayı olarak daha çok geldi. Bunun üzerine Sehm oğulları: “bizi, cahiliye devrindeki zulümler yok etti. Haydin hem sağ olanlarımızı, hem ölmüş bulunanlarımızı sayışalım!” dediler. Bunda da Sehm oğulları çok geldi. Bazı rivayette de kabirlere kadar gittiler. Bu sûre bunun üzerine indi. İbnü Ebî Hâtim’in Ebu Büreyde’den bir nakline göre de: Ensar kabilelerinden Hâris oğulları ve Hars oğulları karşılıklı övünmüşler ve çokluklarıyla böbürlenmişler. Bir taraf: “Bizde filan ve filan gibiler var” demiş. Diğerleri de buna benzer şeyler söylemiş. Böyle dirileriyle övünüştükten sonra, “haydin kabirlere gidelim” demişler. Varmışlar, bir taraf kabirlere işaret ederek: “sizde filan filan gibiler var mı?” demiş. Diğerleri de o şekilde karşılık vermişlerdi. Bu sûre bunun üzerine nazil oldu. Bu iki rivayete göre bu surenin nüzul sebebi, “ölülerle bile övünecek derecede adet ile çokluk gururudur.” (Elmalılı) 3 Bu âyet, “aranızdaki çokluk yarışı, sizlere kabre gireceğinizi bile unutturdu” veya “aranızdaki çokluk yarışı, sizi (öyle) oyaladı ki, kabirlerdeki (ölülerinizle) bile övünmeye başladınız” şeklinde de tercüme edilebilir.— M. Türk
102:1
2
حَتّٰى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَۜ ٢
Hattâ zurtumul mekâbir(mekâbire).
1,2. Aranızdaki çokluk yarışı,¹ sizleri, (ölüp) kabre girinceye kadar² oyaladı.³ 1 Tekâsür: Çokluk gururu, iddiâsı, yarışı, gösterişi, çokluk sevdası veya çoklukla övünmek demektir. 2 (التَّكَاثُرُ) kelimesi ma’rife (belirli) olduğu için, bilinen bir övünmeye de işaret olabilir ki; o da sebeb-i nüzuldeki olaylardır. Abd-i Menaf oğulları ile Sehm oğulları: “hangimiz daha çoğuz?” diye birbirlerine karşı övünmüşlerdi. Abd-i Menaf oğulları sayı olarak daha çok geldi. Bunun üzerine Sehm oğulları: “bizi, cahiliye devrindeki zulümler yok etti. Haydin hem sağ olanlarımızı, hem ölmüş bulunanlarımızı sayışalım!” dediler. Bunda da Sehm oğulları çok geldi. Bazı rivayette de kabirlere kadar gittiler. Bu sûre bunun üzerine indi. İbnü Ebî Hâtim’in Ebu Büreyde’den bir nakline göre de: Ensar kabilelerinden Hâris oğulları ve Hars oğulları karşılıklı övünmüşler ve çokluklarıyla böbürlenmişler. Bir taraf: “Bizde filan ve filan gibiler var” demiş. Diğerleri de buna benzer şeyler söylemiş. Böyle dirileriyle övünüştükten sonra, “haydin kabirlere gidelim” demişler. Varmışlar, bir taraf kabirlere işaret ederek: “sizde filan filan gibiler var mı?” demiş. Diğerleri de o şekilde karşılık vermişlerdi. Bu sûre bunun üzerine nazil oldu. Bu iki rivayete göre bu surenin nüzul sebebi, “ölülerle bile övünecek derecede adet ile çokluk gururudur.” (Elmalılı) 3 Bu âyet, “aranızdaki çokluk yarışı, sizlere kabre gireceğinizi bile unutturdu” veya “aranızdaki çokluk yarışı, sizi (öyle) oyaladı ki, kabirlerdeki (ölülerinizle) bile övünmeye başladınız” şeklinde de tercüme edilebilir.— M. Türk
102:2
3
كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَۙ ٣
Kellâ sevfe ta’lemûn(ta’lemûne).
Sakın böyle olmayın! İleride bileceksiniz.¹ 1 İleride, kabre girince; böyle yapmakla ne büyük gaflette bulunduğunuzu veya bulunduğunuz halin sonunun ne kadar kötü olduğunu, anlayacaksınız. Bu anlayış, ya kişi ölünce veya birisini kabre koyarken olabilir.— M. Türk
102:3
4
ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَۜ ٤
Summe kellâ sevfe ta’lemûn(ta’lemûne).
Sonra doğrusu! İleride (daha da iyi) bileceksiniz.¹ 1 Bu da; ya kişi kendisi ölünce veya âhirette dirilince olabilir.— M. Türk
102:4
5
كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَق۪ينِۜ ٥
Kellâ lev ta’lemûne ilmel yakîn(yakîni).
5,6. Doğrusu! Keşke cehennemi kesinlikle göreceğinize (dünyadayken) kesin bir bilgi¹ ile tam olarak inansaydınız. 1 Dilimize Arapçadan geçen “yakîn” ile Türkçe olan “yakın” kelimelerini birbirine karıştırmamak gerekir. Bununla beraber Arapça olan “yakîn” de dilimize öyle mal olmuştur ki, bu kelimenin ilim ve edebiyat ıstılahımızda kıymeti çok büyüktür. Bütün ilim ve fende aranan gaye bu “yakîne” ermektir. Onun için “ilm’el-yakîn”, “ayn’el-yakîn”, “hakk’al-yakîn” deyimleri de birer klişe olmuştur. Yukarılarda da geçtiği üzere “yakîn” aslında “şeksiz ve tereddütsüz ilim” manasınadır. Sözlükte yakin, şek ve şüphe olmayan ilimdir. Istılahta ise, “başka türlü olması mümkün olmamak üzere, bir şeye öyledir diye öylece inanmaktır.”— M. Türk
102:5
6
لَتَرَوُنَّ الْجَح۪يمَۙ ٦
Le terevunnel cahîm(cahîme).
5,6. Doğrusu! Keşke cehennemi kesinlikle göreceğinize (dünyadayken) kesin bir bilgi¹ ile tam olarak inansaydınız. 1 Dilimize Arapçadan geçen “yakîn” ile Türkçe olan “yakın” kelimelerini birbirine karıştırmamak gerekir. Bununla beraber Arapça olan “yakîn” de dilimize öyle mal olmuştur ki, bu kelimenin ilim ve edebiyat ıstılahımızda kıymeti çok büyüktür. Bütün ilim ve fende aranan gaye bu “yakîne” ermektir. Onun için “ilm’el-yakîn”, “ayn’el-yakîn”, “hakk’al-yakîn” deyimleri de birer klişe olmuştur. Yukarılarda da geçtiği üzere “yakîn” aslında “şeksiz ve tereddütsüz ilim” manasınadır. Sözlükte yakin, şek ve şüphe olmayan ilimdir. Istılahta ise, “başka türlü olması mümkün olmamak üzere, bir şeye öyledir diye öylece inanmaktır.”— M. Türk
102:6
7
ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَق۪ينِۙ ٧
Summe le terevunnehâ aynel yakîn(yakîni).
Yemin olsun ki daha sonra, cehennemi (âhirette) gözlerinizle¹ göreceksiniz. 1 Bu "ayn’el-yakîn" tamlamasındaki "ayn": göz manasınadır. “Yakîn gözüyle, açıkça, önünüzde göreceksiniz”, demek olur. Rü’yet (görmek)’ten zahir olan budur. Bu şekilde, önceki görme tehdit, ikinci “görme” mahşerde, sıratta görme demektir.— M. Türk
102:7
8
ثُمَّ لَتُسْـَٔلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّع۪يمِ ٨
Summe le tus’elunne yevmeizin anin naîm(naîmi).
Sonra da yemin olsun ki o gün, (size verilen) bütün nîmetlerden¹ mutlaka hesaba çekileceksiniz.² 1 Bir gece Peygamber Efendimiz dışarıya çıktığında, Ebû Bekir ve Ömer (r.a)’ya rastladı ve onlara: “Sizi bu saatte evlerinizden çıkaran nedir?” diye sordu. Onlar da: “açlık, Ey Allah’ın Rasûlü!” dediler. Peygamberimiz de: “nefsim kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki beni de sizi dışarıya çıkaran çıkardı.” dedi. Sonra: “haydi kalkın” buyurdu. Beraberce Ensar’dan bir zatın evine gittiler, fakat o, evinde yoktu. Eşi: “buyurun” dedi. Peygamberimiz: “falanca nerede?” deyince kadın: “bize tatlı su getirmeye gitti” dedi. Derken o şahıs geldi, Peygamberi ve iki arkadaşını evinde görünce: “bu gün benden daha iyi misafiri olan kimse yok” dedi. Gidip bir hurma dalı getirerek, “buyurun” dedi ve hemen bıçağa sarılınca Peygamber Efendimiz: “sakın sağmal bir hayvan kesme” buyurdu. O, onlara bir koyun kesti. O koyundan ve o hurmadan beraberce yediler, tatlı sudan içtiler ve doydular. Peygamberimiz, Ebû Bekir ve Ömer’e: “nefsim kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, kıyamet günü bu nîmetlerden kesinlikle hesaba çekileceksiniz.” buyurdu. (Müslim, Tirmizî, Ebû Davûd, Neseî, İbnu Mâce) 2 Yani; o nîmetleri nasıl elde ettiğinizden, şükrünü eda edip-etmediğinizden… gibi.— M. Türk
102:8
Tekasür
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle