ف۪يهِ اٰيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ اِبْرٰه۪يمَۚ وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ اٰمِناًۜ وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ اِلَيْهِ سَب۪يلاًۜ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَم۪ينَ ٧٩
Fîhi âyâtun beyyinâtun makâmu ibrâhîm(ibrâhîme), ve men dahalehu kâne âminâ(âminen), ve lillâhi alen nâsi hiccul beyti menistetâa ileyhi sebîlâ(sebîlen), ve men kefere fe innallâhe ganiyyun anil âlemîn(âlemîne).
İbrahim’in makamı olan orada apaçık mûcizeler vardır. Ve oraya giren, emniyette olur. Oraya gitmeye gücü yetenlerin Kâbe’yi haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır.¹ Kim bunu inkâr ederse, şüphesiz Allah, tüm âlemlerde kimseye muhtaç değildir.
1 Ebû Zerr, (r.a) Peygamberimize: “Ey Allah’ın Rasûlü! Yeryüzünde ilk önce hangi mescid yapıldı? dedim. O da: ”Mescid-i Haram.” dedi. “Sonra hangisidir?” dedim. O: “Mescid-i Aksa.” deyince, “aralarında kaç yıl var?” diye sordum. Peygamberimiz: “kırk sene. ”buyurdular diye rivâyet etmiştir.( Kurtubî) 2 Bekke (Mekke-i Mükerreme): Müfessirlerin büyük çoğunluğuna göre, “Bekke”, “Mekke” demektir. Bu şehrin Kur’ân-ı Kerim’de geçen “Bekke, Ümmü’l-Kura ve Beled’ül-Emin” şeklinde değişik isimleri vardır. Kurtubî, Râzî ve Zemahşeri gibi bazı önemli müfessirler; Mekke’nin, beldenin ismi, Bekke’nin de Kâbe’nin bulunduğu yer, anlamına geldiğini ifâde etmişlerdir. Bazıları da; Arapların zaman zaman “mim” harfini “be” harfi ile telaffuz ettiklerini örnek vererek Mekke ile Bekke’nin aynı şey olduğunu söylemişlerdir. Bekke’nin “kalabalık” kökünden, Mekke’nin ise, “suyu az olmak” kökünden türediği de rivâyet edilmiştir. Mekke, Arap yarımadasının Hicaz bölgesinde Kızıldeniz kıyısındaki “Cidde” limanının yüz km. doğusunda olup güneyinde aynı uzaklıkta “Taif” şehri bulunmaktadır. Kâbe ve onu çevreleyen “Mescid-i Haram” şehrin ortasında bulunur. Hemen yanında “Safa” ve “Merve” tepeleri bulunmaktadır. Bu vadide şehrin kurulduğu kısma “Batn-ı Mekke”, Mescid-i Haram’ın bulunduğu çukur yere ise “el-Batha” denilir. Mekke’de tek su kaynağı Zemzem’dir. Mekke’nin tarihi Hz. Âdem (a.s.)’a kadar uzanır. Âdem (a.s.) yeryüzüne indirildiğinde Mekke’de Beytullah’ın bulunduğu bu günkü yerde bir mabet inşa etmekle görevlendirilmişti. Beytullah, insanların ibadet etmesi için yeryüzünde inşa edilen ilk yapı (Âlu İmrân: 96) ve Mekke, şehirlerin anası (Ümmü’l-Kura)’dır (En’am: 92). İbrahim (a.s.), Mekke’ye gelip oğlu İsmail’i ziyaret ediyordu. Yine bir defasında Mekke’ye geldiğinde, Allah kendisine burada beytin temellerini yükseltmesini emretti ve o da oğlu İsmail (a.s.)’la birlikte Kâbe’yi tekrar inşa etti. Rasulullah (s.a.v)’in, Risâlet’le görevlendirilmesinden sonraki on üç sene boyunca Mekke’deki cahilî yaşantıda pek bir değişiklik olmadı. Hicretin sekizinci yılında Resulullah (s.a.v) tarafından feth edilen Mekke, bu tarihten sonra yeni bir dönemi yaşamaya başladı. Allah’ın mübarek kıldığı, İslâm dininin merkezi olan bu belde, şirkten, putperestlikten ve bütün diğer hurafelerden arındırılmış yeni bir hayata kavuştu. Doğrusunu Allah bilir.— M. Türk