وَكُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ حَلَالاً طَيِّباًۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّـذ۪ٓي اَنْتُمْ بِه۪ مُؤْمِنُونَ ٨٨
Ve kulû mimmâ razakakumullâhu halâlen tayyiben vettekûllâhellezî entum bihî mu’minûn(mu’minûne).
Allah’ın size verdiği rızıkları, helal (ve) temiz¹ olarak yiyin ve inandığınız Allah’a karşı (hata etmekten) sakının.²
1 Âyetin bu bölümü, “...Allah’ın size verdiği helal (ve) temiz rızıkları yiyin...” şeklinde de tercüme edilebilir. Ancak helal ve temiz rızık haram yolla da elde edilebileceğinden, yukarıdaki meal daha uygun bulunmuştur. 2 Bir gün sahabeden; Ebû Bekir, Ali, İbnu Mes’ud, Abdullah b. Ömer, Ebû Zerr, Sâlim, Mikdad b. Esved, Selmân-ı Fârisî ve Ma’kel (r.a), Osman b. Maz’un’un evinde toplanırlar. Aralarında daima oruçlu olmağa, yatakta uyumamağa, et ve yağlı şeyler yememeğe, kadınlarına yaklaşmamağa, koku sürünmemeğe, eski elbiseler giyerek dolaşmağa karar verirler. Bunun üzerine bu âyet indirilir. (Kurtubî) Bu durum Peygamberimize ulaşınca o: “bu insanlara ne oluyor! Ben namaz kılarım, uyku da uyurum, oruç tutarım, iftar da ederim, et de yerim, yağ da yerim, kadınlara da yaklaşırım, benim sünnetimden yüz çeviren benden değildir.” buyurmuştur. (Müslim) Adamın biri, İbnu Mes’ud’a: “Ben yatağı kendime haram ettim” deyince o, bu âyeti okumuş ve: “yatağına yat ve yeminine keffaret ver” demiştir. Hasan el-Basrî Hazretlerinden rivayet edilir ki, bir gün yemeğe davet edilmiş, beraberinde Ferkadi Sebhî ve arkadaşları da varmış. Sofraya oturmuşlar, yağlı tavuklar, tatlı vesaire türlü türlü yemekler varmış. Ferkad bir kenara çekilmiş, Hasan el-Basrî de, “Ferkad oruçlu mu?” diye sormuş. Onlar da: “hayır böyle çeşit çeşit yemeği mekruh görür” demişler. Hasan el-Basrî Ferkad’e dönmüş: “Ey Ferkadcik! Sen halis tereyağı ve buğday özü ile balı bir Müslüman ayıplar kanaatinde misin? demiş. Yine Hasan el-Basrî‘ye, “filan zat palûze yemiyor, şükrünü eda edemem diyor” demişler, o da: “o soğuk su içiyor mu?” diye sormuş. Onlar da: “evet,” demişler. Hasan el-Basrî: “o halde bu adam cahil, Allahu Teâlâ’nın ona soğuk sudaki nimetinin palûzeden daha çok olduğunu bilmiyor” demiş. (Elmalılı)— M. Türk