Maide 120 Ayet Medine · المائدة
5

Maide

Sofra · Medine
5
Sofra · Medine
المائدة
120
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
Sure başı
61
وَاِذَا جَٓاؤُ۫كُمْ قَالُٓوا اٰمَنَّا وَقَدْ دَخَلُوا بِالْـكُفْرِ وَهُمْ قَدْ خَرَجُوا بِه۪ۜ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا كَانُوا يَكْتُمُونَ ١٦
Ve izâ câukum kâlû âmennâ ve kad dehalû bil kufri ve hum kad haracû bih(bihî) vallâhu a’lemu bimâ kânû yektumûn(yektumûne).
Onlar, yanınıza kâfir olarak girip, kâfir olarak çıktıkları halde bir de “îman ettik” derler. Hâlbuki Allah onların gizlediklerini en iyi bilendir.— M. Türk
5:61
62
وَتَرٰى كَث۪يراً مِنْهُمْ يُسَارِعُونَ فِي الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاَكْلِهِمُ السُّحْتَۜ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٢٦
Ve terâ kesîran minhum yusâriûne fîl ismi vel udvâni ve eklihimus suht(suhti) lebi’se mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Onların pek çoğunun günâh işlemede, düşmanlıkta ve haram yemede birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Onların bu yaptıkları şeyler, ne kadar da kötüdür!— M. Türk
5:62
63
لَوْلَا يَنْهٰيهُمُ الرَّبَّانِيُّونَ وَالْاَحْبَارُ عَنْ قَوْلِهِمُ الْاِثْمَ وَاَكْلِهِمُ السُّحْتَۜ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَصْنَعُونَ ٣٦
Lev lâ yenhâhumur rabbaniyyûne vel ahbâru an kavlihimul isme ve eklihimus suht(suhti) lebi’se mâ kânû yasneûn(yasneûne).
Onların derin ilim sahibi olanları ve hahamları, onları günâh işlemekten ve haram yemekten sakındırsalar olmaz mıydı? Onların bu yaptıkları şeyler¹ ne kadar da kötüdür! 1 (يَصْنَعُونَ) ifâdesinden rabbani ve hahamların bunu bir sanat haline getirdiklerini, sorumluluğun bunlarda olduğunu, insanların dinini bunların yapay şeylerle bozduklarını anlamak, mümkündür. Bu ayeti, “Onların derin ilim sahibi olanları ve hahamları, bu kendi kafalarından çok kötü şeyler uydurup duracaklarına, onları günâh işlemekten ve haram yemekten sakındırsalar olmaz mıydı?” şeklinde anlamak da mümkündür.— M. Türk
5:63
64
وَقَالَتِ الْيَهُودُ يَدُ اللّٰهِ مَغْلُولَةٌۜ غُلَّتْ اَيْد۪يهِمْ وَلُعِنُوا بِمَا قَالُواۢ بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِۙ يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَٓاءُۜ وَلَيَز۪يدَنَّ كَث۪يراً مِنْهُمْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَاناً وَكُفْراًۜ وَاَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَٓاءَ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۜ كُلَّمَٓا اَوْقَدُوا نَاراً لِلْحَرْبِ اَطْفَاَهَا اللّٰهُۙ وَيَسْعَوْنَ فِي الْاَرْضِ فَسَاداًۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِد۪ينَ ٤٦
Ve kâletil yehûdu yedullâhi maglûleh(maglûletun) gullet eydîhim ve luınû bimâ kâlû bel yedâhu mebsûtatâni yunfıku keyfe yeşâ(yeşâû) ve leyezîdenne kesîran minhum mâ unzile ileyke min rabbike tugyanen ve kufrâ(kufren) ve elkaynâ beynehumul adâvete vel bagdâe ilâ yevmil kıyâmeh(kıyâmeti) kullemâ evkadû nâran lil harbi etfeehallâhu ve yes’avne fîl ardı fesâda(fesâden) vallâhu lâ yuhıbbul mufsidîn(mufsidîne).
Bir de Yahûdîler kendi elleri bağlanmış olduğu halde (kalkıp): “Allah’ın eli bağlıdır.”¹ dediler. İşte onlar bu söyledikleri sebebiyle lânetlendiler. Tersine Allah’ın elleri açıktır ve nasıl dilerse öyle verir. Rabbinden sana indirilen âyetler onların pek çoğunun azgınlığını ve kâfirliğini daha da arttıracaktır. Biz, onların aralarına kıyamet gününe kadar sürecek bir düşmanlık ve kin saldık. Onlar ne zaman savaş ateşini körükledilerse, Allah onu hep söndürdü. Onlar yeryüzünde hep bozgunculuk peşinde koşarlar. Oysa Allah, bozguncuları asla sevmez. 1 “Allah’ın eli bağlıdır.” ifâdesi mecâzen; dilediği gibi tasarruf edemez, ihsan edemez, demektir. Buna göre âyetin bu bölümü; “Allah cimridir.” şeklinde de anlaşılabilir. Buradan Yahûdîlerin, “Allah’ın her istediğini yapamadığına, kâinatı yarattıktan sonra kudretini kullarına devrettiğine ve sevab ve günâha karışmadığına” inandıkları anlaşılmaktadır.— M. Türk
5:64
65
وَلَوْ اَنَّ اَهْلَ الْكِتَابِ اٰمَنُوا وَاتَّقَوْا لَكَفَّرْنَا عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَاَدْخَلْنَاهُمْ جَنَّاتِ النَّع۪يمِ ٥٦
Ve lev enne ehlel kitâbi âmenû vettekav le keffernâ anhum seyyiâtihim ve le edhalnâhum cennâtin naîm(naîmi).
Eğer kitap ehli, îman edip¹ Allah’a karşı hata etmekten sakınsalardı; onların da günâhlarını örter ve nîmetlerle dolu olan cennetlere koyardık. 1 Yani, Yehova ve teslise değil de Allah’a ve Onun son Peygamberi Muhammed (a.s)’a îman etselerdi…— M. Türk
5:65
66
وَلَوْ اَنَّهُمْ اَقَامُوا التَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْهِمْ مِنْ رَبِّهِمْ لَاَكَلُوا مِنْ فَوْقِهِمْ وَمِنْ تَحْتِ اَرْجُلِهِمْۜ مِنْهُمْ اُمَّةٌ مُقْتَصِدَةٌۜ وَكَث۪يرٌ مِنْهُمْ سَٓاءَ مَا يَعْمَلُونَ۟ ٦٦
Ve lev ennehum ekâmût tevrâte vel incîle ve mâ unzile ileyhim min rabbihim le ekelû min fevkıhim ve min tahti erculihim. Minhum ummetun muktesıdeh(muktesıdetun) ve kesîrun minhum sâe mâ ya’melûn(ya’melûne).
Eğer onlar (önce) Tevrât’ı ve İncil’i (sonra da) Rableri tarafından kendilerine indirilen (Kur’an’ı) gereğince uygulasalardı, hem üstlerindeki hem de ayaklarının altındaki nîmetlerden¹ yerlerdi. Onların aralarında aşırılığa kaçmayan ılımlı bir grup² olmakla birlikte, onların çoğunun yaptıkları şey, çok kötüdür. 1 Bu ifâde mecâzî olup; “baştan ayağa nîmete gark olurlardı, yeraltı ve yerüstü servetlerinden istifâde ederek refah içerisinde yaşarlardı” demektir. Bk. (A’raf: 96, İbrahim: 7, Cin: 16) 2 Bu ılımlı grup; Yahûdîlerden Abdullah b. Selâm, Hıristiyanlardan Necaşî, Peygamberimize îman eden veya teslisi reddeden gerçek ehl-i kitaptır. (Kurtubî)— M. Türk
5:66
67
يَٓا اَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّـغْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَۜ وَاِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُۜ وَاللّٰهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِر۪ينَ ٧٦
Yâ eyyuherresûlu bellıg mâ unzile ileyke min rabbik(rabbike) ve in lem tef’al femâ bellagte risâleteh(risâletehu) vallâhu ya’sımuke minen nâs(nâsi) innallâhe lâ yehdîl kavmel kâfirîn(kâfirîne).
Ey Peygamber! Sen (sadece) Rabbinden sana indirileni tebliğ et! Eğer bunu yapmazsan Onun elçisi olma görevini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfir bir toplumu, asla dosdoğru yola ulaştırmaz.— M. Türk
5:67
68
قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لَسْتُمْ عَلٰى شَيْءٍ حَتّٰى تُق۪يمُوا التَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْۜ وَلَيَز۪يدَنَّ كَث۪يراً مِنْهُمْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَاناً وَكُفْراًۚ فَلَا تَأْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ ٨٦
Kul yâ ehlel kitâbi! lestum alâ şey’in hattâ tukîmût Tevrâte vel İncîle ve mâ unzile ileykum min rabbikum ve le yezîdenne kesîren minhum mâ unzile ileyke min rabbike tugyanen ve kufr(kufren), fe lâ te’se alâl kavmil kâfirîn(kâfirîne).
Onlara: “Ey kitap ehli! Siz, (önce) Tevrât’ı ve İncil’i (sonra da) Rabbiniz tarafından size indirilen (Kur’an’ı) gereğince uygulamadıkça bir şey üzere değilsiniz.” de.¹ Şüphesiz, Rabbinden sana indirilenler, onların pek çoğunun azgınlığını ve kâfirliğini artıracaktır. Şu halde o kâfir toplum için sakın üzülme. 1 Bu ifâde; kitap ehli olduklarını söyleyen Yahûdî ve Hıristiyanların ellerinde Tevrât ve İncil adı altında bulundurdukları kitapların ve dinlerinin Allah’a, Peygamberine ve Kur’an’a îman etmedikleri sürece hiçbir şey ifâde etmediğini, açıkça belirtmektedir.— M. Türk
5:68
69
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَالَّذ۪ينَ هَادُوا وَالصَّابِـؤُ۫نَ وَالنَّصَارٰى مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَعَمِلَ صَالِحاً فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ ٩٦
İnnellezîne âmenû vellezîne hâdû ves sâbiûne ven nasâra men âmene billâhi vel yevmil âhıri ve amile sâlihan fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Muhakkak ki inananlardan, (Mûsa-’nın dinini terk edip) Yahûdî olanlardan, Sâbiîler¹ ve Hıristiyanlardan, Allah’a ve âhiret gününe inanarak (inandığı) iyi işleri yaşayanlar,² için bir korku yoktur ve onlar, mahzun da olmayacaklardır.³ 1 Sâbiî: Lügatte; dininden çıkıp başka bir dine giren demektir. Bu mana itibariyle Sâbiî; “İslâm dışındaki bütün dinler” anlamına gelir. Ancak Arap örfüne göre Sâbiî; a- Meleklere tapanlar, b- Yıldızlara tapanlar, c- Aslı hak olan bozulmuş bir dine inananlar, d- Putlara tapanlar demektir. Bk. (Bakara: 62, Hacc: 17) Geniş açıklama için Bk. (Elmalılı) Burada (وَالصَّابِؤُونَ) kelimesi (و) ile merfu’dur. Bu da (كَافِرُونَ–كَافِرِينَ) gibi bir i’rab farkından ibarettir ve Sâbiîn ne ise, sabiûn da odur. İkisi de Sâbiîler demektir. Buradaki (وَالصَّابِؤُونَ) kelimesinin merfu olması ile ilgili pek çok i’rab yapılmışsa da bunlardan en makulü Sibeveyh’in (وَالصَّابِؤُونَ وَالنَّصَارَى)’nın mu’tarıza gibi araya alınmış bir mübteda olduğunu ve âyetin takdirinin (...عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ وَالصَّابِؤُونَ وَالنَّصَارَى كَذَالِكَ) olduğu şeklindeki i’rabıdır. (Kurtubî) 2 Her ne kadar kâfirlere karşı yufka yürekli olanlar, bu ifâdelerden; Yahûdî, Hıristiyan ve Sâbiîlerin de Allah’a ve âhiret gününe inandıkları sürece cennete gireceklerini söylüyorlarsa da âyetin devamındaki “Salih Amel” kavramını görmek istemiyorlar. Salih amel: Allah’a ve âhiret’e îmandan sonra, Allah’ın indirdiği hükümlere göre yaşamaktır. Bu da; diğer kitaplar bozulduğuna göre, sadece Kur’an’a uymakla mümkündür. 3 Bu âyette ifâde edilen dört sınıfın her birisine korku ve hüznün olmaması için; “Allah’a, âhiret gününe inanıp, inandıkları bu iyi işleri yaşamaları” şartı konulmuştur. Burada dikkat çekilmek istenen esas konu; diğerlerinin korkmamalarını sağlamak olmayıp, Müslüman’ım diye geçindiği halde, tıpkı Yahûdî ve Hıristiyanlar gibi inandığını yaşamayanların da korkmalarını vurgulamak olabilir.— M. Türk
5:69
70
لَقَدْ اَخَذْنَا م۪يثَاقَ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ وَاَرْسَلْـنَٓا اِلَيْهِمْ رُسُلاًۜ كُلَّمَا جَٓاءَهُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوٰٓى اَنْفُسُهُمْۙ فَر۪يقاً كَذَّبُوا وَفَر۪يقاً يَقْتُلُونَ ٠٧
Lekad ehaznâ mîsâka benî isrâîle ve erselnâ ileyhim rusulâ(rusulen) kullemâ câehum resûlun bimâ lâ tehvâ enfusuhum ferîkan kezzebû ve ferîkan yaktulûn(yaktulûne).
Şüphesiz Biz, İsrâil oğullarından bağlayıcı söz almış ve onlara Peygamberler göndermiştik. Onlara ne zaman bir Peygamber kendilerinin hoşlanmadığı bir şey getirirse, onlar bu (peygamberlerden) kimisini yalanladılar, kimisini de öldürdüler.— M. Türk
5:70
71
وَحَسِبُٓوا اَلَّا تَكُونَ فِتْنَةٌ فَعَمُوا وَصَمُّوا ثُمَّ تَابَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ ثُمَّ عَمُوا وَصَمُّوا كَث۪يرٌ مِنْهُمْۜ وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ ١٧
Ve hasibû ellâ tekûne fitnetun fe amû ve sammû summe tâballâhu aleyhim summe amû ve sammû kesîrun minhum vallâhu basîrun bimâ ya’melûn(ya’melûne).
Onlar bir musîbet olmayacağını sanıp kör ve sağır kesildiler. Sonra Allah, onlara tevbe nasip etti. Ardından Allah, onların yaptıklarını görüp dururken onların pek çoğu, yine kör ve sağır kesildiler.— M. Türk
5:71
72
لَقَدْ كَفَرَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْمَس۪يحُ ابْنُ مَرْيَمَۜ وَقَالَ الْمَس۪يحُ يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ اعْبُدُوا اللّٰهَ رَبّ۪ي وَرَبَّكُمْۜ اِنَّهُ مَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللّٰهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ وَمَأْوٰيهُ النَّارُۜ وَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ اَنْصَارٍ ٢٧
Lekad keferallezîne kâlû innallâhe huvel mesîhubnu meryem(meryeme) ve kâlel mesîhu yâ benî isrâîla’budûllâhe rabbî ve rabbekum innehu men yuşrik billâhi fekad harremallâhu aleyhil cennete ve me’vâhun nâr(nâru) ve mâ liz zâlimîne min ensâr(ensârin).
“Allah, ancak Meryem’in oğlu Mesih’tir” diyenler kesinlikle kâfir olmuşlardır.¹ Oysa Mesih onlara: “Ey İsrâil oğulları, hem benim, hem de sizin Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Kim, Allah’a eş koşarsa, şüphesiz Allah ona cenneti haram kılar. O kimsenin, sonunda varacağı yer ise cehennemdir. Zalimler için bir yardımcı da yoktur.” demişti. 1 Bu konuyla ilgili olarak Bk. (Mâide: 17 ve dipnotu, Tevbe: 30) Konu ile ilgili geniş bilgi için Bk. (Elmalılı. Sh: 1609–1630)— M. Türk
5:72
73
لَقَدْ كَفَرَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ ثَالِثُ ثَلٰثَةٍۢ وَمَا مِنْ اِلٰهٍ اِلَّٓا اِلٰهٌ وَاحِدٌۜ وَاِنْ لَمْ يَنْتَهُوا عَمَّا يَقُولُونَ لَيَمَسَّنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٣٧
Lekad keferellezîne kâlû innallâhe sâlisu selâsetin ve mâ min ilâhin illâ ilâhun vâhid(vâhidun) ve in lem yentehû ammâ yekûlûne le yemessennellezîne keferû minhum azâbun elîm(elîmun).
“Allah, üçün üçüncüsüdür” diyenler de kesinlikle kâfir olmuşlardır.¹ Oysa tek ilâh (olan Allah)’tan başka ilâh yoktur. Eğer onlar, bu dediklerinden vazgeçmezlerse,² elbette onların içerisinden inkâr edenlere, acıklı bir azap, mutlaka dokunacaktır. 1 Allah, “üçün üçüncüsüdür” diyenler; “ilâh üçtür fakat Allah birdir ve üçün biridir.” demek isterler. Bunlar; “Allah, ancak Meryem’in oğlu Mesih’tir” diyenlerden başkalarıdır. Bundan dolayı, 72. âyet, Yâkûbiler, 73. âyet de Melkânî ve Nastûrîler hakkındadır. Hıristiyanlar, Allah “üçün üçüncüsüdür” derken; Allah üçtür demeyip, ilâh üçtür derler ve Allah’ı bu üçün üçüncüsü kabul ederler. Yani üç ilâhın üçünü de söylemeden “Allah” demiş olmazlar. Buna göre, baba, oğul ve kutsal rûhtan her biri bir ilâhtır ve bunların üçü de ilâhlıkta eşittir. Ancak üçüne birden ilâh olarak inandıkları sürece Allah’a inanmış olurlar. Bundan dolayı Hıristiyanlar, ilâh üçtür dedikleri halde; (لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ) da derler ve bununla “Mesih’ten başka ilâh yoktur” demeyi kastederler. Bu izahtan sonra kısacası bu iki tip Hıristiyanların her ikisi de bu ifâdeleri kullandıkları sürece kesinlikle kâfirdirler ve ehl-i kitap olarak kabul edilmeleri ve ehl-i kitap muamelesi görmeleri imkânsızdır. Eğer birileri hâlâ, Yahûdî ve Hıristiyanlar için “aynı Allah’a inanıyoruz” yaklaşımında bulunuyorlarsa, bunların öncelikle kendi dinlerindeki Allah kavramını öğrenip, kendi “Allah’a inançlarını” gözden geçirmeleri ve Allah ve Rasulünün dediği şekilde yeniden îman etmeleri gerekir. 2 Yani, bu sözlerinden vazgeçmezler, Allah’a îman etmezler de böyle kâfir kalmaya devam ederlerse...— M. Türk
5:73
74
اَفَلَا يَتُوبُونَ اِلَى اللّٰهِ وَيَسْتَغْفِرُونَهُۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٤٧
E fe lâ yetûbûne ilâllâhi ve yestagfirûneh(yestagfirûnehu) vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
Bunlar, hâlâ Allah’a tevbe edip Ondan af dilemeyecekler mi? Şunu iyi bilin ki Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.— M. Türk
5:74
75
مَا الْمَس۪يحُ ابْنُ مَرْيَمَ اِلَّا رَسُولٌۚ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُۜ وَاُمُّهُ صِدّ۪يقَةٌۜ كَانَا يَأْكُلَانِ الطَّعَامَۜ اُنْظُرْ كَيْفَ نُبَيِّنُ لَهُمُ الْاٰيَاتِ ثُمَّ انْظُرْ اَنّٰى يُؤْفَكُونَ ٥٧
Melmesîhubnu meryeme illâ resûl(resûlun), kad halet min kablihir rusul(rusulun) ve ummuhu sıddîkah(sıddîkatun) kânâ ye’kulânit taâm(taâmi) unzur keyfe nubeyyinu lehumul âyâti summenzur ennâ yu’fekûn(yu’fekûne).
Meryem’in oğlu Mesih, sadece bir Peygamberdir. Ondan önce de Peygamberler gelip geçmiştir.¹ Onun anası da dosdoğru² bir kadındır. Onların her ikisi de yemek yerlerdi.³ (Ey Muhammed!) Sen Bizim âyetleri onlara nasıl açıkladığımıza bir bak, sonra bir de onların nasıl yüz çevirdiklerine bak. 1 Hz. Musa ve Hz. İsa’ya zamanında iman eden Müslümanlar değil, Yahudi ve Hıristiyanların din mühendisleri, güya bu iki peygamberi çok seviyor görünüp sevgide aşırılığa kaçarak onların peygamberliklerini bitirmişler ve onların peygamberlik makamına kendileri oturmuşlardır. Müslüman olduklarını söyleyen bazı din ve toplum mühendisleri ise sufilik ve diyalogculuk adı altında Hz. Muhammed (a.s)’ın makamına oturmakla kalmamış, o makamı (hâşâ) bileklerinin hakkıyla aştıklarını ifade etmişler. Hatta Allah’la görüştüklerini, Ondan vahyin bile ulaşamadığı bilgileri aldıklarını söyleyerek, bir kısım rüyalar ve yakazalar icad ederek yeni bir din ortaya koymaya bile çalışmışlardır. Bunda da belirli oranda başarılı olmuşlardır. Allah bunların şerrinden tüm Müslümanları korusun. 2 Yani iffetli, Allah’a ve Peygamberlerine inanan ve îmanının gereklerini yerine getiren bir kadındır. 3 Yani fiziki yapı itibarıyla normal birer insan idiler. Sadece İsa Peygamber, Meryem de onun annesi idi. Biri Allah’ın oğlu, öteki de ikinci Allah olan İsa’nın annesi değildi.— M. Türk
5:75
76
قُلْ اَتَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَكُمْ ضَراًّ وَلَا نَفْعاًۜ وَاللّٰهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٦٧
Kul e ta’budûne min dûnillâhi mâ lâ yemliku lekum darran ve lâ nef’â(nef’an) vallâhu huves semîul alîm(alîmu).
(Ve onlara): “Siz, Allah’ı bırakıp da size zarar da fayda da sağlama gücü olmayan şeylere mi tapıyorsunuz? (Şunu iyi bilin ki) Allah, hakkıyla işitendir, eksiksiz bilendir.” de.— M. Türk
5:76
77
قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا ف۪ي د۪ينِكُمْ غَيْرَ الْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعُٓوا اَهْوَٓاءَ قَوْمٍ قَدْ ضَلُّوا مِنْ قَبْلُ وَاَضَلُّوا كَث۪يراً وَضَلُّوا عَنْ سَوَٓاءِ السَّب۪يلِ۟ ٧٧
Kul yâ ehlel kitâbi, lâ taglû fî dînikum gayral hakkı ve lâ tettebi’û ehvâe kavmin kad dallû min kablu ve edallû kesîran ve dallû an sevâis sebîl(sebîli).
(Bir de) Onlara: “Ey kitap ehli! Dininizde, haksız yere ileriye gitmeyin. Sizden önceki (dönemlerde kendileri) sapmış, birçoklarını da saptırmış ve dosdoğru yol olan (İslâm’dan) yan çizmiş kimselerin de arzularına uymayın.” de.— M. Türk
5:77
78
لُعِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ عَلٰى لِسَانِ دَاوُ۫دَ وَع۪يسَى ابْنِ مَرْيَمَۜ ذٰلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ ٨٧
Luinellezîne keferû min benî isrâîle alâ lisâni dâvude ve îsebni meryem(meryeme) zâlike bimâ asav ve kânû ya’tedûn(ya’tedûne).
İsrâil oğullarından kâfir olanlar, Dâvûd’un ve Meryem’in oğlu İsa’nın diliyle lânetlenmişlerdir. Bu onların (Allah’a) isyan etmeleri ve haddi aşmaları sebebiyledir.¹ 1 Birçok müfessir, bu lâneti; Dâvut (a.s)’ın cumartesi yasağına uymayan Yahûdîlere, Îsâ (a.s)’ın da 112–115. âyetlerde anlatılan, “Allah tarafından indirilen sofradan” yiyenlerin, sonra nankörlük etmeleri üzerine yaptıkları lânetler olarak anlamışlardır. Ancak bu lânetlerin o Peygamberlerin “diliyle yapılması” ifâdesi, Hz. Dâvut’un dilinin mecâzen Zebûr, Hz. İsa’nın dilinin de mecâzen İncil olduğu şeklinde de anlaşılabilir. (Kurtubî) Yani, bu Yahûdîlere “hem Zebûr’da hem de İncil’de” lânet edilmiştir. Buna göre bu âyet, “İsrail oğulları’ndan kâfir olanlara, hem Zebûr’da hem de İncil’de lânet edilmiştir.” şeklinde de anlaşılabilir. Bu âyetten bir de; kâfirler üzerine lânetin câiz olduğu, anlaşılmaktadır.— M. Türk
5:78
79
كَانُوا لَا يَتَنَاهَوْنَ عَنْ مُنْكَرٍ فَعَلُوهُۜ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ ٩٧
Kânû lâ yetenâhevne an munkerin fealûh(fealûhu) lebi’se mâ kânû yef’alûn(yef’alûne).
Onlar, yaptıkları kötülüklerden dolayı birbirlerini vazgeçirmeye de çalışmadılar. Onların bu yaptıkları şeyler, ne kadar da kötüdür!— M. Türk
5:79
80
تَرٰى كَث۪يراً مِنْهُمْ يَتَوَلَّوْنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ لَبِئْسَ مَا قَدَّمَتْ لَهُمْ اَنْفُسُهُمْ اَنْ سَخِطَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَفِي الْعَذَابِ هُمْ خَالِدُونَ ٠٨
Terâ kesîran minhum yetevellevnellezîne keferû lebi’se mâ kaddemet lehum enfusuhum en sehıtallâhu aleyhim ve fîl azâbi hum hâlidûn(hâlidûne).
Sen, onlardan birçoğunun kâfirleri dost edindiklerini görürsün. Onların, kendilerini Allah’ın gazabına uğratan ve sürekli olarak azapta bırakan kazançları, ne kadar da kötüdür.— M. Türk
5:80
81
وَلَوْ كَانُوا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالنَّبِيِّ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مَا اتَّخَذُوهُمْ اَوْلِيَٓاءَ وَلٰكِنَّ كَث۪يراً مِنْهُمْ فَاسِقُونَ ١٨
Ve lev kânû yu’minûne billâhi ven nebiyyi ve mâ unzile ileyhi mettehazûhum evliyâe ve lâkinne kesîren minhum fâsikûn(fâsikûne).
Eğer o (kendilerine kitap verilenler,) Allah’a, Peygambere ve ona indirilen (Kur’ân’a) inanmış olsalardı, o (kâfirleri) dost edinmezlerdi. Fakat onların birçoğu, yoldan çıkmış kimselerdir.— M. Türk
5:81
82
لَتَجِدَنَّ اَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا الْيَهُودَ وَالَّذ۪ينَ اَشْرَكُواۚ وَلَتَجِدَنَّ اَقْرَبَهُمْ مَوَدَّةً لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّا نَصَارٰىۜ ذٰلِكَ بِاَنَّ مِنْهُمْ قِسّ۪يس۪ينَ وَرُهْبَاناً وَاَنَّهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ ٢٨
Le tecidenne eşedden nâsi adâveten lillezîne âmenûl yehûde vellezîne eşrakû, ve le tecidenne akrabehum meveddeten lillezîne âmenûllezîne kâlû innâ nasârâ zâlike bi enne minhum kıssîsîne ve ruhbânen ve ennehum lâ yestekbirûn(yestekbirûne).
Îman edenlere karşı en amansız düşman olanların, Yahûdîler ve Allah’a eş koşan (müşrikler), olduğunu kesinlikle göreceksin. Buna karşılık îman edenlere sevgi bakımından en yakın olanların da: “Biz Hıristiyan’ız” diyenler olduğunu mutlaka göreceksin.¹ Çünkü onların arasında büyüklük taslamayan keşişler² ve rahipler vardır.³ 1 Aslında bunlar da mü’minlere dost değildirler. Fakat birbirlerine kıyas edilirse, Yahûdîlerin düşmanlık ihtimâli Hıristiyanlarınsa sevgi ihtimâli daha fazladır. Zâten bugüne kadar Yahûdîlere nispetle Hıristiyanlardan Müslüman olanların sayısı, kat kat fazladır. 2 Kıssîs: Bir şeyi gece istemek ve araştırmak kökünden türetilmiştir. Din ilimlerini araştıran, ibâdete düşkün, Hıristiyan âlimi demektir. 3 82 ve 83. âyetler Habeşistan meliki Necaşi ve arkadaşları hakkında indirilmiştir. (Vâhidî)— M. Türk
5:82
83
وَاِذَا سَمِعُوا مَٓا اُنْزِلَ اِلَى الرَّسُولِ تَرٰٓى اَعْيُنَهُمْ تَف۪يضُ مِنَ الدَّمْعِ مِمَّا عَرَفُوا مِنَ الْحَقِّۚ يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اٰمَنَّا فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِد۪ينَ ٣٨
Ve izâ semiû mâ unzile ilerresûli terâ a’yunehum tefîdu mined dem’ı mimmâ arefû minel hakk(hakkı), yekûlûne rabbenâ âmennâ fektubnâ meaş şâhidîn(şâhidîne).
83,84. Sen onların Peygamber’e indirileni dinledikleri zaman, hakkı tanıdıklarından: “Ey Rabbimiz inandık öyleyse bizi de (bu dine) inananlarla beraber yaz. Biz, Rabbimizin bizi iyi kulları arasına sokmasını arzulayıp dururken Allah’a ve bize gelen gerçeğe neden inanmayalım ki.” diyerek gözlerinin yaşla dolduğun görürsün.— M. Türk
5:83
84
وَمَا لَنَا لَا نُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَمَا جَٓاءَنَا مِنَ الْحَقِّۙ وَنَطْمَعُ اَنْ يُدْخِلَنَا رَبُّنَا مَعَ الْقَوْمِ الصَّالِح۪ينَ ٤٨
Ve mâ lenâ lâ nu’minu billâhi ve mâ câenâ minel hakkı ve natmeu en yudhılenâ rabbunâ meal kavmis sâlihîn(sâlihîne).
83,84. Sen onların Peygamber’e indirileni dinledikleri zaman, hakkı tanıdıklarından: “Ey Rabbimiz inandık öyleyse bizi de (bu dine) inananlarla beraber yaz. Biz, Rabbimizin bizi iyi kulları arasına sokmasını arzulayıp dururken Allah’a ve bize gelen gerçeğe neden inanmayalım ki.” diyerek gözlerinin yaşla dolduğun görürsün.— M. Türk
5:84
85
فَاَثَابَهُمُ اللّٰهُ بِمَا قَالُوا جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَذٰلِكَ جَزَٓاءُ الْمُحْسِن۪ينَ ٥٨
Fe esâbehumullâhu bimâ kâlû cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ve zâlike cezâûl muhsinîn(muhsinîne).
Allah da onları böyle demelerinden dolayı zemininden ırmaklar akan ve içlerinde ebedî olarak kalacakları, cennetlerle mükâfatlandıracaktır. İşte iyilik yapanların mükâfatı da budur.¹ 1 Bu dört âyet, Habeşistan meliki Necâşî ve arkadaşları hakkında indirilmiştir. (Vâhidî) Bu âyetin indirilişine sebep olan olay, şu şekildedir: Müslümanlar, Habeşistan’a hicret ettikleri zaman Mekke müşrikleri, onların arkalarından bir heyet göndermişler ve Necaşî’yi onların aleyhlerine tahrik ederek perişan ettirmek istemişlerdi. Bunun üzerine Necâşî, ileri gelen kıssis ve rûhbanlar ile istişare etmiş ve sonuç olarak Necaşi, Müslümanlara: “kitabınızda Hz. Meryem’in zikri var mıdır?” diye sormuş Ca’fer b. Ebi Tâlib de: “evet onun adına bir sûre vardır.” demiş “Meryem” ve “Ta Ha” sûrelerinden birer bölüm okumuştu. Bu âyetleri dinleyen Necâşî ise ağlamıştı. Daha sonra Necâşî, Peygamberimiz Medîne’de iken yetmiş kişilik bir heyet göndermiş, O da onlara “Yasin” sûresini okumuş, onlar da ağlamışlar ve îman etmişlerdi. (Elmalılı)— M. Türk
5:85
86
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ۟ ٦٨
Vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ulâike ashâbul cahîm(cahîmi).
İnkâr ederek âyetlerimizi yalanlayanlar ise, cehennemliklerin ta kendisidir.¹ 1 Aynı âyet için Bk. (Mâide: 10)— M. Türk
5:86
87
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَٓا اَحَلَّ اللّٰهُ لَكُمْ وَلَا تَعْتَدُواۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَد۪ينَ ٧٨
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tuharrimû tayyibâti mâ ehallallâhu lekum ve lâ ta’tedû innallâhe lâ yuhibbul mu’tedîn(mu’tedîne).
Ey îman edenler! Allah’ın size helal kıldığı tertemiz (nîmetleri) haram saymayın, sınırı da aşmayın. Çünkü Allah, sınırları aşanları sevmez.— M. Türk
5:87
88
وَكُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ حَلَالاً طَيِّباًۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّـذ۪ٓي اَنْتُمْ بِه۪ مُؤْمِنُونَ ٨٨
Ve kulû mimmâ razakakumullâhu halâlen tayyiben vettekûllâhellezî entum bihî mu’minûn(mu’minûne).
Allah’ın size verdiği rızıkları, helal (ve) temiz¹ olarak yiyin ve inandığınız Allah’a karşı (hata etmekten) sakının.² 1 Âyetin bu bölümü, “...Allah’ın size verdiği helal (ve) temiz rızıkları yiyin...” şeklinde de tercüme edilebilir. Ancak helal ve temiz rızık haram yolla da elde edilebileceğinden, yukarıdaki meal daha uygun bulunmuştur. 2 Bir gün sahabeden; Ebû Bekir, Ali, İbnu Mes’ud, Abdullah b. Ömer, Ebû Zerr, Sâlim, Mikdad b. Esved, Selmân-ı Fârisî ve Ma’kel (r.a), Osman b. Maz’un’un evinde toplanırlar. Aralarında daima oruçlu olmağa, yatakta uyumamağa, et ve yağlı şeyler yememeğe, kadınlarına yaklaşmamağa, koku sürünmemeğe, eski elbiseler giyerek dolaşmağa karar verirler. Bunun üzerine bu âyet indirilir. (Kurtubî) Bu durum Peygamberimize ulaşınca o: “bu insanlara ne oluyor! Ben namaz kılarım, uyku da uyurum, oruç tutarım, iftar da ederim, et de yerim, yağ da yerim, kadınlara da yaklaşırım, benim sünnetimden yüz çeviren benden değildir.” buyurmuştur. (Müslim) Adamın biri, İbnu Mes’ud’a: “Ben yatağı kendime haram ettim” deyince o, bu âyeti okumuş ve: “yatağına yat ve yeminine keffaret ver” demiştir. Hasan el-Basrî Hazretlerinden rivayet edilir ki, bir gün yemeğe davet edilmiş, beraberinde Ferkadi Sebhî ve arkadaşları da varmış. Sofraya oturmuşlar, yağlı tavuklar, tatlı vesaire türlü türlü yemekler varmış. Ferkad bir kenara çekilmiş, Hasan el-Basrî de, “Ferkad oruçlu mu?” diye sormuş. Onlar da: “hayır böyle çeşit çeşit yemeği mekruh görür” demişler. Hasan el-Basrî Ferkad’e dönmüş: “Ey Ferkadcik! Sen halis tereyağı ve buğday özü ile balı bir Müslüman ayıplar kanaatinde misin? demiş. Yine Hasan el-Basrî‘ye, “filan zat palûze yemiyor, şükrünü eda edemem diyor” demişler, o da: “o soğuk su içiyor mu?” diye sormuş. Onlar da: “evet,” demişler. Hasan el-Basrî: “o halde bu adam cahil, Allahu Teâlâ’nın ona soğuk sudaki nimetinin palûzeden daha çok olduğunu bilmiyor” demiş. (Elmalılı)— M. Türk
5:88
89
لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللّٰهُ بِاللَّغْوِ ف۪ٓي اَيْمَانِكُمْ وَلٰكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا عَقَّدْتُمُ الْاَيْمَانَۚ فَكَفَّارَتُهُٓ اِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَاك۪ينَ مِنْ اَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ اَهْل۪يكُمْ اَوْ كِسْوَتُهُمْ اَوْ تَحْر۪يرُ رَقَبَةٍۜ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلٰثَةِ اَيَّامٍۜ ذٰلِكَ كَفَّارَةُ اَيْمَانِكُمْ اِذَا حَلَفْتُمْۜ وَاحْفَظُٓوا اَيْمَانَكُمْۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِه۪ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ٩٨
Lâ yuâhizukumullâhu bil lagvi fî eymânikum ve lâkin yuâhizukum bimâ akkadtumul eymân(eymâne), fe keffâretuhu it’âmu aşereti mesâkîne min evsatı mâ tut’ımûne ehlîkum ev kisvetuhum ev tahrîru rakabeh(rakabetin) fe men lem yecid fe sıyâmu selâseti eyyâm(eyyâmin) zâlike keffâretu eymânikum izâ haleftum vahfezû eymânekum kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihi leallekum teşkurûn(teşkurûne).
Allah sizi yeminlerinizdeki (bilmeyerek söylediğiniz) boş sözlerinizden dolayı sorumlu tutmayıp¹ yeminlerinizdeki kasıtlı olarak söylediklerinizden dolayı sorumlu tutar.² O (yeminin) keffareti de; ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak³ veya giydirmek yahut da bir köle azat etmek, (bunları) bulamayan kimse için ise üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz zaman yeminlerinizin keffareti budur. (Öyleyse) yeminlerinize sahip çıkın. Allah şükredesiniz diye size âyetlerini böyle açıklamaktadır.⁴ 1 Yemin: Kelime olarak, itibar edilemeyecek kadar önemsiz söz demektir. Yemin-i lâğv ise; bir yalan kastı bulunmaksızın yapılan yemindir. Bu yeminlerden dolayı keffaret gerekmez. Bk. Bu tür yeminler için Bk. (Bakara: 225) 2 Bu tür yeminlere, “yemin-i mün’akide” denir. Mesela “vallahi bundan sonra et yemeyeceğim…” gibi yeminler, böyledir. Bu yeminlerin birer akit olmaları sebebiyle mutlaka yerine getirilmeleri gerekir. Ancak yeminle yapılacağına veya yapılmayacağına söz verilen şey haram bir şeyse kefaretinin verilip o haramın işlenmemesi; yok, helal bir şeyse verilen sözde durulması en uygunudur. 3 Bu; ya bu fakirleri akşam ve sabah yemek yedirerek doyurmak ya da karınlarını akşam sabah doyuracak kadar ellerine para/yiyecek vermek sûretiyle olur. 4 Yani öncelikle her şeye yemin etmeyin, ettiğiniz yeminleri unutmayın, sonra haram olmayan konulardaki yeminlerinizi bozmayın, bozarsanız da keffaretini verin.— M. Türk
5:89
90
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالْاَنْصَابُ وَالْاَزْلَامُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ٢٩
Yâ eyyuhâllezîne âmenû innemel hamru vel meysiru vel ensâbu vel ezlâmu ricsun min ameliş şeytâni fectenibûhu leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey îman edenler! İçki,¹ kumar,² dikili taşlar³ ve zar çekerek şâns aramanız⁴ şeytana ait pis işlerden başka bir şey değildir. (Gerçekten) kurtuluşunuzu umabilmek için bun(lar)dan hep birlikte kaçının.⁵ 1 Hamr: Kök anlamıyla “örtmek” mânâsına mastardır. “Aklı bürüyüp örtmesi sebebiyle, çiğ üzüm şırasından, hurma, buğday, arpa ve darıdan yapılan ve içeni sarhoş eden içkiye” denilir ki bunun Türkçe karşılığı şaraptır. Bu, özel anlamıdır. Ancak hamr, bir de genel olarak; “aklı örten şey” anlamında kullanılır ki bu durumda aklı örten içki ve uyuşturucu madde çeşitlerinin tamamı buna dâhil olur. İmam Malik, İmam Şafi’î ve birçok ulema, Kur’an’-daki hamr’ın genel manasıyla sarhoşluk veren şey demek olduğuna, her nevi müskiratın Kur’an ile aynen haram kılındığına, kullanılmasının ve alınıp-satılmasının asla caiz olamayacağına hükmetmişlerdir. Fakat İmam Ebu Hanife ile Ashab ve tabiînden birçok ulema, hamr kelimesinin esas manasının, şarap olduğundan Kur’an ile liaynihi haram olanın şarap olduğu ve diğer müskiratın aynen değil sarhoşluk vermelerinden dolayı haram oldukları kanaatine varmışlardır. Şarabın kullanılmasının haram, alınıp-satılmasının ise caiz olabileceğine hükmetmişlerdir. Bk. (Bakara: 219) 2 Meysir: “Kolay olmak” fiilinden mastardır. Kumarda zahmetsizce mal kazanmak veya kaybetmek esas olması sebebiyle, mecâzen “kumar” anlamında kullanılır. Cahiliyye Arapları kumarı ya tavla, zar ve satranç gibi oyunlarla ya da piyango şeklinde oynarlardı. Ayrıca zar yerine kullandıkları on tane okları vardı ve bunları piyango şeklinde kullanırlardı. Bu sebeple bütün şâns oyunları kumar hükmündedir. Hattâ bir hadîste çocukların aşık ve ceviz oynamaları bile kumar olarak nitelendirilmiştir. 3 Nusub: Tapınmak veya kendisine kutsallık verilerek hürmet edilmek üzere kabul edilen ve kullanılan şekilli ve şekilsiz put veya putlaştırılan şeylerdir. Bu özellikleri taşıyan semboller, rozetler, biblolar ve haç buna dâhildir. Bk. (Tevbe: 31) 4 Ezlâm: İranlı ve Rumların kumar oynadıkları ve Arapların ok türünden zarları demektir. Bk. (Mâide: 3) 5 Bu âyet, içkinin yasaklanması hakkındaki (Nahl: 67, Bakara: 219 ve Nisâ: 43.) âyetlerden sonra inen dördüncü ve son âyettir. Bu âyette içki, puta tapmakla beraber zikredilerek, içki içmenin, puta tapmakla aynı olduğu da vurgulanmaktadır. Bu üç âyetin de Hz. Ömer (r.a)’ın “Allah’tan bu konuda bir açıklık getirmesini” istemesi üzerine indirildiği rivâyet edilmiştir. (Nesâî)— M. Türk
5:90
Yükleniyor...
Maide
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle