Neml 93 Ayet Mekke · النمل
27

Neml

Karınca · Mekke
27
Karınca · Mekke
النمل
93
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
31
اَلَّا تَعْلُوا عَلَيَّ وَأْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ۟ ١٣
Ellâ ta’lû aleyye ve’tûnî muslimîn(muslimîne).
“(Ve devamında) bana karşı büyüklük taslamayın, (kendi isteğinizle) boyun eğerek bana gelin, diyor.” (dedi.)¹ 1 Bu âyetten, bir beldeye savaş açmadan önce, mutlaka bir tebliğin yapılması ve o beldenin uyarılması gerektiği, anlaşılmaktadır.— M. Türk
27:31
32
قَالَتْ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اَفْتُون۪ي ف۪ٓي اَمْر۪يۚ مَا كُنْتُ قَاطِعَةً اَمْراً حَتّٰى تَشْهَدُونِ ٢٣
Kâlet yâ eyyuhel meleu eftûnî fî emrî, mâ kuntu kâtıaten emren hattâ teşhedûn(teşhedûni).
(Sonra Melike): “Ey ileri gelenler! Bana bu işim hakkında bir fikir verin. Ben sizinle istişâre etmeden, herhangi bir işi kestirip atmam.” dedi.— M. Türk
27:32
33
قَالُوا نَحْنُ اُو۬لُوا قُوَّةٍ وَاُو۬لُوا بَأْسٍ شَد۪يدٍ وَالْاَمْرُ اِلَيْكِ فَانْظُر۪ي مَاذَا تَأْمُر۪ينَ ٣٣
Kâlû nahnu ûlû kuvvetin ve ûlû be’sin şedîdin vel emru ileyki fenzurî mâzâ te’murîn(te’murîne).
Onlar da; “Biz güçlü, kuvvetli, savaşçı kimseleriz karar ise sana aittir.¹ Vereceğin emri de sen düşün.”² dediler. 1 İleri gelenlerin bu ifâdelerinden, onların savaşmaya pek de istekli olmadıkları, anlaşılmaktadır. 2 Bu âyetten de devlet başkanının ordunun emrinde değil, ordunun devlet başkanının emrinde olması gerektiği, anlaşılmaktadır.— M. Türk
27:33
34
قَالَتْ اِنَّ الْمُلُوكَ اِذَا دَخَلُوا قَرْيَةً اَفْسَدُوهَا وَجَعَلُٓوا اَعِزَّةَ اَهْلِهَٓا اَذِلَّةًۚ وَكَذٰلِكَ يَفْعَلُونَ ٤٣
Kâlet innel mulûke izâ dehalû karyeten efsedûhâ ve cealû eizzete ehlihâ ezilleh(ezilleten), ve kezâlike yef’alûn(yef’alûne).
(Melike): “Krallar bir ülkeye girince, kesinlikle orayı perişan ederler ve halkının şereflilerini alçaltırlar. (Herhalde) onlar da böyle yaparlar.” dedi.— M. Türk
27:34
35
وَاِنّ۪ي مُرْسِلَةٌ اِلَيْهِمْ بِهَدِيَّةٍ فَنَاظِرَةٌ بِمَ يَرْجِعُ الْمُرْسَلُونَ ٥٣
Ve innî mursiletun ileyhim bi hediyyetin fe nâzıratun bime yerciul murselûn(murselûne).
(Devamla):“Ben (şimdi) onlara bir he-diye gönderecek ve elçilerin nasıl bir sonuçla döneceklerini bekleyeceğim.”¹ dedi. 1 Bakacağım, gönderilenler ne ile dönecekler? Yani bu uygulamayla onların huylarını yoklayacağım ve ona göre hareket edeceğim. Bakalım Süleyman, mal ve hediyeler ile savulabilecek kimse mi, değil mi?— M. Türk
27:35
36
فَلَمَّا جَٓاءَ سُلَيْمٰنَ قَالَ اَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍۘ فَمَٓا اٰتٰينِ‌يَ اللّٰهُ خَيْرٌ مِمَّٓا اٰتٰيكُمْۚ بَلْ اَنْتُمْ بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ ٦٣
Fe lemmâ câe suleymâne kâle e tumiddûneni bi mâlin fe mâ âtâniyallâhu hayrun mimmâ âtâkum, bel entum bi hediyyetikum tefrahûn(tefrahûne).
(Elçiler) Süleyman’a gelince (Süleyman onlara): “Siz beni bu mallarla, satın almak mı istiyorsunuz? (Hâlbuki) Allah’ın bana verdiği (Peygamberlik) size verdiği (mal)dan daha hayırlıdır. Bu hediyelerinizle (ancak) sizler sevinirsiniz.” dedi.¹ 1 Böylece Hz. Süleyman hediyelerini reddetti.— M. Türk
27:36
37
اِرْجِعْ اِلَيْهِمْ فَلَنَأْتِيَنَّهُمْ بِجُنُودٍ لَا قِبَلَ لَهُمْ بِهَا وَلَنُخْرِجَنَّهُمْ مِنْهَٓا اَذِلَّةً وَهُمْ صَاغِرُونَ ٧٣
İrcı’ ileyhim fe le ne’tiyennehum bi cunûdin lâ kıbele lehum bihâ ve le nuhricennehum minhâ ezilleten ve hum sâgırûn(sâgırûne).
(Ve devamla): “(Ey elçiler!) Onlara (hediyelerinizle) geri gidin. Şunu iyi bilsinler ki onlara asla karşı koyamayacakları ordularla gelir ve onları rezil ve rüsva ederek oradan çıkarırız!” (dedi.)— M. Türk
27:37
38
قَالَ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اَيُّكُمْ يَأْت۪ين۪ي بِعَرْشِهَا قَبْلَ اَنْ يَأْتُون۪ي مُسْلِم۪ينَ ٨٣
Kâle yâ eyyuhel meleu eyyekum ye’tînî bi arşihâ kable en ye’tûnî muslimîn(muslimîne).
(Sonra Süleyman yanındakilere): “Ey ileri gelenler! Onlar bana teslim olmuş (Müslüman)lar olarak gelmeden önce, hanginiz o (melikenin) tahtını bana getirebilir?” dedi.— M. Türk
27:38
39
قَالَ عِفْر۪يتٌ مِنَ الْجِنِّ اَنَا۬ اٰت۪يكَ بِه۪ قَبْلَ اَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَۚ وَاِنّ۪ي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ اَم۪ينٌ ٩٣
Kâle ıfrîtun minel cinni ene âtîke bihî kable en tekûme min makâmik(makâmike) ve innî aleyhi le kaviyyun emîn(emînun).
Cinlerden bilgiç birisi de:¹ “Sen makamından kalkmadan, ben onu sana getiririm ve gerçekten bu konuda ben güvenilir bir güce sahibim.” dedi. 1 İfrit: Kelime olarak pis, çetin, kuvvetli anlamına gelir. Buradaki anlamı ise; şer ve pislikte son derece güçlü, şeytanlıkta ileri giden, tuttuğunu deviren, kuvvetli, becerikli ele avuca sığmayan bilgiç kimse demektir. Burada bahsi geçen kimse cin’dir. Ancak aynı özellikleri taşıyan insan için de ifrit ifadesi kullanılır.— M. Türk
27:39
40
قَالَ الَّذ۪ي عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ اَنَا۬ اٰت۪يكَ بِه۪ قَبْلَ اَنْ يَرْتَدَّ اِلَيْكَ طَرْفُكَۜ فَلَمَّا رَاٰهُ مُسْتَقِراًّ عِنْدَهُ قَالَ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ي۠ لِيَبْلُوَن۪ٓي ءَاَشْكُرُ اَمْ اَكْفُرُۜ وَمَنْ شَكَرَ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ رَبّ۪ي غَنِيٌّ كَر۪يمٌ ٠٤
Kâlellezî indehu ilmun minel kitâbi ene âtîke bihî kable en yertedde ileyke tarfuk(tarfuke), fe lemmâ reâhu mustekırran indehu kâle hâzâ min fadlı rabbî, li yebluvenî e eşkur em ekfur(ekfuru), ve men şekere fe innemâ yeşkuru li nefsih(nefsihî) ve men kefere fe inne rabbî ganiyyun kerîm(kerîmun).
Yanında kitaptan bir ilim¹ bulunan (Süleyman²) da: “Sen gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getiririm,” dedi. (Süleyman) o (tahtı) yanında durur vaziyette görünce: “Bu,³ şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (verdiği) bir lütuftur. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük edene gelince Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, O çok cömerttir.” dedi. 1 Yani vahiy bilgisi… 2 Kur’an’ın metnine göre, “yanında kitaptan bir ilim bulunan” bu zat, Hz. Süleyman (a.s)’dır. Zîrâ yukarıda (15 ve 16.) âyetlerde buyrulduğuna göre, Hz. Süleyman’a “ilim, saltanat ve kuşdili” gibi bir takım özellikler verilmiştir. Bir de Hz. Süleyman’ın yanında “kitaptan bir ilim bulunan yani peygamber olan” başka birisinin olması veya peygamber olmayan birisine vahiy gelmesi mümkün değildir. Zâten bu konuda muteber bir bilgi de yoktur. Buna rağmen ekseri müfessirler, bu zatın Hz. Süleyman (a.s.)’ın kendisi değil, ashabından birisi olmasını metne daha uygun bulmuşlardır. Bu konuda Muhiddîn el- Arabî’-nin görüşleri buraya almaya değer ciddiyette değildir. Şüphesiz bu hadise basit bir olay değil bir mucizedir. Fahreddîn Razî de bu zatın Süleyman (a.s.)’ın bizatihi kendisi olduğunu ifade etmiştir. Zira (الَّذ۪ى) mevsulünün, “sılası maluma işaret” olması kaidesine göre Kur’an’ın nazmı araştırıldığı zaman sılanın (عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ) olması sebebiyle malum olan zat ancak Süleyman (a.s.)’dır. Çünkü 15. ayette (وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُۧدَ وَسُلَيْمٰنَ عِلْمًا) “Biz, Dâvût’a ve Süleyman’a (da) bir ilim verdik.” buyurulmuştur. (Razi, Elmalılı) Tabiiki en doğrusunu Allah bilir. 3 Melikenin tahtının anında yanına geliverme mucizesi.— M. Türk
27:40
41
قَالَ نَكِّرُوا لَهَا عَرْشَهَا نَنْظُرْ اَتَهْتَد۪ٓي اَمْ تَكُونُ مِنَ الَّذ۪ينَ لَا يَهْتَدُونَ ٤١
Kâle nekkirû lehâ arşehâ nenzur e tehtedî em tekûnu minellezîne lâ yehtedûn(yehtedûne).
(Ve devamla): “Onun tahtını bilemeyeceği bir hale getirin. Bakalım tanıyacak mı, yoksa tanıyamayacak mı?” dedi.— M. Türk
27:41
42
فَلَمَّا جَٓاءَتْ ق۪يلَ اَهٰكَذَا عَرْشُكِۜ قَالَتْ كَاَنَّهُ هُوَۚ وَاُو۫ت۪ينَا الْعِلْمَ مِنْ قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِم۪ينَ ٢٤
Fe lemmâ câet kîle e hâkezâ arşuk(arşuki), kâlet ke ennehu huve ve ûtînel ilme min kablihâ ve kunnâ muslimîn(muslimîne).
(Melike) gelince: “Senin tahtın da böyle miydi?” denildi. O da: “Sanki bu o! Zâten bize, o (taht mûcizesinden) önce (Süleyman hakkında) bilgi verilmiş ve biz de Müslüman olmuştuk.”¹ dedi. 1 Âyetin son bölümündeki ifâdeler, Hz. Süleyman’a veya toplumuna da ait olabilir denilmişse de Melike’ye ait olması daha uygundur.— M. Türk
27:42
43
وَصَدَّهَا مَا كَانَتْ تَعْبُدُ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ اِنَّهَا كَانَتْ مِنْ قَوْمٍ كَافِر۪ينَ ٣٤
Ve saddehâ mâ kânet ta’budu min dûnillâh(dûnillâhi), innehâ kânet min kavmin kâfirîn(kâfirîne).
Onu, Allah’tan başka taptığı şeyler (Müslüman olmaktan) alıkoymuştu. Çünkü o kâfir bir toplumdandı.— M. Türk
27:43
44
ق۪يلَ لَهَا ادْخُلِي الصَّرْحَۚ فَلَمَّا رَاَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةً وَكَشَفَتْ عَنْ سَاقَيْهَاۜ قَالَ اِنَّهُ صَرْحٌ مُمَرَّدٌ مِنْ قَوَار۪يرَۜ قَالَتْ رَبِّ اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي وَاَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمٰنَ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ۟ ٤٤
Kîle lehadhulîs sarh(sarha), fe lemmâ raethu hasibethu lucceten ve keşefet an sâkayhâ, kâle innehu sarhun mumerradun min kavârîr(kavârîra), kâlet rabbi innî zalemtu nefsî ve eslemtu mea suleymâne lillâhi rabbil âlemîn(âlemîne).
O (melikeye): “Köşke gir!” denildi. O, o (köşkü) görünce (zeminini) su zannetti ve (ıslanmaması için)¹ eteğini yukarı çekti. (Bunun üzerine Süleyman): “(Eteğini indir) o, camdan yapılmış, şeffaf bir köşktür.” dedi. (Melike de): “Ey Rabbim! Ben gerçekten kendime zulmetmişim. Ben, Süleyman’la beraber âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.” dedi. 1 Bu parantez bazı tefsirlerde Hz. Süleyman’ın melike ile ilgili bir kısım düşüncelerinden dolayı böyle bir şey yaptığı saçmalıklarına mahal bırakmamak için ilave edilmiştir. Doğrusu da böyledir. Çünkü o tip rivâyetlerin hiçbir dayanağı yoktur.— M. Türk
27:44
45
وَلَقَدْ اَرْسَلْـنَٓا اِلٰى ثَمُودَ اَخَـاهُمْ صَـالِحاً اَنِ اعْبُـدُوا اللّٰهَ فَاِذَا هُمْ فَر۪يقَانِ يَخْتَصِمُونَ ٥٤
Ve lekad erselnâ ilâ semûde ehâhum sâlihan eni’budûllâhe fe izâhum ferîkâni yahtesımûn(yahtesımûne).
Yemin olsun ki Biz, Semûd kavmine kardeşleri Salih’i: “(Sadece) Allah’a kulluk edin!” (demesi için) gönderdik. Bir de ne görsün birbirine düşman iki zümre¹ oluverdiler. 1 Mü’minler ve kâfirler olarak.— M. Türk
27:45
46
قَالَ يَا قَوْمِ لِمَ تَسْتَعْجِلُونَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِۚ لَوْلَا تَسْتَغْفِرُونَ اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ٦٤
Kâle yâ kavmi lime testa’cilûne bîs seyyieti kablel haseneh(haseneti), lev lâ testagfirûnallâhe leallekum turhamûn(turhamûne).
(Salih): “Ey kavmim! İyilik dururken niçin kötülüğe koşuyorsunuz? Merhamet olunasınız diye Allah’tan af dileseniz olmaz mı?” dedi.— M. Türk
27:46
47
قَالُوا اطَّيَّرْنَا بِكَ وَبِمَنْ مَعَكَۜ قَالَ طَٓائِرُكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ تُفْتَنُونَ ٧٤
Kâlût tayyernâ bike ve bi men meak(meake), kâle tâirukum indallâhi bel entum kavmun tuftenûn(tuftenûne).
(Onlar da): “Biz, zâten sen ve seninle birlikte olanlar yüzünden uğursuzluğa uğradık.” dediler. (Salih onlara): “Size uğursuzluk (dediğiniz şeyler) Allah’tan gelmektedir. Doğrusu siz, imtihana çekilen bir topluluksunuz.” dedi.— M. Türk
27:47
48
وَكَانَ فِي الْمَد۪ينَةِ تِسْعَةُ رَهْطٍ يُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ ٨٤
Ve kâne fîl medîneti tis’atu rahtın yufsidûne fîl ardı ve lâ yuslihûn(yuslihûne).
O (Hicr)¹ şehrinde, yeryüzünde bozgunculuk yapıp (asla) iyilik yapmayan dokuz kişilik bir çete vardı. 1 Bu parantez, Salih (a.s) Hicr’de helâk edilen Semûd kavmine Peygamber olarak gönderildiği için ilave edilmiştir. Bk. (Hicr: 80)— M. Türk
27:48
49
قَالُوا تَقَاسَمُوا بِاللّٰهِ لَنُبَيِّتَنَّهُ وَاَهْلَهُ ثُمَّ لَنَقُولَنَّ لِوَلِيِّه۪ مَا شَهِدْنَا مَهْلِكَ اَهْلِه۪ وَاِنَّا لَصَادِقُونَ ٩٤
Kâlû tekâsemû billâhi le nubeyyitennehu ve ehlehu summe le nekûlenne li veliyyihî mâ şehidnâ mehlike ehlihî ve innâ le sâdikûn(sâdikûne).
Allah adına yemin ederek, birbirlerine: “Bir gece onu ve ailesini öldürelim, sonra da akrabalarına, ‘biz onun ailesinin öldürüldüğünde orada değildik, (inanın ki) doğru söylüyoruz,’ diyelim.” dediler.— M. Türk
27:49
50
وَمَكَرُوا مَكْراً وَمَكَرْنَا مَكْراً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ٠٥
Ve mekerû mekran ve mekernâ mekran ve hum lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Onlar bir tuzak kurdular. Biz de onlar farkında olmadan, (onlara) bir tuzak kurduk.¹ 1 “Allah’ın tuzak kurması” demek, “onların hile ve tuzaklarını bozması” demektir.— M. Türk
27:50
51
فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ مَكْرِهِمْۙ اَنَّا دَمَّرْنَاهُمْ وَقَوْمَهُمْ اَجْمَع۪ينَ ١٥
Fenzur keyfe kâne âkıbetu mekrihim ennâ demmernâhum ve kavmehum ecmeîn(ecmeîne).
Tuzaklarının sonunun nasıl olduğuna bir bak! Şüphesiz Biz onları da topluluklarını da tamamen helâk ettik.— M. Türk
27:51
52
فَتِلْكَ بُيُوتُهُمْ خَاوِيَةً بِمَا ظَلَمُواۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ ٢٥
Fe tilke buyûtuhum hâviyeten bimâ zalemû, inne fî zâlike le âyeten li kavmin ya’lemûn(ya’lemûne).
İşte onların zâlimlikleri yüzünden çökmüş evleri! Anlayan bir toplum için elbette bunda bir ibret vardır.— M. Türk
27:52
53
وَاَنْجَيْنَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ ٣٥
Ve enceynellezîne âmenû ve kânû yettekûn(yettekûne).
(O toplumdan) îman edip, Allah’tan hakkıyla sakınanları (helâk olmaktan) kurtardık.— M. Türk
27:53
54
وَلُوطاً اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ وَاَنْتُمْ تُبْصِرُونَ ٤٥
Ve lûtan iz kâle li kavmihî ete’tûnel fâhışete ve entum tubsırûn(tubsırûne).
Lût’u da (kendi toplumuna gönderdik.) O, toplumuna: “Siz göz göre göre hâlâ bu çirkin işi yapacak mısınız?” dedi.¹ 1 Konuyla ilgili olarak Bk. (A’raf: 80–84, Ankebut: 28-35)— M. Türk
27:54
55
اَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ شَهْوَةً مِنْ دُونِ النِّسَٓاءِۜ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ تَجْهَلُونَ ٥٥
E innekum le te’tûner ricâle şehveten min dûnin nisâi, bel entum kavmun techelûn(techelûne).
(Ve devamla): “Siz, kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere ilişmeye ısrarla devam edecek misiniz? Doğrusu siz beyinsiz bir toplumsunuz!” (dedi.)¹ 1 Âyetin çok yakın benzeri için Bk.(A’raf: 81)— M. Türk
27:55
56
فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُٓوا اَخْرِجُٓوا اٰلَ لُوطٍ مِنْ قَرْيَتِكُمْۚ اِنَّهُمْ اُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ ٦٥
Fe mâ kâne cevâbe kavmihî illâ en kâlû ahricû âle lûtın min karyetikum innehum unâsun yetetahherûn(yetetahherûne).
(Bunun üzerine) toplumunun tek cevabı: “Lût ailesini memleketinizden çıkarın, çünkü onlar, sadece temizlik taslayan kimselerdir.“ demeleri oldu.— M. Türk
27:56
57
فَاَنْجَيْنَاهُ وَاَهْلَـهُٓ اِلَّا امْرَاَتَهُۘ قَدَّرْنَاهَا مِنَ الْغَابِر۪ينَ ٧٥
Fe enceynâhu ve ehlehû illemreetehu kaddernâhâ minel gâbirîn(gâbirîne).
Bunun üzerine Biz, geride (helâk olacaklar içerisinde) kalmasını uygun gördüğümüz karısı dışında, onu ve ailesini kurtardık.— M. Türk
27:57
58
وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَراًۚ فَسَٓاءَ مَطَرُ الْمُنْذَر۪ينَ۟ ٨٥
Ve emtarnâ aleyhim matarâ(metaran), fe sâe matarul munzerîn(munzerîne).
Ve üzerlerine çok şiddetli bir (azap) yağmuru yağdırdık. Uyarılanların yağmuru gerçekten ne kötü bir yağmurdur!¹ 1 Aynı âyet için Bk. (Şuara: 173)— M. Türk
27:58
59
قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ وَسَلَامٌ عَلٰى عِبَادِهِ الَّذ۪ينَ اصْطَفٰىۜ آٰللّٰهُ خَيْرٌ اَمَّا يُشْرِكُونَۜ ٩٥
Kulil hamdu lillâhi ve selâmun alâ ibâdihillezînastafâ, âllâhu hayrun emmâ yuşrikûn(yuşrikûne).
(Ey Muhammed!): “Hamd olsun Allah’a ve selâm olsun seçkin kıldığı kullarına. Hayırlı (olan) Allah mı, yoksa (müşriklerin Ona) ortak koştukları mı?”¹ de. 1 Bu soru inkaridir. Yani tabiî ki, “Allah en hayırlı olandır” demektir.— M. Türk
27:59
60
اَمَّنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَاَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَنْبَتْنَا بِه۪ حَدَٓائِقَ ذَاتَ بَهْجَةٍۚ مَا كَانَ لَكُمْ اَنْ تُنْبِتُوا شَجَرَهَاۜ ءَاِلٰهٌ مَعَ اللّٰهِۜ بَلْ هُمْ قَوْمٌ يَعْدِلُونَۜ ٠٦
Emmen halakas semâvâti vel arda ve enzele lekum mines semâi mâ’(mâen), fe enbetnâ bihî hadâika zâte behceh(behcetin), mâ kâne lekum en tunbitû şecerehâ, e ilâhun meallâh(meallâhi), bel hum kavmun ya’dilûn(ya’dilûne).
O gökleri ve yeryüzünü yaratan ve size gökten su indiren (Allah’a) hiç (ortak koşulur) mu?¹ Biz o suyla, bir ağacını bile yetiştiremeyeceğiniz güzelim bahçeleri yetiştirdik. Hiç Allah’la beraber bir ilâh olur mu? Doğrusu onlar sapkın bir toplumdur. 1 Buradaki (مَنْ) ism-i mevsul ve mübteda, haberi de mahzuf (يُشْرَكَ بِهِ) olarak tercüme edilmiştir. (Elmalılı)— M. Türk
27:60
Yükleniyor...
Neml
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle