Fussilet 54 Ayet Mekke · فصلت
41

Fussilet

Ayrıntılı · Mekke
41
Ayrıntılı · Mekke
فصلت
54
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
31
نَحْنُ اَوْلِيَٓاؤُ۬كُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِي الْاٰخِرَةِۚ وَلَكُمْ ف۪يهَا مَا تَشْتَـه۪ٓي اَنْفُسُكُمْ وَلَكُمْ ف۪يهَا مَا تَدَّعُونَۜ ١٣
Nahnu evliyâukum fîl hayâtid dunyâ ve fîl âhireh(âhireti), ve lekum fîhâ mâ teştehî enfusukum ve lekum fîhâ mâ teddeûn(teddeûne).
31,32. (Ve devamla:) “Sizin, dünya hayatında da âhirette de gerçek dostlarınız biziz. Orada çok bağışlayan ve çok merhametli olan (Allah)’tan bir ikram olarak, sizin için canlarınızın arzu ettiği her şey ve istediklerinizin tamamı vardır.”¹ (derler.) 1 Bu ifâde Allah’a da ait olabilir.— M. Türk
41:31
32
نُزُلاً مِنْ غَفُورٍ رَح۪يمٍ۟ ٢٣
Nuzulen min gafûrin rahîm(rahîmin).
31,32. (Ve devamla:) “Sizin, dünya hayatında da âhirette de gerçek dostlarınız biziz. Orada çok bağışlayan ve çok merhametli olan (Allah)’tan bir ikram olarak, sizin için canlarınızın arzu ettiği her şey ve istediklerinizin tamamı vardır.”¹ (derler.) 1 Bu ifâde Allah’a da ait olabilir.— M. Türk
41:32
33
وَمَنْ اَحْسَنُ قَوْلاً مِمَّنْ دَعَٓا اِلَى اللّٰهِ وَعَمِلَ صَالِحاً وَقَالَ اِنَّن۪ي مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ ٣٣
Ve men ahsenu kavlen mimmen deâ ilâllâhi ve amile sâlihan ve kâle innenî minel muslimîn(muslimîne).
(İnsanları) Allah’a çağıran, (inandığı) iyi işleri yaşayan ve: “Ben kesinlikle Müslümanlardanım.” diyen kimseden daha güzel sözlü, kim olabilir?¹ 1 Allaha davet, en güzel sözdür. Ancak böyle olması, davetin; “yalnız kuru bir lâftan ibaret kalmaması, davetçinin de Müslüman olması ve inandığını yaşaması” şartına bağlıdır. Yani Allah’a davet, Peygamberlerin ve Peygamberlerin varisi olan, Allah’ın dinini iyi bilen, ona şirk ve heva ve heveslerinden bir şey bulaştırmayan gerçek âlimlerin işidir.— M. Türk
41:33
34
وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُۜ اِدْفَعْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ فَاِذَا الَّذ۪ي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَاَنَّهُ وَلِيٌّ حَم۪يمٌ ٤٣
Ve lâ testevîl hasenetu ve les seyyieh(seyyietu), idfa’ billetî hiye ahsenu fe izellezî beyneke ve beynehu adâvetun ke ennehu veliyyun hamîm(hamîmun).
Nasıl ki iyilikle kötülük bir değilse,¹ o zaman sen de o (kötülükleri), en güzel bir biçimde uzaklaştır. İşte o zaman, seninle arasında düşmanlık bulunan kimsenin, sana sıcak bir dost oluverdiğini görürsün.— M. Türk
41:34
35
وَمَا يُلَقّٰيهَٓا اِلَّا الَّذ۪ينَ صَبَرُواۚ وَمَا يُلَقّٰيهَٓا اِلَّا ذُوحَظٍّ عَظ۪يمٍ ٥٣
Ve mâ yulakkâhâ illâllezîne saberû, ve mâ yulakkâhâ illâ zû hazzın azîm(azîmin).
Bu (güzel haslet,) ancak sabredenlere verilir. Ve yine bu (güzel haslet,) ancak (îman ve yaşayışında) büyük ciddiyet¹ sahibi olanlara verilir. 1 (حَظٌّ عَظِيمٌ): Tefsirlerde ciddiyet, büyük pay, ilâhî nîmet, büyük nasip, bahtiyarlık ve cennet gibi anlamlarla tercüme edilmiştir. Bk. (Kasas:79)— M. Türk
41:35
36
وَاِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٦٣
Ve immâ yenzeganneke mineş şeytâni nezgun festeız billâh(billâhi), innehu huves semîul alîm(alîmu).
Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın.¹ Çünkü O, hakkıyla işitendir, eksiksiz bilendir. 1 Önce, her türlü şeytandan ve şeytani düşüncelerden zihnen uzaklaş ve sonra da bunu dilinle, “Eûzü Besmele” çekerek, ifâde et. Kur’an okurken “Besmele” çekmek kalben vaciptir. Dil ile söylemek ise âlimlerin çoğunluğuna göre vacip değil, müstehab’tır. Bk. (A’raf: 200, Nahl: 98)— M. Türk
41:36
37
Secde
وَمِنْ اٰيَاتِهِ الَّيْلُ وَالنَّهَارُ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُۜ لَا تَسْجُدُوا لِلشَّمْسِ وَلَا لِلْقَمَرِ وَاسْجُدُوا لِلّٰهِ الَّذ۪ي خَلَقَهُنَّ اِنْ كُنْتُمْ اِيَّاهُ تَعْبُدُونَ ۩ ٧٣
Ve min âyâtihil leylu ven nehâru veş şemsu vel kamer(kameru), lâ tescudû liş şemsi ve lâ lil kameri vescudû lillâhillezî halakahunne in kuntum iyyâhu ta’budûn(ta’budûne). (SECDE ÂYETİ)
Gece ile gündüz, güneş ile ay Onun (kudretinin) delillerindendir. Siz eğer Ona ibâdet etmek istiyorsanız, sakın güneşe ve aya secde etmeyin, sadece bunları yaratan Allah’a secde edin.¹ 1 Sakın güneş ve aya tecellilerinden dolayı secde etmeyin. Çünkü onlar da sizin gibi mahlûklardır. Onları ve her şeyi yaratmış olan Allah’a secde edin. Eğer siz gerçekten o Allah’a ibadet edecekseniz, başkasına secde edemezsiniz, zira secde ibadetin en özelidir.— M. Türk
41:37
38
فَاِنِ اسْتَكْبَرُوا فَالَّذ۪ينَ عِنْدَ رَبِّكَ يُسَبِّحُونَ لَهُ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَهُمْ لَا يَسْـَٔمُونَ ٨٣
Fe inistekberû fellezîne inde rabbike yusebbihûne lehu bil leyli ven nehâri ve hum lâ yes’emûn(yes’emûne).
Şâyet onlar büyüklük taslarlarsa Rab-binin yanında bulunan (melekler) Onu gece gündüz hiç usanmadan tesbih ederler.— M. Türk
41:38
39
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنَّكَ تَرَى الْاَرْضَ خَاشِعَةً فَاِذَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَٓاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْۜ اِنَّ الَّـذ۪ٓي اَحْيَاهَا لَمُحْـيِ الْمَوْتٰىۜ اِنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٩٣
Ve min âyâtihî enneke terel arda hâşiaten fe izâ enzelnâ aleyhel mâehtezzet ve rebet, innellezî ahyâhâ le muhyîl mevtâ, innehu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Kupkuru gördüğün şu yeryüzünün, Biz ona su indirdiğimiz zaman harekete geçip kabarması da Allah’ın (kudretinin) delillerindendir.¹ O (çorak toprağa) can veren (Allah) şüphesiz ölüleri de diriltir. Çünkü Onun, gücü her şeye yeter. 1 Bu âyette; kuraklıktan perişan olan yeryüzünün durumu, zillete düşmüş bir kimsenin boynunun bükülmüş haline, bir topluma Peygamber gönderilmesi de çorak bir araziye yağmur yağdırılmasına benzetilmiştir. İşte bu da Allah’ın kudretinin delillerindendir. Ya Allah insanlara Peygamberlerle rahmet göndermeseydi, insanların hali ne olurdu?— M. Türk
41:39
40
اِنَّ الَّذ۪ينَ يُلْحِدُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا لَا يَخْفَوْنَ عَلَيْنَاۜ اَفَمَنْ يُلْقٰى فِي النَّارِ خَيْرٌ اَمْ مَنْ يَأْت۪ٓي اٰمِناً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِعْمَلُوا مَا شِئْتُمْۙ اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ ٠٤
İnnellezîne yulhıdûne fî âyâtinâ lâ yahfevne aleynâ, e fe men yulkâ fîn nâri hayrun em men ye’tî âminen yevmel kıyâmeh(kıyâmeti), i’melû mâ şi’tum innehu bimâ ta’melûne basîr(basîrun).
O Bizim âyetlerimizi çarpıtanlar,¹ Bize asla gizli kalmazlar. Öyleyse kıyamet günü cehennemin içine atılan kimse mi daha hayırlıdır yoksa (huzurumuza) güvenle gelen kimse mi? Artık siz dilediğinizi yapın. Çünkü O (Allah) yaptıklarınızı gerçekten hakkıyla görendir.² 1 İlhad: Kelime anlamı olarak ölüyü lâhde (mezara) koymak, sapmak, incitmek demek olup, doğruluktan eğrilmek, haktan bâtıla sapmak anlamına gelir. Âyetlerde ilhad ise; doğru mana vermeyip, istikametten ayrılarak eğrisine çekmek, yalanlamak, yanlış tevil etmek ve tahrif etmek demektir. 2 Bu âyet, Ammar b. Yasir ve Ebû Cehil hakkında indirilmiştir. (Esbâb-ı Nüzûl -Suyûtî)— M. Türk
41:40
41
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِالذِّكْرِ لَمَّا جَٓاءَهُمْۚ وَاِنَّهُ لَكِتَابٌ عَز۪يزٌۙ ٤١
İnnellezîne keferû biz zikri lemmâ câehum, ve innehu le kitâbun azîz(azîzun).
Şüphesiz, kendilerine gelen Kur’an’ı inkâr edenler (iyi bilsinler ki) o, çok şerefli bir Kitaptır.— M. Türk
41:41
42
لَا يَأْت۪يهِ الْبَاطِلُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَلَا مِنْ خَلْفِه۪ۜ تَنْز۪يلٌ مِنْ حَك۪يمٍ حَم۪يدٍ ٢٤
Lâ ye’tîhil bâtılu min beyni yedeyhi ve lâ min halfih(halfihî), tenzîlun min hakîmin hamîd(hamîdin).
Hiçbir bâtılın, ekleme yaparak veya eksilterek onu değiştirmeye gücü yetmez.¹ (Çünkü o) hüküm (ve hikmet) sahibi, övülmeye en lâyık olan (Allah) tarafından indirilmiştir. 1 Âyetin bu bölümü “Kendisinden önce gelen hiçbir şey onu yalanlayamadığı gibi kendisinden sonra da onun hükmünü kaldıracak bir kitap gelmeyecektir.” diye de anlaşılabilir.— M. Türk
41:42
43
مَا يُقَالُ لَكَ اِلَّا مَا قَدْ ق۪يلَ لِلرُّسُلِ مِنْ قَبْلِكَۜ اِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ وَذُو عِقَابٍ اَل۪يمٍ ٣٤
Mâ yukâlu leke illâ mâ kad kîle lir rusuli min kablik(kablike), inne rabbeke le zû magfiretin ve zû ikâbin elîm(elîmin).
(Ey Muhammed!) Sana söylenenler senden önceki Peygamberlere söylenenlerden başka bir şey değildir. Şüphesiz senin Rabbin, hem bağışlama sahibi hem de acı bir azap sahibidir.— M. Türk
41:43
44
وَلَوْ جَعَلْنَاهُ قُرْاٰناً اَعْجَمِياًّ لَقَالُوا لَوْلَا فُصِّلَتْ اٰيَاتُهُۜ ءَاَۭۘعْجَمِيٌّ وَعَرَبِيٌّۜ قُلْ هُوَ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هُدًى وَشِفَٓاءٌۜ وَالَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ ف۪ٓي اٰذَانِهِمْ وَقْرٌ وَهُوَ عَلَيْهِمْ عَمًىۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُنَادَوْنَ مِنْ مَكَانٍ بَع۪يدٍ۟ ٤٤
Ve lev cealnâhu kur’ânen a’cemiyyen le kâlû lev lâ fussilet âyâtuh(âyâtuhu), e a’cemiyyun ve arabîy(arabîyyun), kul huve lillezîne âmenû huden ve şifâun, vellezîne lâ yû’minûne fî âzânihim vakrun ve hûve aleyhim amâ(amen), ulâike yunâdevne min mekânin baîd(baîdin).
Eğer Biz, onu yabancı dilde¹ bir Kur’an olarak indirseydik, bu defa da kesinlikle: “Onun âyetleri (anlayacağımız) bir dille açıklansa olmaz mıydı? Arap (bir Peygambere) yabancı dilde (bir Kur’an) olur mu?”² derlerdi. (Sen onlara): “O, îman edenler için hak yol rehberi ve gönüllerdeki (dert ve sıkıntılara) şifadır. Îman etmeyenlerin kulaklarında bir ağırlık vardır ve o (Kur’an) onlara anlaşılmaz gibi gelir. Çünkü onlar (zâten) anlayışı kıt kimselerdir.”³ de. 1 A’cemî: A’cem cinsine mensup olan demektir. Arapçada a’cem, Arabın gayrisi, yabancı (Türk, Fars, Hindli, Avrupalı gibi) anlamına gelir. Ayrıca Arapçayı fasih olmayan, iyi söyleyemeyen, dilindeki tutukluktan dolayı dediği anlaşılmayana da a’cemî denir. 2 Âyetin bu bölümü; “Araplara yabancı dille hitâp edilir mi?” şeklinde de anlaşılabilir. 3 Âyetin son bölümü kelime anlamıyla “Sanki onlar uzak bir yerden çağrılıyorlar” şeklinde tercüme edilebilir. Ancak bu ifâde Arapça da mecâzen “anlayışı kıt” anlamında kullanıldığı için yukarıdaki tercüme daha uygun bulunmuştur.— M. Türk
41:44
45
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ فَاخْتُلِفَ ف۪يهِۜ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْۜ وَاِنَّهُمْ لَف۪ي شَكٍّ مِنْهُ مُر۪يبٍ ٥٤
Ve lekad âteynâ mûsel kitâbe fahtulife fîh(fîhi), ve lev lâ kelimetun sebekat min rabbike le kudıye beynehum, ve innehum lefî şekkin minhu murîb(murîbin).
Yemin olsun ki Biz Mûsa’ya kitabı verdik, onda da anlaşmazlığa düşüldü. Eğer Rabbinin önceden verilmiş bir sözü¹ olmasaydı onların hesabı (dünyada) görülürdü. Onlar bu (Kur’an)dan da çok ciddî bir şüphe içerisindeler. 1 Cezâ ve mükâfatın âhirette olacağına dâir.— M. Türk
41:45
46
مَنْ عَمِلَ صَالِحاً فَلِنَفْسِه۪ وَمَنْ اَسَٓاءَ فَعَلَيْهَاۜ وَمَا رَبُّكَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِ ٦٤
Men amile sâlihan fe li nefsihî ve men esâe fe aleyhâ, ve mâ rabbuke bi zallâmin lil abîd(abîdi).
Kim (inandığı) iyi işleri yaşarsa, kendisinin iyiliğinedir, kim de kötülük ederse, o da kendi zararınadır. Çünkü senin Rabbin, kesinlikle kullara zulmedici değildir.— M. Türk
41:46
47
اِلَيْهِ يُرَدُّ عِلْمُ السَّاعَةِۜ وَمَا تَخْرُجُ مِنْ ثَمَرَاتٍ مِنْ اَكْمَامِهَا وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِه۪ۜ وَيَوْمَ يُنَاد۪يهِمْ اَيْنَ شُرَكَٓاء۪يۙ قَالُٓوا اٰذَنَّاكَۙ مَا مِنَّا مِنْ شَه۪يدٍۚ ٧٤
İleyhi yureddu ilmus sâah(sâati), ve mâ tahrucu min semerâtinmin ekmâmihâ ve mâ tahmilu min unsâ ve lâ tedau illâ bi ilmih(ilmihî), ve yevme yunâdîhim eyne şurekâî kâlû âzennâke mâ minnâ min şehîd(şehîdin).
Kıyametin zamanını ancak O bilir.¹ Onun bilgisi olmadan, hiç bir meyve kabuğunu yarıp çıkamaz, hiç bir dişi de gebe kalamaz ve doğuramaz. (Kıyamet) günü (Allah) onlara: “Şu Benim ortaklarım şimdi nerelerde?” diye seslenince onlar: “Senin ortağın olduğuna dâir bizden hiçbir şâhit olmadığını Sana arz ederiz.” derler. 1 Âyetin bu bölümü, “Kıyamet gününün bilgisi, ancak Ona havâle edilir” şeklinde de tercüme edilebilir.— M. Türk
41:47
48
وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَدْعُونَ مِنْ قَبْلُ وَظَنُّوا مَا لَهُمْ مِنْ مَح۪يصٍ ٨٤
Ve dalle anhum mâ kânû yed’ûne min kablu ve zannû mâ lehum min mahîs(mahîsın).
Böylece, önceden kendilerine taptıkları şeyler onlardan uzaklaşacak ve onlar, (cehennemden) kurtuluş imkânının olmadığını da anlayacaklar.— M. Türk
41:48
49
لَا يَسْـَٔمُ الْاِنْسَانُ مِنْ دُعَٓاءِ الْخَيْرِۘ وَاِنْ مَسَّهُ الشَّرُّ فَيَؤُ۫سٌ قَنُوطٌ ٩٤
Lâ yes’emul insânu min duâil hayri ve in messehuş şerru fe yeûsun kanût(kanûtun).
İnsan, hayrı¹ istemekten asla bıkmaz. Fakat ona bir kötülük dokununca da endişeye kapılır ve ümidini kaybeder. 1 Yani, mal-mülk, sıhhat, şeref ve hükümranlık (Kurtubi)— M. Türk
41:49
50
وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ رَحْمَةً مِنَّا مِنْ بَعْدِ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ هٰذَا ل۪يۙ وَمَٓا اَظُنُّ السَّاعَةَ قَٓائِمَةًۙ وَلَئِنْ رُجِعْتُ اِلٰى رَبّ۪ٓي اِنَّ ل۪ي عِنْدَهُ لَلْحُسْنٰىۚ فَلَنُنَبِّئَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِمَا عَمِلُواۘ وَلَنُذ۪يقَنَّهُمْ مِنْ عَذَابٍ غَل۪يظٍ ٠٥
Ve le in ezaknâhu rahmeten minnâ min ba’di darrâe messethu le yekûlenne hâzâ lî ve mâ ezunnus sâate kâimeten ve le in ruci’tu ilâ rabbî inne lî indehu lel husnâ, fe le nunebbiennellezîne keferû bimâ amilû ve le nuzîkannehum min azâbin galîz(galîzin).
Fakat kendisine dokunan bir zarardan sonra, katımızdan ona bir rahmet tattırınca da: “Bunları ben kazandım. Ben, (zâten) kıyametin kopacağını da zannetmiyorum, eğer Rabbime döndürülürsem muhakkak Onun katında benim için bunlardan daha da güzeli vardır.”¹ der. Ama şunu iyi bilin ki; Biz, o kâfirlere yaptıklarını mutlaka haber vereceğiz ve onlara, ağır bir azap tattıracağız. 1 Yani, her ne kadar âhirete inanmıyorsa da olaki ahiret diye bir şey varsa, dünyadaki mallarının, oğullarının, efendilerinin orada da kendisine bir fayda vereceğini veya dünyadaki gibi âhirette de bir adamını bulup işini çıkıştıracağını zanneder. Konuyla ilgili olarak Bk. (Kehf: 36)— M. Türk
41:50
51
وَاِذَٓا اَنْعَمْنَا عَلَى الْاِنْسَانِ اَعْرَضَ وَنَاٰ بِجَانِبِه۪ۚ وَاِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ فَذُو دُعَٓاءٍ عَر۪يضٍ ١٥
Ve izâ en’amnâ alel insâni a’rada ve neâ bi cânibih(cânibihî), ve izâ messehuş şerru fe zû duâin arîd(arîdın).
Biz, insana bir nîmet verdiğimizde yüz çevirir ve yan çizer(ek Bizden) uzaklaşır, ama kendisine bir şer dokunduğu zaman da ısrarla yalvarır.¹ 1 Bk. (İsra: 83)— M. Türk
41:51
52
قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كَانَ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ ثُمَّ كَفَرْتُمْ بِه۪ مَنْ اَضَلُّ مِمَّنْ هُوَ ف۪ي شِقَاقٍ بَع۪يدٍ ٢٥
Kul e reeytum in kâne min indillâhi summe kefertum bihî men edallu mimmen huve fî şikâkın baîd(baîdin).
(Ey Muhammed! Onlara): “Siz Kur’an’ın gerçekten Allah tarafından gönderildiğini, sonra da sizin onu inkâr ettiğinizi hiç düşündünüz mü? (Haktan) çok uzak bir ayrılık içerisinde olandan daha sapkın kim olabilir?” de.— M. Türk
41:52
53
سَنُر۪يهِمْ اٰيَاتِنَا فِي الْاٰفَاقِ وَف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ حَتّٰى يَتَبَـيَّنَ لَهُمْ اَنَّهُ الْحَقُّۜ اَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ اَنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ ٣٥
Se nurîhim âyâtinâ fîl âfâkı ve fî enfusihim hattâ yetebeyyene lehum ennehul hakk(hakku), e ve lem yekfi bi rabbike ennehu alâ kulli şey’in şehîd(şehîdun).
Biz, gerçek olduğu kendilerine açıkça belli olsun diye âyetlerimizi hem uçsuz bucaksız ufuklarda, hem de kendi gönüllerinde onlara göstereceğiz.¹ Doğrusu senin için Rabbinin her şeyi görüp durması yetmez mi? 1 Yani kendilerinin bulunduğu Mekke sınırları dışında, Mekke sınırları içerisinde ve gönüllerinde Kur’an’ın gerçek olduğunu onlara göstereceğiz. İslâm’ın ileride dünyanın tamamına yayılacağını haber veren bu âyet, Kur’an’ın gerçekten, Allah Kelâmı olduğunu açıkça ispat eden mûcizelerindendir. Bu âyetin Mekke’de indirildiği, bir de ondan sonra Peygamber (s.a.v)’e ve halîfelerine Allah’ın ihsan ettiği nîmetler düşünülürse, bunun ne büyük bir mûcize olduğu çok iyi anlaşılır. Allah, bu âyette Kur’an’ın hakk olduğunu, Hz. Muhammed (s.a.v)’in doğruluğunu, İslam’ın yüceliğini ispat için bu iki nevi mucizelerin ikisini de göstereceğini vadediyor. Öyle ki; onun hakk olduğu o kâfirlerce görülünceye kadar Bedir’den Mekke’nin fethine kadar, Mekke müşrikleri bunu hem kendi nefislerinde hem de Mekke sınırları dışında gördüler. Ondan sonra diğerleri de görmeğe başladılar. Bunlar görüldükten, bu hakikat açıkça ortaya çıktıktan sonra sanki hiç görülmemiş gibi hâlâ inkârda devam eden sonraki kâfirler de ileride göreceklerdir.— M. Türk
41:53
54
اَلَٓا اِنَّهُمْ ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْ لِقَٓاءِ رَبِّهِمْۜ اَلَٓا اِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُح۪يطٌ ٤٥
E lâ innehum fî miryetin min likâi rabbihim, e lâ innehu bi kulli şey’in muhît(muhîtun).
Dikkatli olun! Gerçekten onlar, Rableri ile karşılaşacaklarından tam emin değiller. Şunu da iyi bilin ki gerçekten O (Allah) her şeyi (ilmiyle) kuşatandır.— M. Türk
41:54
Yükleniyor...
Fussilet
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle