اَللّٰهُ يَتَوَفَّى الْاَنْفُسَ ح۪ينَ مَوْتِهَا وَالَّت۪ي لَمْ تَمُتْ ف۪ي مَنَامِهَاۚ فَيُمْسِكُ الَّت۪ي قَضٰى عَلَيْهَا الْمَوْتَ وَيُرْسِلُ الْاُخْرٰٓى اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ٢٤
Allâhu yeteveffel enfuse hîne mevtihâ velletî lem temut fî menâmihâ, fe yumsikulletî kadâ aleyhel mevte ve yursilul uhrâ ilâ ecelin musemmâ(musemmen), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).
Ölüm vakti gelenlerin canlarını alan da ölüm vakti gelmeyenleri uykusunda (ölü gibi) yapan da Allah’tır. O, böylece ölümüne karar verilenlerin (ruhunu) alır, ötekileri ise belirli bir süreye (bir ecele) kadar erteler. Şüphesiz bunlarda, düşünen bir topluluk için ibretler vardır.¹
1 Bu âyette iki önemli işaret vardır. 1. Ey Muhammed! Yani vekil sen değilsin Allah’tır. Çünkü canları ancak Allah alır. 2. Hidayet, hayata, dalâlet ise ölüme benzetilmiştir. İbnu Abbas: “Âdemoğlunda bir ‘nefis’ bir de ‘ruh’ vardır. Aralarındaki fark Güneş ile ışığı gibidir. Nefis, kendisiyle akıl ve iyiyi kötüden ayrım yapılan, ruh da kendisiyle hareket yapılandır. Ölümde ikisi de yok olur, uykuda ise yalnız nefis yok olur.” demiştir. Ruh denilince genellikle hayat başlangıcı anlaşıla geldiği gibi hayat da genellikle cismanî hareketlerle anlaşıldığından, manevi hayatın başlangıcı olan ruha, “nefis” denilmiştir. Nefis kendini duyan, kendine ve kendindekine vicdanı olan yani benlik şuuruna sahip olan zattır. Bundan dolayı ruhun Allah tarafından tamamıyla kabzına “teveffî” ve ölüme “vefat” denilmiştir. Nefisler “vacib’ül-vücud” (varlığı kendisinden) değildirler. Onun için kendilerini bilmeleri kendilerinden değil Allah’tandır. Allah onları kendilerinden alıp kendilerinden geçirir. İşte nefsin teveffîsi, ölüm ve uyku hallerinde olduğu gibi kendinden geçirilip akletme özelliği kendinden alınmasıdır. Yani o nefisleri başkası değil, ancak Allah kendilerinden alır, kabzeder, yok etmeksizin şuur ve temyizlerini alarak kendilerinden geçirir. Öldükleri yani bedene tesarrufları kesildiği zaman, ölmeyenleri de uyudukları zaman alır da üzerine ölüm hükmünü verdiklerini alıkoyar, haşre kadar tutar. Diğerlerini, yani henüz ölüm hükmü verilmemiş olan uykudakileri ölecekleri zamana kadar salıverir. İşte böyle hem ölüm halinde, hem de uyku halinde o nefisler, Allah’ın kabzında bulunur. Burada insanın aklına: “Teveffî Allah’ın meleklerine ve ölüm meleğine isnat edilmiş idi. Şu halde burada, ‘ölüm vakti gelenlerin canlarını alan da ölüm vakti gelmeyenleri uykusunda (ölü gibi) yapan da Allah’tır.’ buyurulması bunlara ters düşmez mi?” sorusu gelebilir. Neticede; Allah’ın memur edip gönderdiği meleklerin kabzı zaten Allah’ın kabzı demektir. (Özetle-Elmalılı)— M. Türk