Zariyat 60 Ayet Mekke · الذاريات
51

Zariyat

Tozutup Savuran · Mekke
51
Tozutup Savuran · Mekke
الذاريات
60
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
31
قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ ١٣
Kâle fe mâ hatbukum eyyuhel murselûn(murselûne).
(İbrahim): “Ey elçiler! O halde sizin asıl göreviniz nedir?” dedi.— M. Türk
51:31
32
قَالُٓوا اِنَّٓا اُرْسِلْـنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِم۪ينَۙ ٢٣
Kâlû innâ ursilnâ ilâ kavmin mucrimîne.
32,33,34. (Melekler de): “Gerçekten biz, suçlu bir toplumu¹ üzerlerine pişirilmiş çamurdan, (her biri) haddi aşanlar için Rabbinin katında belirlenmiş sert taşlar² yağdırarak cezâlandırmak için gönderildik.” dediler. 1 Yani Lût (a.s)’ın toplumunu. 2 Rabbimizin katında damgalanmış, nişanlanmış, hangisinin kime ve nasıl isabet edeceği takdir olunmuş, belirlenmiş ve bilgisi sadece Allah’a ait olan taşlar. Zira buradaki (حِجَارَةٌ) kelimesi nekra (belirsiz)’dir. Yani bizim bildiğimiz veya çağdaş mutezililerin dediği gibi “sülfür taşları” değil.— M. Türk
51:32
33
لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ ط۪ينٍۙ ٣٣
Li nursile aleyhim hıcâreten min tînin.
32,33,34. (Melekler de): “Gerçekten biz, suçlu bir toplumu¹ üzerlerine pişirilmiş çamurdan, (her biri) haddi aşanlar için Rabbinin katında belirlenmiş sert taşlar² yağdırarak cezâlandırmak için gönderildik.” dediler. 1 Yani Lût (a.s)’ın toplumunu. 2 Rabbimizin katında damgalanmış, nişanlanmış, hangisinin kime ve nasıl isabet edeceği takdir olunmuş, belirlenmiş ve bilgisi sadece Allah’a ait olan taşlar. Zira buradaki (حِجَارَةٌ) kelimesi nekra (belirsiz)’dir. Yani bizim bildiğimiz veya çağdaş mutezililerin dediği gibi “sülfür taşları” değil.— M. Türk
51:33
34
مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِف۪ينَ ٤٣
Musevvemeten inde rabbike lil musrifîn(musrifîne).
32,33,34. (Melekler de): “Gerçekten biz, suçlu bir toplumu¹ üzerlerine pişirilmiş çamurdan, (her biri) haddi aşanlar için Rabbinin katında belirlenmiş sert taşlar² yağdırarak cezâlandırmak için gönderildik.” dediler. 1 Yani Lût (a.s)’ın toplumunu. 2 Rabbimizin katında damgalanmış, nişanlanmış, hangisinin kime ve nasıl isabet edeceği takdir olunmuş, belirlenmiş ve bilgisi sadece Allah’a ait olan taşlar. Zira buradaki (حِجَارَةٌ) kelimesi nekra (belirsiz)’dir. Yani bizim bildiğimiz veya çağdaş mutezililerin dediği gibi “sülfür taşları” değil.— M. Türk
51:34
35
فَاَخْرَجْنَا مَنْ كَانَ ف۪يهَا مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۚ ٥٣
Fe ahrecnâ men kâne fîhâ minel mû’minîn(mû’minîne).
(Bu helâkten öce) oradaki mü’minleri çıkardık.— M. Türk
51:35
36
فَمَا وَجَدْنَا ف۪يهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَۚ ٦٣
Fe mâ vecednâ fîhâ gayre beytin minel muslimîn(muslimîne).
Fakat orada bir ev halkından¹ başka Müslüman olan da bulamadık.² 1 O ev halkı, Hz. Lût’un ailesi idi ve karısından başka bütün ailesi, Müslüman oldukları için onunla birlikte Allah tarafından helâkten kurtarılmışlardı. 2 Konuyla ilgili olarak Bk. (Hûd: 69-76)— M. Türk
51:36
37
وَتَرَكْنَا ف۪يهَٓا اٰيَةً لِلَّذ۪ينَ يَخَافُونَ الْعَذَابَ الْاَل۪يمَۜ ٧٣
Ve tereknâ fîhâ âyeten lillezîne yahâfûnel azâbel elîm(elîme).
Ve orada acıklı azaptan korkanlar için (dillere destan) bir işaret¹ bıraktık. 1 Bu işaret, onların helâk edilen beldelerinin harabeleri, o beldenin yapısı veya helâk olayının hikâyesi olabilir. Bk. (Ankebut: 35)— M. Türk
51:37
38
وَف۪ي مُوسٰٓى اِذْ اَرْسَلْنَاهُ اِلٰى فِرْعَوْنَ بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍ ٨٣
Ve fî mûsâ iz erselnâhu ilâ fir’avne bi sultânin mubînin.
Mûsa (kıssasında) da (ibretler vardır.) Biz onu firavuna apaçık mûcizelerle¹ gönderdik. 1 (سُلْطَان) kelimesi burada: kuvvetli, açık delil, yani “mucize” demektir.— M. Türk
51:38
39
فَتَوَلّٰى بِرُكْنِه۪ وَقَالَ سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ ٩٣
Fe tevellâ bi ruknihî ve kâle sâhırun ev mecnûnun.
Fakat o (firavun) bütün erkânıyla birlikte haktan yüz çevirdi ve: “(Bu adam) ya bir büyücüdür ya da bir delidir.” dedi.— M. Türk
51:39
40
فَاَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ وَهُوَ مُل۪يمٌۜ ٠٤
Fe ehaznâhu ve cunûdehu fe nebeznâhum fîl yemmi ve huve mulîm(mulîmun).
Biz de onu ve ordularını azgınlık yapıp dururken denizde boğarak helâk ettik.¹ 1 Âyetin bu bölümü, “Biz de onu ve ordularını, denizde boğarak helâk ettik. Bu sırada o, kendisini kınayıp duruyordu” şeklinde de tercüme edilebilir.— M. Türk
51:40
41
وَف۪ي عَادٍ اِذْ اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الرّ۪يحَ الْعَق۪يمَۚ ٤١
Ve fî âdin iz erselnâ aleyhimur rîhal akîm(akîme).
Âd (kavmi kıssasında) da (ibretler vardır. Biz,) onların üzerine de köklerini kazıyan bir rüzgâr gönderdik.— M. Türk
51:41
42
مَا تَذَرُ مِنْ شَيْءٍ اَتَتْ عَلَيْهِ اِلَّا جَعَلَتْهُ كَالرَّم۪يمِۜ ٢٤
Mâ tezeru min şey’in etet aleyhi illâ cealethu ker remîm(remîmi).
(O rüzgâr) üzerinden geçtiği her şeyi yok edip, külünü göğe savuruyordu.¹ 1 Bu âyet: “(O rüzgâr) üzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, onu kül ediyordu” şeklinde de tercüme edilebilir.— M. Türk
51:42
43
وَف۪ي ثَمُودَ اِذْ ق۪يلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا حَتّٰى ح۪ينٍ ٣٤
Ve fî semûde iz kîle lehum temetteû hattâ hînin.
Semûd (kavmi kıssasında) da (ibretler vardır). Onlara da: “Belirli bir süreye kadar keyfinize bakın bakalım” denilmişti.— M. Türk
51:43
44
فَعَتَوْا عَنْ اَمْرِ رَبِّهِمْ فَاَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ وَهُمْ يَنْظُرُونَ ٤٤
Fe atev an emri rabbihim fe ehazethumus sâikatu ve hum yanzurûn(yanzurûne).
(Onlar da) Rablerinin emrine (deveyi öldürerek) karşı gelince, yıldırım onları göz göre göre¹ çarpıverdi. 1 Onlara helâk için üç gün süre verildiği, helâkin alâmetleri de görülmeğe başlandığı için helâk onlara göz göre göre gelmişti. Bk. (Hûd: 65)— M. Türk
51:44
45
فَمَا اسْتَطَاعُوا مِنْ قِيَامٍ وَمَا كَانُوا مُنْتَصِر۪ينَۙ ٥٤
Fe mestetâû min kıyâmin ve mâ kânû muntesirîne.
Artık onlar ayağa kalkamadıkları gibi, kendilerine yardımcı da bulamamışlardı.— M. Türk
51:45
46
وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْماً فَاسِق۪ينَ۟ ٦٤
Ve kavme nûhın min kabl(kablu), inne hum kânû kavmen fâsıkîn(fâsıkîne).
Daha önce Nûh toplumunu da (helâk ettik). Çünkü onlar, hak yoldan çıkmış bir toplum idi.— M. Türk
51:46
47
وَالسَّمَٓاءَ بَنَيْنَاهَا بِاَيْدٍ وَاِنَّا لَمُوسِعُونَ ٧٤
Ves semâe beneynâhâ bi eydin ve innâ le mûsiûn(mûsiûne).
Biz kâinatı sadece kendi gücümüzle yarattık ve onu genişleten de Biziz.¹ 1 Bu âyet: “Biz gökyüzünü de sadece kendi gücümüzle yarattık ve onun yaratılması bizim gücümüzün üzerinde bir şey değildir” şeklinde de tercüme edilebilir.— M. Türk
51:47
48
وَالْاَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ ٨٤
Vel arda fereşnâhâ fe ni’mel mâhidûn(mâhidûne).
Yeryüzünü de Biz döşedik ve (hâlâ) ne de güzel döşüyoruz.— M. Türk
51:48
49
وَمِنْ كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ٩٤
Ve min kulli şey’in halaknâ zevceynî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
İbret alasınız diye Biz, her şeyi çift yarattık.¹ 1 Yani tek olan sadece Allah’tır. Onun dışındaki her şey zıddıyla, O ise zatıyla kaimdir. Allah, “şey” değildir. “Fütuhat-ı Mekkiyye”de, Muhiddin-i Arabî’nin ve bazı mutasavvıfların Allah’ı “şey” kabul etmeleri ise; sonu şirke çıkan bir yoldur.— M. Türk
51:49
50
فَفِرُّٓوا اِلَى اللّٰهِۜ اِنّ۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۚ ٠٥
Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn(mubînun).
(Ey Muhammed! Onlara:) “Sadece Allah’a sığının. Ben size Onun tarafından (gönderilen) apaçık bir uyarıcıyım.”— M. Türk
51:50
51
وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَۜ اِنّ۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ ١٥
Ve lâ tec’alû meallâhi ilâhen âhar(âhara), innî lekum minhu nezîrun mubîn(mubînun).
Allah ile birlikte sakın başka bir ilâh edinmeyin. Ben size Onun tarafından (gönderilen) apaçık bir uyarıcıyım.” (de.)— M. Türk
51:51
52
كَذٰلِكَ مَٓا اَتَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ ٢٥
Kezâlike mâ etellezîne min kablihim min resûlin illâ kâlû sâhırun ev mecnûn(mecnûnun).
Bunlardan öncekiler de tıpkı bunlar gibi kendilerine gelen her Peygamber için kesinlikle: “Ya büyücü ya da delidir” dediler.— M. Türk
51:52
53
اَتَوَاصَوْا بِه۪ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ ٣٥
E tevâsav bih(bihî), bel hum kavmun tâgûn(tâgûne).
Yoksa onlar bunu birbirlerine vasiyet mi ettiler? Doğrusu onlar azgın bir topluluktur.— M. Türk
51:53
54
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَٓا اَنْتَ بِمَلُومٍۘ ٤٥
Fe tevelle anhum fe mâ ente bi melûm(melûme).
Öyleyse (Ey Muhammed!) Sen onlarla mücadele etmeyi bırak. (Bu durumda) suçlu olan artık sen değilsin.— M. Türk
51:54
55
وَذَكِّرْ فَاِنَّ الذِّكْرٰى تَنْفَعُ الْمُؤْمِن۪ينَ ٥٥
Ve zekkir fe innez zikrâ tenfeul mû’minîn(mû’minîne).
Sen öğüt vermeye devam et. Çünkü öğüt, ancak îman edenlere fayda verir.¹ 1 Öğüt vermenin, görev ve sorumlulukları hatırlatmanın ancak mü’minlere faydası olur. Yani, senin verdiğin öğütler; îman edenlerin unutmamasına, gaflete düşmemesine, îmanlarının kuvvetlenmesine ve bilmediklerini öğrenmelerine sebep olur.— M. Türk
51:55
56
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ ٦٥
Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya'budûni.
Ben cinleri de insanları da sadece Bana kulluk¹ etsinler diye yarattım.² 1 İbadet: Niyete göre yapılmasında sevap olan, Allah’a yakınlık ifade eden, şekil, zaman ve türü Allah ve Rasulü tarafından belirlenen kulluğu ifade etme fiilidir. Bir kulluğun ibadet olabilmesi için sadece Allah ve Rasûlü tarafından belirlenmesi şart olduğundan, tüm fırka, mezheb ve tasavvuf ekollerinin, Kitap ve Sünnet’e dayanmayan ve yapılması ile ilgili delili ancak kendi hevâlarından ve önderlerinden menkul olan ayinleri, ibadet değildir. Olsa olsa boşu boşuna yapılmış, ne olduğu belirsiz, sonuçta belki de şirke bile götüren gayretlerdir. Nafile ibadetlerin farz gibi telakki edilerek (farzlaştırılarak) zikir veya başka bir ad altında belirli zamana ve meşreplere göre yapılması ve yapılmasının emredilmesi yeni bir din koymaktan yani şirkten başka bir şey değildir. Efendimizin veda haccında dinin tamamlandığı (Maide: 3) Allah tarafından tüm Müslümanlara vahiyle bildirilmiştir. Artık ondan sonra kimsenin keyfi yorumlarıyla veya “toplum mühendisi” efendilerinin uydurma rüyaları ve keşif dedikleri hokkabazlıklarıyla din koyma hakkı ve yetkisi yoktur. Bunların yaptıkları yatıp-kalkıp din uydurmaktan başka bir şey değildir. Bir kısım zavallılar da bunlara kızıp Peygamberi bile dinin dışına itmeleri ifratın, akılcılığın ve cahilliğin başka bir çeşididir. İslam Dini orta bir dindir ve her şeyin en hayırlısı orta olanıdır. 2 Yani; cinler de insanlar da sadece Allah’a ibâdet ile yükümlü olmak üzere yaratılmıştır, yaratılışlarının hikmeti de budur. Başka uyduruk hikmetler aramaya veya uydurmaya hiç gerek yoktur. Cinler ve insanlar, Allah tarafından ibadet ile mükellef olmak üzere yaratılmıştır ve özellikle salih kullar olsunlar diye yaratılmamıştır. Demek ki Allah’a kulluğun faydası, Allah’a değil, kullarınadır. Bazı müfessirler, cinlerin içerisine melekleri de dâhil etmişlerse de meleklerin irade yönüyle insanlar ve cinlerden farklı olduğu, birçok âyette açıkça belirtilmiştir. Onlarınki olsa olsa ibadet değil, emre itaatle yapılan secdedir. Cinlerin ve insanların yaratılış hikmetleridir diye uydurulan tasavvufî yorumların tamamı, kerametleri kendilerinden ve müridlerinden menkul şeyhlerin nefsani yorumlarından başka bir şey değildir.— M. Türk
51:56
57
مَٓا اُر۪يدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ يُطْعِمُونِ ٧٥
Mâ urîdu minhum min rızkın ve mâ urîdu en yut’imûni.
Ben onlardan rızık istemediğim gibi, onların Beni, doyurmalarını da istemiyorum. ¹ 1 Yani Ben, Rableri olarak, onların diğer efendileri gibi onların Beni beslemelerini ve Benim için çalışmalarını istemiyorum.— M. Türk
51:57
58
اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُوالْقُوَّةِ الْمَت۪ينُ ٨٥
İnnallâhe huver rezzâku zul kuvvetil metîn(metînu).
Şüphesiz zâten rızkı verenin ta kendisi O güç ve kuvvet sahibi olan Allah’tır.— M. Türk
51:58
59
فَاِنَّ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا ذَنُوباً مِثْلَ ذَنُوبِ اَصْحَابِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ ٩٥
Fe inne lillezîne zalemû zenûben misle zenûbi ashâbihim fe lâ yesta’cilûni.
Bu zâlimler de (geçmişteki) arkadaşlarının payı gibi (azaptan) paylarını kesinlikle alacaklar! O halde onu Benden, acele istemesinler!— M. Türk
51:59
60
فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ يَوْمِهِمُ الَّذ۪ي يُوعَدُونَ ٠٦
Fe veylun lillezîne keferû min yevmihimullezî yûadûn(yûadûne).
Kendilerine (azap) vâdedilen günlerinden dolayı vay o kâfirlerin haline!— M. Türk
51:60
Yükleniyor...
Zariyat
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle