Ahzab 73 Ayet Medine · الأحزاب
33

Ahzab

Gruplar · Medine
33
Gruplar · Medine
الأحزاب
73
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
31
وَمَنْ يَقْنُتْ مِنْكُنَّ لِلّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَتَعْمَلْ صَالِحاً نُؤْتِهَٓا اَجْرَهَا مَرَّتَيْنِۙ وَاَعْتَدْنَا لَهَا رِزْقاً كَر۪يماً ١٣
Ve men yaknut min kunne lillâhi ve resûlihi ve ta’mel sâlihan nu’tihâ ecrehâ merreteyni ve a’tednâ lehâ rızkan kerîmâ(kerîmen).
Ama sizden kim de Allah’a ve Rasûlü’ne gönülden itaat eder ve (inandığı) iyi işleri yaşarsa, ona mükâfatını iki kat veririz¹ ve ona (âhirette de) muhteşem bir rızık hazırlarız. 1 Birisi asıl kulluğun sevabı, diğeri de Hz Muhammed (a.s.)’ın ümmeti olmanın feyz ve bereketi olabilir.— M. Türk
33:31
32
يَا نِسَٓاءَ النَّبِيِّ لَسْتُنَّ كَاَحَدٍ مِنَ النِّسَٓاءِ اِنِ اتَّقَيْتُنَّ فَلَا تَخْضَعْنَ بِالْقَوْلِ فَيَطْمَعَ الَّذ۪ي ف۪ي قَلْبِه۪ مَرَضٌ وَقُلْنَ قَوْلاً مَعْرُوفاًۚ ٢٣
Yâ nisâen nebiyyi lestunne ke ehadin minen nisai inittekaytunne fe lâ tahda’ne bil kavli fe yatmaallezî fî kalbihî maradun ve kulne kavlen ma’rûfâ(ma’rûfen).
Ey Peygamberin hanımları! Eğer (Allah’tan) hakkıyla sakınıyorsanız, (iyi bilin ki) siz diğer kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz!¹ Kalbinde hastalık bulunanların kötü şeyler ummamaları için yumuşak ve tatlı bir edâ ile konuşmayın. Sözü güzel bir tarzda söyleyin.² 1 Yani siz, hem Peygamberlerin en hayırlısının hanımları, hem de mü’minlerin analarısınız. 2 Konuşurken yılışmayın, size bir söz söylendiği zaman yılışık bir surette cevap vermeyin ve söylerken yayılarak, kırıtarak söylemeyin de kalbinde bir maraz olan, kalbi çürük, kötülüğe meyyal kimseler bir kötülük ummasın. Yapmacıktan uzak vakar ve ciddiyetle dosdoğru söyleyin yahut sert olsa da makul ve meşru, güzel söz söyleyin. (Elmalılı)— M. Türk
33:32
33
وَقَرْنَ ف۪ي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْاُو۫لٰى وَاَقِمْنَ الصَّلٰوةَ وَاٰت۪ينَ الزَّكٰوةَ وَاَطِعْنَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ اِنَّمَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ اَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْه۪يراًۚ ٣٣
Ve karne fî buyûtikunne ve lâ teberrecne teberrucel câhiliyyetil ûlâ ve ekımnes salâte ve âtînez zekâte ve atı’nallâhe ve resûleh(resûlehu), innemâ yurîdullâhu li yuzhibe ankumur ricse ehlel beyti ve yutahhirekum tathîrâ(tathîran).
Önceki cahiliyyet döneminde olduğu gibi süslenerek dışarıya çıkmayıp, evlerinizde vakarla oturun.¹ Namazı dosdoğru ve devamlı kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Rasûlü’ne itaat edin. Ey (Peygamberin) ev halkı!² Gerçekten Allah, (bu emirlerle) sizi sadece günâhtan korumak ve tertemiz kılmak istiyor.³ 1 Allah bu âyetle, Peygamberimizin eşlerine ve kızlarına yalnız tesettürü değil, bilhassa yabancı erkeklere görünmemeyi de vacip kılmıştır. Diğer Müslüman kadınlara tesettür vacip ise de “yabancı erkeklere görünmeme,” vacip değil müstehabtır. Bk. (Nur: 31, Ahzab: 59) 2 Ehl-i Beyt: “Ev halkı” demektir. Burada kastedilen ise Peygamberin ev halkı’dır. Âyetteki hitap, Peygamberin eşlerine olduğu için ehl-i beyt’ten öncelikle onlar anlaşılmaktadır. Fakat (عَنْكُمْ) ve (وَيُطَهِّرَكُمْ)’de (كُمْ) zamiri kullanılmıştır. Arapçada cemi müennesler yalnız dişilere mahsus olduğu halde cemi müzekkerler, hem erkeğe hem de kadına şamildir. Demek ki ehl-i beyt denilince; “Peygamberin eşleri, kızları, oğulları ve aileye mensup erkekler,” anlaşılmaktadır. Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Hz. Ali, Peygamberin torunları ve damadı olduğundan, onlar da ehl-i beyt’tendir. Buna göre Peygamberimizin diğer kızlarının, damatlarının ve onların çocuklarının da ehl-i beyt’ten olması gerekir ve zâten de öyledir. Fakat Şianın; âyetin esas konusunu oluşturan, Peygamberimizin hanımlarını dahi hesaba katmayarak ehl-i beyt’in hadisle belirlenen Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve ayetle belirlenen Hz. Fatıma’dan ibaret olduğunda ısrar etmeleri tuhaflıktan da ötedir. Âyette hakkında işaret dahi bulunmayan Hz. Selmân-ı Farisi’nin bile ehl-i beyt’ten sayılıp, Peygamberimizin hanımlarının dışarıda bırakılmasının ve onlara her fırsatta hakaretler edilmesinin iyi niyetle izahı mümkün değildir. Bu, olsa olsa ya kasıt ya tarihi bir kin veya bâtıl bir itikattır. Hele hele Şia’daki “ehl-i beyt’in ve imamların masumiyeti (asla günah işlemezlikleri)” inancının ve bunun saçma-sapan izahlarının yapılmaya çalışılmasının Kur’an’la ve sünnetle izahı hiçbir şekilde mümkün değildir ve bu itikat, iman noktasında da çok ciddi sıkıntılar oluşturmaktadır. Ayrıca (Hûd: 73)’te de ehl-i beyt kavramı Hz. İbrahim’in ailesi için kullanılmıştır. 3 Ayete dikkat edilirse Allahu Teâla “ben sizleri günahsız kıldım” demiyor bilakis onlara “günahlardan temizlenmenin yollarını” gösteriyor. Şia’nın ehl-i beyt’e ve imamlara verdiği “masumiyet”in bir benzeri hiçbir peygambere bile verilmemiştir. Yani Peygamberler bile masum değildir. Kur’an’da birçok Peygamberin yapıp, sonra tevbe ettiği zelleleri zikredilmiştir.— M. Türk
33:33
34
وَاذْكُرْنَ مَا يُتْلٰى ف۪ي بُيُوتِكُنَّ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ وَالْحِكْمَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ لَط۪يفاً خَب۪يراً۟ ٤٣
Vezkurne mâ yutlâ fî buyûtikunne min âyâtillâhi vel hikmeh(hikmeti), innallâhe kâne latîfen habîrâ(habîren).
Evlerinizde okunmakta olan Allah’ın âyetlerini ve hikmetini, (düşünüp) öğrenin.¹ Şüphesiz Allah, her şeyin iç yüzünü bilendir ve her şeyden haberi olandır. 1 Ey Peygamberin hanımları ve kızları, evlerinizde Allah’ın âyetlerini ve hikmetini toplanıp araştırın, yani Kur’an’ı ve Peygamberin sünnetini öğrenin, ilim tahsil edin. Evlerinizi ilim yuvaları haline getirin veya evlerinizde Allah’ın âyetlerini konuşun.— M. Türk
33:34
35
اِنَّ الْمُسْلِم۪ينَ وَالْمُسْلِمَاتِ وَالْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَالْقَانِت۪ينَ وَالْقَانِتَاتِ وَالصَّادِق۪ينَ وَالصَّادِقَاتِ وَالصَّابِر۪ينَ وَالصَّابِرَاتِ وَالْخَاشِع۪ينَ وَالْخَاشِعَاتِ وَالْمُتَصَدِّق۪ينَ وَالْمُتَصَدِّقَاتِ وَالصَّٓائِم۪ينَ وَالصَّٓائِمَاتِ وَالْحَافِظ۪ينَ فُرُوجَهُمْ وَالْحَافِظَاتِ وَالذَّاكِر۪ينَ اللّٰهَ كَث۪يراً وَالذَّاكِرَاتِ اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْراً عَظ۪يماً ٥٣
İnnel muslimîne vel muslimâti vel mu’minîne vel mu’minâti vel kânitîne vel kânitâti ves sâdikîne ves sâdikâti ves sâbirîne ves sâbirâti vel hâşiîne vel hâşiâti vel mutesaddikîne vel mutesaddikâti ves sâimîne ves sâimâti vel hâfızîne furûcehum vel hâfızâti vez zâkirînallâhe kesîren vez zâkirâti eaddallâhu lehum magfireten ve ecren azîmâ(azîmen).
Şüphesiz Allah Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlara, mü’min erkekler ve mü’min kadınlara,¹ itaat eden erkekler ve itaat eden kadınlara, doğru erkekler ve doğru kadınlara, sabırlı erkekler ve sabırlı kadınlara, mütevazı erkekler ve mütevazı kadınlara, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlara, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlara, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlara, Allah’ı çokça zikreden erkekler ve (Allah’ı çokça) zikreden kadınlara, büyük bir bağış ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.² 1 Burada “Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar” olarak zikredilmesi Müslümanla, mü’min arasındaki farka işarettir. Kur’an’da îman ve İslam ayrı ayrı yerlerde kullanıldığı zaman aynı anlamda kullanılır. Beraber kullanıldığında ise Müslüman, Allah’ın hükümlerine inanıp İslam’a teslim olan ve bunu ikrar eden, mü’min ise, tasdiki vacip olan şeyleri ikrar ile beraber kalben tasdik eden ve yakinen inanan demektir. Yani her mü’min Müslüman’dır, ama her Müslüman, mü’min değildir. Bk. (Hucurat: 14) 2 Peygamberimizin eşlerinin: “demek bizim zikrolunacak hiç iyi tarafımız yok ki Allah Kur’an’da hep erkekleri zikrediyor, bizim hiç bir ibâdetimiz kabul buyurulmayacak diye korkuyoruz.” demeleri üzerine bu âyet, nâzil oldu. (Tirmîzî) Peygamberimizin kadınları hakkında o ayetler nazil olduğu zaman mü’min kadınlar: “bizim hakkımızda bir şey nâzil olmadı” demişlerdi. Bu âyet, bu sebeple nâzil oldu. (Elmalılı)— M. Türk
33:35
36
وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ اِذَا قَضَى اللّٰهُ وَرَسُولُهُٓ اَمْراً اَنْ يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ اَمْرِهِمْۜ وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالاً مُب۪يناً ٦٣
Ve mâ kâne li mu’minin ve lâ mu’minetin izâ kadallâhu ve resûluhu emren en yekûne lehumul hıyeretu min emrihim, ve men ya’sıllâhe ve resûlehu fe kad dalle dalâlen mubînâ(mubînen).
Allah ve Rasûlü bir işe karar verdiği zaman, mü’min bir erkek ve mü’min bir kadının o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur.¹ Kim Allah’a ve Rasûlü’ne isyan ederse, şüphesiz o, apaçık bir şekilde sapıtmıştır. 1 Peygamberimiz, halasının kızı Zeyneb binti Cahş’ı Zeyd b. Harise ile evlendirmek isteyince; Zeyneb ve kardeşi Abdullah, buna pek rıza göstermemişlerdi. Bunun üzerine bu âyet, nâzil olmuştur. (Kurtubî)— M. Türk
33:36
37
وَاِذْ تَقُولُ لِلَّـذ۪ٓي اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِ وَاَنْعَمْتَ عَلَيْهِ اَمْسِكْ عَلَيْكَ زَوْجَكَ وَاتَّقِ اللّٰهَ وَتُخْف۪ي ف۪ي نَفْسِكَ مَا اللّٰهُ مُبْد۪يهِ وَتَخْشَى النَّاسَۚ وَاللّٰهُ اَحَقُّ اَنْ تَخْشٰيهُۜ فَلَمَّا قَضٰى زَيْدٌ مِنْهَا وَطَراً زَوَّجْنَاكَهَا لِكَيْ لَا يَكُونَ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ حَرَجٌ ف۪ٓي اَزْوَاجِ اَدْعِيَٓائِهِمْ اِذَا قَضَوْا مِنْهُنَّ وَطَراًۜ وَكَانَ اَمْرُ اللّٰهِ مَفْعُولاً ٧٣
Ve iz tekûlu lillezî en’amallâhu aleyhi ve en’amte aleyhi emsik aleyke zevceke vettekıllâh ve tuhfî fî nefsike mallâhu mubdîhi ve tahşen nâs(nâse), vallâhu ehakku en tahşâh(tahşâhu), fe lemmâ kadâ zeydun minhâ vetaran zevvecnâ kehâ likey lâ yekûne alel mu’minîne haracun fî ezvâci ed’ıyâihim izâ kadav min hunne vetarâ(vetaran), ve kâne emrullâhi mef’ûlâ(mef’ûlen).
(Ey Muhammed!) Allah’ın kendisine (îman) nîmeti verdiği, senin de kendisine (kölelikten azat) nîmeti verdiğin kişiye:¹ “Eşini boşama ve Allah’tan sakın.” diyordun. İnsanlardan çekinerek Allah’ın (ileride) açığa vuracağı şeyi² kendi nefsinde gizliyordun. Oysa Allah, kendisinden çekinmene çok daha lâyıktı.³ Sonunda Zeyd,⁴ ondan ilişkisini kesip (boşayınca), Biz onu seninle evlendirdik.⁵ Biz bunu, evlatlıklarının ilişkilerini kesip (boşadıkları kadınlarla) mü’minlerin evlenmelerinde bir güçlük olmaması için yaptık. Böylece Allah’ın emri yerine getirilmiş oldu. 1 Bu kişi Peygamberimizin evlatlığı diye bilinen azatlı kölesi Zeyd b. Harise’dir. Efendimiz daha sonra bu zatı halasının kızı Zeyneb b. Cahş ile evlendirmişti. 2 Peygamberimizin Zeynep’le evlenmesinin Allah tarafından emredileceğini veya Zeyd’le Zeyneb’in boşanacaklarını… Zira Zeyneb’in gönlü Zeyd’e bir türlü ısınmamıştı. Çünkü o asil bir aileden geliyor, Zeyd ise azatlı bir köle idi ve aralarında denklik (küfüv) bulunmuyordu. Bunu da Peygamberimiz biliyordu, ama evlenmelerini kendisi istediği için bir türlü söyleyemiyordu. 3 Hz. Aişe: “Eğer Peygamber (s.a.v) Allah’tan aldığı vahiylerden herhangi birini gizlemek isteseydi, bu âyeti gizlerdi.” demiştir. (Kurtubî) 4 Zeyd b. Harise: Zeyd b. Harise’nin anası Su’da, oğlu Zeyd’le beraber kendi kavmini ziyarete gitmişti. Cahiliye döneminde Kayn b. Cisr Oğullarının süvarileri Ma’n Oğullarının evlerine baskın yapıp, Zeydi esir aldılar ve Ukâz Pazarına getirip, satılığa çıkardılar. Hakîm b. Huzam, halası Hz. Hatice hesabına dört yüz dirheme onu satın aldı. Hz. Hatice de Rasulullah’la evlenince onu Rasulullah’a hibe etti. Onu kaybetmiş olan babası Harise, acıklı beyitler söyleyerek onu aramış, sonra Harise’nin kabîlesi olan Kelb kabîlesinden bir takım kimseler Hacca gelmişler ve Zeyd’i Mekke’de görmüşler. Zeyd onlara kendisini tanıtmış, onlar da tanımışlar ve gidip babasına bildirmişler ve yerini tarif etmişler. Bunun üzerine Hârise ve biraderi Kâ’b onu kurtarmak için fidyesini alıp yola çıktılar, Mekke’ye gelip, Peygamber Efendimizin yanına gittiler ve: “Ey Muttalibin oğlu! Siz Allah’ın Harem-i Şerifi’nin ehlisiniz, siz zahmettekileri kurtarır, esirleri doyurursunuz, biz sana senin yanındaki çocuğumuz için geldik, bize lütfet, takdim edeceğimiz fidyesini kabul eyle ve onu azat et.” dediler. Efendimiz: “O ne?” buyurdu, “Zeyd b. Harise” dediler. Efendimiz bunun üzerine: “Haydin çağırın onu ve muhayyer bırakın. Eğer sizi tercih ederse fidyesiz sizin olsun, yok eğer beni seçerse vallahi ben, beni seçeni bırakamam” buyurdu. Zeyd’i çağırdılar ve Zeyd: “Ben sana karşı kimseyi tercih edemem, sen benim hem babam hem amcamın yerinesin” dedi. Bunun üzerine babası ve amcası: “Yazıklar olsun sana ey Zeyd! Köleliği hürriyete, babana, amcana ve ehl-i beytine tercih mi ediyorsun?” dediler. Zeyd de: “Ben bu zattan öyle şeyler gördüm ki ona karşı hiç kimseyi tercih edemem” cevabını verdi. Bunun üzerine Rasulullah: “Şahit olun Zeyd benim oğlumdur, bana vâris olacak ben de ona vâris olacağım” buyurunca babası ile amcasının da gönülleri hoş oldu ve memnun olarak dönüp gittiler. Bundan sonra İslam gelene kadar o, “Zeyd b. Muhammed” diye çağırıldı. Rasulullah azatlı cariyesi Ümm-i Eymen’i ona nikâhladı ve ondan oğlu Üsâme doğdu. Daha sonra onu halasının kızı Zeyneb binti Cahş ile evlendirdi. Sonra Zeyd, Zeyneb’i boşayınca Efendimiz onu akrabalarından Ummü Külsüm binti Ukbe b. Ebî Müayt’la evlendirdi. 5 Âyetteki bu ifâdeden; Zeynep’le Peygamberimizin evlenmesinin tamamen Allah’ın emriyle olduğu anlaşılmaktadır. Hattâ bu bir emir olduğu için aralarında ayrıca bir nikâh da kıyılmamıştır. Bu, tamamen özel bir olaydır. Bu konuyla ilgili olarak batılıların ve sonunun nereye varacağını kestiremeyen sözde Müslüman ilim adamlarının yakışıksız rivâyetlerinin ise aslı yoktur.— M. Türk
33:37
38
مَا كَانَ عَلَى النَّبِيِّ مِنْ حَرَجٍ ف۪يمَا فَرَضَ اللّٰهُ لَهُۜ سُنَّةَ اللّٰهِ فِي الَّذ۪ينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلُۜ وَكَانَ اَمْرُ اللّٰهِ قَدَراً مَقْدُوراًۙ ٨٣
Mâ kâne alen nebiyyi min harecin fîmâ faradallâhu leh, sunnetallâhi fîllezîne halev min kabl(kablu), ve kâne emrullâhi kaderen makdûrâ(makdûran).
Allah’ın kendisine farz kıldığı¹ bir şeyden dolayı Peygamberi kınayamazsınız.² (Zira bu,) Allah’ın daha önce geçenlerde de olan bir sünnetidir ve Allah’ın emri takdir edilmiş bir kaderdir, (mutlaka yerine gelir). 1 Yani, Peygamberin Zeynep’le evlenmesi… 2 Âyetin bu bölümü “Peygambere herhangi bir güçlük yoktur.” diye de tercüme edilebilir.— M. Türk
33:38
39
اَلَّذ۪ينَ يُبَلِّغُونَ رِسَالَاتِ اللّٰهِ وَيَخْشَوْنَهُ وَلَا يَخْشَوْنَ اَحَداً اِلَّا اللّٰهَۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ حَس۪يباً ٩٣
Ellezîne yubelligûne risâlâtillâhi ve yahşevnehu ve lâ yahşevne ehaden illallâh(illallâhe), ve kefâ billâhi hasîbâ(hasîban).
O (Peygamberler) Allah’ın gönderdiklerini insanlara duyurur, Allah’tan başka kimseden korkmayıp sadece Ona hakkıyla saygı gösterirlerdi. Hesap görücü olarak Allah yeter.¹ 1 Âyetin son bölümü, “(Bunların) mükâfatını vermeye ancak, Allah’ın gücü yeter.” Şeklinde de tercüme edilebilir.— M. Türk
33:39
40
مَا كَانَ مُحَمَّدٌ اَبَٓا اَحَدٍ مِنْ رِجَالِكُمْ وَلٰكِنْ رَسُولَ اللّٰهِ وَخَاتَمَ النَّبِيّ۪نَۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يماً۟ ٠٤
Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyin(nebiyyine), ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen).
(Ey îman edenler!) Muhammed, sizin erkeklerinizden hiç birisinin (gerçek) babası değildir;¹ O sadece, Allah’ın elçisi ve Peygamberlerin sonuncusudur.² Ve Allah her şeyi hakkıyla bilendir. 1 Zeyd’in de babası değildir ve aralarında hukûkî olarak akrabalık hükümlerinin uygulanması imkânsızdır. Her ne kadar her Peygamber, “ümmetinin babasıdır” denilebilirse de bu, mecâzendir. 2 Hâtem: Asım kıraatinde “ta”nın fethiyle diğerlerinde kesriyle okunur. Kesr ile “hatim”, ismi fail olup “nihayete erdiren” yahut “mühürleyen” demek olur. Feth ile “hatem” de ism-i alet olup “mühür” demektir. Mühür de bir şeyin tasdiki için nihayete basıldığından hem âhir manasını hem de tasdik manasını içerir. Şu halde iki kıraat, “hatem’ün-nebıyyîn” vasfının iki mefhumunu ayrı ayrı ihtar ediyor. Yani Rasulullah (s.a.v), hem Peygamberleri sona erdiren son Peygamberdir. Hem de bütün Peygamberleri tasdik ve tevsik eden ilâhî bir mühürdür. Eğer o gelmese idi diğer Peygamberler unutulup gidecek, tarihte onların mevcudiyetlerini ve nübüvvetlerini ilmen ispat etmek mümkün olmayacaktı. Öyle ki bu gün Kur’an olmasa idi Musâ (a.s.) ile İsa (a.s.)’nın bile varlıkları ciddiyetle ispat olunamazdı. Ayni zamanda Muhammed (a.s.) diğer Enbiyanın kendisi hakkındaki müjdelerini tahakkuk ettirmek itibariyle de onların nübüvvetini mühürleyen ilâhî bir damgadır. (Elmalılı)— M. Türk
33:40
41
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا اللّٰهَ ذِكْراً كَث۪يراًۙ ٤١
Yâ eyyuhâllezîne âmenûzkûrullâhe zikren kesîrâ(kesîran).
41,42. Ey îman edenler! Allah’ı çok zikredin ve Onu sabah ve akşam (sürekli) tesbih edin.— M. Türk
33:41
42
وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَاَص۪يلاً ٢٤
Ve sebbihûhu bukreten ve asîlâ(asîlen).
41,42. Ey îman edenler! Allah’ı çok zikredin ve Onu sabah ve akşam (sürekli) tesbih edin.— M. Türk
33:42
43
هُوَ الَّذ۪ي يُصَلّ۪ي عَلَيْكُمْ وَمَلٰٓئِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِۜ وَكَانَ بِالْمُؤْمِن۪ينَ رَح۪يماً ٣٤
Huvellezî yusallî aleykum ve melâiketuhu li yuhricekum minez zulumâti ilen nûr, ve kâne bil mu’minîne rahîmâ(rahîmen).
Sizi (küfür) karanlıklarından (îman) aydınlığına çıkarmak için Allah, size rahmet eder, melekleri de duâ eder.¹ Çünkü O inananlara karşı çok merhametlidir. 1 Salât kelimesi; Allah için rahmet, melekler için dua, mü’minler için ise hürmet anlamına gelir. Bk. (Ahzab: 56)— M. Türk
33:43
44
تَحِيَّتُهُمْ يَوْمَ يَلْقَوْنَهُ سَلَامٌۚ وَاَعَدَّ لَهُمْ اَجْراً كَر۪يماً ٤٤
Tehiyyetuhum yevme yelkavnehu selâm(selâmun), ve eadde lehum ecren kerîmâ(kerîmen).
Onların kıyamet günü birbirlerine olan temennileri, “selam”dır. Ve (Allah,) onlara mükâfatını, cömertçe hazırlamıştır.— M. Türk
33:44
45
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ شَاهِداً وَمُبَشِّراً وَنَذ۪يراًۙ ٥٤
Yâ eyyuhen nebiyyu innâ erselnâke şâhiden ve mubeşşiren ve nezîrâ(nezîren).
45,46. Ey Peygamber! Biz, seni sadece bir şahit,¹ müjdeci, uyarıcı ve izni ile Allah’a çağıran bir davetçi ve yol gösteren bir ışık olarak, gönderdik. 1 Allah’ın birliğine şâhit, Allah’a nasıl kulluk edileceğine bir örnek ve ümmetin yaptıklarına âhirette şahadet edecek bir şâhit olarak gönderdik.— M. Türk
33:45
46
وَدَاعِياً اِلَى اللّٰهِ بِـاِذْنِه۪ وَسِرَاجاً مُن۪يراً ٦٤
Ve dâîyen ilâllâhi bi iznihî ve sirâcen munîrâ(munîren).
45,46. Ey Peygamber! Biz, seni sadece bir şahit,¹ müjdeci, uyarıcı ve izni ile Allah’a çağıran bir davetçi ve yol gösteren bir ışık olarak, gönderdik. 1 Allah’ın birliğine şâhit, Allah’a nasıl kulluk edileceğine bir örnek ve ümmetin yaptıklarına âhirette şahadet edecek bir şâhit olarak gönderdik.— M. Türk
33:46
47
وَبَشِّرِ الْمُؤْمِن۪ينَ بِاَنَّ لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ فَضْلاً كَب۪يراً ٧٤
Ve beşşiril mu’minîne bi enne lehum minallâhi fadlen kebîrâ(kebîren).
Mü’minlere; gerçekten (kendilerine) Allah’tan büyük bir lütuf bulunduğunu müjdele!— M. Türk
33:47
48
وَلَا تُطِـعِ الْكَافِر۪ينَ وَالْمُنَافِق۪ينَ وَدَعْ اَذٰيهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَك۪يلاً ٨٤
Ve lâ tutııl kâfirîne vel munâfikîne veda’ezâhum ve tevekkel alâllâh(alâllâhi), ve kefâ billâhi vekîlâ(vekîlen).
Sakın kâfirlere ve münâfıklara itaat etme, eziyetlerine de aldırma ve Allah’a tevekkül et. Vekîl olarak Allah yeter.— M. Türk
33:48
49
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا نَكَحْتُمُ الْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِنْ قَبْلِ اَنْ تَمَسُّوهُنَّ فَمَا لَكُمْ عَلَيْهِنَّ مِنْ عِدَّةٍ تَعْتَدُّونَهَاۚ فَمَتِّعُوهُنَّ وَسَرِّحُوهُنَّ سَرَاحاً جَم۪يلاً ٩٤
Yâ eyyuhâllezîne âmenû izâ nekahtumul mu’minâti summe tallaktumûhunne min kabli en temessûhunne fe mâ lekum aleyhinne min iddetin ta’teddûnehâ, fe mettiûhunne ve serrihûhunne serâhan cemîlâ(cemîlen).
Ey îman edenler! Müslüman kadınları nikâhlayıp sonra henüz zifafa girmeden¹ onları boşarsanız bu durumda sizin onların iddet beklemelerini isteme hakkınız yoktur.² Bir de onlara bir miktar mal verin³ ve onları güzellikle serbest bırakın. 1 Halvet-i sahîha: İki kişinin özellikle bir erkek ve bir kadının bir yerde yalnız kalmasıdır. Halvet, sahih ve fâsit olmak üzere ikiye ayrılır. “Sahih halvet,” eşlerin sahih bir nikâh akdinden sonra, kimsenin göremeyeceği ve istekleri dışında kimsenin giremeyeceği, ev veya kapalı sayılan bir yerde yalnız başlarına kalmasıdır. Eşler, umuma açık yerlerde baş başa kalsa, bununla sahîh halvet gerçekleşmez. Sahih halvet engelleri üç tanedir: a. Tabiî engel: Eşlerin yanında, yedi yaşlarından büyük ve temyiz gücüne sahip üçüncü bir şahıs bulunması halvet için bir engeldir. b. Hissi engel: Eşlerden birisinin diğerine yaklaşamayacak derecede sakat, özürlü ve hasta olması. c. Şer’î engel: Eşlerin birbirine yaklaşmasını şer’an haram kılan haller, şer’î engel sayılır. Ramazanda oruçlu olmak, ihramda bulunmak, itikâfta olmak, hayız ve nifaslı bulunmak, gibi. Yukarıdaki şartlar tam olarak bulunmazsa halvet, fâsit halvet olur. Hanefi ve Hanbelîlere göre, cinsel birleşme hükmünde olan sahih halvetin sonuçları şunlardır: 1. Tam mihre hak kazanma. Koca, karısını sahih halvetten sonra boşarsa, kadın daha önce belirlenmiş olan mihrin tamamına hak kazanır. 2. Doğacak çocuğun nesep hakkı. Kadın, sahih halvetten sonra boşanır ve halvetten altı aydan daha fazla zaman sonra çocuk dünyaya getirirse, çocuğun nesebi bu babaya bağlanır. 3. İddet. Kadın, sahih veya fâsit halvetten sonra boşanmışsa, boşanma iddeti bekler. 4. İddet nafakası. Boşayan kocanın iddet süresince, kadının mâişet, giyim ve mesken ihtiyacını karşılaması gerekir. Yukarıdaki esaslar evli çiftlerle ilgilidir. Evli olmayan ve birbirinin mahremi de bulunmayan bir erkekle bir kadının, üçüncü bir kişinin giremeyeceği kapalı yerlerde yalnız baş başa kalması veya kadının sefer mesafesinden uzak yerlere yanında mahremi bulunmaksızın yolculuğa çıkması caiz değildir. Bu konuda, Hz. Peygamber’den çeşitli hadisler nakledilmiştir: “Hiç bir erkek yabancı bir kadınla, baş başa kalmasın ve hiç bir kadın da mahremi olmaksızın yolculuğa çıkmasın” buyurdu. Bunun üzerine bir adam ayağa kalktı ve: “Ey Allah’ın elçisi! Ben falanca gazveye katılmak için yazıldım. Karım da hac için yolculuğa çıktı.” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Git, sen de hanımınla birlikte haccet” buyurdu. (Buhârî, Müslim) “Kadın, yanında kocası veya mahrem bir hısımı bulunmadıkça, üç günden fazla yolculuğa çıkmasın.” (Buhârî, Ebû Dâvud, Dârimî) Halvet-i sahîha olan kadın, zifafa girmiş sayılır ve iffetinden şüphe edilir. Ama bu, onun iffetsiz olduğu anlamına gelmez. Bir kadının, ona bakmak ve dokunmak haram olacak derecede yakın bir erkek akrabasıyla, yolculuk yapması ve baş başa kalması caiz olur. Anne, nine, kız, kızın kızları, kız kardeş, kardeşlerin kızları, hala ve teyze gibi nesep hısımları ile kayın valide gibi sıhrî hısımlar buna dâhildir. Ayrıca kendileriyle halvette bulunmanın caiz olmadığı kimselerle bir arada bulunmak İslâm’ın uygun görmediği ve yasakladığı bir husustur. Kadın ve erkeğin “ihtilâtı” (karışık oturması) durumunda haram nazarın kaçınılmaz olacağı muhakkaktır. Ümmü Seleme der ki: Biz Meymune ile beraber Rasulullah (s.a.v)’in yanında iken Abdullah b. Ummi Mektum gelerek onun yanına girdi. Bu hadise bize örtünme emri geldikten sonra idi. Rasulullah (s.a.v): “ondan gizlenin” dedi. Bunun üzerine “Ya Rasulullah! O âmâ değil midir? Bizi görmez ve tanıyamaz?” dedim. Rasulullah (s.a.v) “Siz ikiniz de mi körsünüz? Siz onu görmüyor musunuz?” dedi (Tirmizi). 2 İddet: Eşinden ayrılan kadının, tekrar evlenebilmek için beklemek zorunda olduğu süre, demektir. Bu süre; boşananlarda; “üç ay hali,” kocası ölenlerde; “dört ay on gün,” hamilelerde ise “doğuruncaya kadardır.” Bk. (Bakara: 226, 228, 234, Talak: 1-4, dipnotları) Kadınların iddet beklemesi, kocalarının onlar üzerindeki hakkıdır. Bu da neslin muhafazası içindir. 3 Mihir: Evlenme sırasında erkek tarafından kadına ödenen, dinen alt ve üst sınırı belirlenmeyen, tarafların anlaşacakları bir miktar mal veya para, demektir. Peygamberimiz (s.a.v) mihirsiz hiç bir evliliğe müsaade etmemiştir. Mihir, kadının hakkıdır. Mihir, evlilik hayatı süresince veya kocasını kaybetmesi veya boşanması hâlinde, yeni bir hayat programı hazırlayıncaya kadar kadın için bir yedek akçe, niteliğindedir. Bu âyetteki durumda erkek, kadına eğer mihir belirlenmişse mihrin yarısını, belirlenmemişse makul bir miktar mal verir. Bk. (Bakara: 236, 237)— M. Türk
33:49
50
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اِنَّٓا اَحْلَلْنَا لَكَ اَزْوَاجَكَ الّٰـت۪ٓي اٰتَيْتَ اُجُورَهُنَّ وَمَا مَلَكَتْ يَم۪ينُكَ مِمَّٓا اَفَٓاءَ اللّٰهُ عَلَيْكَ وَبَنَاتِ عَمِّكَ وَبَنَاتِ عَمَّاتِكَ وَبَنَاتِ خَالِكَ وَبَنَاتِ خَالَاتِكَ الّٰت۪ي هَاجَرْنَ مَعَكَۘ وَامْرَاَةً مُؤْمِنَةً اِنْ وَهَبَتْ نَفْسَهَا لِلنَّبِيِّ اِنْ اَرَادَ النَّبِيُّ اَنْ يَسْتَنْكِحَهَاۗ خَالِصَةً لَكَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۜ قَدْ عَلِمْنَا مَا فَرَضْنَا عَلَيْهِمْ ف۪ٓي اَزْوَاجِهِمْ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ لِكَيْلَا يَكُونَ عَلَيْكَ حَرَجٌۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُوراً رَح۪يماً ٠٥
Yâ eyyuhen nebiyyu innâ ahlelnâ leke ezvâcekelletî âteyte ucûrehunne ve mâ meleket yemînuke mimmâ efâallâhu aleyke ve benâti ammike ve benâti ammâtike ve benâti hâlike ve benâti halâtikellâtî hâcerne meâk(meâke), vemreeten mu’mineten in vehebet nefsehâ lin nebiyyi in erâden nebiyyu en yestenkihahâ hâlisaten leke min dûnil mu’minîn(mu’minîne), kad alimnâ mâ faradnâ aleyhim fî ezvâcihim ve mâ meleket eymânuhum li keylâ yekûne aleyke harac(haracun), ve kânallâhu gafûran rahîmâ(rahîmen).
Ey Peygamber! Sana bir zorluk olmaması için Biz, mihirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganîmet olarak verdiği kadın köleleri,¹ amcanın,² halalarının, dayının, teyzelerinin seninle beraber hicret eden kızlarını, bir de eğer kendisini Peygambere hibe eder ve Peygamber de kendisiyle evlenmeyi kabul ederse, böyle bir inanmış kadını, diğer Müslümanlara değil, sadece sana mahsus olmak üzere helâl kıldık.³ Biz, (daha önce) eşleri ve kadın köleleri hakkında mü’minlere yapmaları gerekeni de bildirdik.⁴ Şüphesiz Allah çok bağışlayan, pek merhamet edendir. 1 Hür kadınla evlenmeyle, cariye ile evlenme arasında ki fark; cariye ile evlenirken mihirin olmamasıdır. Zîrâ cariyenin satın alınma bedeli ve evlilik sonucunda hürriyetine kavuşma ihtimâli hür kadının mihirine denktir, hattâ daha da fazladır. Cariye ile evlenmede de nikâh şarttır. Peygamberimizin Hz. Marie annemizle evliliği bunun en güzel örneğidir. 2 Peygamberimizin amcası Ebû Talib’in kızı Ümmü Hânî: “Peygamberimiz önce benimle evlenmek istedi, ben kabul etmedim, sonra da Allah bu âyeti indirdi, ben ona helâl olamadım. Çünkü ben onunla hicret etmemiştim.” demiştir. (Tirmîzî) 3 Yani bir Müslüman kadın, eğer kendisini mihirsiz olarak Peygambere hibe eder, Peygamber de onu nikâh etmek isterse böyle bir evliliğin yapılması sadece Peygambere has olmak üzere mümkündür. Bazıları bu şekilde kendilerini Efendimize hibe etmiş olan kadınların, Havle binti Hakîm (Buhârî) Meymune binti Hâris, Zeyneb binti Huzeyme, Ümmü Şerîk binti Câbir (Zemahşeri) olduğunu söylemişlerse de İbnu Abbas Peygamber Efendimizin, hiç bir kadınla bu şekilde evlenmediğini söylemiştir. (Kurtubî) 4 Bk: (Bakara: 221, Nisâ: 3, 19–25)— M. Türk
33:50
51
تُرْج۪ي مَنْ تَشَٓاءُ مِنْهُنَّ وَتُــْٔـو۪ٓي اِلَيْكَ مَنْ تَشَٓاءُۜ وَمَنِ ابْتَغَيْتَ مِمَّنْ عَزَلْتَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكَۜ ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَنْ تَقَرَّ اَعْيُنُهُنَّ وَلَا يَحْزَنَّ وَيَرْضَيْنَ بِمَٓا اٰتَيْتَهُنَّ كُلُّهُنَّۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا ف۪ي قُلُوبِكُمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يماً حَل۪يماً ١٥
Turcî men teşâu minhunne ve tu’vî ileyke men teşâu, ve menibtegayte mimmen azelte fe lâ cunâha aleyk(aleyke), zâlike ednâ en tekarre a’yunuhunne ve lâ yahzenne ve yerdayne bimâ âteytehunne kulluhunn(kulluhunne), vallâhu ya’lemu mâ fî kulûbikum ve kânallâhu alîmen halîmâ.
(Ey Peygamber!) O (eşlerinden) dilediğinin (yanında geceleme sırasını) geri bırakıp, dilediğini de yanına alabilirsin.¹ Sırasını geri bıraktığın hanımlarından² dilediğini tekrar yanına almanda da sana bir zorluk yoktur. Böyle yapman onların mutlu olmalarına, üzülmemelerine ve hepsinin senin verdiklerine râzı olmalarına daha uygundur. Allah gönüllerinizde ne varsa hepsinin bilir. Çünkü Allah her şeyi bilendir, (kullarına karşı) çok yumuşaktır. 1 Birden fazla eşlilerin, eşleri arasında sıra takip etmeleri vaciptir. Fakat bu Peygamberimize vacip kılınmayıp arzusuna bırakılmıştır. 2 Bazı müfessirler bu bölümü; “boşadığın hanımlarından” şeklinde anlamışlarsa da yukarıdaki tercüme daha doğrudur.— M. Türk
33:51
52
لَا يَحِلُّ لَكَ النِّسَٓاءُ مِنْ بَعْدُ وَلَٓا اَنْ تَبَدَّلَ بِهِنَّ مِنْ اَزْوَاجٍ وَلَوْ اَعْجَبَكَ حُسْنُهُنَّ اِلَّا مَا مَلَكَتْ يَم۪ينُكَۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ رَق۪يـباً۟ ٢٥
Lâ yahıllu leken nisâu min ba’du ve lâ en tebeddele bihinne min ezvâcin ve lev a’cebeke husnuhunne illâ mâ meleket yemînuk(yemînuke), ve kânallâhu alâ kulli şey’in rakîbâ(rakîben).
(Bir de) sana bundan sonra, güzellikleri hoşuna gitse¹ bile, (başka) kadınlarla evlenmen ve bu eşlerini² (boşayıp) yerine başka eşler alman, helâl değildir.³ Ancak kadın kölelerle evlenmen bunun dışındadır.⁴ Ve Allah, her şeyi görüp gözetendir. 1 Bu ifâdeye göre; bir kimsenin evlenmek istediği kimseye bakmasında sakınca yoktur. 2 Bunlar Aişe binti Ebi Bekir, Hafsa binti Ömer, Ümmü Habîbe binti Ebî Süfyân, Sevde binti Zem’a, Ümmü Seleme binti Ebi Ümeyye, Safiyye binti Huyey, Meymune binti Hâris, Zeyneb binti Cahş, Cüveyriyye binti Hâris (r.a)’dır. 3 Çünkü onlar, 28. ve 29. âyetlerde belirtildiği gibi, Allah ve Rasûlü’nü tercih ettikleri için Allah da onları böyle mükâfatlandırmıştır. Peygamber (s.a.v)’de vefatına kadar buna riâyet etmiştir. 4 Zîrâ Peygamberimiz bundan sonra, Marie isimli bir cariye ile nikâhlı olarak evlenmiş ve bundan da İbrahim isimli oğlu dünyaya gelmiştir.— M. Türk
33:52
53
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتَ النَّبِيِّ اِلَّٓا اَنْ يُؤْذَنَ لَكُمْ اِلٰى طَعَامٍ غَيْرَ نَاظِر۪ينَ اِنٰيهُۙ وَلٰكِنْ اِذَا دُع۪يتُمْ فَادْخُلُوا فَاِذَا طَعِمْتُمْ فَانْتَشِرُوا وَلَا مُسْتَأْنِس۪ينَ لِحَد۪يثٍۜ اِنَّ ذٰلِكُمْ كَانَ يُؤْذِي النَّبِيَّ فَيَسْتَحْـي۪ مِنْكُمْۘ وَاللّٰهُ لَا يَسْتَحْـي۪ مِنَ الْحَقِّۜ وَاِذَا سَاَلْتُمُوهُنَّ مَتَاعاً فَسْـَٔلُوهُنَّ مِنْ وَرَٓاءِ حِجَابٍۜ ذٰلِكُمْ اَطْهَرُ لِقُلُوبِكُمْ وَقُلُوبِهِنَّۜ وَمَا كَانَ لَكُمْ اَنْ تُؤْذُوا رَسُولَ اللّٰهِ وَلَٓا اَنْ تَنْكِحُٓوا اَزْوَاجَهُ مِنْ بَعْدِه۪ٓ اَبَداًۜ اِنَّ ذٰلِكُمْ كَانَ عِنْـدَ اللّٰهِ عَظ۪يـماً ٣٥
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tedhulû buyûten nebiyyi illâ en yu’zene lekum ilâ taâmin gayre nâzırîne inâhu ve lâkin izâ duîtum fedhulû fe izâ taimtum fenteşirû ve lâ muste’nisîne li hadîs(hadîsin), inne zâlikum kâne yu’zîn nebiyye fe yestahyî minkum vallâhu lâ yestahyî minel hakk(hakkı), ve izâ seeltumûhunne metâan fes’elûhunne min verâi hıcâb(hıcâbin), zâlikum atharu li kulûbikum ve kulûbihinn(kulûbihinne), ve mâ kâne lekum en tu’zû resûlallâhi ve lâ en tenkihû ezvâcehu min ba’dihî ebedâ(ebeden), inne zâlikum kâne indallâhi azîmâ(azîmen).
Ey îman edenler! Peygamberin evlerine, bir yemeğe davet edilmedikçe, sadece yemek hazırlanmasını beklemek ve birbirinizle konuşmak için (rasgele) girmeyin.¹ Ancak (yemeğe) çağrıldığınız zaman girin, yemeği yiyince de hemen dağılın. Gerçekten bu halinizle siz Peygambere eziyet ediyorsunuz, ama o da size (bunu söylemekten) çekiniyor. Fakat Allah doğruyu söylemekten çekinmez. (Bir de) Peygamber’in hanımlarından bir şey istediğiniz zaman, perde² arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalplerinizi, hem de onların kalplerini daha temiz tutar. Sizin Allah’ın Elçisine eziyet etmeniz ve vefatından sonra da onun hanımlarıyla evlenmeniz asla (helal) olamaz.³ Doğrusu bu Allah katında çok büyük bir günâhtır. 1 Bu âyet, Peygamberin mü’minlere kendilerinden daha yakın, hanımlarının da onların anneleri olduğunu, mü’minlerin Peygamberin evlerine kendi evleri gibi izinsiz girmelerinin de yasaklandığını bildirmektedir. Bu âyet; Peygamberimizin Zeynep’le evlendiğinde verilen düğün yemeğinde nâzil olmuştur. (Buharî, Tirmizî) 2 Hicab: İki şey arasına giren veya birini diğerinden ayıran, gizleyen şey demektir. Bu; perde, cam, örtü, pencere, duvar v.s. olabilir. Burada zahiri manasıyla perde anlamında kullanıldığı açık olmakla birlikte, mecâzen Peygamberin hanımlarına gösterilmesi gereken saygı ve terbiye anlamına da gelebilir. Peygamber hanımlarının erkeklerle ilişkileri bu şekilde ise, Müslüman hanımların da buna uymaları, mutlaka gerekir. Bu âyetle, evlerde kadınların bulundukları bölümün, yabancı erkeklerin girip çıkacağı bölümlerden ayrılması farz kılınmıştır. O zamana kadar Araplarda böyle bir gelenek yoktu. 3 İşte onların Müslümanların anneleri olmalarının asıl anlamı budur. Peygambere kasten eza etmek küfür olduğu gibi eşleriyle evlenmeyi helâl saymak da öyledir.— M. Türk
33:53
54
اِنْ تُبْدُوا شَيْـٔاً اَوْ تُخْفُوهُ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يماً ٤٥
İn tubdû şey’en ev tuhfûhu fe innallâhe kâne bi kulli şey’in alîmâ.
Bir şeyi açığa vursanız da saklı tutsanız da (fark etmez.) Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilir.— M. Türk
33:54
55
لَا جُنَاحَ عَلَيْهِنَّ ف۪ٓي اٰبَٓائِهِنَّ وَلَٓا اَبْنَٓائِهِنَّ وَلَٓا اِخْوَانِهِنَّ وَلَٓا اَبْنَٓاءِ اِخْوَانِهِنَّ وَلَٓا اَبْنَٓاءِ اَخَوَاتِهِنَّ وَلَا نِسَٓائِهِنَّ وَلَا مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّۚ وَاتَّق۪ينَ اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يداً ٥٥
Lâ cunâha aleyhinne fî âbâihinne ve lâ ebnâihinne ve lâ ihvânihinne ve lâ ebnâi ihvânihinne ve lâ ebnâi ehavâtihinne ve lâ nisâihinne ve lâ mâ meleket eymânuhun(eymânuhunne), vettekînallâh(vettekînallâhe), innallâhe kâne alâ kulli şey’in şehîdâ(şehîden).
Fakat onların babaları,¹ oğulları, kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kadınları² ve kadın köleleri ile (perdesiz konuşmalarında) bir sakınca yoktur.³ (Ey kadınlar!) Allah’a karşı (hata etmekten) sakının. Şüphesiz Allah her şeyi eksiksiz görmektedir. 1 Buna; dede, amca ve dayı dâhildir. 2 Bu kadınlar; hizmetçiler, akrabalarından olan kadınlar ve tanıdıkları Müslüman kadınlar, demektir. 3 Peygamber Efendimizin eşlerine mahsus olan hicab; yüz ve ellerini dahi kapatmaları şeklinde farzdır. Onun için ne şehadet ne diğer bir sebeple yüzlerini ve ellerini açmaları kendilerine câiz olmadığı gibi çıktıkları zaman şahıslarını dahi göstermek de câiz değildi. Nitekim Hz. Hafsa (r.a.) babası vefat ettiği gün çıktığında şahsını örtmüştü. (Buharî şerhi Aynî’den naklen Elmalılı)— M. Türk
33:55
56
اِنَّ اللّٰهَ وَمَلٰٓئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّۜ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْل۪يماً ٦٥
İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi, yâ eyyuhâllezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ(teslîmen).
Şüphesiz, Peygambere, Allah rahmet eder ve melekleri duâ eder.¹ Ey îman edenler! Siz de ona hürmet edin² ve tam teslim olun.³ 1 Salât kelimesi; Allah için rahmet, melekler için istiğfar ve dua, mü’minler için hürmet anlamına gelir. Bk. (Ahzab: 43) 2 Bu âyete göre Peygambere ismi zikrolundukça salâvat farzdır. Peygamber (s.a.v): “Allah benim için iki Melek görevlendirmiştir. Benim ismim bir Müslüman’ın yanında anılıp da bana salâvat getirince o iki melek ona: Allah seni bağışlasın der. Allah ve diğer melekler de âmin derler. Benim ismim bir Müslüman’ın yanında anılıp da bana salâvat getirmezse o iki melek ona: “Allah seni bağışlamasın der. Allah ve diğer melekler de âmin derler” buyurmuştur. (Kurtubî) Namazda son tahiyyattaki “Allahümme salli ve barik” dualarını okumak Hanefilere göre sünnet, Şafiilere göre, vaciptir. 3 Bu âyetin son bölümü “Ey îman edenler! Siz de ona salâvat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin.” şeklinde de tercüme edilebilir.— M. Türk
33:56
57
اِنَّ الَّذ۪ينَ يُؤْذُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَاَعَدَّ لَهُمْ عَذَاباً مُه۪يناً ٧٥
İnnellezîne yu’zûnallâhe ve resûlehu leanehumullâhu fîd dunyâ vel âhıreti ve eadde lehum azâben muhînâ(muhînen).
Allah’a ve Rasûlü’ne eziyet edenlere¹ gelince; Allah, onlara dünyada da, âhirette de lânet etmiş ve onlar için aşağılatıcı bir azap hazırlamıştır. 1 Allah’a eziyet tabiri, mecâzdır. Bu ifâde; Allah hakkında uygunsuz söz söyleyen, Allah’ın râzı olmayacağı işler yapan anlamına gelir.— M. Türk
33:57
58
وَالَّذ۪ينَ يُؤْذُونَ الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ بِغَيْرِ مَا اكْتَسَبُوا فَقَدِ احْتَمَلُوا بُهْتَاناً وَاِثْماً مُب۪يناً۟ ٨٥
Vellezîne yu’zûnel mu’minîne vel mu’minâti bi gayri mektesebû fe kadihtemelû buhtânen ve ismen mubînâ(mubînen).
Mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara yapmadıkları (bir iş) sebebiyle eziyet edenlere gelince; onlar da gerçekten iftira etmiş ve apaçık bir günâh yüklenmişlerdir.¹ 1 Bu âyet: Münâfıklardan ve fasıklardan bazılarının, geceleyin dışarı çıkan kadınlara sataşmaları üzerine indirilmiştir. Bu âyet, iftira ile gıybetin farkını belirler.— M. Türk
33:58
59
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لِاَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَٓاءِ الْمُؤْمِن۪ينَ يُدْن۪ينَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلَاب۪يبِهِنَّۜ ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَنْ يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُوراً رَح۪يماً ٩٥
Yâ eyyuhen nebîyyu kul li ezvâcike ve benâtike ve nisâil mu’minîne yudnîne aleyhinne min celâbîbihinn(celâbîbihinne), zâlike ednâ en yu’refne fe lâ yu’zeyn(yu’zeyne) ve kânallâhu gafûren rahîmâ(rahîmen).
Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin hür kadınlarına; “(dışarıya çıktıklarında) dış elbiselerini¹ üzerlerine giyinmelerini” söyle. Zîrâ onların tanınıp eziyet görmemeleri için en uygun olan (kıyafet) budur.² Allah, çok bağışlayandır, pek merhametlidir.³ 1 Cilbâb: Baştan ayağa kadar vücudu örten çarşaf, başörtüsü ve peçe gibi dış giysinin adıdır. Cilbab ile tesettür; kaşlarına kadar başını örttükten sonra büküp yüzünü de örtmek ve yalnız tek bir gözü açık bırakmak veya alnın üzerinden sıkıca sardıktan sonra burnun üzerinden dolayıp gözlerinin ikisi de açık kalsa bile yüzün büyük çoğunluğunu ve göğsü tamamen örtmektir. (Kurtubî, Elmalılı) Ümmü Seleme (r.a.), “Bu âyet nâzil olunca ensar kadınları dışarıya çıktılar ve başlarına bağladıkları siyah örtülerden dolayı sanki başlarında siyah kargalar varmış gibi görünüyorlardı.” (Ebû Dâvut) Bu âyetten her ne kadar yüzü tamamen örtmenin farz olduğu anlaşılmamakta ise de peçenin yasak olduğu da anlaşılamaz. Müslüman kadınlar, fitne durumuna göre peçe yapabilirler. Bu daha efdal olanıdır. 2 Araplarda cahiliye döneminde tesettür âdet değil idi. Cahiliye döneminde kadına hürmet de yoktu. Eski cahiliye kadınları erkeklerin nazar-ı dikkatlerini celp edecek şekilde gözlerini boyayıp belerterek açık-saçık çıkar, kendilerini teşhir ederlerdi. Bundan dolayı güya namuslarını korumak adına bazıları kız evlatlarını diri diri toprağa gömerlerdi. İslâm ise kadının şanını iffet ve ismetle, vakar ve haysiyetle yükseltti. (Elmalılı) 3 Bu ayetin sonundaki, “Allah, çok bağışlayandır, pek merhametlidir.” ifadesinden: “1. Allah’ın mağfiretinin çok olduğu, bu güne kadar geçmiş olan açıklıkları affedeceği, kusurları örteceği ve bundan böyle de emrini tutanları rahmetiyle çok huzurlu kılacağı. 2. Allah’ın merhametli olduğundan dolayı kadınlara eza edilmesine razı olmayacağı. 3. Tesettür emrolunduğundan dolayı da kadınların aşırılıklar emredilerek bir zorlamaya maruz bırakılamayacağı, tesettürde de ifrata gidilmemesi, zira Allah’ın, bu emri onların aleyhine değil, lehine verdiği.” anlaşılmaktadır.— M. Türk
33:59
60
لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْمُرْجِفُونَ فِي الْمَد۪ينَةِ لَنُغْرِيَنَّكَ بِهِمْ ثُمَّ لَا يُجَاوِرُونَكَ ف۪يهَٓا اِلَّا قَل۪يلاًۚۛ ٠٦
Le in lem yentehil munâfikûne vellezîne fî kulûbihim maradun vel murcifûne fîl medîneti le nugriyenneke bihim summe lâ yucâvirûneke fîhâ illâ kalîlâ(kalîlen).
Yemin olsun, eğer münâfıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve Medîne’de kışkırtıcı haberler yayanlar¹ (bu hareketlerinden) vazgeçmezlerse, Biz seni onlara saldırtırız, sonra onlar orada, seninle birlikte ancak çok az bir süre kalabilirler. 1 İrcâf: Aslında zelzele manasına olan “racfe” den türetilmiştir ve “ortalığı sarsacak tahrikler yapmak” demektir ki bu fiilî de kavlî de olabilir. Bundan dolayı yalan ve uydurma haberler yaymaya, “ircaf” denildiği gibi o yoldaki yalanlara da “erâcif” denilir. Bunu yapanlara da “mürcifun” tabir edilir. Bunların içinde münafıklar varsa da ayrıca zikrolunması başkalarının olabileceğini göstermektedir ki, bunlar da Medîne ve civarındaki Yahudilerdir.— M. Türk
33:60
Yükleniyor...
Ahzab
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle