وَف۪ي خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِنْ دَٓابَّةٍ اٰيَاتٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَۙ ٤
Ve fî halkıkum ve mâ yebussu min dâbbetin âyâtun li kavmin yûkınûn(yûkınûne).
(Savaş meydanında) kâfirlerle karşılaştığınızda, boyunlarına darbe indirin. Kanlarını iyice akıttıktan sonra, onları sımsıkı bağlayın. Savaş silahlarını bırakınca (Yani, savaş sona erince.), onları ya iyilik ederek, ya (da) fidye alarak (serbest bırakın. Bu, ancak) böyle (olmalıdır.) Allah dileseydi, bizzat kendilerinden öç alırdı. Ancak bu, bir kısmınızı diğerlerinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülenlerin amellerini, O boşa çıkarmayacaktır. (Bazı kimseler bu ayete itiraz ederler. Hâlbuki bu ayette “İslamî Cihat”ın şartları şöyle beyan edilmiştir: 1- Sizler savaşı başlatan olmayın. Ancak kâfirler size karşı savaş başlattıklarında, savaş meydanına inmeye mecbur kalırsanız, o zaman kendilerini yenilgiye uğratıncaya kadar savaşın. 2- Savaş bitince esirleri sımsıkı bağlayın. 3- Ardından kendilerinden fidye alarak yahut da fidye almadan, onları serbest bırakın. Bazı kimseler İslâm dini kılıçla yayılmıştır derler. Bu ayet-i kerimede esirleri zorla Müslüman yapın denmemiştir. Hatta kâfir oldukları halde onları serbest bırakın diye Müslümanlar’a nasihat edilmiştir.)— M.C.Şems