لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلٰٓى اَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ٧
Lekad hakkal kavlu alâ ekserihim fe hum lâ yu’minûn(yu’minûne).
Onlardan çoğu, bunun gerçek anlamda Allah’ın sözü olduğunu anladıkları halde inanmıyorlar[*].
[*] Tıpkı şu ayette olan durum meydana gelmişti: النمل (27) وَجَحَدُوا بِهَا وَاسْتَيْقَنَتْهَا أَنفُسُهُمْ ظُلْمًا وَعُلُوًّا فَانظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ 14} Burada fa, önceki cümleyi, sonraki cümlenin hali yapar. Bkz. Muhamme İsbir, Bilal Cüneydî, eş-Şamil, Mucem fî ulum'il-luğa'l-arabiyye ve mustalahatiha, Ahkâm'ul-fâ, Beyrut 1985, ikinci baskı. Daha geniş bilgi kitabın sonundadır. (Kn.ile ilg. Bkz. Ennahvü-l vâfi c. 3 s. 575) Kur'ân'ın Allah'ın sözü olduğunu anlayınca ona önce inanırlar ama hayat tarzlarını değiştirmek istemezlerse görmezlikten gelmeye başlar kâfir olurlar. Zaten inanmadan kâfir olunmaz.. Allah Teâlâ şöyle buyurur: O gün nice yüzler ak çıkar, nice yüzler de kararır. Yüzleri kararanlara şöyle denir: "Siz inandıktan sonra kâfir oldunuz, değil mi? Kâfir olmanıza karşılık, tadın şu azabı!" (Al-i İmran 3/106)— S. Vakfı