Bu sure adını ilk kelimesi olan "TÂ-HÂ"dan alır. Bu surenin adı da diğer birçok surede olduğu gibi sadece semboliktir.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Nüzul Zamanı
Nazil olduğu zaman Meryem Suresi ile aynı döneme rastlar. Habeşistan'a hicret sırasında veya hemen ondan sonra nazil olması muhtemeldir. Ne olursa olsun, bu surenin Hz. Ömer'in (r.a) müslüman olmasından önce nazil olduğu kesindir.
Çok iyi bilinen sahih bir hadise göre Hz. Ömer, Peygamber'i (s.a) öldürmek için yola çıktığında bir adama rastladı. Adam ona: "Sen herşeyden önce kızkardeşinin ve eniştenin müslüman olduğunu bilmelisin" dedi. Bunu duyan Ömer (r.a) doğruca kızkardeşinin evine gitti. Orada kardeşi Fatıma ve eniştesi Said ibn Zeyd'i Habbab b. Eret'den bir kağıt parçasında yazılı olan bir şeyler öğrenir buldu. Fatıma onun geldiğini görünce kağıt parçasını hemen bir yere sakladı, fakat Hz. Ömer (r.a) okunanları duymuştu, bu yüzden sorular sormaya başladı. Daha sonra eniştesini dövdü ve kocasını korumaya çalışan kızkardeşini de yaraladı. Sonunda her ikisi de "Evet müslüman olduk, ne yaparsan yap" diye itiraf ettiler. Hz. Ömer kızkardeşinin başından akan kandan etkilendiği için "okuduğunuz şeyi bana gösterin." dedi. Kız kardeşi ondan kağıdı yırtmayacağına dair yemin aldı ve "Temizlenmeden ona dokunamazsın" dedi. Bunun üzerine Ömer (r.a) yıkandı. Ve bu surenin yazılı olduğu kağıdı okumaya başladığında "Ne mükemmel bir şey!" diye söylenmekten kendini alamadı. Bunu duyan Habbab, onun ayak seslerini duyduğunda gizlendiği yerden çıkarak: "Allah'a andolsun, Allah sana Peygamberinin davetini tebliğe hizmet ettirecek.
Çünkü dün Peygamber'in (s.a) : 'Rabbim, ya Ebul Hakem b. Hişam (Ebu Cehil) , ya da Ömer b. Hattab ile İslâm'ı destekle' diye dua ettiğini duydum. Ey Ömer Allah'a dön, Allah'a dön!" dedi. Bu sözler o denli ikna edici idi ki Ömer (r.a) Habbab'la birlikte, İslâm'ı kabul etmek üzere Peygamber'in (s.a) yanına gitti. Bu olay, Habeşistan'a hicretten kısa bir süre sonra meydana gelmişti.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Surenin Konusu
Bu sure, Kur'an'ın indiriliş amacını beyan ederek başlar: "Ey Muhammed, bu Kur'an senin güçlük çekmen için indirilmedi, bu Kur'an senden, inatçı kafirlerin kalbine imanı sokman gibi imkansız bir şeyi de istemiyor. Bu sadece Allah'dan korkan ve kendilerini O'nun azabından korumak isteyenleri doğru yola ulaştırman için bir öğüttür. Bu Kur'an yerlerin ve göklerin yaratıcısının kelamıdır. Ve ilâhlık, hükümranlık sadece O'na mahsustur. İnsan inansa da, inanmasa da bu iki nokta ebedi bir gerçektir."
Bu girişten sonra sure birdenbire görünürde hiçbir ilgisi yokken ve o dönemin olaylarına uygulanabilirliğine bir işaret belirtmeksizin Hz. Musa (a.s) kıssasının anlatılmasıyla devam eder. Ama satır aralarını da okursak bu bölümün tamamen Mekkelilere de uygulanabileceğini anlarız. Fakat bu bölümün gizli anlamını açıklamaya geçmeden önce Arapların, genelde Hz. Musa'yı bir peygamber olarak kabul ettiklerini belirtmekte fayda vardır. Bunun nedeni, Arapların çevrelerindeki Yahudi topluluklarından ve komşu Hıristiyan krallıklarından etkilenmiş olmalarıdır. Şimdi bu hikayenin satırları arasında gizli olan noktaları ele alalım:
1-Allah bir peygamberi, davullar eşliğinde yapılan bir tören sonucu, şu şu kimseyi peygamber ilan ettiğini söyleyerek seçmez. "Biz şu kimseyi bugünden itibaren Peygamber yaptık" diye bir beyanatta bulunmaz. Tam tersine, Musa kıssasında olduğu gibi Peygamberliği dilediği kuluna gizlice lutfeder. Bu nedenle Hz. Muhammed'in (s.a) birden bire ve hiçbir kamuoyu açıklaması yapmaksızın peygamber seçilmesine şaşırmamalısınız.
2-Hz. Muhammed'in (s.a) tebliğ ettiği ana ilkeler tevhid ve ahiret Musa'nın (a.s) kendi gönderildiği dönemde tebliğ ettiği ilkelerin aynısı idi.
3-Hz. Muhammed (s.a) Kureyşliler arasında hiçbir maddi varlığı olmaksızın Hakk'ın tebliğinin tek sorumlu taşıyıcısı idi. Aynı şekilde Hz. Musa'ya da Firavun gibi zalim bir krala gidip isyankarlığından vazgeçmesini tebliğ etme görevi verilmiştir. Bunlar, Allah'ın hayret verici işleridir. O, Medyen'den Mısır'a doğru yola çıkan bir yolcuyu durdurur ve ona: "Git ve zamanın en büyük zalimi ile savaş" der. Ona görevi için gerekli olan silahlar ve ordular vermez. Onun yaptığı tek yardım, Hz. Musa'nın isteği üzerine kardeşi Harun'u kendisine yardımcı tayin etmesidir.
4-Ey Mekkeliler, sizin Hz. Muhammed (s.a) aleyhine yaptığınız şeylerin -saçma itirazlar, suçlamalar ve vahşice işkenceler- hepsini Firavun'un da Musa'ya (a.s) uyguladığını iyi bilmelisiniz. Allah'ın Peygamberinin büyük ordulara ve güçlü silahlara sahip olan Firavun'u yenilgiye uğrattığını da bilmelisiniz. Burada sözle olmasa da müslümanlar Kureyşlilerle savaşmaktan korkmamaları konusunda teskin ve teselli edilmektedirler. Çünkü Allah'ın desteklediği bir hareket en sonunda zafere ulaşır. Aynı zamanda müslümanlar, Firavun'un canice işkence tehditlerine rağmen imanlarında sebat eden sihirbazların örneğini takip etmeye teşvik edilmektedirler.
5-Yalancı tanrı ve tanrıçaların putlaştırılmasının nasıl saçma ve basit bir şekilde başladığı ve Allah'ın peygamberlerinin en ufak putperestçe uygulamaya bile izin vermediklerini göstermek için İsrailoğulları tarihinden bir olay anlatılmaktadır. Aynı şekilde Hz. Muhammed (s.a) 'de şirke ve putperestliğe karşı çıkmada diğer peygamberlerin yolundan gitmektedir.
O halde, Musa (a.s) kıssası, Hz. Muhammed'e (s.a) Kureyşliler arasındaki tartışmalarla ilgili meselelere ışık tutmak amacıyla kullanılmıştır. Daha sonra kıssanın sonunda Kureyşliler şu şekilde uyarılmaktadırlar: "Kur'an sizin iyiliğiniz için kendi dilinizde indirilmiştir. Eğer onu dinler ve verdiği öğüte uyarsanız, bunu kendi iyiliğiniz için yapmış olursunuz. Fakat eğer reddederseniz kötü sonla kendiniz karşılaşacaksınız."
Bundan sonra Adem (a.s) kıssası ele alınmakta ve sanki Kureyşlilere şöyle denmektedir: "Sizin takip ettiğiniz yol şeytanın yoludur, oysa bir insana layık olan atası Adem'in yolundan gitmektir. O, şeytanın aldatmasına kanmıştı, fakat hatasını anlayınca hemen ondan pişman oldu, tevbe etti ve tekrar Allah'a ibadete geri dönüp onun rızasını kazandı. Diğer taraftan eğer bir insan şeytanın yolundan gider ve bütün uyarılara rağmen inatla hatasında ısrar ederse, aynen şeytan gibi sadece kendisine zarar vermiş olur."
En sonunda Peygamber'e (s.a) ve müslümanlara, kafirlerin yaptıkları işkencelere karşı sabırlı olmaları tavsiye edilmektedir: "Onları Allah'a bırak. O, onları hemen cezalandırmaz, bir süre mühlet verir. Bu nedenle sabırsızlanmamalı, fakat işkencelere sabırla göğüs germeli ve İslâmı tebliğe devam etmelisiniz."
Bu bağlamda, müminlerde, o dönem için hakkı tebliğde çok değerli olan sabır, dayanıklılık, Allah'ın dileğine tevekkül , gönül rahatlığı ve teslimiyet gibi yüce karakter özellikleri yaratmak için namaza (salat) çok büyük önem verilmiştir.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
20
Ta Ha · Mekke
طه
135
Sure Adı Açıklaması
Bu sure adını ilk kelimesi olan "TÂ-HÂ"dan alır. Bu surenin adı da diğer birçok surede olduğu gibi sadece semboliktir.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Nüzul Zamanı
Nazil olduğu zaman Meryem Suresi ile aynı döneme rastlar. Habeşistan'a hicret sırasında veya hemen ondan sonra nazil olması muhtemeldir. Ne olursa olsun, bu surenin Hz. Ömer'in (r.a) müslüman olmasından önce nazil olduğu kesindir.
Çok iyi bilinen sahih bir hadise göre Hz. Ömer, Peygamber'i (s.a) öldürmek için yola çıktığında bir adama rastladı. Adam ona: "Sen herşeyden önce kızkardeşinin ve eniştenin müslüman olduğunu bilmelisin" dedi. Bunu duyan Ömer (r.a) doğruca kızkardeşinin evine gitti. Orada kardeşi Fatıma ve eniştesi Said ibn Zeyd'i Habbab b. Eret'den bir kağıt parçasında yazılı olan bir şeyler öğrenir buldu. Fatıma onun geldiğini görünce kağıt parçasını hemen bir yere sakladı, fakat Hz. Ömer (r.a) okunanları duymuştu, bu yüzden sorular sormaya başladı. Daha sonra eniştesini dövdü ve kocasını korumaya çalışan kızkardeşini de yaraladı. Sonunda her ikisi de "Evet müslüman olduk, ne yaparsan yap" diye itiraf ettiler. Hz. Ömer kızkardeşinin başından akan kandan etkilendiği için "okuduğunuz şeyi bana gösterin." dedi. Kız kardeşi ondan kağıdı yırtmayacağına dair yemin aldı ve "Temizlenmeden ona dokunamazsın" dedi. Bunun üzerine Ömer (r.a) yıkandı. Ve bu surenin yazılı olduğu kağıdı okumaya başladığında "Ne mükemmel bir şey!" diye söylenmekten kendini alamadı. Bunu duyan Habbab, onun ayak seslerini duyduğunda gizlendiği yerden çıkarak: "Allah'a andolsun, Allah sana Peygamberinin davetini tebliğe hizmet ettirecek.
Çünkü dün Peygamber'in (s.a) : 'Rabbim, ya Ebul Hakem b. Hişam (Ebu Cehil) , ya da Ömer b. Hattab ile İslâm'ı destekle' diye dua ettiğini duydum. Ey Ömer Allah'a dön, Allah'a dön!" dedi. Bu sözler o denli ikna edici idi ki Ömer (r.a) Habbab'la birlikte, İslâm'ı kabul etmek üzere Peygamber'in (s.a) yanına gitti. Bu olay, Habeşistan'a hicretten kısa bir süre sonra meydana gelmişti.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Surenin Konusu
Bu sure, Kur'an'ın indiriliş amacını beyan ederek başlar: "Ey Muhammed, bu Kur'an senin güçlük çekmen için indirilmedi, bu Kur'an senden, inatçı kafirlerin kalbine imanı sokman gibi imkansız bir şeyi de istemiyor. Bu sadece Allah'dan korkan ve kendilerini O'nun azabından korumak isteyenleri doğru yola ulaştırman için bir öğüttür. Bu Kur'an yerlerin ve göklerin yaratıcısının kelamıdır. Ve ilâhlık, hükümranlık sadece O'na mahsustur. İnsan inansa da, inanmasa da bu iki nokta ebedi bir gerçektir."
Bu girişten sonra sure birdenbire görünürde hiçbir ilgisi yokken ve o dönemin olaylarına uygulanabilirliğine bir işaret belirtmeksizin Hz. Musa (a.s) kıssasının anlatılmasıyla devam eder. Ama satır aralarını da okursak bu bölümün tamamen Mekkelilere de uygulanabileceğini anlarız. Fakat bu bölümün gizli anlamını açıklamaya geçmeden önce Arapların, genelde Hz. Musa'yı bir peygamber olarak kabul ettiklerini belirtmekte fayda vardır. Bunun nedeni, Arapların çevrelerindeki Yahudi topluluklarından ve komşu Hıristiyan krallıklarından etkilenmiş olmalarıdır. Şimdi bu hikayenin satırları arasında gizli olan noktaları ele alalım:
1-Allah bir peygamberi, davullar eşliğinde yapılan bir tören sonucu, şu şu kimseyi peygamber ilan ettiğini söyleyerek seçmez. "Biz şu kimseyi bugünden itibaren Peygamber yaptık" diye bir beyanatta bulunmaz. Tam tersine, Musa kıssasında olduğu gibi Peygamberliği dilediği kuluna gizlice lutfeder. Bu nedenle Hz. Muhammed'in (s.a) birden bire ve hiçbir kamuoyu açıklaması yapmaksızın peygamber seçilmesine şaşırmamalısınız.
2-Hz. Muhammed'in (s.a) tebliğ ettiği ana ilkeler tevhid ve ahiret Musa'nın (a.s) kendi gönderildiği dönemde tebliğ ettiği ilkelerin aynısı idi.
3-Hz. Muhammed (s.a) Kureyşliler arasında hiçbir maddi varlığı olmaksızın Hakk'ın tebliğinin tek sorumlu taşıyıcısı idi. Aynı şekilde Hz. Musa'ya da Firavun gibi zalim bir krala gidip isyankarlığından vazgeçmesini tebliğ etme görevi verilmiştir. Bunlar, Allah'ın hayret verici işleridir. O, Medyen'den Mısır'a doğru yola çıkan bir yolcuyu durdurur ve ona: "Git ve zamanın en büyük zalimi ile savaş" der. Ona görevi için gerekli olan silahlar ve ordular vermez. Onun yaptığı tek yardım, Hz. Musa'nın isteği üzerine kardeşi Harun'u kendisine yardımcı tayin etmesidir.
4-Ey Mekkeliler, sizin Hz. Muhammed (s.a) aleyhine yaptığınız şeylerin -saçma itirazlar, suçlamalar ve vahşice işkenceler- hepsini Firavun'un da Musa'ya (a.s) uyguladığını iyi bilmelisiniz. Allah'ın Peygamberinin büyük ordulara ve güçlü silahlara sahip olan Firavun'u yenilgiye uğrattığını da bilmelisiniz. Burada sözle olmasa da müslümanlar Kureyşlilerle savaşmaktan korkmamaları konusunda teskin ve teselli edilmektedirler. Çünkü Allah'ın desteklediği bir hareket en sonunda zafere ulaşır. Aynı zamanda müslümanlar, Firavun'un canice işkence tehditlerine rağmen imanlarında sebat eden sihirbazların örneğini takip etmeye teşvik edilmektedirler.
5-Yalancı tanrı ve tanrıçaların putlaştırılmasının nasıl saçma ve basit bir şekilde başladığı ve Allah'ın peygamberlerinin en ufak putperestçe uygulamaya bile izin vermediklerini göstermek için İsrailoğulları tarihinden bir olay anlatılmaktadır. Aynı şekilde Hz. Muhammed (s.a) 'de şirke ve putperestliğe karşı çıkmada diğer peygamberlerin yolundan gitmektedir.
O halde, Musa (a.s) kıssası, Hz. Muhammed'e (s.a) Kureyşliler arasındaki tartışmalarla ilgili meselelere ışık tutmak amacıyla kullanılmıştır. Daha sonra kıssanın sonunda Kureyşliler şu şekilde uyarılmaktadırlar: "Kur'an sizin iyiliğiniz için kendi dilinizde indirilmiştir. Eğer onu dinler ve verdiği öğüte uyarsanız, bunu kendi iyiliğiniz için yapmış olursunuz. Fakat eğer reddederseniz kötü sonla kendiniz karşılaşacaksınız."
Bundan sonra Adem (a.s) kıssası ele alınmakta ve sanki Kureyşlilere şöyle denmektedir: "Sizin takip ettiğiniz yol şeytanın yoludur, oysa bir insana layık olan atası Adem'in yolundan gitmektir. O, şeytanın aldatmasına kanmıştı, fakat hatasını anlayınca hemen ondan pişman oldu, tevbe etti ve tekrar Allah'a ibadete geri dönüp onun rızasını kazandı. Diğer taraftan eğer bir insan şeytanın yolundan gider ve bütün uyarılara rağmen inatla hatasında ısrar ederse, aynen şeytan gibi sadece kendisine zarar vermiş olur."
En sonunda Peygamber'e (s.a) ve müslümanlara, kafirlerin yaptıkları işkencelere karşı sabırlı olmaları tavsiye edilmektedir: "Onları Allah'a bırak. O, onları hemen cezalandırmaz, bir süre mühlet verir. Bu nedenle sabırsızlanmamalı, fakat işkencelere sabırla göğüs germeli ve İslâmı tebliğe devam etmelisiniz."
Bu bağlamda, müminlerde, o dönem için hakkı tebliğde çok değerli olan sabır, dayanıklılık, Allah'ın dileğine tevekkül , gönül rahatlığı ve teslimiyet gibi yüce karakter özellikleri yaratmak için namaza (salat) çok büyük önem verilmiştir.
Biz Bu Kur’an’ı Sana meşakkat (güçlük) çekesin (ağır külfet ve zahmetlere düşesin) diye indirmedik;— A.Ahmet Akgül
20:2
3
اِلَّا تَذْكِرَةً لِمَنْ يَخْشٰىۙ ٣
İllâ tezkireten li men yahşâ.
Ancak ‘içi titreyerek korku ve sorumluluk duyanlara’, öğütle-hatırlatma (olmak üzere ve hayatlarını disiplin ve düzene soksunlar diye gönderdik) .— A.Ahmet Akgül
(Bu Kur’an) Yeri ve yüce gökleri yaratan (Allah) tarafından indirilmiştir.— A.Ahmet Akgül
20:4
5
اَلرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوٰى ٥
Er rahmânu alel arşistevâ.
O Rahman (olan Allah) Arş’a istiva etmiştir. (Kudretiyle âlemleri kuşatıvermiştir. Kâinatın kumanda merkezi ve her zerresi O’nun hükmündedir.)— A.Ahmet Akgül
Lehu mâ fis semâvâti ve mâ fîl ardı ve mâ beynehumâ ve mâ tahtes serâ.
Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında (ki insanlar, hayvanlar ve ağaçlar) ve nemli toprağın altında olanların (tohumların, böceklerin ve diğer varlıkların) tümü O’nundur (O’nun emrindedir) .— A.Ahmet Akgül
Ve in techer bil kavli fe innehu ya’lemus sirre ve ahfâ.
(Herhangi bir konudaki) Sözünü ve sesini şayet yükseltip açığa vursan da (gizleyip saklasan da birdir) . Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir.— A.Ahmet Akgül
İz reâ nâren fe kâle li ehlihimkusû innî ânestu nâren leallî âtîkum minhâ bi kabesin ev ecidu alen nâri hudâ(huden).
Hani (Musa Tûr Dağı’nın eteklerinde) bir ateş görmüştü de, ailesine şöyle demişti: “Siz burada durun, gerçekten bir ateş gördüm; umulur ki size ondan (yemek pişirici ve ihtiyaç giderici) bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol-gösterici (bize yardım edici birilerini) bulurum” (diye sevinmişti) .— A.Ahmet Akgül
20:10
11
فَلَمَّٓا اَتٰيهَا نُودِيَ يَا مُوسٰى ١١
Fe lemmâ etâhâ nûdiye yâ mûsâ.
Nitekim ona (ateşin yanına) gidince, kendisine "Ey Musa!" diye nida edildi;— A.Ahmet Akgül
İnnî ene rabbuke fehla’ na’leyk(na’leyke), inneke bil vâdil mukaddesi tuvâ(tuven).
“Gerçekten Ben, (evet) Ben senin Rabbinim! Nalınlarını (pabuçlarını) çıkar (ve nefsi-dünyevi bağımlılıklarını bırak da öyle gel) ; çünkü sen, kutsal olan Tuva vadisindesin!” (şeklinde seslenildi.)— A.Ahmet Akgül
20:12
13
وَاَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِـعْ لِمَا يُوحٰى ٣١
Ve enahtertuke festemi’ li mâ yûhâ.
“Ben seni seçmiş bulunuyorum; bundan böyle sana vahyolunacakları dinle (öğren, tebliğ ve tatbik et ki vazifen ağırdır.) ”— A.Ahmet Akgül
İnnenî enallâhu lâ ilâhe illâ ene fa’budnî ve ekımis salâte li zikrî.
“Gerçekten Ben, (evet) Ben Allah’ım! Benden başka ilah yoktur; şu halde artık Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl.” (Çünkü namaz Allah’la irtibat aracıdır ve mü’minin mi’racıdır.)— A.Ahmet Akgül
(Ey Nebim!) “Şüphesiz kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir. Herkesin harcadığı çabanın karşılığını alması için, onun (haberini) neredeyse gizli iken (açığa çıkaracağım ve zaten herkes peşinden koştuğu şey ne ise sonunda ona ulaşacaktır.) ”— A.Ahmet Akgül
Fe lâ yesuddenneke anhâ men lâ yu’minu bihâ vettebea hevâhu fe terdâ.
"Öyleyse, ona (kıyamet ve ahiret uyarısına) inanmayıp kendi hevâsına uyan (kimseler ve kesimler) , sakın seni de ondan (ahiret inancından ve hazırlığından) alıkoymasın; sonra yıkıma uğrarsın."— A.Ahmet Akgül
20:16
17
وَمَا تِلْكَ بِيَم۪ينِكَ يَا مُوسٰى ٧١
Ve mâ tilke bi yemînike yâ mûsâ.
(Rabbimiz ona: Şu) "Sağ elindeki nedir ey Musa?" (diye sual etmişti.)— A.Ahmet Akgül
Kâle hiye asây(asâye), etevekkeu aleyhâ ve ehuşşu bihâ alâ ganemî ve liye fîhâ meâribu uhrâ.
(Musa ise:) "O benim asamdır; (yürürken) ona dayanmaktayım, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekte (kullanmaktayım) , onda benim için daha başka yararlar da vardır" demişti.— A.Ahmet Akgül
20:18
19
قَالَ اَلْقِهَا يَا مُوسٰى ٩١
Kâle elkıhâ yâ mûsâ.
(Allah) Buyurup: "Onu (elindeki asanı bırak ve yere) at, ey Musa" (diye vahyetmişti) .— A.Ahmet Akgül
20:19
20
فَاَلْقٰيهَا فَاِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعٰى ٠٢
Fe elkâhâ fe izâ hiye hayyetun tes’â.
Böylece onu (yere) atınca; (bir de ne görsün,) o (asa) hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan (oluvermişti) .— A.Ahmet Akgül
(Ayrıca) "Elini koltuğuna sok, başka bir mucize (ayet) olarak bembeyaz bir durumda çıksın ve (sakın ürküp, bu durumu) bir kötülük=hastalık (sanmayasın) .”— A.Ahmet Akgül
20:22
23
لِنُرِيَكَ مِنْ اٰيَاتِنَا الْكُبْرٰىۚ ٣٢
Li nuriyeke min âyâtinel kubrâ.
"Öyle ki, sana büyük mucizelerimizden (birini daha) göstermiş olalım."— A.Ahmet Akgül
20:23
24
اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰى۟ ٤٢
İzheb ilâ fir’avne innehu tagâ.
(Şimdi) “Firavun’a git (onu imana ve insafa davet et) ; çünkü kesinlikle o iyice azdı.”— A.Ahmet Akgül
20:24
25
قَالَ رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪يۙ ٥٢
Kâle rabbişrah lî sadrî.
(Hz. Musa:) “Rabbim, benim göğsümü aç (gönlüme genişlik ve ferahlık ulaştır) .”— A.Ahmet Akgül
20:25
26
وَيَسِّرْ ل۪ٓي اَمْر۪يۙ ٦٢
Ve yessir lî emrî.
“ (Risalet) İşimi bana kolaylaştır.”— A.Ahmet Akgül
20:26
27
وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪يۙ ٧٢
Vahlul ukdeten min lisânî.
“Dilimin bağını çöz (konuşma kabiliyetimi ve ifade yeteneğimi arttır) .”— A.Ahmet Akgül
20:27
28
يَفْقَهُوا قَوْل۪يۖ ٨٢
Yefkahû kavlî.
“Ki (insanlar) söyleyeceklerimi iyice anlayıp kavrasınlar.”— A.Ahmet Akgül
20:28
29
وَاجْعَلْ ل۪ي وَز۪يراً مِنْ اَهْل۪يۙ ٩٢
Vec’al lî vezîren min ehlî.
“Ailemden de bana bir vezir-yardımcı kıl.”— A.Ahmet Akgül
20:29
30
هٰرُونَ اَخ۪يۚ ٠٣
Hârûne ahî.
“Kardeşim Harun’u” (ki bana katılsın) .— A.Ahmet Akgül
Sitemiz, ziyaretçi sayısını ölçmek için tarayıcınıza rastgele bir numara içeren bir çerez bırakır.
Reklam çerezi kullanmıyoruz, verilerinizi kimseyle paylaşmıyoruz.
Ayrıntılar