İbrahim 52 Ayet Mekke · ابراهيم
14

İbrahim

İbrahim · Mekke
14
İbrahim · Mekke
ابراهيم
52
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓـرٰ۠ كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ بِـاِذْنِ رَبِّهِمْ اِلٰى صِرَاطِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِۙ ١
Elif lâm râ kitâbun enzelnâhu ileyke li tuhricen nâse minez zulûmâti ilen nûri bi izni rabbihim ilâ sırâtıl azîzil hamîd(hamîdi).
1,2. [Elif. Lâm. Râ.] [*] (Bu Kur’an), Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, [*] yani güçlü, övgüye layık, göklerdekiler ve yerdekiler kendisine ait olan Allah’ın yoluna [*] çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır. Şiddetli azaptan dolayı kâfirlerin vay hâllerine! Mukatta‘a harfleri hakkında bilgi için bkz. Bakara 2:1, dipnot 1.,Benzer mesajlar: Bakara 2:257; Mâide 5:16; Ahzâb 33:43; Hadîd 57:9; Talâk 65:11.,Benzer mesajlar: Âl-i İmrân 3:193; Yûnus 10:25; Yûsuf 12:108; Ra‘d 13:36; Nahl 16:125; Hacc 22:67; Kasas 28:87; Ahzâb 33:46; Fussilet 41:33; Cinn 72:20.— M. Okuyan
14:1
2
اَللّٰهِ الَّذ۪ي لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَوَيْلٌ لِلْكَافِر۪ينَ مِنْ عَذَابٍ شَد۪يدٍۙ ٢
Allâhillezî lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), ve veylun lil kâfirîne min azâbin şedîd(şedîdin).
1,2. [Elif. Lâm. Râ.] [*] (Bu Kur’an), Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, [*] yani güçlü, övgüye layık, göklerdekiler ve yerdekiler kendisine ait olan Allah’ın yoluna [*] çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır. Şiddetli azaptan dolayı kâfirlerin vay hâllerine! Mukatta‘a harfleri hakkında bilgi için bkz. Bakara 2:1, dipnot 1.,Benzer mesajlar: Bakara 2:257; Mâide 5:16; Ahzâb 33:43; Hadîd 57:9; Talâk 65:11.,Benzer mesajlar: Âl-i İmrân 3:193; Yûnus 10:25; Yûsuf 12:108; Ra‘d 13:36; Nahl 16:125; Hacc 22:67; Kasas 28:87; Ahzâb 33:46; Fussilet 41:33; Cinn 72:20.— M. Okuyan
14:2
3
اَلَّذ۪ينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجاًۜ اُو۬لٰٓئِكَ ف۪ي ضَلَالٍ بَع۪يدٍ ٣
Ellezîne yestehıbbûnel hayâted dunyâ alel âhıreti ve yasuddûne an sebîlillâhi ve yebgûnehâ ivecâ(ivecen), ulâike fî dalâlin baîd(baîdin).
Onlar dünya hayatını ahirete tercih eder; [*] Allah yolundan alıkoyar ve o (yol)un eğriliğini isterler. İşte onlar uzak bir sapkınlık içindedir. Benzer mesajlar: Tevbe 9:23; Nahl 16:107; Fussilet 41:17.— M. Okuyan
14:3
4
وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا بِلِسَانِ قَوْمِه۪ لِيُبَيِّنَ لَهُمْۜ فَيُضِلُّ اللّٰهُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٤
Ve mâ erselnâ min resûlin illâ bi lisâni kavmihî li yubeyyine lehum, fe yudillullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ’(yeşâu), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
(Allah’ın emirlerini) onlara açıklasın diye her elçiyi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik. [*] Allah dileyeni (layık gördüğünü) saptırır, dileyeni (layık gördüğünü) de doğru yola ulaştırır. [*] O güçlüdür, doğru hüküm verendir. Bu cümlede Yüce Allah’ın peygamber görevlendirmedeki sistemine dikkat çekilmekte, her peygamberin yalnızca kendi kavminin diliyle görevlendirildiği ifade edilmektedir. Bu ayette dillerin birbirinden üstün olmadığına, vahyin ilk muhataplarının dilinin tercih edildiğine dikkat çekilmektedir. ,Bu cümle şöyle de tercüme edilebilir: “Allah dilediğini (layık olanı) saptırır, dilediğini (layık olanı) ise doğru yola ulaştırır.”; “Allah (azabı tercih edip) dileyeni (layık gördüğünü) saptırır, (bağışlanmayı) dileyeni (layık gördüğünü) ise doğru yola ulaştırır.” Benzer mesajlar: Bakara 2:284; Âl-i İmrân 3:129; Mâide 5:18, 40; Ra‘d 13:27; Nahl 16:93; Hacc 22:16; ‘Ankebût 29:21; Fâtır 35:8; Fetih 48:14; Müddessir 74:31.— M. Okuyan
14:4
5
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَٓا اَنْ اَخْرِجْ قَوْمَكَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَذَكِّرْهُمْ بِاَيَّامِ اللّٰهِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ ٥
Ve le kad erselnâ mûsâ bi âyâtinâ en ahric kavmeke minez zulumâti ilen nûri, ve zekkirhum bi eyyâmillâh(eyyâmillâhi), inne fî zâlike le âyâtin li kulli sabbârin şekûr(şekûrin).
Yemin olsun ki Musa’yı da “Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah’ın (geçmiş toplumların başına getirdiği felaket) günlerini hatırlat!” [*] diye delillerimizle göndermiştik. Şüphesiz ki bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için dersler vardır. [*] Benzer mesajlar: Âl-i İmrân 3:140; Câsiye 45:14.,Benzer mesajlar: Lokmân 31:31; Sebe’ 34:19; Şûrâ 42:33.— M. Okuyan
14:5
6
وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهِ اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ اَنْجٰيكُمْ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُٓوءَ الْعَذَابِ وَيُذَبِّحُونَ اَبْنَٓاءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَٓاءَكُمْۜ وَف۪ي ذٰلِكُمْ بَلَٓاءٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَظ۪يمٌ۟ ٦
Ve iz kâle mûsâ li kavmihizkurû ni’metallâhi aleykum iz encâkum min âli fir’avne yesûmûnekum sûel azâbi ve yuzebbihûne ebnâekum ve yestahyûne nisâekum, ve fî zâlikum belâun min rabbikum azîm(azîmun).
Hani Musa kavmine demişti ki: “Allah’ın üzerinizdeki nimet(ler)ini hatırlayın! Çünkü sizi işkencenin en kötüsüne sürmekte ve oğullarınızı kestirip, kadınlarınızı sağ bırakmakta olan Firavun ailesinden O kurtarmıştı.” İşte bunda Rabbinizden büyük bir imtihan vardır. [*] Benzer mesajlar: Bakara 2:49; A‘râf 7:127, 141; Kasas 28:4; Mü’min 40:25.— M. Okuyan
14:6
7
وَاِذْ تَاَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَاَز۪يدَنَّكُمْ وَلَئِنْ كَفَرْتُمْ اِنَّ عَذَاب۪ي لَشَد۪يدٌ ٧
Ve iz te’ezzene rabbukum le in şekertum le ezîdennekum ve le in kefertum inne azâbî le şedîd(şedîdun).
Hani Rabbiniz size “Şükrederseniz elbette size (nimetimi) artıracağım; nankörlük ederseniz şüphesiz ki azabım çok şiddetlidir!” [*] diye bildirmişti. Benzer mesajlar: Neml 27:40; Rûm 30:44; Lokmân 31:12; Fâtır 35:39; Zümer 39:7.— M. Okuyan
14:7
8
وَقَالَ مُوسٰٓى اِنْ تَكْفُرُٓوا اَنْتُمْ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاًۙ فَاِنَّ اللّٰهَ لَغَنِيٌّ حَم۪يدٌ ٨
Ve kâle mûsâ in tekfurû entum ve men fîl ardı cemî’an fe innallâhe le ganiyyun hamîd(hamîdun).
Musa şöyle demişti: “Siz ve yeryüzünde olanların hepsi nankörlük etseniz bile, Allah (gerçek) zengindir, övgüye layıktır.” [*] Benzer mesajlar: Lokmân 31:14; Zümer 39:7.— M. Okuyan
14:8
9
اَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَؤُا الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَۜۛ وَالَّذ۪ينَ مِنْ بَعْدِهِمْۜۛ لَا يَعْلَمُهُمْ اِلَّا اللّٰهُۜ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَرَدُّٓوا اَيْدِيَهُمْ ف۪ٓي اَفْوَاهِهِمْ وَقَالُٓوا اِنَّا كَفَرْنَا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ وَاِنَّا لَف۪ي شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَـنَٓا اِلَيْهِ مُر۪يبٍ ٩
E lem ye’tikum nebeullezîne min kablikum kavmi nûhın ve âdin ve semûd(semûde), vellezîne min ba’dihim, lâ ya’lemuhum illallâh(illallâhu), câethum rusuluhum bil beyyinâti fe reddû eydiyehum fî efvâhihim ve kâlû innâ kefernâ bi mâ ursiltum bihî ve innâ le fî şekkin mimmâ ted’ûnenâ ileyhi murîb(murîbin).
Sizden öncekilerin yani Nuh, Âd ve Semûd kavimleri ile onlardan sonrakilerin haberleri size gelmedi mi? Onları Allah’tan başkası bilemez. [*] Elçileri kendilerine deliller getirmişti [*] de onlar ellerini onların (peygamberlerin) ağızlarına koyup tıkamışlar [*] ve demişlerdi ki: “Biz size gönderileni inkâr ettik [*] ve bizi kendisine çağırdığınız şeye karşı derin bir şüphe içindeyiz.” [*] Burada sayılan kavimler insanlık tarihinden seçilmiş birkaç kavimdir. Onlardan önce de sonra da başka azgın kavimler yaşamıştı; onların durumunu sadece Yüce Allah bilir denerek örneklendirme yapıldığına dikkat çekilmektedir.,Benzer mesaj: Tevbe 9:70.,Benzer mesajlar: Tevbe 9:32; Saff 61:7-8; Nûh 71:7.,Önceki nesillerdeki kâfirlerin peygamberlerine yönelik olarak birbirine benzer tepkiler vermeleri nedeniyle Kur’an’da onların bu durumu aynı anda yaşanmış gibi sunulmakta, küfrün tek millet olduğuna dikkat çekilmektedir. Bu konuda bkz. A‘râf 7:94-102; İbrâhîm 14:9-18; Mü’minûn 23:51-53; Sebe’ 34:34-35; Yâsîn 36:13-32; Fussilet 41:14; Teğâbun 64:5; Fecr 89:11-12.,Benzer mesaj: Hûd 11:62.— M. Okuyan
14:9
10
قَالَتْ رُسُلُهُمْ اَفِي اللّٰهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ يَدْعُوكُمْ لِيَغْفِرَ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرَكُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۜ قَالُٓوا اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَاۜ تُر۪يدُونَ اَنْ تَصُدُّونَا عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَا فَأْتُونَا بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍ ٠١
Kâlet rusuluhum e fîllâhi şekkun fâtırıs semâvâti vel ard(ardı), yed’ûkum li yagfire lekum min zunûbikum ve yuahhırekum ilâ ecelin musemmâ(musemmen), kâlû in entum illâ beşerun mislunâ, turîdûne en tesuddûnâ ammâ kâne ya’budu âbâunâ fe’tûnâ bi sultânin mubîn(mubînin).
Elçileri şöyle demişti: “Gökleri ve yeri yoktan yaratan [*] Allah hakkında şüphe mi var? (Oysa) O, sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve sizi belirlenmiş bir vakte kadar ertelemek için sizi (gerçeğe) çağırıyor.” Onlar da şöyle demişlerdi: “Siz de ancak bizim gibi bir insansınız. [*] Siz bizi atalarımızın tapmış olduğu şeylerden döndürmek istiyorsunuz. [*] (Öyleyse) bize apaçık bir delil getirin!” Benzer mesajlar: En‘âm 6:14; Yûsuf 12:101; Fâtır 35:1; Zümer 39:46; Şûrâ 42:11.,İnkarcıların bir insan olan peygamberle alay edişleriyle ilgili bkz. Hûd 11:27; İbrâhîm 14:10-11; İsrâ 17:94; Enbiyâ 21:3, 36; Mü’minûn 23:24, 33-34, 47; Furkân 25:41; Şu‘arâ 26:154, 186; Yâsîn 36:15; Sâd 38:8; Kamer 54:24-25; Teğâbun 64:6.,Taklitçilik her zaman aynı şekilde varlığını devam ettirmekte, yeni şeyler söyleyenler daima aynı tepkiyle karşılaşmaktadır. Peygamberlere hitaben alaycılık içerisinde bulunan taklitçilerin izinden gidenlerin bugün bundan farklı bir durumda oldukları söylenemez.— M. Okuyan
14:10
11
قَالَتْ لَهُمْ رُسُلُهُمْ اِنْ نَحْنُ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَمُنُّ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ۜ وَمَا كَانَ لَـنَٓا اَنْ نَأْتِيَكُمْ بِسُلْطَانٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ ١١
Kâlet lehum rusuluhum in nahnu illâ beşerun mislukum ve lâkinnallâhe yemunnu alâ men yeşâu min ibâdih(ibâdihî), ve mâ kâne lenâ en ne’tiyekum bi sultânin illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve alâllâhi fel yetevekkelil mu’minûn(mu’minûne).
Elçileri ise onlara şöyle demişti: “(Evet) biz de ancak sizin gibi bir insanız. Fakat Allah ( vahyi) kullarından dilediğine (layık olana) lütfeder. Allah’ın izni olmadan bizim size herhangi bir delil getirmemiz mümkün değildir. Müminler yalnızca Allah’a güvensinler!— M. Okuyan
14:11
12
وَمَا لَـنَٓا اَلَّا نَتَوَكَّلَ عَلَى اللّٰهِ وَقَدْ هَدٰينَا سُبُلَنَاۜ وَلَنَصْبِرَنَّ عَلٰى مَٓا اٰذَيْتُمُونَاۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ۟ ٢١
Ve mâ lenâ ellâ netevekkele alâllâhi ve kad hedânâ subulenâ, ve le nasbirenne alâ mâ âzeytumûnâ, ve alâllâhi fel yetevekkelil mutevekkilûn (mutevekkilûne).
Hem bize yollarımızı göstermiş olduğu hâlde ne diye biz Allah’a güvenmeyelim! Sizin bize verdiğiniz eziyete elbette direneceğiz. Güvenenler yalnızca Allah’a güvensinler!”— M. Okuyan
14:12
13
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِرُسُلِهِمْ لَنُخْرِجَنَّكُمْ مِنْ اَرْضِنَٓا اَوْ لَتَعُودُنَّ ف۪ي مِلَّتِنَاۜ فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ رَبُّهُمْ لَنُهْلِكَنَّ الظَّالِم۪ينَۙ ٣١
Ve kâlellezîne keferû li rusulihim le nuhricennekum min ardınâ ev le teûdunne fî milletinâ, fe evhâ ileyhim rabbuhum le nuhlikennez zâlimîn(zâlimîne).
13,14. Kâfir olanlar elçilerine şöyle demişlerdi: “Elbette sizi ya yurdumuzdan çıkaracağız ya da mutlaka dinimize döneceksiniz!” [*] Rableri de “Zalimleri mutlaka helak edeceğiz! Onlardan sonra sizi mutlaka o yerde yerleştireceğiz” [*] diye onlara vahyetmişti. İşte bu (durum) makamımdan korkan ve tehdidimden sakınanlar içindir. Benzer mesaj: A‘râf 7:88 Benzer mesajlar: A‘râf 7:129, 137; Enbiyâ 21:105; Nûr 24:55; Kasas 28:5.— M. Okuyan
14:13
14
وَلَنُسْكِنَنَّكُمُ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِهِمْۜ ذٰلِكَ لِمَنْ خَافَ مَقَام۪ي وَخَافَ وَع۪يدِ ٤١
Ve le nuskinennekumul arda min ba’dihim, zâlike li men hâfe makâmî ve hâfe vaîd(vaîdi).
13,14. Kâfir olanlar elçilerine şöyle demişlerdi: “Elbette sizi ya yurdumuzdan çıkaracağız ya da mutlaka dinimize döneceksiniz!” [*] Rableri de “Zalimleri mutlaka helak edeceğiz! Onlardan sonra sizi mutlaka o yerde yerleştireceğiz” [*] diye onlara vahyetmişti. İşte bu (durum) makamımdan korkan ve tehdidimden sakınanlar içindir. Benzer mesaj: A‘râf 7:88 Benzer mesajlar: A‘râf 7:129, 137; Enbiyâ 21:105; Nûr 24:55; Kasas 28:5.— M. Okuyan
14:14
15
وَاسْتَفْتَحُوا وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَن۪يدٍۙ ٥١
Vesteftehû ve hâbe kullu cebbârin anîd(anîdin).
(Peygamberler) zafer istemişlerdi (Allah da vermişti). Her inatçı zorba kaybetmiş (olacak)tır. [*] Bu kalıpta Kur’an’da sadece bu ayette geçen [vesteftehû] “zafer istemek” fiili “peygamberler” için kullanılmışsa ayette “icabet ettim; kabul ettim, fetih verdim, amaçlarına ulaştılar” anlamında gizli bir fiilin bulunduğu kabul edilmelidir. Bu fiilin faili “azgın insanlar” da olabilir. Bu durumda söz konusu inkârcıların “kendileri peygamberlere karşı fetih istediler; ancak her inatçı zorba hüsrana uğramış oldu” anlamı söz konusu edilmiş olur.— M. Okuyan
14:15
16
مِنْ وَرَٓائِه۪ جَهَنَّمُ وَيُسْقٰى مِنْ مَٓاءٍ صَد۪يدٍۙ ٦١
Min verâihî cehennemu ve yuskâ min mâin sadîd(sadîdin).
Ardından da (o inatçı zorbaya) cehennem vardır; kendisine irinli su içirilecektir!— M. Okuyan
14:16
17
يَتَجَرَّعُهُ وَلَا يَكَادُ يُس۪يغُهُ وَيَأْت۪يهِ الْمَوْتُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَمَا هُوَ بِمَيِّتٍۜ وَمِنْ وَرَٓائِه۪ عَذَابٌ غَل۪يظٌ ٧١
Yetecerreuhu ve lâ yekâdu yusîguhu ve ye’tîhil mevtu min kulli mekânin ve mâ huve bi meyyit(meyyitin), ve min verâihî azâbun galîz(galîzun).
Onu yudumlamaya çalışacak fakat neredeyse boğazından geçiremeyecektir. [*] Ona her yandan ölüm gelecek, oysa o asla ölecek değildir. [*] Bundan ötede ağır bir azap daha vardır. [*] Benzer mesajlar: Nisâ 4:56; Hacc 22:19-20; Mü’minûn 23:104; Muhammed 47:15; Müzzemmil 73:13; Ğâşiye 88:6.,Yüce Allah cehennemliklerin oradaki korkunç durumunu ifade bağlamında kendilerine her yönden ve vücutlarının her zerresine ölümün her sebebi yağmasına rağmen hiçbir şekilde ölemeyeceklerini, böylece azaptan kurtulamayacaklarını haber vermektedir. Furkân 25:13’te “kâfirlerin yok olma” isteklerini, “bir defa yok olma isteği”nin yeterli olmayacağı, bunun defalarca yapılması gerektiği ifade edilmektedir. Bu tür ifadeler, ateş azabının ne kadar korkunç bir durum arz edeceğini, “oradan kurtulup nimete ulaştırılma arzusu” bir yana, yok olup gitmenin büyük bir özlem halini alacağı bildirilmektedir.,Yüce Allah ateş azabının “ötesi”nde, “arkası”nda ağır bir azabın olduğunu ifade ederek aslında azabın kesintisizliğini ve ebediliğini vurgulamış olabilir. Ayrıca azabın her bir aşamasının öncekinden çok daha ağır olacağı veya nefeslerin kesilip bedenlere hapsedilmesi manası da muhtemeldir. Azabın hafifletilmeyeceğinden söz eden ayetlerde de verilmek istenen mesaj budur.— M. Okuyan
14:17
18
مَثَلُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ اَعْمَالُهُمْ كَرَمَادٍۨ اشْتَدَّتْ بِهِ الرّ۪يحُ ف۪ي يَوْمٍ عَاصِفٍۜ لَا يَقْدِرُونَ مِمَّا كَسَبُوا عَلٰى شَيْءٍۜ ذٰلِكَ هُوَ الضَّلَالُ الْبَع۪يدُ ٨١
Meselullezîne keferû bi rabbihim a’mâluhum ke remâdinişteddet bihir rîhu fî yevmin âsıf(âsıfin), lâ yakdirûne mimmâ kesebû alâ şey’(şey’in), zâlike huved dalâlul baîd(baîdu).
Rablerini inkâr edenlerin durumu, işleri fırtınalı bir günde rüzgârın şiddetle savurduğu küle benzer. [*] Kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremezler. [*] Asıl uzak sapkınlık işte budur! Benzer mesaj: Hacc 22:31.,Benzer mesaj: Bakara 2:264.— M. Okuyan
14:18
19
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَد۪يدٍۙ ٩١
E lem tere ennallâhe halakas semâvâti vel arda bil hakk(hakkı), in yeşa’ yuzhibkum ve ye’ti bi halkın cedîd(cedîdin).
Allah’ın gökleri ve yeri bir amaç ile [*] yarattığını görmüyor musun? Dilerse sizi giderir ve (yerinize) yepyeni bir halk getirir. [*] Benzer mesajlar: En‘âm 6:73; Yûnus 10:5; Hicr 15:85; Nahl 16:3; ‘Ankebût 29:44; Rûm 30:8; Zümer 39:5; Duhân 44:39; Câsiye 45:22; Ahkâf 46:3; Teğâbun 64:3.,Benzer mesajlar: Nisâ 4:133; Mâide 5:54; En‘âm 6:133; Tevbe 9:39; Hûd 11:57; Fâtır 35:16; Muhammed 47:38.— M. Okuyan
14:19
20
وَمَا ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ بِعَز۪يزٍ ٠٢
Ve mâ zâlike alallâhi bi azîz(azîzin).
Bu, asla Allah’a zor değildir. [*] Benzer mesaj: Fâtır 35:17.— M. Okuyan
14:20
21
وَبَرَزُوا لِلّٰهِ جَم۪يعاً فَقَالَ الضُّعَفٰٓؤُ۬ا لِلَّذ۪ينَ اسْتَكْـبَرُٓوا اِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعاً فَهَلْ اَنْتُمْ مُغْنُونَ عَنَّا مِنْ عَذَابِ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍۜ قَالُوا لَوْ هَدٰينَا اللّٰهُ لَهَدَيْنَاكُمْۜ سَوَٓاءٌ عَلَيْنَٓا اَجَزِعْنَٓا اَمْ صَبَرْنَا مَا لَنَا مِنْ مَح۪يصٍ۟ ١٢
Ve berezû lillahi cemîan fe kâled duafâu lillezînestekberû innâ kunnâ lekum tebean fe hel entum mugnûne annâ min azâbillâhi min şey’(şey’in), kâlû lev hedânallâhu le hedeynâkum, sevâun aleynâ ecezi’nâ em sabernâ mâ lenâ min mahîs(mahîsın).
(Kıyamet gününde) hepsi Allah’ın huzuruna çıkmış (olacak) ve zayıf olanlar kibirlenenlere diyecekler ki: “Şüphesiz ki biz size uymuştuk. Şimdi siz Allah’ın azabından herhangi bir şeyi bizden savabilir misiniz?” Onlar da şöyle diyeceklerdir: “Allah bizi doğru yola ulaştırsaydı biz de sizi doğru yola ulaştırırdık. [*] Şimdi sızlansak da sabretsek de birdir. Artık bizim için hiçbir sığınak yoktur.” Benzer mesajlar: En‘âm 6:148; Nahl 16:35.— M. Okuyan
14:21
22
وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِيَ الْاَمْرُ اِنَّ اللّٰهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدْتُكُمْ فَاَخْلَفْتُكُمْۜ وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلَّٓا اَنْ دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ ل۪يۚ فَلَا تَلُومُون۪ي وَلُومُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ مَٓا اَنَا۬ بِمُصْرِخِكُمْ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُصْرِخِيَّۜ اِنّ۪ي كَفَرْتُ بِمَٓا اَشْرَكْتُمُونِ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّ الظَّالِم۪ينَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٢٢
Ve kâleş şeytânu lemmâ kudıyel emru innallâhe veadekum va’del hakkı ve veadtukum fe ahleftukum, ve mâ kâne liye aleykum min sultânin illâ en deavtukum festecebtum lî, fe lâ telûmûnî ve lûmû enfusekum, mâ ene bi musrihikum ve mâ entum bi musrıhıyy(musrıhıyye), innî kefertu bi mâ eşrektumûni min kabl(kablu), innaz zâlimîne lehum azâbun elîm(elîmun).
(Hesapları görülüp) iş bitirilince, şeytan şöyle diyecektir: “Şüphesiz ki Allah size gerçek olanı vadetmişti; ben de size (bir şeyler) vadetmiş ve size tersini yapmıştım. (Zaten) benim size karşı hiçbir gücüm yoktu. Sadece sizi (inkâra) çağırmıştım; siz de hemen bana (çağrıma) koşmuştunuz. (Şimdi) beni kınamayın; kendinizi kınayın! Ben sizin feryadınıza yetişemem; siz de benim feryadıma yetişemezsiniz! Şüphesiz ki daha önce ben, beni (Allah’a) ortak koşmanızı da reddetmiştim.” [*] Şüphesiz ki zalimler için elem verici bir azap vardır. Benzer mesajlar: Yûnus 10:28-29; Nahl 16:86; Meryem 19:82; Furkân 25:18-19; Kasas 28:63; ‘Ankebût 29:25; Rûm 30:13; Sebe’ 34:41; Fâtır 35:14; Ahkâf 46:6.— M. Okuyan
14:22
23
وَاُدْخِلَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْۜ تَحِيَّتُهُمْ ف۪يهَا سَلَامٌ ٣٢
Ve udhilellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ bi izni rabbihim, tehıyyetuhum fîhâ selâm(selâmun).
İman edip iyi işler yapanlar Rablerinin izniyle içinde [ebedî] kalacakları ve altlarından ırmaklar akan cennetlere konulmuş (olacak)lardır. Orada esenlik dilekleri “selam”dır. [*] Benzer mesajlar: Yûnus 10:10; Ahzâb 33:44.— M. Okuyan
14:23
24
اَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرَةٍ طَيِّبَةٍ اَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِي السَّمَٓاءِۙ ٤٢
E lem tere keyfe daraballâhu meselen kelimeten tayyibeten ke şeceretin tayyibetin asluhâ sâbitun ve fer’uhâ fis semâ(semâi).
Görmüyor musun Allah nasıl bir örnek verdi! Güzel bir sözü, kökü (yerde) sabit, dalları yüksekte [*] olan güzel bir ağaca (benzetti). [*] Buradaki [es-semâ’] kelimesi “gök” değil de “yüksek” anlamını vermektedir.,Ayette geçen [kelime-i tayyibeh] (güzel söz) tamlaması [lâ ilâhe illellâh] “kelime-i tevhîd” anlamına alınabilir. Çünkü [kelime-i tevhîd]de herhangi bir eksiklik ve fazlalık söz konusu değildir. Bunun “müminin imanı” olma ihtimali de vardır. İbn Abbâs’tan gelen bir rivayete göre [kelime-i tayyibeh] tamlaması Yüce Allah’tan başka ilah olmadığına şahitlik etmektir. [Şecere-i tayyibeh] (güzel ağaç) ise mümindir. “Kökü (yerde) sabittir” ifadesi [lâ ilâhe illellâhu] (Allah’tan başka ilah yoktur) kabulü şeklinde müminin kalbinde sabittir. Dallarının yüksekte oluşu ise müminin amellerinin yüceliğini, ilahi rızaya yükselebileceğini ve kötü niyetli müdahalelerden korunmuş olduğunu sembolize etmektedir.— M. Okuyan
14:24
25
تُؤْت۪ٓي اُكُلَهَا كُلَّ ح۪ينٍ بِاِذْنِ رَبِّهَاۜ وَيَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ ٥٢
Tu’tî ukulehâ kulle hînin bi izni rabbihâ, ve yadrıbullâhul emsâle lin nâsi leallehum yetezekkerûn(yetezekkerûne).
(O ağaç), Rabbinin izniyle her zaman (her yıl) yemişini verir. (Gerçeği) hatırlasınlar diye Allah insanlara örnekler vermektedir.— M. Okuyan
14:25
26
وَمَثَلُ كَلِمَةٍ خَب۪يثَةٍ كَشَجَرَةٍ خَب۪يثَةٍۨ اجْتُثَّتْ مِنْ فَوْقِ الْاَرْضِ مَا لَهَا مِنْ قَرَارٍ ٦٢
Ve meselu kelimetin habîsetin ke şeceretin habîsetinictusset min fevkıl ardı mâ lehâ min karâr(karârin).
Kötü bir sözün örneği, gövdesi yerden koparılmış, (o yüzden) sabit olmayan (ayakta duramayan) bir ağaç gibidir. [*] Ayetteki [kelime-i habîseh] (kötü kelime) yani çirkin sözler, [şecera-i habîseh] (kötü, verimsiz, kuru bir ağaca) benzetilmektedir. “Kötü kelime” insanı kâfirliğe ve müşrikliğe sürükleyen, insanın hem kendisinin hem de başkalarının sapmasına neden olan olumsuz içerikteki her bir ifadedir. İşte Yüce Allah “kötü sözleri” kökü yerden sökülmüş, ekili olduğu toprağın üzerine çıkartılmış, bütünüyle kararsız, dayanaksız, çürük ve kuru bir ağaca benzetmektedir. Son üç ayette dile getirilen konulardan anlaşılıyor ki iyi, temiz ve yararlı kelimeler gücünü kaynağından ve gösterdiği hedeften alırlar. Kötü kelimelerin ise kökü olmadığı için onların insan inşa etmeye ve bir medeniyet oluşturmaya dair herhangi bir duruşu da gücü de yoktur. Kökü ve beslendiği değer vahiy olmayanların medeniyet adına söyleyebilecek fazla bir şeyleri olamaz.— M. Okuyan
14:26
27
يُثَبِّتُ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِي الْاٰخِرَةِۚ وَيُضِلُّ اللّٰهُ الظَّالِم۪ينَ وَيَفْعَلُ اللّٰهُ مَا يَشَٓاءُ۟ ٧٢
Yusebbitullâhullezîne âmenû bil kavlis sâbiti fil hayâtid dunyâ ve fil âhıreh(âhıreti), ve yudıllullâhuz zâlimîne ve yef’alullâhu mâ yeşâ’(yeşâu).
Allah iman edenleri sağlam sözle [*] hem dünya hayatında hem de ahirette sapasağlam tutar; zalimleri ise saptırır. [*] Allah dilediğini yapar. [*] “Sabit söz” ile kastedilen, [kelime-i tevhid] olmalıdır.,Bu cümle Yüce Allah’ın hak etmeyen veya kulun kendisi istemediği sürece hiç kimseyi saptırmayacağının en açık delillerindendir. “Zalimleri saptırması”, uyguladığı imtihan gereği onların zulüm tercihlerine fırsat vermesi ve onların o durumunu bildirmesidir Benzer mesajlar: Bakara 2:253; Âl-i İmrân 3:40, 47; Mâide 5:1; Hûd 11:107; Hacc 22:14, 18; Burûc 85:16.— M. Okuyan
14:27
28
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ بَدَّلُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ كُفْراً وَاَحَلُّوا قَوْمَهُمْ دَارَ الْبَوَارِۙ ٨٢
E lem tere ilellezîne beddelû ni’metallâhi kufren ve ehallû kavmehum dârel bevâr(bevâri).
Allah’ın nimetine nankörlükle karşılık veren ve toplumlarını helak yurduna sürükleyenleri görmüyor musun?— M. Okuyan
14:28
29
جَهَنَّمَۚ يَصْلَوْنَهَاۜ وَبِئْسَ الْقَرَارُ ٩٢
Cehennem(cehenneme), yaslevnehâ, ve bi’sel karâr(karâru).
Onlar cehenneme girecekler. (O) ne kötü bir karargâhtır!— M. Okuyan
14:29
30
وَجَعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَاداً لِيُضِلُّوا عَنْ سَب۪يلِه۪ۜ قُلْ تَمَتَّعُوا فَاِنَّ مَص۪يرَكُمْ اِلَى النَّارِ ٠٣
Ve cealû lillâhi endâden li yudıllû an sebîlih(sebîlihî), kul temetteû fe inne masîrekum ilen nâr(nâri).
(İnsanları) O’nun yolundan saptırmak için Allah’a ortaklar koştular. De ki: “(İstediğiniz gibi) yaşayın! Şüphesiz ki varışınız ateşedir.” [*] Benzer mesaj: Zümer 39:8.— M. Okuyan
14:30
Yükleniyor...
İbrahim
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle