Adını, "söküp çıkaranlar" manasına gelen "nâziât" kelimesinden alır. Ana fikir olarak kıyameti konu edinir. Cenab-ı Allah, sûrenin başında, kendilerini, ilk beş âyette belirtilen güç ve melekelerle donattığı varlıklara yemin etmektedir.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Nüzul Zamanı
Hz. Abdullah İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, bu sure Nebe' Suresi'nden sonra nâzil olmuştur. İlk dönemlerde nazil olduğu surenin muhtevasından da anlaşılmaktadır.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Surenin Konusu
Naziat Suresi, kıyamet gününün ve ölümden sonraki hayatın ispatlanması ile ilgili delilleri kapsar. Ayrıca insanları Allah'ın (c.c.) elçisini yalanlamanın sonuçlarından da sakındırır.
Surenin girişinde, Allah Teâlâ'dan aldıkları emirleri hiçbir tereddüt duymadan ve geciktirmeden hemen yerine getiren, kainat nizamını idare eden melekler adıyla yemin edilmektedir. Kıyamet gününün ve ölümden sonraki hayatın gerçekleşeceği katiyyetle teyid edilerek, meleklerin dünyada can almak ile de görevlendirildiklerine işaret ediliyor. Dolayısıyla bugün Allah'ın (c.c.) emriyle kainatın işlerini yürüten melekler, niçin birgün bu nizamı alt-üst ederek, yeni bir dünya kurmaya memur olmasınlar?
Daha sonra buyuruluyor ki; Siz bu işi imkânsız sanıyorsunuz. Oysa Allah (c.c.) için bu, hiç de güç değildir ve bu konuda Allah'ın (c.c.) hazırlık yapmaya ihtiyacı yoktur. Çünkü Allah (c.c) herşeye kâdirdir. Bir anda içinde yaşadığınız bu nizamı yok eder ve sizin de kendinizi içinde bulacağınız yeni bir nizamı yaratır. Bugün "ölümden sonra diriliş mümkün değildir" diyenler, o an geldiğinde korku ve dehşet içinde titreyerek, bu işin nasıl mümkün olduğunu bizzat kendi gözleriyle göreceklerdir.
Bu bölümün devamında ise, Hz. Musa (a.s) ve Firavun kıssası örnek verilerek, Allah'ın (c.c.) elçisini yalanlayanların, ona sırt çevirenlerin ve onu hile ile yenilgiye uğratmak için çalışanların sonunun ne olacağı anlatılmaktadır. Yani kısaca, bu sonucu Firavun görmüştü, eğer ibret almazsanız, sizlerin sonu da Firavun'un sonu gibi olacaktır, deniliyor.
27. ayetten 33. ayete kadar; tekrardan Kıyamet günü ve ölümden sonraki hayat hakkında deliller veriliyor. Önce inkârcılara, 'sizi yaratmak, bu kainatı yaratmaktan daha mı zordur?', 'Gökyüzünün sayısız yıldızlarla süslenmiş olduğunu görmüyor musunuz?' 'Bu görkemli nizamı yaratmaya kâdir olan Allah, sizi tekrar diriltmekten aciz midir?' biçiminde sorular sorulmaktadır. Ve böylece delilleri sunduktan sonra, Allah Teâlâ, insanları yeryüzü ve yeryüzünün üzerindeki nimetleri düşünmeye çağırıyor. Ve diyor ki; Bakınız, insanlar ve hayvanlar için, yeryüzünde bir çok nimeti nasıl yaratmışız? Bu nizamın gayesi ile birlikte yaratılmış olmasının en büyük delili, bütün bunların bizzat kendisi değil midir? Bundan sonrası, insanın düşünmesi için kendi aklına bırakılıyor. Bu muhteşem nizam içinde önemli bir mevki işgal eden insanoğluna, bir çok yetkiler verilmiş ve kendisine geniş bir serbesti tanınmıştır. Durum bu merkezdeyken, insanın elindeki yetkileri dilediğince kullanabilmesi karşısında, ölümünden sonra diriltilerek amellerinden hesaba çekilmesi ve karşılığını bulması mı, yoksa toz olması mı daha akla yatkındır?
Bu konu üzerinde daha fazla durulmaksızın 34. ayetten 41. ayete kadar doğrudan doğruya, kıyamet gününde insanın sonunun kendi amellerine göre karara bağlanacağı anlatılmaktadır. İnsanoğlu Allah'a isyan ederek dünyanın geçici lezzetleri peşinde mi koşmuştur; yoksa Allah'tan sakınarak, O'nun huzuruna çıkacağını hesaplayıp, nefsinin arzularını mı dizginlemiştir? İnatçı olmayan, samimi insanlar bu soruların cevaplarını rahatlıkla bulabilirler. Çünkü insana seçme özgürlüğü ve sorumluluk verilmiştir.
Bunun karşılığında cezalandırılması ya da ödüllendirilmesi akla, mantığa ve ahlâka zaten uygun düşmektedir.
Surenin sonunda Mekkeli müşriklerin, 'Kıyametin kopacağı zaman' ile ilgili sorularına cevap verilmektedir. Çünkü Mekkeliler sürekli kıyametin kopacağı zamanla ilgileniyorlardı. Allah (c.c) Kıyametin ne zaman kopacağını ancak kendisinin bilebileceğini, Rasul'ün görevinin sadece uyarmak olduğunu ve bu 'haber'in kesinlikle gerçekleşeceğini beyan ederek bu kısır tartışmaları sonuçlandırdı. Artık bundan sonra dileyen, hak yola döner, dileyen de sapıklığında ısrar eder. O an geldiğinde, onları büyülenmişcesine peşinden koşturan bu dünya hayatının bir kaç saniyeden ibaret olduğunu bizzat görecekler ve ebedî bir hayat karşılığında, birkaç saniyelik bir hayatı bu kadar ucuza tercih etmelerinin yanlışlığını anlayacaklardır.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
79
Söküp Çıkaranlar · Mekke
النازعات
46
Sure Adı Açıklaması
Adını, "söküp çıkaranlar" manasına gelen "nâziât" kelimesinden alır. Ana fikir olarak kıyameti konu edinir. Cenab-ı Allah, sûrenin başında, kendilerini, ilk beş âyette belirtilen güç ve melekelerle donattığı varlıklara yemin etmektedir.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Nüzul Zamanı
Hz. Abdullah İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, bu sure Nebe' Suresi'nden sonra nâzil olmuştur. İlk dönemlerde nazil olduğu surenin muhtevasından da anlaşılmaktadır.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Surenin Konusu
Naziat Suresi, kıyamet gününün ve ölümden sonraki hayatın ispatlanması ile ilgili delilleri kapsar. Ayrıca insanları Allah'ın (c.c.) elçisini yalanlamanın sonuçlarından da sakındırır.
Surenin girişinde, Allah Teâlâ'dan aldıkları emirleri hiçbir tereddüt duymadan ve geciktirmeden hemen yerine getiren, kainat nizamını idare eden melekler adıyla yemin edilmektedir. Kıyamet gününün ve ölümden sonraki hayatın gerçekleşeceği katiyyetle teyid edilerek, meleklerin dünyada can almak ile de görevlendirildiklerine işaret ediliyor. Dolayısıyla bugün Allah'ın (c.c.) emriyle kainatın işlerini yürüten melekler, niçin birgün bu nizamı alt-üst ederek, yeni bir dünya kurmaya memur olmasınlar?
Daha sonra buyuruluyor ki; Siz bu işi imkânsız sanıyorsunuz. Oysa Allah (c.c.) için bu, hiç de güç değildir ve bu konuda Allah'ın (c.c.) hazırlık yapmaya ihtiyacı yoktur. Çünkü Allah (c.c) herşeye kâdirdir. Bir anda içinde yaşadığınız bu nizamı yok eder ve sizin de kendinizi içinde bulacağınız yeni bir nizamı yaratır. Bugün "ölümden sonra diriliş mümkün değildir" diyenler, o an geldiğinde korku ve dehşet içinde titreyerek, bu işin nasıl mümkün olduğunu bizzat kendi gözleriyle göreceklerdir.
Bu bölümün devamında ise, Hz. Musa (a.s) ve Firavun kıssası örnek verilerek, Allah'ın (c.c.) elçisini yalanlayanların, ona sırt çevirenlerin ve onu hile ile yenilgiye uğratmak için çalışanların sonunun ne olacağı anlatılmaktadır. Yani kısaca, bu sonucu Firavun görmüştü, eğer ibret almazsanız, sizlerin sonu da Firavun'un sonu gibi olacaktır, deniliyor.
27. ayetten 33. ayete kadar; tekrardan Kıyamet günü ve ölümden sonraki hayat hakkında deliller veriliyor. Önce inkârcılara, 'sizi yaratmak, bu kainatı yaratmaktan daha mı zordur?', 'Gökyüzünün sayısız yıldızlarla süslenmiş olduğunu görmüyor musunuz?' 'Bu görkemli nizamı yaratmaya kâdir olan Allah, sizi tekrar diriltmekten aciz midir?' biçiminde sorular sorulmaktadır. Ve böylece delilleri sunduktan sonra, Allah Teâlâ, insanları yeryüzü ve yeryüzünün üzerindeki nimetleri düşünmeye çağırıyor. Ve diyor ki; Bakınız, insanlar ve hayvanlar için, yeryüzünde bir çok nimeti nasıl yaratmışız? Bu nizamın gayesi ile birlikte yaratılmış olmasının en büyük delili, bütün bunların bizzat kendisi değil midir? Bundan sonrası, insanın düşünmesi için kendi aklına bırakılıyor. Bu muhteşem nizam içinde önemli bir mevki işgal eden insanoğluna, bir çok yetkiler verilmiş ve kendisine geniş bir serbesti tanınmıştır. Durum bu merkezdeyken, insanın elindeki yetkileri dilediğince kullanabilmesi karşısında, ölümünden sonra diriltilerek amellerinden hesaba çekilmesi ve karşılığını bulması mı, yoksa toz olması mı daha akla yatkındır?
Bu konu üzerinde daha fazla durulmaksızın 34. ayetten 41. ayete kadar doğrudan doğruya, kıyamet gününde insanın sonunun kendi amellerine göre karara bağlanacağı anlatılmaktadır. İnsanoğlu Allah'a isyan ederek dünyanın geçici lezzetleri peşinde mi koşmuştur; yoksa Allah'tan sakınarak, O'nun huzuruna çıkacağını hesaplayıp, nefsinin arzularını mı dizginlemiştir? İnatçı olmayan, samimi insanlar bu soruların cevaplarını rahatlıkla bulabilirler. Çünkü insana seçme özgürlüğü ve sorumluluk verilmiştir.
Bunun karşılığında cezalandırılması ya da ödüllendirilmesi akla, mantığa ve ahlâka zaten uygun düşmektedir.
Surenin sonunda Mekkeli müşriklerin, 'Kıyametin kopacağı zaman' ile ilgili sorularına cevap verilmektedir. Çünkü Mekkeliler sürekli kıyametin kopacağı zamanla ilgileniyorlardı. Allah (c.c) Kıyametin ne zaman kopacağını ancak kendisinin bilebileceğini, Rasul'ün görevinin sadece uyarmak olduğunu ve bu 'haber'in kesinlikle gerçekleşeceğini beyan ederek bu kısır tartışmaları sonuçlandırdı. Artık bundan sonra dileyen, hak yola döner, dileyen de sapıklığında ısrar eder. O an geldiğinde, onları büyülenmişcesine peşinden koşturan bu dünya hayatının bir kaç saniyeden ibaret olduğunu bizzat görecekler ve ebedî bir hayat karşılığında, birkaç saniyelik bir hayatı bu kadar ucuza tercih etmelerinin yanlışlığını anlayacaklardır.
Söke söke alanlara[*],
[*] İlk beş âyetteki kelimeler, orada var sayılan (mahzuf) نفوس = kimseler kelimesinin sıfatı sayılmıştır.— S. Vakfı
79:1
2
وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطاًۙ ٢
Ven nâşitâti neştâ(neştan).
İşini sağlam yapanlara,— S. Vakfı
79:2
3
وَالسَّابِحَاتِ سَبْحاًۙ ٣
Ves sâbihâti sebhâ(sebhan).
Kolayca iş başaranlara[*],
[*] "Yedi gök, yeryüzü ve bunların içindeki herkes Allah'a içten boyun eğer . Her şeyi güzel yapmasına karşılık ona içten boyun eğmeyen tek varlık yoktur ama onların bu boyun eğişlerini siz kavrayamazsınız. O yumuşak davranır ve çok bağışlar." (İsra 17/44)— S. Vakfı
79:3
4
فَالسَّابِقَاتِ سَبْقاًۙ ٤
Fes sâbikâti sebkâ(sebkan).
Aynı zamanda yarıştıkça yarışanlara,— S. Vakfı
79:4
5
فَالْمُدَبِّرَاتِ اَمْراًۢ ٥
Fel mudebbirâti emrâ(emren).
İşleri çekip çevirenlere yemin olsun ki,— S. Vakfı
79:5
6
يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُۙ ٦
Yevme tercufur râcifeh(râcifetu).
Bir gün şiddetli sarsıntı herkesi sarsacak;— S. Vakfı
79:6
7
تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُۜ ٧
Tetbeuher râdifeh(râdifetu).
Bunu diğeri izleyecektir.— S. Vakfı
79:7
8
قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌۙ ٨
Kulûbun yevmeizin vâcifeh(vâcifetun).
O gün, kimi yürekler yerinden oynayacak,— S. Vakfı
Yekûlûne e innâ le merdûdûne fîl hâfireh(hâfireti).
Derler ki: “Kabir çukurunda iken tekrar hayata mı döndürüleceğiz?— S. Vakfı
79:10
11
ءَاِذَا كُنَّا عِظَاماً نَخِرَةًۜ ١١
E izâ kunnâ izâmen nahıreh(nahıreten).
Çürümüş kemikler haline geldikten sonra; öyle mi?”— S. Vakfı
79:11
12
قَالُوا تِلْكَ اِذاً كَرَّةٌ خَاسِرَةٌۢ ٢١
Kâlû tilke izen kerretun hâsireh(hâsiretun).
Derler ki, “Öyleyse, bu dönüş bir hüsran olur!”— S. Vakfı
79:12
13
فَاِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌۙ ٣١
Fe innemâ hiye zecretun vâhıdeh(vâhıdetun).
Aslında o, bir tek emre[*] bakar.
[*] Bir kez daha topraktan yaratılan insanlara verilen kalkma emridir. Bu emir, sura üflenerek duyurulur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Sura üflenmiştir. İşte o zaman kabirlerinden Rablerine doğru koşup giderler. Yazık oldu bize! Bizi uyuduğumuz yerden kim kaldırdı? derler." (Yasin 36/51-52)— S. Vakfı
İz nâdâhu rabbuhu bil vâdil mukaddesi tuvâ(tuven).
Hani Rabbi ona kutsal Tuva vadisinde şöyle seslenmişti:— S. Vakfı
79:16
17
اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰىۘ ٧١
İzheb ilâ fir’avne innehu tagâ.
“Firavun’a git; o, azgınlaştı.— S. Vakfı
79:17
18
فَقُلْ هَلْ لَكَ اِلٰٓى اَنْ تَزَكّٰىۙ ٨١
Fe kul hel leke ilâ en tezekkâ.
De ki: Kendini geliştirmek hakkındır, değil mi?— S. Vakfı
79:18
19
وَاَهْدِيَكَ اِلٰى رَبِّكَ فَتَخْشٰىۚ ٩١
Ve ehdiyeke ilâ rabbike fe tahşâ.
Sana, Rabbine giden yolu göstermem de hakkındır. Sonra kendine çeki düzen verirsin.”— S. Vakfı
79:19
20
فَاَرٰيهُ الْاٰيَةَ الْـكُبْرٰىۘ ٠٢
Fe erâhul âyetel kubrâ.
Ardından ona en büyük mucizeyi gösterdi.— S. Vakfı
79:20
21
فَـكَذَّبَ وَعَصٰىۘ ١٢
Fe kezzebe ve asâ.
Ama Firavun yalana sarıldı ve isyan etti.— S. Vakfı
79:21
22
ثُمَّ اَدْبَرَ يَسْعٰىۘ ٢٢
Summe edbere yes’â.
Sırt çevirdi ve işe girişti.— S. Vakfı
79:22
23
فَحَشَرَ فَنَادٰىۘ ٣٢
Fehaşere fe nâdâ.
Herkesi topladı ve haykırdı:— S. Vakfı
79:23
24
فَقَالَ اَنَا۬ رَبُّكُمُ الْاَعْلٰىۘ ٤٢
Fe kâle ene rabbukumul a’lâ.
“Sizin en yüce efendiniz[*] benim” dedi.
[*] Efendi diye tercüme edilen kelime "Rab"dir. Biz kölenin sahibine efendi deriz, Araplar rab derler. Firavun halkını kendine köle yaptığı için "Bizim gibi iki insana mı inanacağız? Kavimleri zaten bizim kölelerimizdir." (Müminûn 23/47) diyerek Musa ve Harun Peygamberlere karşı çıkıyorlardı. Onların, insanları Allah'tan başkasına köle olmamaya çağırması, Firavun'un düzenini temelden sarstığı için böyle bir girişimde bulunmuştu.— S. Vakfı
Size göre, sizleri yaratmak mı daha zor, yoksa göğü yaratmak mı[*]? Onu da Allah bina etti.
[*] "Gökleri ve Yeri yaratmak elbette insanları yaratmaktan daha büyük bir şeydir ama insanların çoğu bunu bilmez." (Mümin 40/57)— S. Vakfı
79:27
28
رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوّٰيهَاۙ ٨٢
Refea semkehâ fe sevvâhâ.
Tavanını yükseltti ve onu düzenledi.— S. Vakfı
79:28
29
وَاَغْطَشَ لَيْلَهَا وَاَخْرَجَ ضُحٰيهَاۖ ٩٢
Ve agtaşe leylehâ ve ahrece duhâhâ.
Gecesini alâmetsiz kıldı[*] ve duhâsını çıkardı.
[*] "Ağtaşa'nın kökü ğataş = الغَطَشُ göz kamaşması demektir. Kamaşan göz için her şey belirsizdir. Nereye gittiği belli olmayacak şekilde yolu kaybolmuş çöle; mefâzetun ğatşâ = مفَازةٌ غَطْشى. denir. (Lisan'ul-arab) Gecenin belirtisiz olması değişmez bir göstergesinin olmamasıdır. Bu yüzden kutup bölgelerinde beyaz geceler oluşur.— S. Vakfı
79:29
30
وَالْاَرْضَ بَعْدَ ذٰلِكَ دَحٰيهَاۜ ٠٣
Vel arda ba’de zâlike dehâhâ.
Yeri, bundan sonra döşedi[*].
[*] Ayete göre, bitkilerin ve hayvanların yaratılması, göklerin ve yerin yaratılmasından, gecenin ve gündüzün oluşumundan sonradır. Yedi âyette, göklerin ve yerin altı günde yaratıldığı bildirilmiştir. Şu âyetlerde ise yerin iki günde yaratıldığı, gıda ölçülerinin toprağa yerleştirmesinin iki gün daha devam ettiği, kalan iki günde de göklerin yaratıldığı bildirilmiştir. "De ki; yeri iki günde yaratana benzer nitelikte varlıklar oluşturarak onu tanımazlık eden siz misiniz? O, tüm varlıkların Rabbi ve sahibidir. Üstten içe sabit dağlar yerleştirip yeri bereketlendiren ve arayanlara eşit uzaklıktaki gıdaların ölçüsünü dört günde oluşturan odur. Bir de duman halindeki göğe yönelmiş; ona ve yere; "İsteyerek veya istemeyerek gelin" demişti; ikisi de; "İsteyerek geldik" demişlerdi." Bir de onları, iki günde yedi gök halinde tamamlamış ve her gökte ona ait emri vahyetmişti. En yakın (birinci) göğü de kandillerle (yıldızlarla) süsledik ve koruduk. İşte bu, işini başaran ve bilgili olan Allah'ın onlara güç vermesidir . (Fussilet 41/9–12)— S. Vakfı
Sitemiz, ziyaretçi sayısını ölçmek için tarayıcınıza rastgele bir numara içeren bir çerez bırakır.
Reklam çerezi kullanmıyoruz, verilerinizi kimseyle paylaşmıyoruz.
Ayrıntılar