İlk kelime olan "Rahman", sureye ad olarak verilmiştir. Bu ad, surenin muhtevasıyla da alakalıdır. Zira surenin içinde baştan sona kadar Allah'ın rahmeti ve rahmetinin tezahürleri zikredilmiştir.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Nüzul Zamanı
Genellikle müfessirlerin tümü, bu surenin Mekki olduğu görüşündedirler. Gerçi bazı rivayetler, İbn Abbas, İkrime ve Katade'nin bu sureyi Medeni olarak niteledikleri şeklinde ise de, bu rivayetler diğerlerine ters düşmektedir. Ayrıca surenin muhtevası, diğer Mekki surelerle kuvvetli bir benzerlik göstermektedir. Hatta bu benzerlikler, surenin Hicretten çok önceleri Mekke'de nazil olduğunu teyid etmektedir.
Esma binti Ebu Bekir, şöyle bir rivayette bulunur: "Ben Rasulullah'ı Harem-i Şerif'te, Hacer'ul-Esved'in bulunduğu köşede gördüm. O dönemde henüz, "sana vahyedileni açıkça tebliğ et" ayeti nazil olmamıştı. Ancak müşrikler, Rasulullah namaz kılarken, "Febi eyyi alai Rabbikuma tukezziban" (şimdi Rabbinizin hangi nimetini yalanlıyorsunuz?" kelimelerini işitiyorlardı." (Müsned-i Ahmed) Bu rivayetten anlaşıldığına göre bu sure, Hicr Suresi'nden önce nazil olmuştur.
İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre, Rasulullah bir defasında, Rahman Suresi'ni okumuş (ya da bu sure onun huzurunda okunmuş) ve sonra "Niçin sizlerden cinlerin, Rabbine verdiği gibi bir cevap işitmiyorum?" demiş Sahabe "O cevap nedir ya Rasulullah?" diye sorunca, Hz. Peygamber (s.a) şöyle cevap vermiştir:
"Ben 'Şimdi Rabbinizin hangi nimetini yalanlıyorsunuz?'" ayetini okuduğumda onlar "La bişeyyin min nimeti Rabbina nukezzibu" (Biz Rabbimizin hiçbir nimetini yalanlamıyoruz) dediler. (Bezzar, İbn Cerir, İbn Münzir, Darekutni, İbn Merduyye) .
Aynı olay, Cabir b. Abdullah'ın rivayetinde şu ifadeler ile nakledilmiştir: "Rahman Suresi'ni dinledikten sonra ortalığı bir sessizlik kapladı. Bunun üzerine Rasulullah, "Ben bu sureyi cinlerin Kur'an dinlemek için geldikleri gece okuduğumda, onların cevabı bundan çok daha iyi idi.
Ben, "Ey cinler ve insanlar topluluğu..... şimdi Rabbinizin hangi nimetini yalanlıyorsunuz" ayetini okuduğumda onlar "Ey Rabbimiz Senin hiçbir nimetini yalanlamıyoruz. Hamd sadece sanadır." dediler." (Tirmizi, Hakim ve Hafız Ebu Bekir el-Bezzar)
Bu rivayetlerden, Ahkaf: 29-33'de bildirilen, cinlerin Kur'an'ı dinleme olayının kastedildiği anlaşılmaktadır. Nübüvvetin 10. yılında, Rasulullah Taif yolculuğundan dönerken Nahle vadisinde bir süre dinlenmiş ve namaz esnasında Rahman Suresi'ni okurken kendisini cinler dinlemiştir. Bazı rivayetlere göre, Rasulullah, okuduğu Kur'an'ın başkaları tarafından dinlendiğini biliyordu. Ya da Allah'ın, elçisine daha sonra bu hususu bildirip cinlerin verdiği cevabı aktarmış olması da mümkündür.
Ancak Rahman Suresi'nin, Hicr ve Ahkâf surelerinden önce nazil olduğu kesinlikle anlaşılmaktadır. Yine başka bir rivayetten anlaşıldığına göre Rahman Suresi'nin, Mekke'nin ilk döneminde nazil olan surelerden biri olduğu kesinlik kazanmaktadır. İbn İshak, Urve b. Zübeyr'den bu olayı şöyle nakleder: "Bir gün Ashab kendi arasında, Kureyşlilerin hiçbir zaman Kur'an'ı dinlememiş olduklarını ve dolayısıyla bir kez bile olsa onlara Kur'an'ı açıktan dinletecek olan şahsın kim olacağı hususunda konuşuyorlardı. İbn Mes'ud "Bu işi ben yaparım" deyince sahabeler, "Sana eziyet etmelerinden çekiniyoruz. Aramızda bu işi yapacak kimse öyle biri olmalı ki, kabilesi güçlü olsun, zira Kureyşliler kendisine bir zarar vermeye kalkıştıklarında, kabilesi onu savunur" dediler. İbn Mes'ud ise, "Siz bu işi yapmama izin verin, beni Allah muhafaza eder" dedi ve hemen ertesi gün sabahleyin Kureyş'in ileri gelenleri Harem-i Şerif'te sohbet ederlerken, O Kâbe'de Makam-ı İbrahim'e giderek, Rahman Suresi'ni yüksek sesle okumaya başladı. Kafirler önce İbn Mes'ud'un ne okuduğunu anlamadılar fakat kısa bir süre sonra O'nun, Allah'ın Rasulullah'a indirdiği ayetleri okuduğunu farkedince, ona saldırıp, yüzüne-gözüne vurmaya başladılar.
Fakat O buna rağmen Rahman Suresi'ni okumaya devam ederek, gücü yettiğince okumaktan vazgeçmedi ve sonunda arkadaşlarının yanına, oldukça perişan bir halde döndü. O'nu bu halde görünce arkadaşları "İşte biz de bundan korkuyorduk" dediler. İbn Mes'ud ise şöyle cevap verdi: "Allah'ın düşmanlarını, karşımda bugünkü kadar zavallı görmedim. Şayet isterseniz yarın yine gidebilirim". Arkadaşları ona, "Bu kadarı kafi. Sen onlara dinlemek istememelerine rağmen, dinlettin dediler." (İbn Hişam c. I sh: 336)
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Surenin Konusu
Bu sure, Kur'an'da, insanlar ile birlikte irade sahibi bir diğer varlık olan cinlere de hitap eden tek suredir. Yani, hem insanlara, hem de cinlere hitab edilmek suretiyle, Allah'ın sayısız nimet ve kudretine dikkat çekilmiş ve bu nimet ve kudret karşısında insanların ve cinlerin acz ve çaresizliğine işaret edilerek, onların Allah'ın karşısındaki sorumlulukları vurgulanmıştır. Ayrıca, Allah'a karşı gelmenin ve itaat etmemenin kötü sonuçları ile ona teslim olup, itaat etmenin hayırlı sonuçları anlatılmıştır. Kur'an'ın diğer bölümlerinde, cinlerin de insanlar gibi sorumluluk sahibi varlıklar olduğu, aralarında Müslümanların ve kafirlerin bulunduğu, Allah'a itaat edenlerin de, isyan edenlerin de, peygamberlere ve kitaplara iman edenlerin de, etmeyenlerin de mevcut olduğu beyan edilmiştir. Ancak bu surede, Kur'an'ın ve Hz. Peygamber'in (s.a) çağrısının sadece insanları değil, cinleri de kapsadığı açık bir ifade ile beyan edilmektedir.
Surenin başlangıcında hitap insanlaradır; zira yeryüzünün hilafeti onlara verilmiş, peygamberler insanların arasından çıkmış ve semavi kitaplar yine insanların dilinde nazil olmuştur. Ancak 13. ayette insanlarla cinlere birlikte hitap edilerek, her iki varlığa da aynı çağrı yapılmıştır.
Bu sure, kısa kısa cümlelerden oluşmuş bir tertibe sahiptir.
1-4. Bu Kur'an Allah tarafından nazil olmuştur ve insanlara hidayet vererek doğru yolu göstermek, Allah'ın rahmetinin bir gereğidir. İnsanları akıl ve şuur sahibi olarak yaratan da O'dur.
5-6. Kainatın tüm nizamı Allah'ın izniyle devam etmektedir ve Ona tabidir. Bu konuda hiçkimsenin bir müdahalesi sözkonusu değildir.
7-9. Allah, bu kainatın nizamını adalet üzere inşa etmiştir. Bu yüzden, bu nizamın tabi sınırları içinde kalın ve kuralları bozup hududa tecavüz ederek dengeyi bozmayın.
10-25. Allah'ın yaratmış olduğu harikulade mükemmeliyete işaret edilerek, insanların kendilerinden (gece ve gündüz) yararlandıkları nimetlere dikkat çekilmiştir.
26-30. İnsanlara ve cinlere hitap edilerek, evrendeki herşeyin geçici ve fani olduğuna, ancak Allah'ın zatının bundan müstesna bulunduğu gerçeğine dikkatleri çekilmiştir. Dolayısıyla küçük-büyük her mahluk, varlığını sürdürebilmek için Allah'a muhtaçdır. Çünkü evrendeki her olay, O'nun izin ve emrine binaen vuku bulmaktadır.
31-36. Her iki varlığa da (İns ve Cin) yakında kendilerine hesap sorulacağı, hiçkimsenin ise bu sorgulamadan kaçamayacağı ve kurtulamayacağı bildirilmektedir. Çünkü Allah, ins ve cinni her tarafından kuşatmıştır. "Kaçabilirseniz eğer, kaçın bakalım!"
37-38. Bu hesap kıyamet günündedir.
39-45. Suçlu olan insanların ve cinlerin kötü akibetleri bildirilmiştir.
46-78. İnsanlara ve cinlere verilecek olan mükafaat hakkında bahsedilerek, bu mükafatın kendilerine, dünyada iken Allah'dan korkarak ve bu idrak içerisinde yaşadıkları için verileceği söylenmiştir.
Bu sure bir hitabe biçimindedir. Coşku ve belağat dolu olan bu hitabede, Allah'ın kudretinin mükemmelliği, O'nun Cebbar ve Kahhar oluşu birer birer anlatılmıştır. Ceza ve mükafaat en ince ayrıntılarıyla beyan edilerek insanlara ve cinlere şöyle sorulmuştur: "Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?"
Biz ileride "alai" kelimesinin geniş bir anlamda kullanıldığına değineceğiz. Çünkü bu kelime, sure içerisinde çeşitli yerlerde, çeşitli anlamlarda kullanılmıştır. Cin ve insanlara soru şeklinde yöneltilen bir ifade, mahal ve mevki itibariyle özel anlamlar taşımaktadır.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
55
Merhametli · Medine
الرحمن
78
Sure Adı Açıklaması
İlk kelime olan "Rahman", sureye ad olarak verilmiştir. Bu ad, surenin muhtevasıyla da alakalıdır. Zira surenin içinde baştan sona kadar Allah'ın rahmeti ve rahmetinin tezahürleri zikredilmiştir.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Nüzul Zamanı
Genellikle müfessirlerin tümü, bu surenin Mekki olduğu görüşündedirler. Gerçi bazı rivayetler, İbn Abbas, İkrime ve Katade'nin bu sureyi Medeni olarak niteledikleri şeklinde ise de, bu rivayetler diğerlerine ters düşmektedir. Ayrıca surenin muhtevası, diğer Mekki surelerle kuvvetli bir benzerlik göstermektedir. Hatta bu benzerlikler, surenin Hicretten çok önceleri Mekke'de nazil olduğunu teyid etmektedir.
Esma binti Ebu Bekir, şöyle bir rivayette bulunur: "Ben Rasulullah'ı Harem-i Şerif'te, Hacer'ul-Esved'in bulunduğu köşede gördüm. O dönemde henüz, "sana vahyedileni açıkça tebliğ et" ayeti nazil olmamıştı. Ancak müşrikler, Rasulullah namaz kılarken, "Febi eyyi alai Rabbikuma tukezziban" (şimdi Rabbinizin hangi nimetini yalanlıyorsunuz?" kelimelerini işitiyorlardı." (Müsned-i Ahmed) Bu rivayetten anlaşıldığına göre bu sure, Hicr Suresi'nden önce nazil olmuştur.
İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre, Rasulullah bir defasında, Rahman Suresi'ni okumuş (ya da bu sure onun huzurunda okunmuş) ve sonra "Niçin sizlerden cinlerin, Rabbine verdiği gibi bir cevap işitmiyorum?" demiş Sahabe "O cevap nedir ya Rasulullah?" diye sorunca, Hz. Peygamber (s.a) şöyle cevap vermiştir:
"Ben 'Şimdi Rabbinizin hangi nimetini yalanlıyorsunuz?'" ayetini okuduğumda onlar "La bişeyyin min nimeti Rabbina nukezzibu" (Biz Rabbimizin hiçbir nimetini yalanlamıyoruz) dediler. (Bezzar, İbn Cerir, İbn Münzir, Darekutni, İbn Merduyye) .
Aynı olay, Cabir b. Abdullah'ın rivayetinde şu ifadeler ile nakledilmiştir: "Rahman Suresi'ni dinledikten sonra ortalığı bir sessizlik kapladı. Bunun üzerine Rasulullah, "Ben bu sureyi cinlerin Kur'an dinlemek için geldikleri gece okuduğumda, onların cevabı bundan çok daha iyi idi.
Ben, "Ey cinler ve insanlar topluluğu..... şimdi Rabbinizin hangi nimetini yalanlıyorsunuz" ayetini okuduğumda onlar "Ey Rabbimiz Senin hiçbir nimetini yalanlamıyoruz. Hamd sadece sanadır." dediler." (Tirmizi, Hakim ve Hafız Ebu Bekir el-Bezzar)
Bu rivayetlerden, Ahkaf: 29-33'de bildirilen, cinlerin Kur'an'ı dinleme olayının kastedildiği anlaşılmaktadır. Nübüvvetin 10. yılında, Rasulullah Taif yolculuğundan dönerken Nahle vadisinde bir süre dinlenmiş ve namaz esnasında Rahman Suresi'ni okurken kendisini cinler dinlemiştir. Bazı rivayetlere göre, Rasulullah, okuduğu Kur'an'ın başkaları tarafından dinlendiğini biliyordu. Ya da Allah'ın, elçisine daha sonra bu hususu bildirip cinlerin verdiği cevabı aktarmış olması da mümkündür.
Ancak Rahman Suresi'nin, Hicr ve Ahkâf surelerinden önce nazil olduğu kesinlikle anlaşılmaktadır. Yine başka bir rivayetten anlaşıldığına göre Rahman Suresi'nin, Mekke'nin ilk döneminde nazil olan surelerden biri olduğu kesinlik kazanmaktadır. İbn İshak, Urve b. Zübeyr'den bu olayı şöyle nakleder: "Bir gün Ashab kendi arasında, Kureyşlilerin hiçbir zaman Kur'an'ı dinlememiş olduklarını ve dolayısıyla bir kez bile olsa onlara Kur'an'ı açıktan dinletecek olan şahsın kim olacağı hususunda konuşuyorlardı. İbn Mes'ud "Bu işi ben yaparım" deyince sahabeler, "Sana eziyet etmelerinden çekiniyoruz. Aramızda bu işi yapacak kimse öyle biri olmalı ki, kabilesi güçlü olsun, zira Kureyşliler kendisine bir zarar vermeye kalkıştıklarında, kabilesi onu savunur" dediler. İbn Mes'ud ise, "Siz bu işi yapmama izin verin, beni Allah muhafaza eder" dedi ve hemen ertesi gün sabahleyin Kureyş'in ileri gelenleri Harem-i Şerif'te sohbet ederlerken, O Kâbe'de Makam-ı İbrahim'e giderek, Rahman Suresi'ni yüksek sesle okumaya başladı. Kafirler önce İbn Mes'ud'un ne okuduğunu anlamadılar fakat kısa bir süre sonra O'nun, Allah'ın Rasulullah'a indirdiği ayetleri okuduğunu farkedince, ona saldırıp, yüzüne-gözüne vurmaya başladılar.
Fakat O buna rağmen Rahman Suresi'ni okumaya devam ederek, gücü yettiğince okumaktan vazgeçmedi ve sonunda arkadaşlarının yanına, oldukça perişan bir halde döndü. O'nu bu halde görünce arkadaşları "İşte biz de bundan korkuyorduk" dediler. İbn Mes'ud ise şöyle cevap verdi: "Allah'ın düşmanlarını, karşımda bugünkü kadar zavallı görmedim. Şayet isterseniz yarın yine gidebilirim". Arkadaşları ona, "Bu kadarı kafi. Sen onlara dinlemek istememelerine rağmen, dinlettin dediler." (İbn Hişam c. I sh: 336)
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Surenin Konusu
Bu sure, Kur'an'da, insanlar ile birlikte irade sahibi bir diğer varlık olan cinlere de hitap eden tek suredir. Yani, hem insanlara, hem de cinlere hitab edilmek suretiyle, Allah'ın sayısız nimet ve kudretine dikkat çekilmiş ve bu nimet ve kudret karşısında insanların ve cinlerin acz ve çaresizliğine işaret edilerek, onların Allah'ın karşısındaki sorumlulukları vurgulanmıştır. Ayrıca, Allah'a karşı gelmenin ve itaat etmemenin kötü sonuçları ile ona teslim olup, itaat etmenin hayırlı sonuçları anlatılmıştır. Kur'an'ın diğer bölümlerinde, cinlerin de insanlar gibi sorumluluk sahibi varlıklar olduğu, aralarında Müslümanların ve kafirlerin bulunduğu, Allah'a itaat edenlerin de, isyan edenlerin de, peygamberlere ve kitaplara iman edenlerin de, etmeyenlerin de mevcut olduğu beyan edilmiştir. Ancak bu surede, Kur'an'ın ve Hz. Peygamber'in (s.a) çağrısının sadece insanları değil, cinleri de kapsadığı açık bir ifade ile beyan edilmektedir.
Surenin başlangıcında hitap insanlaradır; zira yeryüzünün hilafeti onlara verilmiş, peygamberler insanların arasından çıkmış ve semavi kitaplar yine insanların dilinde nazil olmuştur. Ancak 13. ayette insanlarla cinlere birlikte hitap edilerek, her iki varlığa da aynı çağrı yapılmıştır.
Bu sure, kısa kısa cümlelerden oluşmuş bir tertibe sahiptir.
1-4. Bu Kur'an Allah tarafından nazil olmuştur ve insanlara hidayet vererek doğru yolu göstermek, Allah'ın rahmetinin bir gereğidir. İnsanları akıl ve şuur sahibi olarak yaratan da O'dur.
5-6. Kainatın tüm nizamı Allah'ın izniyle devam etmektedir ve Ona tabidir. Bu konuda hiçkimsenin bir müdahalesi sözkonusu değildir.
7-9. Allah, bu kainatın nizamını adalet üzere inşa etmiştir. Bu yüzden, bu nizamın tabi sınırları içinde kalın ve kuralları bozup hududa tecavüz ederek dengeyi bozmayın.
10-25. Allah'ın yaratmış olduğu harikulade mükemmeliyete işaret edilerek, insanların kendilerinden (gece ve gündüz) yararlandıkları nimetlere dikkat çekilmiştir.
26-30. İnsanlara ve cinlere hitap edilerek, evrendeki herşeyin geçici ve fani olduğuna, ancak Allah'ın zatının bundan müstesna bulunduğu gerçeğine dikkatleri çekilmiştir. Dolayısıyla küçük-büyük her mahluk, varlığını sürdürebilmek için Allah'a muhtaçdır. Çünkü evrendeki her olay, O'nun izin ve emrine binaen vuku bulmaktadır.
31-36. Her iki varlığa da (İns ve Cin) yakında kendilerine hesap sorulacağı, hiçkimsenin ise bu sorgulamadan kaçamayacağı ve kurtulamayacağı bildirilmektedir. Çünkü Allah, ins ve cinni her tarafından kuşatmıştır. "Kaçabilirseniz eğer, kaçın bakalım!"
37-38. Bu hesap kıyamet günündedir.
39-45. Suçlu olan insanların ve cinlerin kötü akibetleri bildirilmiştir.
46-78. İnsanlara ve cinlere verilecek olan mükafaat hakkında bahsedilerek, bu mükafatın kendilerine, dünyada iken Allah'dan korkarak ve bu idrak içerisinde yaşadıkları için verileceği söylenmiştir.
Bu sure bir hitabe biçimindedir. Coşku ve belağat dolu olan bu hitabede, Allah'ın kudretinin mükemmelliği, O'nun Cebbar ve Kahhar oluşu birer birer anlatılmıştır. Ceza ve mükafaat en ince ayrıntılarıyla beyan edilerek insanlara ve cinlere şöyle sorulmuştur: "Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?"
Biz ileride "alai" kelimesinin geniş bir anlamda kullanıldığına değineceğiz. Çünkü bu kelime, sure içerisinde çeşitli yerlerde, çeşitli anlamlarda kullanılmıştır. Cin ve insanlara soru şeklinde yöneltilen bir ifade, mahal ve mevki itibariyle özel anlamlar taşımaktadır.
Yıldızlar ve ağaçlar; her ikisi de Allah’a secde ederler[*].
[*] Deklinasyon açısı. İnsan, başka hiçbir yardımcıya ihtiyaç duymadan gündüz gölgelere bakarak saati; gece ayın yerine bakarak takvimi okuyabilir.— S. Vakfı
55:6
7
وَالسَّمَٓاءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْم۪يزَانَۙ ٧
Ves semâe refeahâ ve vedaal mîzân(mîzâne).
Göğü yükseltti ve dengeyi (mizanı) kurdu[*].
[*] Ayet iki şeyden bahsetmektedir Göğün yükseltilmesi ve denge (mizan). Bu iki konunun geçtiği benzeşik (müteşabih) ayetleri de değerlendirmeye alırsak, göğün yükseltilmesinin zikredildiği diğer ayet Ra'd 13/2'dir. Şura 42/17'de Allah, kitabı ve mizanı indirdiğini bildirir. Hadid 57/25 bu kitap ve dengenin elçiler ile gönderildiğini bildirir. Pek çok ayette de "biz kitabı ve hikmeti" verdik buyrulmaktadır. Bir kısmı burada referans gösterilen, bir kısmı gösterilemeyen bütün benzeşik ayetler kümesi bir arada değerlendirildiğinde; hem tabiataki ayetlerin hem de kitaptaki ayetlerin bir mizana göre düzenlendiği anlaşılır. (Bkz: Al-i İmran 3/7 ve dipnotu). Öyleyse hikmet de bu düzenin(mizanın) yöntemini kullanarak doğru hüküme ulaşmaktır ve Allah tarafından yaratılmış ve indirilmiştir. Öyleyse Allah'ın aşırılık yapmamızı yasakladığı şeyler hem doğadaki mizanı bozmak hem de Kitap'taki mizanı (hikmeti) bozmaktır. Bizim yapmamız gereken şey bunları öğrenmek ve kendimizi geliştirmektir. Allah, bu gelişim yolunu (onun kurduğu düzenin ilmini anlama hikmetini), gerekli çalışmayı yapana verir. (Bkz: Bakara 2/269)— S. Vakfı
Orada türlü yemişler ve salkımlı hurma ağaçları,— S. Vakfı
55:11
12
وَالْحَبُّ ذُوالْعَصْفِ وَالرَّيْحَانُۚ ٢١
Vel habbu zul asfi ver reyhân(reyhânu).
Kapçıklı daneler ve güzel kokulu çiçekler vardır.— S. Vakfı
55:12
13
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ٣١
Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân(tukezzibâni).
(Ey insan ve cin topluluğu)[1] Bu durumda Rabbinizin[2] hangi nimeti karşısında yalan söyleyebilirsiniz?
[1] Ayette yalan söylemek manasına gelen "kezzebe" fiilinin ikil kipi kullanıldığından esas çeviri "Siz ikiniz, bu durumda Rabbinizin hangi nimeti karşısında yalan söyleyebilirsiniz." olmalıdır. Ayetin esas metninde olmayan insan ve cin özneleri, 14 ve 15. ayetleri delil alarak parantez içinde eklenmiştir. [2] Sahibinizin— S. Vakfı
O insanı (Adem’i) çanak çömlek gibi kurumuş balçıktan yarattı.— S. Vakfı
55:14
15
وَخَلَقَ الْجَٓانَّ مِنْ مَارِجٍ مِنْ نَارٍۚ ٥١
Ve halakal cânne min mâricin min nâr(nârin).
Cânnı[*] da ateşli bir karışımdan yaratmıştı.
[*] Cinlerin atasını— S. Vakfı
55:15
16
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ٦١
Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân(tukezzibâni).
(Ey insanlar ve cinler) Bu durumda Rabbinizin hangi nimeti karşısında yalan söyleyebilirsiniz?— S. Vakfı
55:16
17
رَبُّ الْمَشْرِقَيْنِ وَرَبُّ الْمَغْرِبَيْنِۚ ٧١
Rabbul meşrikayni ve rabbul magribeyn(magribeyni).
O, iki Doğu’nun Rabbidir (Sahibidir), iki Batı’nın da Rabbidir[*].— S. Vakfı
55:17
18
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ٨١
Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân(tukezzibâni).
(Ey insanlar ve cinler) Bu durumda Rabbinizin hangi nimeti karşısında yalan söyleyebilirsiniz?— S. Vakfı
55:18
19
مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيَانِۙ ٩١
Merecel bahreyni yeltekıyân(yeltekıyâni).
Birbirine kavuşan iki denizi[*] salıverir.
[*] Araplar büyük tatlı su kütlelerine, tuzlu veya tuzsuz iç denizlere ve göllere de deniz derler. Örneğin Musa(A.S.)'nın peşinde Firavun orduları varken yarıp geçtiği yer, ayette deniz olarak anılan Nil nehridir. Dolayısıyla birbirine karışmayan şeylerden birincisi tatlı ve tuzlu sulardır. Her ikisi de toprağın üzerinde olmasına rağmen biri tatlı, biri tuzlu veya acıdır. (Furkan 25/53). Hatta deniz kıyısı kasabalarındaki su kuyularından deniz seviyesinin altında olmalarına rağmen tatlı olanları vardır. Birbirine karışmayan ikinci tip denizler ise her ikisi de tuzlu olanlardır. Dünya iklimi üzerinde çok önemli olan sıcak ve soğuk su akıntıları, binlerce kilometre mesafeyi, içindeki sıcaklık, oksijen ve besin maddelerini karıştırıp kaybetmeden taşırlar. Bunların her biri ayrı birer ilim konusu olup Allah tarafından yazılmış ve yaratılmış ayetlerin uzmanlar tarafından birlikte okunması ile daha ileri bilgi seviyelerine ulaşılabilir.— S. Vakfı
55:19
20
بَيْنَهُمَا بَرْزَخٌ لَا يَبْغِيَانِۚ ٠٢
Beynehumâ berzehun lâ yebgıyân(yebgıyâni).
Aralarında engel vardır, karışmazlar.— S. Vakfı
55:20
21
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ١٢
Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân(tukezzibâni).
(Ey insanlar ve cinler) Bu durumda Rabbinizin hangi nimeti karşısında yalan söyleyebilirsiniz?— S. Vakfı
Sitemiz, ziyaretçi sayısını ölçmek için tarayıcınıza rastgele bir numara içeren bir çerez bırakır.
Reklam çerezi kullanmıyoruz, verilerinizi kimseyle paylaşmıyoruz.
Ayrıntılar