Bu sure adını 33. ayette geçen "Al-i İmran" terkibinden alır.Diğer birçok sure adı gibi, bu da sadece sureyi diğerlerinden ayırt etmek içindir. İmran Ailesi anlatıldığı için değil.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Nüzul Zamanı
Bu sure dört bölümden meydana gelir:
Birinci Bölüm (1-32 ayetler): Büyük bir ihtimalle hemen Bedir savaşı sonrasında nazil olmuştur.
İkinci Bölüm (33-63 ayetler): H. 9. yılda Necran Hıristiyanlarından bir heyetin ziyareti üzerine nazil olmuştur.
Üçüncü Bölüm (64-120 ayetler) : Birinci bölümden hemen sonra indirilmiş olmalıdır.
Dördüncü Bölüm (121-200 ayetler) : Uhud savaşından sanra nâzil olmuştur.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Surenin Konusu
Bu bölümler, farklı zamanlarda ve farklı sebeplerle indirilmiş olmalarına rağmen amaçları, ana konuları ve vurguladıkları şey açısından öyle iç bağlantılara sahiptirler ki, hepsi, kopukluğu olmayan tam bir bütün oluştururlar. Bu sure özellikle şu iki gruba hitap eder: Ehl-i kitap (Yahudiler ve Hıristiyanlar) ve Hz. Muhammed'e (s.a.) uyanlar. Bakara suresinde, batıl inançları ve kötü davranışları nedeniyle uyarılan, buna karşılık Kur'an gerçeğini kabul etmeye çağrılan Yahudiler ve Hıristiyanlara yapılan davet, bu surede de sürdürülüyor. Burada onlara Hz. Muhammed'in de (s.a.) kendi peygamberlerinin öğrettiği hayat tarzının aynısını ortaya koyduğu söyleniyor. Öyle ki bu yol tek doğru yoldur, Allah'ın yoludur ve bu yoldan herhangi bir sapma onların kendi kitaplarına göre de büyük bir yanılgı addedilmektedir. Bakara suresinde en hayırlı topluluk ve Hakk'ın koruyucuları olarak açıklanan ve dünyayı düzeltme görevi kendilerine verilen ikinci gruba, yani Müslümanlara ise burada, bir önceki sureyi takip eder nitelikte yeni görevler veriliyor. Müslümanlar önceki toplulukların ahlâkî ve dinî çöküşünden ders almaları ve o topluluklar gibi olmamaları için uyarılıyor. Yapmak zorunda oldukları ıslahat ile ilgili görevler konusunda da bilgi veriliyor. Bunun yanısıra, bu surede, Müslümanlara Ehl-i kitab'a nasıl davranacakları ve Allah'ın yoluna çeşitli engeller koyan münafıklarla nasıl ilgilenecekleri öğretiliyor. En sonunda da Uhud savaşında, açığa çıkan zayıflıklara karşı kendilerini korumaları için uyarıda bulunuluyor.
Surenin Arka-planı:
1-Müminler, Bakara suresinde dikkatlerinin çekildiği birçok zorluk ve engellerle karşılaşmışlardı. Bedir savaşından zaferle ayrılmalarına rağmen henüz güvenlikte değillerdi. Onların zaferi, Arabistan'da İslâm'a karşı olan tüm güçlerin düşmanlığını uyandırmıştı. Her tarafta tedirgin edici söylentiler yayılmaya başladı ve müminler sürekli bir korku ve endişe içinde yaşamaya başladı. Sanki, küçücük Medine devletinin -o zaman sadece bir şehir devleti idi- çevresindeki tüm Arap dünyası, bu devletin varlığını ortadan kaldırmaya and içmişti. Bu savaş durumu Mekke'den hicret eden müslümanlar nedeniyle zaten sarsılan ekonomiyi de olumsuz yönde etkiliyordu.
2-Bir de Medine'nin hemen dışında yaşayan Yahudi kabileleri meselesi vardı. Hz. Peygamber'in (s.a.) Mekke'den Medine'ye hicret ettikten sonra Yahudilerle yaptığı karşılıklı anlaşmalara Yahudiler ihanet ediyorlardı. Öyle ki Bedir savaşında, Ehl-i kitap olan bu Yahudiler, imanın temel noktalarında -Allah'ın birliği, peygamberlik, ölümden sonra dirilme- müslümanlarla aynı şeyi paylaştıkları halde, putperestlerin kötü niyetlerine sempati duydular. Bedir savaşından sonra Kureyş ve diğer Arap kabilelerini, öçlerini almaya açıkça teşvik ettiler. Böylece Yahudi kabileleri, Medine halkı ile yüzyıllardan beri varolan dostça komşuluk ilişkilerini bir tarafa bırakıyorlardı. En sonunda kötülükler ve anlaşmaya ihanet dayanılmaz dereceye gelince Hz. Peygamber (s.a.) , müminleri dört bir taraftan sarmak için Medine'deki münafıklar ve Arap putperestleri ile işbirliği yapan ve Yahudi kabileler içinde en zararlısı olan Beni Kaynuka'ya saldırdı. Tehlikenin büyüklüğü Hz. Peygamber'in (s.a.) hayatının söz konusu olmasına kadar varmıştı. Bu nedenle Ashab'tan bir kısmı geceleri zırhlarıyla uyuyorlar ve ani bir saldıraya karşı hazırlıklı bulunuyorlardı. Hz. Peygamber (s.a.) bir süre için gözden kaybolsa hemen O'nu aramaya çıkıyorlardı.
3-Yahudilerin teşviki Kureyş'in kalbinde yatan korları alevlendirdi ve Bedir'de yaşadıkları yenilginin öcünü almak için hazırlıklara başladılar. Bundan bir yıl sonra 3000 kişilik bir ordu Medine'yi ele geçirmek üzere Mekke'den yola çıktı ve Uhud dağının eteklerinde bir çatışma meydana geldi. Hz. Peygamber (s.a.) düşmanı karşılamak üzere Medine'den 1000 kişi alarak yola çıkmıştı. Savaş alanına doğru yol alırken üç yüz münafık ordudan ayrıldı ve Medine'ye döndü. Fakat Hz. Peygamber'e (s.a.) katılanlar arasında yine birkaç münafık kaldı. Münafıklar görevlerini yaptılar ve çatışma sırasında mümin saflarında kaos ve tedirginlik yaratmak için ellerinden geleni yaptılar. Bu, müslüman topluluk arasında kendi kardeşlerine zarar vermek için daima düşmanla işbirliği yapmaya hazır çok sayıda sabotajcının varolduğunun ilk açık göstergesiydi.
4-Uhud'daki yenilgide, münafıkların bozgunculuğu büyük bir rol oynasa da, müslümanların kendi zayıflıklarının da katkısı vardı. Fakat müslümanların manevî bir zaaf göstermesi çok tabiî bir olaydı. Çünkü onlar henüz çok kısa bir süre önce hayatlarını yepyeni bir ideoloji üzerine kurmuşlar ve henüz normal eğitimden geçirilmemişlerdi. Maddî ve manevî güçlerini sınayan bu ikinci zor imtihanda, tabiî olarak, bazı zayıflıklar yüzeye çıkmıştı. Müslümanları, eksiklikleri konusunda uyarmak ve düzelmelerine yarayacak olan tavsiyelerde bulunmak için surede, Uhud savaşının ayrıntılı biçimde ele alınmasının nedeni budur. Bu savaşın ele alınış ve inceleniş şeklinin, genelde buna benzer olaylardaki ele alış şeklinden farklı olduğuna da dikkat edilmelidir. Bu sure Bakara'nın devamı niteliğindedir ve orada Ehl-i kitab'a yapılan çağrı burada da devam eder. Bakara'da özellikle Yahudiler Hidayet'i (Doğru Yol) kabul etmeye çağrılıyorlar. Bu surede ise özellikle Hıristiyanlar, sapık inançlarından vazgeçmeleri ve Kur'an'ın rehberliğini kabul etmeleri için uyarılmaktadırlar. Aynı zamanda müslümanlar, görevlerini yerine getirebilmeleri ve Allah'ın hidayetini yayabilmeleri için gerekli faziletleri edinmeleri konusunda eğitilmektedirler.
Konular ve birbirleriyle bağlantısı:
1-32 Bu ilk ayetlerde, surede tartışılan ana konulara uygun önsözler olarak, vahiy ve ölümden sonra dirilmenin hak olduğu konuları tekrarlanıyor.
33-65 Bu bölüm özellikle "Hıristiyanlar'a hitap ediyor ve onları İslâm'ı kabul etmeye davet ediyor. Hz. İsa (a.s.) ve annesini, Yahudilerin attığı iftiralardan temize çıkarmasının yanısıra, doğumundaki mucize nedeniyle Hıristiyanlar tarafından formüle edilen Hz. İsa'nın (a.s.) ilâhlığı inancını da reddediyor. Bu nedenle Hz. Yahya'nın (a.s.) kısır bir kadın ile çok yaşlı bir adamdan dünyaya gelmesi ve Hz. Adem'in (a.s.) annesiz ve babasız yaratılışı olaylarına değiniliyor, Hz. İsa'nın (a.s.) babasız doğuşunun, O'na ilâhlık atfetme nedeni olamayacağı vurgulanmak isteniyor.
66-101 Bu ayetlerde Ehl-i kitap, yani Yahudiler, kötü alışkanlıklarını bırakıp Allah'ın hidayetini kabul etmeye çağrılıyorlar. Aynı zamanda müslümanlara da Yahudilerin kötü niyetleri, sapık alışkanlıkları ve saçma itirazlarına karşı uyanık olmaları tavsiye ediliyor.
102-120 Müslümanlara, Ehl-i kitab'ın tarihte yaptıklarından ders almaları, kendilerini onların düzenlerine karşı korumaları ve kendilerini Hakk'ı yayıp, Bâtıl'ı yok etmek için eğitip hazırlamaları konusunda öğütler veriliyor.
121-175 Bu bölümde, müslümanları eğer sabreder, emirlere uyar ve Allah'tan korkarlarsa, düşmanlarının onlara hiçbir kötülük yapamayacakları konusunda temin etmek (güven vermek) için Uhud savaşından bahsediliyor. Yaşadıkları yenilginin bazı manevî niteliklerin eksikliği ve kötü duyguların varlığı nedeniyle başlarına geldiğine işaret ediliyor. Yenilginin asıl sebebi, geçidi koruyan okçuların zaafları olduğu için, insanların mala karşı olan zaaflarını ortadan kaldırmak üzere faiz yasaklanmıştır.
176-189 109-120. ayetlerde ele alınan konu, müslümanları düşmanlarının tehlikeli oyunlarına karşı cesaretlendirmek ve temin etmek bakımından burada tekrar özetlenmektedir.
190-200 Bu bölüm surenin sonuç bölümüdür ve kendisinden hemen önce gelen ayetlerle doğrudan bir bağlantısı yoktur. Fakat surenin bütünü ile bağlantılıdır.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
3
İmran’ın ailesi · Medine
آل عمران
200
Sure Adı Açıklaması
Bu sure adını 33. ayette geçen "Al-i İmran" terkibinden alır.Diğer birçok sure adı gibi, bu da sadece sureyi diğerlerinden ayırt etmek içindir. İmran Ailesi anlatıldığı için değil.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Nüzul Zamanı
Bu sure dört bölümden meydana gelir:
Birinci Bölüm (1-32 ayetler): Büyük bir ihtimalle hemen Bedir savaşı sonrasında nazil olmuştur.
İkinci Bölüm (33-63 ayetler): H. 9. yılda Necran Hıristiyanlarından bir heyetin ziyareti üzerine nazil olmuştur.
Üçüncü Bölüm (64-120 ayetler) : Birinci bölümden hemen sonra indirilmiş olmalıdır.
Dördüncü Bölüm (121-200 ayetler) : Uhud savaşından sanra nâzil olmuştur.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Surenin Konusu
Bu bölümler, farklı zamanlarda ve farklı sebeplerle indirilmiş olmalarına rağmen amaçları, ana konuları ve vurguladıkları şey açısından öyle iç bağlantılara sahiptirler ki, hepsi, kopukluğu olmayan tam bir bütün oluştururlar. Bu sure özellikle şu iki gruba hitap eder: Ehl-i kitap (Yahudiler ve Hıristiyanlar) ve Hz. Muhammed'e (s.a.) uyanlar. Bakara suresinde, batıl inançları ve kötü davranışları nedeniyle uyarılan, buna karşılık Kur'an gerçeğini kabul etmeye çağrılan Yahudiler ve Hıristiyanlara yapılan davet, bu surede de sürdürülüyor. Burada onlara Hz. Muhammed'in de (s.a.) kendi peygamberlerinin öğrettiği hayat tarzının aynısını ortaya koyduğu söyleniyor. Öyle ki bu yol tek doğru yoldur, Allah'ın yoludur ve bu yoldan herhangi bir sapma onların kendi kitaplarına göre de büyük bir yanılgı addedilmektedir. Bakara suresinde en hayırlı topluluk ve Hakk'ın koruyucuları olarak açıklanan ve dünyayı düzeltme görevi kendilerine verilen ikinci gruba, yani Müslümanlara ise burada, bir önceki sureyi takip eder nitelikte yeni görevler veriliyor. Müslümanlar önceki toplulukların ahlâkî ve dinî çöküşünden ders almaları ve o topluluklar gibi olmamaları için uyarılıyor. Yapmak zorunda oldukları ıslahat ile ilgili görevler konusunda da bilgi veriliyor. Bunun yanısıra, bu surede, Müslümanlara Ehl-i kitab'a nasıl davranacakları ve Allah'ın yoluna çeşitli engeller koyan münafıklarla nasıl ilgilenecekleri öğretiliyor. En sonunda da Uhud savaşında, açığa çıkan zayıflıklara karşı kendilerini korumaları için uyarıda bulunuluyor.
Surenin Arka-planı:
1-Müminler, Bakara suresinde dikkatlerinin çekildiği birçok zorluk ve engellerle karşılaşmışlardı. Bedir savaşından zaferle ayrılmalarına rağmen henüz güvenlikte değillerdi. Onların zaferi, Arabistan'da İslâm'a karşı olan tüm güçlerin düşmanlığını uyandırmıştı. Her tarafta tedirgin edici söylentiler yayılmaya başladı ve müminler sürekli bir korku ve endişe içinde yaşamaya başladı. Sanki, küçücük Medine devletinin -o zaman sadece bir şehir devleti idi- çevresindeki tüm Arap dünyası, bu devletin varlığını ortadan kaldırmaya and içmişti. Bu savaş durumu Mekke'den hicret eden müslümanlar nedeniyle zaten sarsılan ekonomiyi de olumsuz yönde etkiliyordu.
2-Bir de Medine'nin hemen dışında yaşayan Yahudi kabileleri meselesi vardı. Hz. Peygamber'in (s.a.) Mekke'den Medine'ye hicret ettikten sonra Yahudilerle yaptığı karşılıklı anlaşmalara Yahudiler ihanet ediyorlardı. Öyle ki Bedir savaşında, Ehl-i kitap olan bu Yahudiler, imanın temel noktalarında -Allah'ın birliği, peygamberlik, ölümden sonra dirilme- müslümanlarla aynı şeyi paylaştıkları halde, putperestlerin kötü niyetlerine sempati duydular. Bedir savaşından sonra Kureyş ve diğer Arap kabilelerini, öçlerini almaya açıkça teşvik ettiler. Böylece Yahudi kabileleri, Medine halkı ile yüzyıllardan beri varolan dostça komşuluk ilişkilerini bir tarafa bırakıyorlardı. En sonunda kötülükler ve anlaşmaya ihanet dayanılmaz dereceye gelince Hz. Peygamber (s.a.) , müminleri dört bir taraftan sarmak için Medine'deki münafıklar ve Arap putperestleri ile işbirliği yapan ve Yahudi kabileler içinde en zararlısı olan Beni Kaynuka'ya saldırdı. Tehlikenin büyüklüğü Hz. Peygamber'in (s.a.) hayatının söz konusu olmasına kadar varmıştı. Bu nedenle Ashab'tan bir kısmı geceleri zırhlarıyla uyuyorlar ve ani bir saldıraya karşı hazırlıklı bulunuyorlardı. Hz. Peygamber (s.a.) bir süre için gözden kaybolsa hemen O'nu aramaya çıkıyorlardı.
3-Yahudilerin teşviki Kureyş'in kalbinde yatan korları alevlendirdi ve Bedir'de yaşadıkları yenilginin öcünü almak için hazırlıklara başladılar. Bundan bir yıl sonra 3000 kişilik bir ordu Medine'yi ele geçirmek üzere Mekke'den yola çıktı ve Uhud dağının eteklerinde bir çatışma meydana geldi. Hz. Peygamber (s.a.) düşmanı karşılamak üzere Medine'den 1000 kişi alarak yola çıkmıştı. Savaş alanına doğru yol alırken üç yüz münafık ordudan ayrıldı ve Medine'ye döndü. Fakat Hz. Peygamber'e (s.a.) katılanlar arasında yine birkaç münafık kaldı. Münafıklar görevlerini yaptılar ve çatışma sırasında mümin saflarında kaos ve tedirginlik yaratmak için ellerinden geleni yaptılar. Bu, müslüman topluluk arasında kendi kardeşlerine zarar vermek için daima düşmanla işbirliği yapmaya hazır çok sayıda sabotajcının varolduğunun ilk açık göstergesiydi.
4-Uhud'daki yenilgide, münafıkların bozgunculuğu büyük bir rol oynasa da, müslümanların kendi zayıflıklarının da katkısı vardı. Fakat müslümanların manevî bir zaaf göstermesi çok tabiî bir olaydı. Çünkü onlar henüz çok kısa bir süre önce hayatlarını yepyeni bir ideoloji üzerine kurmuşlar ve henüz normal eğitimden geçirilmemişlerdi. Maddî ve manevî güçlerini sınayan bu ikinci zor imtihanda, tabiî olarak, bazı zayıflıklar yüzeye çıkmıştı. Müslümanları, eksiklikleri konusunda uyarmak ve düzelmelerine yarayacak olan tavsiyelerde bulunmak için surede, Uhud savaşının ayrıntılı biçimde ele alınmasının nedeni budur. Bu savaşın ele alınış ve inceleniş şeklinin, genelde buna benzer olaylardaki ele alış şeklinden farklı olduğuna da dikkat edilmelidir. Bu sure Bakara'nın devamı niteliğindedir ve orada Ehl-i kitab'a yapılan çağrı burada da devam eder. Bakara'da özellikle Yahudiler Hidayet'i (Doğru Yol) kabul etmeye çağrılıyorlar. Bu surede ise özellikle Hıristiyanlar, sapık inançlarından vazgeçmeleri ve Kur'an'ın rehberliğini kabul etmeleri için uyarılmaktadırlar. Aynı zamanda müslümanlar, görevlerini yerine getirebilmeleri ve Allah'ın hidayetini yayabilmeleri için gerekli faziletleri edinmeleri konusunda eğitilmektedirler.
Konular ve birbirleriyle bağlantısı:
1-32 Bu ilk ayetlerde, surede tartışılan ana konulara uygun önsözler olarak, vahiy ve ölümden sonra dirilmenin hak olduğu konuları tekrarlanıyor.
33-65 Bu bölüm özellikle "Hıristiyanlar'a hitap ediyor ve onları İslâm'ı kabul etmeye davet ediyor. Hz. İsa (a.s.) ve annesini, Yahudilerin attığı iftiralardan temize çıkarmasının yanısıra, doğumundaki mucize nedeniyle Hıristiyanlar tarafından formüle edilen Hz. İsa'nın (a.s.) ilâhlığı inancını da reddediyor. Bu nedenle Hz. Yahya'nın (a.s.) kısır bir kadın ile çok yaşlı bir adamdan dünyaya gelmesi ve Hz. Adem'in (a.s.) annesiz ve babasız yaratılışı olaylarına değiniliyor, Hz. İsa'nın (a.s.) babasız doğuşunun, O'na ilâhlık atfetme nedeni olamayacağı vurgulanmak isteniyor.
66-101 Bu ayetlerde Ehl-i kitap, yani Yahudiler, kötü alışkanlıklarını bırakıp Allah'ın hidayetini kabul etmeye çağrılıyorlar. Aynı zamanda müslümanlara da Yahudilerin kötü niyetleri, sapık alışkanlıkları ve saçma itirazlarına karşı uyanık olmaları tavsiye ediliyor.
102-120 Müslümanlara, Ehl-i kitab'ın tarihte yaptıklarından ders almaları, kendilerini onların düzenlerine karşı korumaları ve kendilerini Hakk'ı yayıp, Bâtıl'ı yok etmek için eğitip hazırlamaları konusunda öğütler veriliyor.
121-175 Bu bölümde, müslümanları eğer sabreder, emirlere uyar ve Allah'tan korkarlarsa, düşmanlarının onlara hiçbir kötülük yapamayacakları konusunda temin etmek (güven vermek) için Uhud savaşından bahsediliyor. Yaşadıkları yenilginin bazı manevî niteliklerin eksikliği ve kötü duyguların varlığı nedeniyle başlarına geldiğine işaret ediliyor. Yenilginin asıl sebebi, geçidi koruyan okçuların zaafları olduğu için, insanların mala karşı olan zaaflarını ortadan kaldırmak üzere faiz yasaklanmıştır.
176-189 109-120. ayetlerde ele alınan konu, müslümanları düşmanlarının tehlikeli oyunlarına karşı cesaretlendirmek ve temin etmek bakımından burada tekrar özetlenmektedir.
190-200 Bu bölüm surenin sonuç bölümüdür ve kendisinden hemen önce gelen ayetlerle doğrudan bir bağlantısı yoktur. Fakat surenin bütünü ile bağlantılıdır.
Allah o Allahdır ki kendinden başka hiç bir Tanrı yokdur, (O, zatî, ezelî ve ebedî haayat ile) diri (ve baakıy) dir. Zâtiyle, kemâliyle kaaimdir. (Yaratdıklarının her an tedbir-ü hıfzında yegâne haakimdir,her şey onunla kaaimdir).— H.B.Çantay
Nezzele aleykel kitâbe bil hakkı musaddikan limâ beyne yedeyhi ve enzelet tevrâte vel incîl(incîle).
(3-4) (Habîbim) O, sana Kitabı hak (ve) kendinden evvelkileri (de) tasdıyk edici olarak (tedricen) indirdi. Bundan evvel de Tevrat ile Incîli indirmişdi (ki onlar) insanlar için birer hidâyetdi. Hak ile baatılı ayırd eden (hüküm) leri de indirdi. Allanın (hak olan, mahz-ı hidâyet olan) âyetlerine küfredenler (yok mu?) onlar için pek çetin bir azâb vardır. Allah cezada amansız bir gaalib-i mutlakdır.— H.B.Çantay
Min kablu huden lin nâsi ve enzelel furkân(furkâne), innellezîne keferû bi âyâtillâhi lehum azâbun şedîd(şedîdun), vallâhu azîzun zuntikâm(zuntikâmin).
(3-4) (Habîbim) O, sana Kitabı hak (ve) kendinden evvelkileri (de) tasdıyk edici olarak (tedricen) indirdi. Bundan evvel de Tevrat ile Incîli indirmişdi (ki onlar) insanlar için birer hidâyetdi. Hak ile baatılı ayırd eden (hüküm) leri de indirdi. Allanın (hak olan, mahz-ı hidâyet olan) âyetlerine küfredenler (yok mu?) onlar için pek çetin bir azâb vardır. Allah cezada amansız bir gaalib-i mutlakdır.— H.B.Çantay
Döl yataklarında size nasıl dilerse öyle kılık veren Odur. Ondan başka hiç bir Tanrı yokdur. (O), mutlak gaalibdir. Yegâne hüküm ve hikmet saahibidir.— H.B.Çantay
Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmâllezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlihi, ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).
(Habîbim) sana Kitabı indiren odur. Ondan bir kısım âyetler muhkemdir ki bunlar Kitabın anası (temeli) dir. Diğer bir kısmı da müteşâbihlerdir. İşte kalblerinde eğrilik bulunanlar sırf fitne aramak (ötekini berikini sapdırmak) ve (kendi arzularına göre) onun te'vîline yeltenmek için onun müteşâbih olanına tâbi olurlar. Halbuki onun te'vilini Allahdan başkası bilmez, ilimde yüksek payeye erenler ise: Biz Ona inandık. Hepsi Rabbimiz katındandır» derler. (Bunları) salim akıllardan başkası iyice düşünmez.— H.B.Çantay
Rabbenâ lâ tuziğ kulûbenâ ba’de iz hedeytenâ veheb lenâ min ledunke rahmeh(rahmeten), inneke entel vehhâb(vehhâbu).
Ey Rabbimiz, bizi doğru yola iletdikden sonra kalblerimizi (Hakdan) sapdırma. Bize kendi canibinden bir rahmet ver. Şübhesiz bağışı en çok olan Sensin Sen.— H.B.Çantay
İnnellezîne keferû len tuğniye anhum emvâluhum ve lâ evlâduhum minallâhi şey’â(şey’en), ve ûlâike hum vekûdun nâr(nâri).
O küfredenler (yok mu?), ne malları, ne evlâdları Allah yanında onları hiç bir şeyden asla kurtaramaz, işte onlar, (evet) onlar ateşin yakacağıdır.— H.B.Çantay
Ke de’bi âli fir’avne, vellezîne min kablihim kezzebû bi âyâtinâ, fe ehazehumullâhu bi zunûbihim vallâhu şedîdul ıkâb(ıkâbi).
(Onların gidişi) tıbkı Fir'avn haanedânının ve onlardan evvel gelenlerin gidişi gibidir. Onlar bizim âyetlerimizi yalanladılar da Allah da kendilerini günâhları yüzünden yakalayıverdi. Allah, cezası pek çetin olandır.— H.B.Çantay
Kad kâne lekum âyetun fî fieteynil tekatâ fietun tukâtilu fî sebîlillâhi ve uhrâ kâfiratun yeravnehum misleyhim ra’yel ayn(ayni), vallâhu yûeyyidu bi nasrihî men yeşâ’(yeşâu) inne fî zâlike le ibreten li ulîl ebsâr(ebsâri).
(Bedir muhaarebesinde) karşılaşan iki cem'iyyet hakkında sizin için muhakkak bir ibret vardı. (Onlardan) bir cem'iyyet Allah yolunda döğüşüyordu, diğeri ise kâfirdi. Onlar öbürlerini (müslümanları) dış gözleriyle kendilerinin iki katı olarak görüyorlardı. Allah, kimi dilerse onu yardımıyle destekler. Şübhesiz bunda kalb gözleri açık olanlar için kat'i bir ibret vardır.— H.B.Çantay
Zuyyine lin nâsi hubbuş şehevâti minen nisâi vel benîne vel kanâtîril mukantarati minez zehebi vel fıddati vel haylil musevvemeti vel en’âmi vel hars(harsi), zâlike metâul hayâtid dunyâ, vallâhu indehu HUSNUL MEÂB(meâbi).
Kadınlara, oğullara, yığın yığın birikdirilmiş altın ve gümüşe, salma güzel atlara, (deve, sığır, koyun, keçi gibi) hayvanlara, ekinlere olan ihtiraskârâne sevgi insanlar için bezenib süslenmişdir. Bunlar, dünyâ hayaatının (geçici) birer fâidesidir. Allah (a gelince) nihayet dönüb varılacak yerin bütün güzelliği Onun nezdindedir.— H.B.Çantay
Kul e unebbiukum bi hayrın min zâlikum, lillezînettekav inde rabbihim cennâtun tecrî min tahtıhel enhâru hâlidîne fîhâ ve ezvâcun mutahharatun ve rıdvânun minallâh(minallâhi), vallâhu basîrun bil ıbâd(ıbâdi).
(Habîbim) de ki: «Size bunlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Takvaaya erenler için Rableri katında altlarından ırmaklar akan cennetler — ki orada ebedî kalıcıdırlar —, (her şeyden) temizlenmiş zevceler, Allahdan da bir rızaa vardır. Allah kullarını hakkıyle görücüdür.— H.B.Çantay
(16-17) (O takvaaya erenler): «Ey Rabbimiz, biz îman etdik. Artık bizim günâhlarımızı yarlığa ve bizi o ateşin azabından koru» diyenler, sabredenler, (imanlarında) gerçek olanlar, (Allaha) itaatle boyun eğenler, infaak edenler, seharlarda Allahdan mağfiret isteyenlerdir.— H.B.Çantay
Es sâbirîne ves sâdıkîne vel kânitîne vel munfikîne vel mustagfirîne bil eshâr(eshâri).
(16-17) (O takvaaya erenler): «Ey Rabbimiz, biz îman etdik. Artık bizim günâhlarımızı yarlığa ve bizi o ateşin azabından koru» diyenler, sabredenler, (imanlarında) gerçek olanlar, (Allaha) itaatle boyun eğenler, infaak edenler, seharlarda Allahdan mağfiret isteyenlerdir.— H.B.Çantay
Şehidallâhu ennehû lâ ilâhe illâ huve, vel melâiketu ve ulûl ilmi kâimen bil kıst(kıstı), lâ ilâhe illâ huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Allah, şu hakıykatı: Kendinden başka hiç bir Tanrı olmadığını, adaleti ayakda tutarak (delilleriyle, âyetleriyle) açıkladı. Melekler (bunu ikrar etdi, hakıykî) ilim saahibleri (nebiler, âlimler) de (böylece inandı). Ondan başka hiç bir Tanrı yokdur. (O), mutlak gaalibdir, yegâne hüküm ve hikmet saahibidîr.— H.B.Çantay
İnned dîne indâllâhil islâm(islâmu), ve mahtelefellezîne ûtûl kitâbe illâ min ba’di mâ câehumulılmu bagyen beynehum, ve men yekfur bi âyâtillâhi fe innallâhe serîul hısâb(hısâbı).
Hak dîn, Allah indinde İslâmdır (müslümanlıkdır). Kitab verilenler (başka suretle değil) ancak kendilerine ilim geldikden sonra, aralarındaki ihtirasdan dolayı, ihtilâfa düşdü. Kim Allanın âyetlerini inkârederse şübhesiz ki Allah hesabı pek çabuk görendir.— H.B.Çantay
Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean(menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâg(belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi).
(Habîbim) seninle mücâdele ederlerse (şöyle) de: «Ben, bana tâbi olanlarla birlikde, kendimî Allaha teslîm etmişimdir», Kendilerine Kitab verilenlerle ümmîlere (Arab müşriklerine) de deki: «Siz de İslâmı (Allaha teslîm olmayı) kabul etdiniz mi»? Eğer İslama girerlerse muhakkak doğru yolu bulurlar. Eğer yüz çevirirlerse artık sana düşen (vâzîfe) ancak tebliğdir. Allah kulları (nı) lâyıkıyle görücüdür.— H.B.Çantay
İnnellezîne yekfurûne bi âyâtillâhi ve yaktulûnen nebiyyîne bi gayri hakkın ve yaktulûnellezîne ye’murûne bil kıstı minen nâsi, fe beşşirhum bi azâbin elîm(elîmin).
Allahın âyetlerini inkâr ile kâfir olanlar, haksız yere peygamberleri öldürenler ve insanların içinden adaleti emredenlerin canına kıyanlar (yok mu?) onları (Habîbim) pek acıklı bir azâb ile muştula!— H.B.Çantay
Ulâikellezîne habitat a’mâluhum fîd dunyâ vel âhirah(âhirati), ve mâ lehum min nâsırîn(nâsırîne).
Onlar öyle kimselerdir ki (bütün) yapdıkları dünyâda da, âhiretde de hoşa gitmişdir. Onların (azabına maani olacak) hiç bir yardımcıları da yokdur.— H.B.Çantay
E lem tera ilellezîne ûtû nasîben minel kitâbi yud’avne ilâ kitâbillâhi li yahkume beynehum summe yetevellâ ferîkun minhum ve hum mu’ridûn(mu’ridûne).
Kitabdan (Tevratdan) kendilerine bir nasıyb verilmiş olanları görmedin mi ki Allahın Kitabı — aralarında hakem olmak için — çağırılıyorlar da sonra onlardan bir zümre (o Kitaba) arkasını çeviriyor. Onlar böyle (hakıykatlerden) yüz çevirmeyi âdet edinmiş kimselerdir.— H.B.Çantay
Zâlike bi ennehum kâlû len temessenen nâru illâ eyyâmen ma’dûdât(ma’dûdâtin), ve garrahum fî dînihim mâ kânû yefterûn(yefterûne).
Bunun sebebi şudur: Onlar «Sayılı günlerden başka bize asla ateş dokunmayacak» dediler. Onların uydurdukları bu şey, dînleri hususunda da (kendilerini) aldatmışdır.— H.B.Çantay
Fe keyfe izâ cema’nâhum li yevmin lâ raybe fîhi ve vuffiyet kullu nefsin mâ kesebet ve hum lâ yuzlemûn(yuzlemûne).
Onları (vukuunda) hiçbir şübhe olmayan bir günde topladığımız ve herkesin — kendilerine haksızlık edilmeyecek — (dünyâda) kazandığı tastamam ödendiği zaman artık halleri nice olur?— H.B.Çantay
Kulillâhumme mâlikel mulki tû’til mulke men teşâu ve tenziul mulke mimmen teşâ’(teşâu), ve tuizzu men teşâu ve tuzillu men teşâ’(teşâu, bi yedikel hayr(hayru), inneke alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
(Habîbim) de ki: «Ey mülkün saahibi Allah, Sen mülkü kime dilersen ona verirsin, mülkü kimden dilersen ondan alırsın. Kimi dilersen onun kadrini yükseltir, kimi dilersen onu alçaltırsın. Hayr, yalınız Senin elindedir. Şübhesiz ki Sen her şey'e hakkıyle kaadirsin.— H.B.Çantay
Tûlicul leyle fîn nehâri ve tûlicun nehâra fîl leyl(leyli), ve tuhricul hayya minel meyyiti ve tuhricul meyyite minel hayy(hayyi), ve terzuku men teşâu bi gayri hısâb(hısâbın).
Geceyi gündüzün içine koyarsın. Gündüzü geceye sokarsın, ölüden diri çıkarırsın, diriden ölü çıkarırsın. Sen kimi dilersen ona sayısız rızk verirsin.— H.B.Çantay
Lâ yettehizil mu’minûnel kâfirîne evliyâe min dûnil mu’minîn(mu’minîne), ve men yef’al zâlike fe leyse minallâhi fî şey’in illâ en tettekû minhum tukâta(tukâten), ve yuhazzirukumullâhu nefseh(nefsehu), ve ilallâhil masîr(masîru).
Mü'minler, mü'minleri bırakıb da kâfirleri dostlar edinmesin. Kim bunu yaparsa (ona) Allahdan hiç bir şey (hiç bir yardım) yokdur. Meğer ki onlardan, gelebilecek bir tehlikeden dolayı, sakınmış olasınız. Allah size (asıl) kendisinden korkmanızı emrediyor. Nihayet gidiş de ancak Allahadır.— H.B.Çantay
Kul in tuhfû mâ fî sudûrikum ev tubdûhu ya’lemhullâh(ya’lemhullâhu), ve ya’lemu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
De ki: Göğüslerinizin içinde olanı gizleseniz de, onu açıklasanız da Allah bilir onu. Göklerde ne var, yerde ne varsa (hepsini) O bilir. Allah herşey'e hakkıyle gücü yetendir.— H.B.Çantay
Yevme tecidu kullu nefsin mâ amilet min hayrin muhdâran, ve mâ amilet min sû’(sûin), teveddu lev enne beynehâ ve beynehû emeden baîdâ(baîden), ve yuhazzirukumullâhu nefseh(nefsehu), vallâhu raûfun bil ıbâd(ıbâdi).
(Hatırlayın) o günü ki herkes (dünyâda) ne hayr işlediyse karşısında (onu) hazırlanmış bulacak, ne de kötülük yapdıysa onunla kendi arasında uzak bir mesafe olmasını arzu edecek. Allah size (asıl) kendinden korkmanızı emreder. Allah kullarını pek çok esirgeyendir.— H.B.Çantay
Sitemiz, ziyaretçi sayısını ölçmek için tarayıcınıza rastgele bir numara içeren bir çerez bırakır.
Reklam çerezi kullanmıyoruz, verilerinizi kimseyle paylaşmıyoruz.
Ayrıntılar