Neml 93 Ayet Mekke · النمل
27

Neml

Karınca · Mekke
27
Karınca · Mekke
النمل
93
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
طٰسٓ۠ تِلْكَ اٰيَاتُ الْقُرْاٰنِ وَكِتَابٍ مُب۪ينٍۙ ١
Tâ sîn, tilke âyâtul kur’âni ve kitâbin mubîn(mubînin).
Ta, Sin, Bunlar Kuran'ın, Kitab-ı Mübin'in ayetleridir.— D.İşleri (Eski)
27:1
2
هُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ ٢
Huden ve buşrâ lil mu’minîn(mu’minîne).
(2-3) Bunlar, namaz kılan, zekat veren ve ahirete de kesin olarak inanan müminlere doğruluk rehberi ve müjdedir.— D.İşleri (Eski)
27:2
3
اَلَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ ٣
Ellezîne yukîmûnes salâte ve yu’tûnez zekâte ve hum bil âhıreti hum yûkınûn(yûkınûne).
(2-3) Bunlar, namaz kılan, zekat veren ve ahirete de kesin olarak inanan müminlere doğruluk rehberi ve müjdedir.— D.İşleri (Eski)
27:3
4
اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمْ اَعْمَالَهُمْ فَهُمْ يَعْمَهُونَۜ ٤
İnnellezîne lâ yu’minûne bil âhireti zeyyennâ lehum a’mâlehum fe hum ya’mehûn(ya’mehûne).
Ahirete inanmayanların yaptıkları işleri kendilerine güzel göstermişizdir; bu yüzden körü körüne bocalarlar.— D.İşleri (Eski)
27:4
5
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَهُمْ سُٓوءُ الْعَذَابِ وَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْاَخْسَرُونَ ٥
Ulâikellezîne lehum sûul azâbi ve hum fîl âhıreti humul ahserûn(ahserûne).
Kötü azap işte bunlaradır. Ahirette en çok kayba uğrayacaklar da bunlardır.— D.İşleri (Eski)
27:5
6
وَاِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْاٰنَ مِنْ لَدُنْ حَك۪يمٍ عَل۪يمٍ ٦
Ve inneke le tulekkal kur’âne minledun hakîmin alîm(alîmin).
Şüphesiz, Kuran'ı, Hakim ve Alim olan Allah katından almaktasın.— D.İşleri (Eski)
27:6
7
اِذْ قَالَ مُوسٰى لِاَهْلِه۪ٓ اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَاراًۜ سَاٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ اٰت۪يكُمْ بِشِهَابٍ قَبَسٍ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ ٧
İz kâle mûsâ li ehlihî innî ânestu nârâ(nâren), se âtîkum minhâ bi haberin ev âtîkum bi şihâbin kabesin leallekum tastalûn(tastalûne).
Musa, ailesine: 'Ben bir ateş gördüm; size oradan ya bir haber getireceğim, yahut ısınasınız diye tutuşmuş bir odun getireceğim' demişti.— D.İşleri (Eski)
27:7
8
فَلَمَّا جَٓاءَهَا نُودِيَ اَنْ بُورِكَ مَنْ فِي النَّارِ وَمَنْ حَوْلَهَاۜ وَسُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ٨
Fe lemmâ câehâ nûdiye en bûrike men fîn nâri ve men havlehâ, ve subhânallâhi rabbil âlemîn(âlemîne).
Oraya geldiğinde, kendisine şöyle nida olunmuştu: 'Ateşin yanında olan ve çevresinde bulunanlar mübarek kılınmıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah münezzehtir'— D.İşleri (Eski)
27:8
9
يَا مُوسٰٓى اِنَّـهُٓ اَنَا اللّٰهُ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُۙ ٩
Yâ mûsâ innehû enallâhul azîzul hakîm(hakîmu).
'Ey Musa! Gerçek şu ki, Ben, güçlü ve hakim olan Allah'ım'— D.İşleri (Eski)
27:9
10
وَاَلْقِ عَصَاكَۜ فَلَمَّا رَاٰهَا تَهْتَزُّ كَاَنَّهَا جَٓانٌّ وَلّٰى مُدْبِراً وَلَمْ يُعَقِّبْۜ يَا مُوسٰى لَا تَخَفْ اِنّ۪ي لَا يَخَافُ لَدَيَّ الْمُرْسَلُونَۗ ٠١
Ve elkı asâk(asâke), fe lemmâ reâhâ tehtezzu ke ennehâ cânnun vellâ mudbiren ve lem yuakkıb, yâ mûsâ lâ tehaf innî lâ yehâfu ledeyyel murselûn(murselûne).
(10-12) 'Değneğini at!' Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. 'Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir.'— D.İşleri (Eski)
27:10
11
اِلَّا مَنْ ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسْناً بَعْدَ سُٓوءٍ فَاِنّ۪ي غَفُورٌ رَح۪يمٌ ١١
İllâ men zaleme summe beddele husnen ba’de sûin fe innî gafûrun rahîm(rahîmun).
(10-12) 'Değneğini at!' Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. 'Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir.'— D.İşleri (Eski)
27:11
12
وَاَدْخِلْ يَدَكَ ف۪ي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍ ف۪ي تِسْعِ اٰيَاتٍ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَقَوْمِه۪ۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْماً فَاسِق۪ينَ ٢١
Ve edhıl yedeke fî ceybike tahruc beydâe min gayri sûin fî tis’ı âyâtin ilâ fir’avne ve kavmih(kavmihî), innehum kânû kavmen fâsikîn(fâsikîne).
(10-12) 'Değneğini at!' Musa, değneğinin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, arkasına bakmadan dönüp kaçtı. 'Ey Musa! Korkma; Benim katımda peygamberler korkmaz; yalnız haksızlık eden bunun dışındadır. Kötü hali iyiliğe çeviren kimse bilsin ki Ben şüphesiz bağışlarım, merhamet ederim. Elini koynuna sok, Firavun ve milletine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak kusursuz, bembeyaz çıksın. Gerçekten onlar yoldan çıkmış bir millettir.'— D.İşleri (Eski)
27:12
13
فَلَمَّا جَٓاءَتْهُمْ اٰيَاتُنَا مُبْصِرَةً قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ مُب۪ينٌۚ ٣١
Fe lemmâ câethum âyâtunâ mubsıraten kâlû hâzâ sihrun mubîn(mubînun).
Ayetlerimiz gözlerinin önüne serilince: 'Bu apaçık bir sihirdir' dediler.— D.İşleri (Eski)
27:13
14
وَجَحَدُوا بِهَا وَاسْتَيْقَنَتْهَٓا اَنْفُسُهُمْ ظُلْماً وَعُلُواًّۜ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِد۪ينَ۟ ٤١
Ve cehadû bihâ vesteykanethâ enfusuhum zulmen ve uluvvâ(uluvven), fenzur keyfe kâne âkıbetul mufsidîn(mufsidîne).
Gönülleri kesin olarak kabul ettiği halde, haksızlık ve büyüklenmelerinden ötürü onları bile bile inkar ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!— D.İşleri (Eski)
27:14
15
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ عِلْماًۚ وَقَالَا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي فَضَّلَنَا عَلٰى كَث۪يرٍ مِنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِن۪ينَ ٥١
Ve lekad âteynâ dâvûde ve suleymâne ilmâ(ilmen), ve kâlal hamdu lillâhillezî faddalenâ alâ kesîrin min ibâdihil mu’minîn(mu’minîne).
And olsun ki, Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. İkisi 'Bizi mümin kullarının çoğundan üstün kılan Allah'a hamdolsun' dediler.— D.İşleri (Eski)
27:15
16
وَوَرِثَ سُلَيْمٰنُ دَاوُ۫دَ وَقَالَ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ عُلِّمْنَا مَنْطِقَ الطَّيْرِ وَاُو۫ت۪ينَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍۜ اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَضْلُ الْمُب۪ينُ ٦١
Ve varise suleymânu dâvûde ve kâle yâ eyyuhen nâsu ullimnâ mentıkat tayrı, ve ûtînâ min kulli şey’(şey’in), inne hâzâ le huvel fadlul mubîn(mubînu).
Süleyman Davud'a varis oldu: 'Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize herşeyden bolca verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur' dedi.— D.İşleri (Eski)
27:16
17
وَحُشِرَ لِسُلَيْمٰنَ جُنُودُهُ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ وَالطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ ٧١
Ve huşire li suleymâne cunûduhu minel cinni vel insi vet tayrı fe hum yûzeûn(yûzeûne).
Süleyman'ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil olan ordusu toplandı. Hepsi toplu olarak gidiyorlardı.— D.İşleri (Eski)
27:17
18
حَتّٰٓى اِذَٓا اَتَوْا عَلٰى وَادِ النَّمْلِۙ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَٓا اَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْۚ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمٰنُ وَجُنُودُهُۙ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ٨١
Hattâ izâ etev alâ vâdin nemli kâlet nemletun yâ eyyuhen nemludhulû mesâkinekum, lâ yahtımennekum suleymânu ve cunûduhu ve hum lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Sonunda, karıncaların bulunduğu vadiye geldiklerinde bir dişi (kraliçe) karınca: 'Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin, Süleyman'ın ordusu farkına varmadan sizi ezmesin' dedi.— D.İşleri (Eski)
27:18
19
فَتَبَسَّمَ ضَاحِكاً مِنْ قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ اَوْزِعْن۪ٓي اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلٰى وَالِدَيَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحاً تَرْضٰيهُ وَاَدْخِلْن۪ي بِرَحْمَتِكَ ف۪ي عِبَادِكَ الصَّالِح۪ينَ ٩١
Fe tebesseme dâhıken min kavlihâ ve kâle rabbi evzı’nî en eşkure ni’metekelletî en’amte aleyye ve alâ vâlideyye ve en a’mele salihan terdâhu ve edhılnî bi rahmetike fî ibâdikes sâlihîn(sâlihîne).
Süleyman, onun sözüne hafifçe güldü ve: 'Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimete şükürde, hoşnut olacağın işi yapmakta beni muvaffak kıl. Rahmetinle, beni iyi kullarının arasına koy' dedi.— D.İşleri (Eski)
27:19
20
وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِيَ لَٓا اَرَى الْهُدْهُدَۘ اَمْ كَانَ مِنَ الْغَٓائِب۪ينَ ٠٢
Ve tefekkadat tayra fe kâle mâliye lâ eral hudhude em kâne minel gâibîn(gâibîne).
(20-21) Süleyman, kuşları araştırarak: 'Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplarda mı? Bana apaçık bir delil getirmelidir; yoksa onu ya şiddetli bir azaba uğratırım yahut keserim' dedi.— D.İşleri (Eski)
27:20
21
لَاُعَذِّبَنَّهُ عَذَاباً شَد۪يداً اَوْ لَا۬اَذْبَحَنَّهُٓ اَوْ لَيَأْتِيَنّ۪ي بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍ ١٢
Le uazzibennehu azâben şedîden ev le ezbehannehû ev le ye’tiyennî bi sultânin mubîn(mubînin).
(20-21) Süleyman, kuşları araştırarak: 'Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplarda mı? Bana apaçık bir delil getirmelidir; yoksa onu ya şiddetli bir azaba uğratırım yahut keserim' dedi.— D.İşleri (Eski)
27:21
22
فَمَكَثَ غَيْرَ بَع۪يدٍ فَقَالَ اَحَطْتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِه۪ وَجِئْتُكَ مِنْ سَبَأٍ بِنَبَأٍ يَق۪ينٍ ٢٢
Fe mekese gayre baîdin fe kâle ehattu bi mâ lem tuhıt bihî ve ci’tuke min sebein bi nebein yakîn(yakînin).
(22-26) Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: 'Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur' dedi.— D.İşleri (Eski)
27:22
23
اِنّ۪ي وَجَدْتُ امْرَاَةً تَمْلِكُهُمْ وَاُو۫تِيَتْ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ وَلَهَا عَرْشٌ عَظ۪يمٌ ٣٢
İnnî vecedtumreeten temlikuhum ve ûtiyet min kulli şey’in ve lehâ arşun azîm(azîmun).
(22-26) Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: 'Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur' dedi.— D.İşleri (Eski)
27:23
24
وَجَدْتُهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّب۪يلِ فَهُمْ لَا يَهْتَدُونَۙ ٤٢
Vecedtuhâ ve kavmehâ yescudûne liş şemsi min dûnillâhi ve zeyyene lehümuş şeytânu a’mâlehum fe saddehum anis sebîli fe hum lâ yehtedûn(yehtedûne).
(22-26) Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: 'Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur' dedi.— D.İşleri (Eski)
27:24
25
Secde
اَلَّا يَسْجُدُوا لِلّٰهِ الَّذ۪ي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ ۩ ٥٢
Ellâ yescudû lillâhillezî yuhriculhab’e fîs semâvâti vel ardı ve ya’lemu mâ tuhfûne ve mâ tu’linûn(tu’linûne).
(22-26) Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: 'Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur' dedi.— D.İşleri (Eski)
27:25
26
اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ ٦٢
Allâhu lâ ilâhe illâ huve rabbul arşil azîm(azîmi).
(22-26) Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: 'Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur' dedi.— D.İşleri (Eski)
27:26
27
قَالَ سَنَنْظُرُ اَصَدَقْتَ اَمْ كُنْتَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ ٧٢
Kâle se nenzuru e sadakte em kunte minel kâzibîn(kâzibîne).
Süleyman şöyle söyledi: 'Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız.'— D.İşleri (Eski)
27:27
28
اِذْهَبْ بِكِتَاب۪ي هٰذَا فَاَلْقِهْ اِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَانْظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ ٨٢
İzheb bi kitâbî hâzâ fe elkıh ileyhim summe tevelle anhum fenzur mâzâ yerciûn(yerciûne).
'Şu yazımı götür, onlara at, sonra bir yana çekil, varacakları sonuca bak.'— D.İşleri (Eski)
27:28
29
قَالَتْ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اِنّ۪ٓي اُلْقِيَ اِلَيَّ كِتَابٌ كَر۪يمٌ ٩٢
Kâlet yâ eyyuhel meleu innî ulkıye ileyye kitâbun kerîm(kerîmun).
(29-31) Sebe melikesi: 'Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı' dedi.— D.İşleri (Eski)
27:29
30
اِنَّهُ مِنْ سُلَيْمٰنَ وَاِنَّهُ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ ٠٣
İnnehu min suleymâne ve innehu bismillâhir rahmânir rahîm(rahîmi).
(29-31) Sebe melikesi: 'Ey ileri gelenler! Bana, Bismillahirrahmanirrahim diye başlayan ve 'sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin' diyen Süleyman'dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı' dedi.— D.İşleri (Eski)
27:30
Yükleniyor...
Neml
—. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle