Surenin birinci ayetindeki "fecr" kelimesi sureye isim olmuştur. Fecr, tan yerinin ağarması ve şafak manasına gelir.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Nüzul Zamanı
Surenin içeriğinden, Mekke'de İslâm'ı kabul edenlere karşı zulüm başladığı zaman nazil olduğu anlaşılmaktadır. Bu surede Mekkelilere; Ad, Semud, ve Firavn kavimlerinin akıbetleri örnek olarak hatırlatılmıştır.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Surenin Konusu
Bu surenin konusu, ahiretteki ceza ve mükafatın varlığını isbata yöneliktir. Çünkü Mekkeliler bu gerçeği inkar etmekteydiler. Bu amaçla, sırayla kimi deliller ileri sürülmüştür.
İlk önce fecr'e, on geceye, çift ve tek'e, geçen gece'ye yemin edilerek, muhataplara; inkar ettikleri şeyin hak olduğu belirtilmiş ve "yemin edilen unsurlar onun hak olduğuna şahitlikte yeterli değil midir?" denilmiştir. İlerdeki dipnotlarda da görüleceği gibi bu dört şey, gece-gündüz nizamının bir kurala bağlı olduğuna işaret etmektedir. Bu dört unsura yemin etmenin anlamı şudur: Hikmete dayalı bu nizam, Allah'ın, onu kaldırıp bir ahiret günü getirebileceğinin imkan dışı olmadığını ispat eder. Ayrıca insanın, işlediği amellerinden hesaba çekilmesi Allah'ın hikmetinin gereğidir. Bundan sonra insanlık tarihinden delil getirilerek Ad, Semud, Firavn kavimlerinin akıbeti örnek olarak zikredilmiş, haddi aşıp yeryüzünde fesat çıkaran bu kavimlerin Allah (c.c.) tarafından azaba uğratıldıkları açıklanmıştır. Bu kavimlerin uğradığı akıbet, kainat nizamının, kör ve sağır bir sultanın saltanatı olmadığının işaretidir.
Tersine bu nizam, hikmet sahibi olan Allah'ın adalet ve hikmete dayanan nizamıdır. İnsanlık tarihinde, bu gerçeği ispatlayan pekçok örnek görülmektedir. Allah'ın kendi yarattığına akıl, ahlakî his (vicdan) , bazı yetkiler ve kullanması için pekçok imkanlar vermesi, sonunda ise onları sorguya çekerek ceza, ya da mükafat takdir etmesi de Allah'ın hikmet ve adaletinin doğal bir gereğidir.
Bundan sonra insan toplumunun genel ahlakî durumu açıklanmıştır. Fiilen ortada olan Arap cahiliyetinin durumu, özellikle iki açıdan tenkit edilmiştir. Birincisi, izzet ve zilletin ölçüsünü servet ve makama bağlayarak, ahlakî bakımdan iyi ve kötüyü bir kenara ittikleri materyalist düşünceleridir. Onlar, bu dünyada varlık sahibi olmanın Allah'tan bir mükafaat ve rızık darlığının da bir ceza olmadığını unutmuşlardı. Aslında Allah (c.c.) her iki şekilde de insanları imtihan etmektedir. Bu imtihan, insana servet verildiğinde ne tavır takınacağını, darlığa düştüğünde ise Allah'a karşı nasıl davranacağını açığa çıkarmak içindir. İkincisi, yetimlere karşı tutumlarıdır. Babası öldükten sonra çaresiz duruma düşen bir yetime hiç kimse sahip çıkmaz ve kim güçlüyse, onun mallarını alırdı. Güçsüz olan hak sahipleri mazlum durumda bırakılırlardı. Mal hırsları o kadar fazlaydı ki ne denli zengin olurlarsa olsunlar, gözleri hiç doymazdı. Onların bu yaşantılarını eleştirmekten maksat, dünyada bu gibi fiilleri işlerken hiç hesaba çekilmiyeceklerini zannederek günlerini geçirmelerine dikkat çekmektedir.
Daha sonra Kur'an, konuyu şöyle bitirmektedir: Onlardan muhakkak hesap sorulacaktır. Mahkeme kurulacak ve yaptıklarının hesabını vereceklerdir. Ceza ve mükafat gününü inkar edenler, şimdi kendilerine anlatılanların doğru olduğunu o gün anlayacaklardır. Ancak bu gerçek, inkar edenler o gün hiçbir yarar sağlamayacaktır. Kafirler pişman olarak şöyle diyeceklerdir "Keşke dünyada bu gün için birşeyler hazırlasaydım." Fakat bu pişmanlık onu Allah'ın azabından kurtaramıyacaktır. Bunun yanında Allah, dünyada iken mutmain bir kalp ile semavî kitapları ve Rasullerin talimatlarını kabul edenlerden ise razı olacakdır. Onlara, "Allah'ın sevdiği kulları arasına ve Cennet'e girin" denilecektir.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
89
Tan Vakti · Mekke
الفجر
30
Sure Adı Açıklaması
Surenin birinci ayetindeki "fecr" kelimesi sureye isim olmuştur. Fecr, tan yerinin ağarması ve şafak manasına gelir.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Nüzul Zamanı
Surenin içeriğinden, Mekke'de İslâm'ı kabul edenlere karşı zulüm başladığı zaman nazil olduğu anlaşılmaktadır. Bu surede Mekkelilere; Ad, Semud, ve Firavn kavimlerinin akıbetleri örnek olarak hatırlatılmıştır.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Surenin Konusu
Bu surenin konusu, ahiretteki ceza ve mükafatın varlığını isbata yöneliktir. Çünkü Mekkeliler bu gerçeği inkar etmekteydiler. Bu amaçla, sırayla kimi deliller ileri sürülmüştür.
İlk önce fecr'e, on geceye, çift ve tek'e, geçen gece'ye yemin edilerek, muhataplara; inkar ettikleri şeyin hak olduğu belirtilmiş ve "yemin edilen unsurlar onun hak olduğuna şahitlikte yeterli değil midir?" denilmiştir. İlerdeki dipnotlarda da görüleceği gibi bu dört şey, gece-gündüz nizamının bir kurala bağlı olduğuna işaret etmektedir. Bu dört unsura yemin etmenin anlamı şudur: Hikmete dayalı bu nizam, Allah'ın, onu kaldırıp bir ahiret günü getirebileceğinin imkan dışı olmadığını ispat eder. Ayrıca insanın, işlediği amellerinden hesaba çekilmesi Allah'ın hikmetinin gereğidir. Bundan sonra insanlık tarihinden delil getirilerek Ad, Semud, Firavn kavimlerinin akıbeti örnek olarak zikredilmiş, haddi aşıp yeryüzünde fesat çıkaran bu kavimlerin Allah (c.c.) tarafından azaba uğratıldıkları açıklanmıştır. Bu kavimlerin uğradığı akıbet, kainat nizamının, kör ve sağır bir sultanın saltanatı olmadığının işaretidir.
Tersine bu nizam, hikmet sahibi olan Allah'ın adalet ve hikmete dayanan nizamıdır. İnsanlık tarihinde, bu gerçeği ispatlayan pekçok örnek görülmektedir. Allah'ın kendi yarattığına akıl, ahlakî his (vicdan) , bazı yetkiler ve kullanması için pekçok imkanlar vermesi, sonunda ise onları sorguya çekerek ceza, ya da mükafat takdir etmesi de Allah'ın hikmet ve adaletinin doğal bir gereğidir.
Bundan sonra insan toplumunun genel ahlakî durumu açıklanmıştır. Fiilen ortada olan Arap cahiliyetinin durumu, özellikle iki açıdan tenkit edilmiştir. Birincisi, izzet ve zilletin ölçüsünü servet ve makama bağlayarak, ahlakî bakımdan iyi ve kötüyü bir kenara ittikleri materyalist düşünceleridir. Onlar, bu dünyada varlık sahibi olmanın Allah'tan bir mükafaat ve rızık darlığının da bir ceza olmadığını unutmuşlardı. Aslında Allah (c.c.) her iki şekilde de insanları imtihan etmektedir. Bu imtihan, insana servet verildiğinde ne tavır takınacağını, darlığa düştüğünde ise Allah'a karşı nasıl davranacağını açığa çıkarmak içindir. İkincisi, yetimlere karşı tutumlarıdır. Babası öldükten sonra çaresiz duruma düşen bir yetime hiç kimse sahip çıkmaz ve kim güçlüyse, onun mallarını alırdı. Güçsüz olan hak sahipleri mazlum durumda bırakılırlardı. Mal hırsları o kadar fazlaydı ki ne denli zengin olurlarsa olsunlar, gözleri hiç doymazdı. Onların bu yaşantılarını eleştirmekten maksat, dünyada bu gibi fiilleri işlerken hiç hesaba çekilmiyeceklerini zannederek günlerini geçirmelerine dikkat çekmektedir.
Daha sonra Kur'an, konuyu şöyle bitirmektedir: Onlardan muhakkak hesap sorulacaktır. Mahkeme kurulacak ve yaptıklarının hesabını vereceklerdir. Ceza ve mükafat gününü inkar edenler, şimdi kendilerine anlatılanların doğru olduğunu o gün anlayacaklardır. Ancak bu gerçek, inkar edenler o gün hiçbir yarar sağlamayacaktır. Kafirler pişman olarak şöyle diyeceklerdir "Keşke dünyada bu gün için birşeyler hazırlasaydım." Fakat bu pişmanlık onu Allah'ın azabından kurtaramıyacaktır. Bunun yanında Allah, dünyada iken mutmain bir kalp ile semavî kitapları ve Rasullerin talimatlarını kabul edenlerden ise razı olacakdır. Onlara, "Allah'ın sevdiği kulları arasına ve Cennet'e girin" denilecektir.
1-2-3-4. Tan yerinin ağarmasına, (zilhicce ayından ilk) on geceye, (o on geceden Kurban Bayramı günü olan) çift (gün) e ve (Arefe günü olan) tek (gün) e, geçip giden geceye kasem olsun ki,— E. Demiryent
سوگند به سپیده دم— IRI — H.Ansarian
89:1
2
وَلَيَالٍ عَشْرٍۙ ٢
Ve leyâlin aşr(aşrın).
1-2-3-4. Tan yerinin ağarmasına, (zilhicce ayından ilk) on geceye, (o on geceden Kurban Bayramı günü olan) çift (gün) e ve (Arefe günü olan) tek (gün) e, geçip giden geceye kasem olsun ki,— E. Demiryent
و به شب های ده گانه— IRI — H.Ansarian
89:2
3
وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِۙ ٣
Veş şef’ı vel vetr(vetri).
1-2-3-4. Tan yerinin ağarmasına, (zilhicce ayından ilk) on geceye, (o on geceden Kurban Bayramı günü olan) çift (gün) e ve (Arefe günü olan) tek (gün) e, geçip giden geceye kasem olsun ki,— E. Demiryent
و به زوج و فرد— IRI — H.Ansarian
89:3
4
وَالَّيْلِ اِذَا يَسْرِۚ ٤
Vel leyli izâ yesr(yesri).
1-2-3-4. Tan yerinin ağarmasına, (zilhicce ayından ilk) on geceye, (o on geceden Kurban Bayramı günü olan) çift (gün) e ve (Arefe günü olan) tek (gün) e, geçip giden geceye kasem olsun ki,— E. Demiryent
و به شب هنگامی که می گذرد.— IRI — H.Ansarian
89:4
5
هَلْ ف۪ي ذٰلِكَ قَسَمٌ لِذ۪ي حِجْرٍۜ ٥
Hel fî zâlike kasemun lizî hicr(hicrin).
Bunlarda, akıl sahibi olan kimse için bir yemin var, değil mi?— E. Demiryent
آیا در آنچه گفته شد، سوگندی برای خردمند هست؟— IRI — H.Ansarian
89:5
6
اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍۙۖ ٦
E lem tere keyfe feale rabbuke bi âd(âdin).
6-7-8-9-10. Rabbinin, Âd kavmine, şehirler içinde benzeri inşa edilmemiş yüksek sütunlarla dolu olan İrem’e (o şehrin halkına), vadilerde kayaları oyan (sağlam şehirler kuran) Semûd (halkın) a ve kazıklar (çadırlar ve ordular) sahibi Firavun’a ne yaptığını görmedin mi?— E. Demiryent
آیا ندانسته ای که پروردگارت با قوم عاد چه کرد؟— IRI — H.Ansarian
89:6
7
اِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِۙۖ ٧
İreme zâtil ımâd(ımâdi).
6-7-8-9-10. Rabbinin, Âd kavmine, şehirler içinde benzeri inşa edilmemiş yüksek sütunlarla dolu olan İrem’e (o şehrin halkına), vadilerde kayaları oyan (sağlam şehirler kuran) Semûd (halkın) a ve kazıklar (çadırlar ve ordular) sahibi Firavun’a ne yaptığını görmedin mi?— E. Demiryent
و [با آن شهر] اِرم که دارای کاخ های باعظمت و ساختمان های بلند بود؟— IRI — H.Ansarian
6-7-8-9-10. Rabbinin, Âd kavmine, şehirler içinde benzeri inşa edilmemiş yüksek sütunlarla dolu olan İrem’e (o şehrin halkına), vadilerde kayaları oyan (sağlam şehirler kuran) Semûd (halkın) a ve kazıklar (çadırlar ve ordular) sahibi Firavun’a ne yaptığını görmedin mi?— E. Demiryent
همان که مانندش در شهرها ساخته نشده بود؟— IRI — H.Ansarian
6-7-8-9-10. Rabbinin, Âd kavmine, şehirler içinde benzeri inşa edilmemiş yüksek sütunlarla dolu olan İrem’e (o şehrin halkına), vadilerde kayaları oyan (sağlam şehirler kuran) Semûd (halkın) a ve kazıklar (çadırlar ve ordular) sahibi Firavun’a ne yaptığını görmedin mi?— E. Demiryent
و با قوم ثمود آنان که در آن وادی [برای ساختن بناهای استوار و محکم] تخته سنگ ها را می بریدند؟— IRI — H.Ansarian
89:9
10
وَفِرْعَوْنَ ذِي الْاَوْتَادِۙۖ ٠١
Ve fir avne zîl evtâd(evtâdi).
6-7-8-9-10. Rabbinin, Âd kavmine, şehirler içinde benzeri inşa edilmemiş yüksek sütunlarla dolu olan İrem’e (o şehrin halkına), vadilerde kayaları oyan (sağlam şehirler kuran) Semûd (halkın) a ve kazıklar (çadırlar ve ordular) sahibi Firavun’a ne yaptığını görmedin mi?— E. Demiryent
و با فرعون نیرومند که دارای میخ های شکنجه بود؟— IRI — H.Ansarian
89:10
11
اَلَّذ۪ينَ طَغَوْا فِي الْبِلَادِۙۖ ١١
Ellezîne tagav fîl bilâd(bilâdi).
Onlar (nimetler içerisinde bulundukları) memleketlerinde, (peygamberleri ile alay edip, kendilerine tebliğ edilen hükümleri yalanlayan ve her türlü zorbalığı yaparak) azgınlık eden kimselerdi.— E. Demiryent
همانان که در شهرها، طغیان وسرکشی کردند؟— IRI — H.Ansarian
89:11
12
فَاَكْثَرُوا ف۪يهَا الْفَسَادَۙۖ ٢١
Fe ekserû fîhel fesâd(fesâde).
(Hadlerini aşarak yaptıkları bu kötü fiiller yüzünden) oralarda fesadı çoğalttılar.— E. Demiryent
و در آنها فساد وتباه کاری فراوانی به بار آوردند؟— IRI — H.Ansarian
89:12
13
فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍۙۖ ٣١
Fe sabbe aleyhim rabbuke sevta azâb(azâbin).
Rabbin (de müstahak oldukları üzere, kimini şiddetli bir kasırgayla, kimini korkunç bir sayhâyla ve kimini de denizde helâk etmek sûretiyle) üzerlerine peş peşe azap kamçısı yağdırdı.— E. Demiryent
پس پروردگارت تازیانه عذاب های گوناگون را بر آنان فرو ریخت.— IRI — H.Ansarian
89:13
14
اِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِۜ ٤١
İnne rabbeke le bil mirsâd(mirsâdi).
Şüphesiz ki Rabbin, (kullarının bütün yaptıklarını görüp) gözetendir.— E. Demiryent
بی تردید پروردگارت در کمین گاه است؛— IRI — H.Ansarian
Fe emmel insânu izâ mebtelâhu rabbuhu fe ekremehu ve na’amehu fe yekûlu rabbî ekremen(ekremeni).
Rabbi, (zenginlik ile) imtihân etmek üzere (nankör) insana ikramda bulunup, bolca nimetler verdiği zaman, “(layık olduğum ve hak ettiğim için) Rabbim bana değer verdi” der (de, şükreden bir kul olmaz).— E. Demiryent
اما انسان، هنگامی که پروردگارش او را بیازماید و گرامی داردش و نعمتش بخشد، می گوید: پروردگارم [چون شایسته و سزاوار بودم] مرا گرامی داشت،— IRI — H.Ansarian
Ve emmâ izâ mebtelâhu fe kadere aleyhi rızkahu fe yekûlu rabbî ehânen(ehâneni).
Ama ne zaman ki, (Allah, o insanın) rızkını daraltarak onu (fakirlik ile) imtihân etse, (bu sefer de, “ben buna layık değildim.) Rabbim bana değer vermedi” der.— E. Demiryent
و اما چون او را بیازماید، پس روزی اش را بر او تنگ گیرد، گوید: پروردگارم مرا خوار و زبون کرد.— IRI — H.Ansarian
89:16
17
كَلَّا بَلْ لَا تُكْرِمُونَ الْيَت۪يمَۙ ٧١
Kellâ bel lâ tukrimûnel yetîm(yetîme).
Hayır! (Şeref ve üstünlük, sizin zannettiğiniz gibi mal, mülk ile değildir.) Gerçek şu ki, siz yetimlere ikram etmiyorsunuz.— E. Demiryent
این چنین نیست که می پندارید، بلکه [زبونی، خواری و دور شدن شما از رحمت خدا برای این است که] یتیم را گرامی نمی دارید— IRI — H.Ansarian
89:17
18
وَلَا تَحَٓاضُّونَ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْك۪ينِۙ ٨١
Ve lâ tehâddûne alâ taâmil miskîn(miskîni).
Yoksulu yedirmek (onların ihtiyaçlarını gidermek) hususunda (gayret göstermiyor ve) birbirinizi teşvik (de) etmiyorsunuz.— E. Demiryent
و یکدیگر را بر طعام دادن به مستمند تشویق نمی کنید— IRI — H.Ansarian
89:18
19
وَتَأْكُلُونَ التُّرَاثَ اَكْلاً لَماًّۙ ٩١
Ve te’kulûnet turâse eklen lemmâ(lemmen).
Miras (ta payları bulunan, kadınların ve yetimlerin hakların) ı (vermeyerek, kendi hakkınızla beraber, onların hakkını da) hak (hukuk) gözetmeden yiyorsunuz.— E. Demiryent
و میراث خود را [با میراث دیگران بی توجه به حلال وحرام بودنش] یک جا و کامل می خورید— IRI — H.Ansarian
89:19
20
وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُباًّ جَماًّۜ ٠٢
Ve tuhıbbûnel mâle hubben cemmâ(cemmen).
Malı pek çok seviyorsunuz.— E. Demiryent
وثروت را بسیار دوست دارید.— IRI — H.Ansarian
89:20
21
كَلَّٓا اِذَا دُكَّتِ الْاَرْضُ دَكاًّ دَكاًّۙ ١٢
Kellâ izâ dukketil ardu dekken dekkâ(dekken).
21-22-23. Hayır! (Bu yaptıklarınız doğru değil!) Yeryüzü ardı ardına sarsılıp dümdüz edildiğinde, Rabbinin (kullardan hesap sorulması ve hak edene hak ettiği karşılığın verilmesi üzerine olan) emri vukû bulup da melekler saf saf dizildiğinde, (vazifeli melekler tarafından) cehennem getirildiğinde, işte o gün (kâfir) insan (dünyada iken, yaptıklarını pişmanlıkla birer birer) hatırlar. *Fakat bu hatırlamanın (pişmanlığın) ona ne faydası olacak?— E. Demiryent
این چنین نیست که می پندارید، هنگامی که زمین را به شدت درهم کوبند— IRI — H.Ansarian
89:21
22
وَجَٓاءَ رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفاًّ صَفاًّۚ ٢٢
Ve câe rabbuke vel meleku saffen saffâ(saffen).
21-22-23. Hayır! (Bu yaptıklarınız doğru değil!) Yeryüzü ardı ardına sarsılıp dümdüz edildiğinde, Rabbinin (kullardan hesap sorulması ve hak edene hak ettiği karşılığın verilmesi üzerine olan) emri vukû bulup da melekler saf saf dizildiğinde, (vazifeli melekler tarafından) cehennem getirildiğinde, işte o gün (kâfir) insan (dünyada iken, yaptıklarını pişmanlıkla birer birer) hatırlar. *Fakat bu hatırlamanın (pişmanlığın) ona ne faydası olacak?— E. Demiryent
و [فرمان] پروردگارت برسد، وفرشتگان صف اندر صف حاضر شوند،— IRI — H.Ansarian
Ve cîe yevmeizin bi cehenneme yevmeizin yetezekkerul insânu ve ennâ lehuz zikrâ.
21-22-23. Hayır! (Bu yaptıklarınız doğru değil!) Yeryüzü ardı ardına sarsılıp dümdüz edildiğinde, Rabbinin (kullardan hesap sorulması ve hak edene hak ettiği karşılığın verilmesi üzerine olan) emri vukû bulup da melekler saf saf dizildiğinde, (vazifeli melekler tarafından) cehennem getirildiğinde, işte o gün (kâfir) insan (dünyada iken, yaptıklarını pişmanlıkla birer birer) hatırlar. *Fakat bu hatırlamanın (pişmanlığın) ona ne faydası olacak?— E. Demiryent
در آن روز دوزخ را بیاورند، در آن روز انسان متذکّر شود و کجا این تذکر برای او سودمند افتد؟!— IRI — H.Ansarian
89:23
24
يَقُولُ يَا لَيْتَن۪ي قَدَّمْتُ لِحَيَات۪يۚ ٤٢
Yekûlu yâ leytenî kaddemtu li hayâtî.
(Kâfir insan,) “Keşke bu (âhiret) hayatım için, önceden bir şey yapsaydım” der.— E. Demiryent
می گوید: ای کاش برای این زندگی ام [عبادت خالصانه و کار نیک] پیش فرستاده بودم.— IRI — H.Ansarian
89:24
25
فَيَوْمَئِذٍ لَا يُعَذِّبُ عَذَابَهُٓ اَحَدٌۙ ٥٢
Fe yevmeizin lâ yuazzibu azâbehû ehad(ehadun).
25-26. Artık o gün, onun (o kâfirin) azabı gibi hiç kimse azap görmez ve (melekler tarafından) onun bağlandığı gibi hiç kimse bağlanmaz.— E. Demiryent
پس در آن روز هیچ کس چون عذاب کردن او عذاب نکند،— IRI — H.Ansarian
89:25
26
وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُٓ اَحَدٌۜ ٦٢
Ve lâ yûsiku ve sâkahû ehad(ehadun).
25-26. Artık o gün, onun (o kâfirin) azabı gibi hiç kimse azap görmez ve (melekler tarafından) onun bağlandığı gibi hiç kimse bağlanmaz.— E. Demiryent
و هیچ کس چون به بند کشیدن او به بند نکشد.— IRI — H.Ansarian
89:26
27
يَٓا اَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُۗ ٧٢
Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh(mutmainnetu).
27-30. (Ve o gün, Allah, cennetlik olan mü’min kimseye hitaben şöyle buyurur:) “Ey mutmain olan nefis! Sen O’ndan (Allah’ın verdiği bütün mükâfatlardan) razı, O da senden razı olarak Rabbine (O’nun manevi huzuruna) dön. (Razı olduğum sâlih) kullarımın arasına katıl ve gir cennetime.— E. Demiryent
ای جان آرام گرفته و اطمینان یافته!— IRI — H.Ansarian
27-30. (Ve o gün, Allah, cennetlik olan mü’min kimseye hitaben şöyle buyurur:) “Ey mutmain olan nefis! Sen O’ndan (Allah’ın verdiği bütün mükâfatlardan) razı, O da senden razı olarak Rabbine (O’nun manevi huzuruna) dön. (Razı olduğum sâlih) kullarımın arasına katıl ve gir cennetime.— E. Demiryent
به سوی پروردگارت در حالی که از او خشنودی و او هم از تو خشنود است، باز گرد.— IRI — H.Ansarian
89:28
29
فَادْخُل۪ي ف۪ي عِبَاد۪يۙ ٩٢
Fedhulî fî ibâdî.
27-30. (Ve o gün, Allah, cennetlik olan mü’min kimseye hitaben şöyle buyurur:) “Ey mutmain olan nefis! Sen O’ndan (Allah’ın verdiği bütün mükâfatlardan) razı, O da senden razı olarak Rabbine (O’nun manevi huzuruna) dön. (Razı olduğum sâlih) kullarımın arasına katıl ve gir cennetime.— E. Demiryent
پس در میان بندگانم درآی— IRI — H.Ansarian
89:29
30
وَادْخُل۪ي جَنَّت۪ي ٠٣
Vedhulî cennetî.
27-30. (Ve o gün, Allah, cennetlik olan mü’min kimseye hitaben şöyle buyurur:) “Ey mutmain olan nefis! Sen O’ndan (Allah’ın verdiği bütün mükâfatlardan) razı, O da senden razı olarak Rabbine (O’nun manevi huzuruna) dön. (Razı olduğum sâlih) kullarımın arasına katıl ve gir cennetime.— E. Demiryent
و در بهشتم وارد شو.— IRI — H.Ansarian
89:30
Yardımcı
Site kullanımı hakkında sorun
Sitemiz, ziyaretçi sayısını ölçmek için tarayıcınıza rastgele bir numara içeren bir çerez bırakır.
Reklam çerezi kullanmıyoruz, verilerinizi kimseyle paylaşmıyoruz.
Ayrıntılar