Adını, "söküp çıkaranlar" manasına gelen "nâziât" kelimesinden alır. Ana fikir olarak kıyameti konu edinir. Cenab-ı Allah, sûrenin başında, kendilerini, ilk beş âyette belirtilen güç ve melekelerle donattığı varlıklara yemin etmektedir.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Nüzul Zamanı
Hz. Abdullah İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, bu sure Nebe' Suresi'nden sonra nâzil olmuştur. İlk dönemlerde nazil olduğu surenin muhtevasından da anlaşılmaktadır.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Surenin Konusu
Naziat Suresi, kıyamet gününün ve ölümden sonraki hayatın ispatlanması ile ilgili delilleri kapsar. Ayrıca insanları Allah'ın (c.c.) elçisini yalanlamanın sonuçlarından da sakındırır.
Surenin girişinde, Allah Teâlâ'dan aldıkları emirleri hiçbir tereddüt duymadan ve geciktirmeden hemen yerine getiren, kainat nizamını idare eden melekler adıyla yemin edilmektedir. Kıyamet gününün ve ölümden sonraki hayatın gerçekleşeceği katiyyetle teyid edilerek, meleklerin dünyada can almak ile de görevlendirildiklerine işaret ediliyor. Dolayısıyla bugün Allah'ın (c.c.) emriyle kainatın işlerini yürüten melekler, niçin birgün bu nizamı alt-üst ederek, yeni bir dünya kurmaya memur olmasınlar?
Daha sonra buyuruluyor ki; Siz bu işi imkânsız sanıyorsunuz. Oysa Allah (c.c.) için bu, hiç de güç değildir ve bu konuda Allah'ın (c.c.) hazırlık yapmaya ihtiyacı yoktur. Çünkü Allah (c.c) herşeye kâdirdir. Bir anda içinde yaşadığınız bu nizamı yok eder ve sizin de kendinizi içinde bulacağınız yeni bir nizamı yaratır. Bugün "ölümden sonra diriliş mümkün değildir" diyenler, o an geldiğinde korku ve dehşet içinde titreyerek, bu işin nasıl mümkün olduğunu bizzat kendi gözleriyle göreceklerdir.
Bu bölümün devamında ise, Hz. Musa (a.s) ve Firavun kıssası örnek verilerek, Allah'ın (c.c.) elçisini yalanlayanların, ona sırt çevirenlerin ve onu hile ile yenilgiye uğratmak için çalışanların sonunun ne olacağı anlatılmaktadır. Yani kısaca, bu sonucu Firavun görmüştü, eğer ibret almazsanız, sizlerin sonu da Firavun'un sonu gibi olacaktır, deniliyor.
27. ayetten 33. ayete kadar; tekrardan Kıyamet günü ve ölümden sonraki hayat hakkında deliller veriliyor. Önce inkârcılara, 'sizi yaratmak, bu kainatı yaratmaktan daha mı zordur?', 'Gökyüzünün sayısız yıldızlarla süslenmiş olduğunu görmüyor musunuz?' 'Bu görkemli nizamı yaratmaya kâdir olan Allah, sizi tekrar diriltmekten aciz midir?' biçiminde sorular sorulmaktadır. Ve böylece delilleri sunduktan sonra, Allah Teâlâ, insanları yeryüzü ve yeryüzünün üzerindeki nimetleri düşünmeye çağırıyor. Ve diyor ki; Bakınız, insanlar ve hayvanlar için, yeryüzünde bir çok nimeti nasıl yaratmışız? Bu nizamın gayesi ile birlikte yaratılmış olmasının en büyük delili, bütün bunların bizzat kendisi değil midir? Bundan sonrası, insanın düşünmesi için kendi aklına bırakılıyor. Bu muhteşem nizam içinde önemli bir mevki işgal eden insanoğluna, bir çok yetkiler verilmiş ve kendisine geniş bir serbesti tanınmıştır. Durum bu merkezdeyken, insanın elindeki yetkileri dilediğince kullanabilmesi karşısında, ölümünden sonra diriltilerek amellerinden hesaba çekilmesi ve karşılığını bulması mı, yoksa toz olması mı daha akla yatkındır?
Bu konu üzerinde daha fazla durulmaksızın 34. ayetten 41. ayete kadar doğrudan doğruya, kıyamet gününde insanın sonunun kendi amellerine göre karara bağlanacağı anlatılmaktadır. İnsanoğlu Allah'a isyan ederek dünyanın geçici lezzetleri peşinde mi koşmuştur; yoksa Allah'tan sakınarak, O'nun huzuruna çıkacağını hesaplayıp, nefsinin arzularını mı dizginlemiştir? İnatçı olmayan, samimi insanlar bu soruların cevaplarını rahatlıkla bulabilirler. Çünkü insana seçme özgürlüğü ve sorumluluk verilmiştir.
Bunun karşılığında cezalandırılması ya da ödüllendirilmesi akla, mantığa ve ahlâka zaten uygun düşmektedir.
Surenin sonunda Mekkeli müşriklerin, 'Kıyametin kopacağı zaman' ile ilgili sorularına cevap verilmektedir. Çünkü Mekkeliler sürekli kıyametin kopacağı zamanla ilgileniyorlardı. Allah (c.c) Kıyametin ne zaman kopacağını ancak kendisinin bilebileceğini, Rasul'ün görevinin sadece uyarmak olduğunu ve bu 'haber'in kesinlikle gerçekleşeceğini beyan ederek bu kısır tartışmaları sonuçlandırdı. Artık bundan sonra dileyen, hak yola döner, dileyen de sapıklığında ısrar eder. O an geldiğinde, onları büyülenmişcesine peşinden koşturan bu dünya hayatının bir kaç saniyeden ibaret olduğunu bizzat görecekler ve ebedî bir hayat karşılığında, birkaç saniyelik bir hayatı bu kadar ucuza tercih etmelerinin yanlışlığını anlayacaklardır.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
79
Söküp Çıkaranlar · Mekke
النازعات
46
Sure Adı Açıklaması
Adını, "söküp çıkaranlar" manasına gelen "nâziât" kelimesinden alır. Ana fikir olarak kıyameti konu edinir. Cenab-ı Allah, sûrenin başında, kendilerini, ilk beş âyette belirtilen güç ve melekelerle donattığı varlıklara yemin etmektedir.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Nüzul Zamanı
Hz. Abdullah İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, bu sure Nebe' Suresi'nden sonra nâzil olmuştur. İlk dönemlerde nazil olduğu surenin muhtevasından da anlaşılmaktadır.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Surenin Konusu
Naziat Suresi, kıyamet gününün ve ölümden sonraki hayatın ispatlanması ile ilgili delilleri kapsar. Ayrıca insanları Allah'ın (c.c.) elçisini yalanlamanın sonuçlarından da sakındırır.
Surenin girişinde, Allah Teâlâ'dan aldıkları emirleri hiçbir tereddüt duymadan ve geciktirmeden hemen yerine getiren, kainat nizamını idare eden melekler adıyla yemin edilmektedir. Kıyamet gününün ve ölümden sonraki hayatın gerçekleşeceği katiyyetle teyid edilerek, meleklerin dünyada can almak ile de görevlendirildiklerine işaret ediliyor. Dolayısıyla bugün Allah'ın (c.c.) emriyle kainatın işlerini yürüten melekler, niçin birgün bu nizamı alt-üst ederek, yeni bir dünya kurmaya memur olmasınlar?
Daha sonra buyuruluyor ki; Siz bu işi imkânsız sanıyorsunuz. Oysa Allah (c.c.) için bu, hiç de güç değildir ve bu konuda Allah'ın (c.c.) hazırlık yapmaya ihtiyacı yoktur. Çünkü Allah (c.c) herşeye kâdirdir. Bir anda içinde yaşadığınız bu nizamı yok eder ve sizin de kendinizi içinde bulacağınız yeni bir nizamı yaratır. Bugün "ölümden sonra diriliş mümkün değildir" diyenler, o an geldiğinde korku ve dehşet içinde titreyerek, bu işin nasıl mümkün olduğunu bizzat kendi gözleriyle göreceklerdir.
Bu bölümün devamında ise, Hz. Musa (a.s) ve Firavun kıssası örnek verilerek, Allah'ın (c.c.) elçisini yalanlayanların, ona sırt çevirenlerin ve onu hile ile yenilgiye uğratmak için çalışanların sonunun ne olacağı anlatılmaktadır. Yani kısaca, bu sonucu Firavun görmüştü, eğer ibret almazsanız, sizlerin sonu da Firavun'un sonu gibi olacaktır, deniliyor.
27. ayetten 33. ayete kadar; tekrardan Kıyamet günü ve ölümden sonraki hayat hakkında deliller veriliyor. Önce inkârcılara, 'sizi yaratmak, bu kainatı yaratmaktan daha mı zordur?', 'Gökyüzünün sayısız yıldızlarla süslenmiş olduğunu görmüyor musunuz?' 'Bu görkemli nizamı yaratmaya kâdir olan Allah, sizi tekrar diriltmekten aciz midir?' biçiminde sorular sorulmaktadır. Ve böylece delilleri sunduktan sonra, Allah Teâlâ, insanları yeryüzü ve yeryüzünün üzerindeki nimetleri düşünmeye çağırıyor. Ve diyor ki; Bakınız, insanlar ve hayvanlar için, yeryüzünde bir çok nimeti nasıl yaratmışız? Bu nizamın gayesi ile birlikte yaratılmış olmasının en büyük delili, bütün bunların bizzat kendisi değil midir? Bundan sonrası, insanın düşünmesi için kendi aklına bırakılıyor. Bu muhteşem nizam içinde önemli bir mevki işgal eden insanoğluna, bir çok yetkiler verilmiş ve kendisine geniş bir serbesti tanınmıştır. Durum bu merkezdeyken, insanın elindeki yetkileri dilediğince kullanabilmesi karşısında, ölümünden sonra diriltilerek amellerinden hesaba çekilmesi ve karşılığını bulması mı, yoksa toz olması mı daha akla yatkındır?
Bu konu üzerinde daha fazla durulmaksızın 34. ayetten 41. ayete kadar doğrudan doğruya, kıyamet gününde insanın sonunun kendi amellerine göre karara bağlanacağı anlatılmaktadır. İnsanoğlu Allah'a isyan ederek dünyanın geçici lezzetleri peşinde mi koşmuştur; yoksa Allah'tan sakınarak, O'nun huzuruna çıkacağını hesaplayıp, nefsinin arzularını mı dizginlemiştir? İnatçı olmayan, samimi insanlar bu soruların cevaplarını rahatlıkla bulabilirler. Çünkü insana seçme özgürlüğü ve sorumluluk verilmiştir.
Bunun karşılığında cezalandırılması ya da ödüllendirilmesi akla, mantığa ve ahlâka zaten uygun düşmektedir.
Surenin sonunda Mekkeli müşriklerin, 'Kıyametin kopacağı zaman' ile ilgili sorularına cevap verilmektedir. Çünkü Mekkeliler sürekli kıyametin kopacağı zamanla ilgileniyorlardı. Allah (c.c) Kıyametin ne zaman kopacağını ancak kendisinin bilebileceğini, Rasul'ün görevinin sadece uyarmak olduğunu ve bu 'haber'in kesinlikle gerçekleşeceğini beyan ederek bu kısır tartışmaları sonuçlandırdı. Artık bundan sonra dileyen, hak yola döner, dileyen de sapıklığında ısrar eder. O an geldiğinde, onları büyülenmişcesine peşinden koşturan bu dünya hayatının bir kaç saniyeden ibaret olduğunu bizzat görecekler ve ebedî bir hayat karşılığında, birkaç saniyelik bir hayatı bu kadar ucuza tercih etmelerinin yanlışlığını anlayacaklardır.
1-2-3-4-5. (Kâfirlerin rûhlarını) şiddetle çekip çıkaranlara, (mü’minlerin rûhlarını yavaş yavaş) kolaylıkla çekip alanlara, (Allah’ın emirlerini yerine getirmek üzere ufuklarda denizde) yüzer gibi süratlice hareket edenlere, (mü’minlerin rûhlarını cennete, kâfirlerinkini cehenneme götürmekte) yarışırcasına götürenlere, (Allah’ın kendilerine emrettiği hususlarda, varlıklara ait) işleri idare edip düzenleyen (vazifeli melek) lere kasem olsun ki, (hiç şüphesiz, kıyamet günü haktır).— E. Demiryent
سوگند به فرشتگانی که [روح بدکاران را به شدت از بدن هایشان] بر می کنند،— IRI — H.Ansarian
79:1
2
وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطاًۙ ٢
Ven nâşitâti neştâ(neştan).
1-2-3-4-5. (Kâfirlerin rûhlarını) şiddetle çekip çıkaranlara, (mü’minlerin rûhlarını yavaş yavaş) kolaylıkla çekip alanlara, (Allah’ın emirlerini yerine getirmek üzere ufuklarda denizde) yüzer gibi süratlice hareket edenlere, (mü’minlerin rûhlarını cennete, kâfirlerinkini cehenneme götürmekte) yarışırcasına götürenlere, (Allah’ın kendilerine emrettiği hususlarda, varlıklara ait) işleri idare edip düzenleyen (vazifeli melek) lere kasem olsun ki, (hiç şüphesiz, kıyamet günü haktır).— E. Demiryent
و سوگند به فرشتگانی که [روح نیکوکاران را به نرمی و ملایمت از بدن هایشان] بیرون می آورند؛— IRI — H.Ansarian
79:2
3
وَالسَّابِحَاتِ سَبْحاًۙ ٣
Ves sâbihâti sebhâ(sebhan).
1-2-3-4-5. (Kâfirlerin rûhlarını) şiddetle çekip çıkaranlara, (mü’minlerin rûhlarını yavaş yavaş) kolaylıkla çekip alanlara, (Allah’ın emirlerini yerine getirmek üzere ufuklarda denizde) yüzer gibi süratlice hareket edenlere, (mü’minlerin rûhlarını cennete, kâfirlerinkini cehenneme götürmekte) yarışırcasına götürenlere, (Allah’ın kendilerine emrettiği hususlarda, varlıklara ait) işleri idare edip düzenleyen (vazifeli melek) lere kasem olsun ki, (hiç şüphesiz, kıyamet günü haktır).— E. Demiryent
و سوگند به فرشتگانی که [برای اجرای فرمان های حق] به سرعت نازل می شوند،— IRI — H.Ansarian
79:3
4
فَالسَّابِقَاتِ سَبْقاًۙ ٤
Fes sâbikâti sebkâ(sebkan).
1-2-3-4-5. (Kâfirlerin rûhlarını) şiddetle çekip çıkaranlara, (mü’minlerin rûhlarını yavaş yavaş) kolaylıkla çekip alanlara, (Allah’ın emirlerini yerine getirmek üzere ufuklarda denizde) yüzer gibi süratlice hareket edenlere, (mü’minlerin rûhlarını cennete, kâfirlerinkini cehenneme götürmekte) yarışırcasına götürenlere, (Allah’ın kendilerine emrettiği hususlarda, varlıklara ait) işleri idare edip düzenleyen (vazifeli melek) lere kasem olsun ki, (hiç şüphesiz, kıyamet günü haktır).— E. Demiryent
و سوگند به فرشتگانی که [در ایمان، عبادت، پرستش و اطاعت] بر یکدیگر [به صورتی ویژه] سبقت می گیرند،— IRI — H.Ansarian
79:4
5
فَالْمُدَبِّرَاتِ اَمْراًۢ ٥
Fel mudebbirâti emrâ(emren).
1-2-3-4-5. (Kâfirlerin rûhlarını) şiddetle çekip çıkaranlara, (mü’minlerin rûhlarını yavaş yavaş) kolaylıkla çekip alanlara, (Allah’ın emirlerini yerine getirmek üzere ufuklarda denizde) yüzer gibi süratlice hareket edenlere, (mü’minlerin rûhlarını cennete, kâfirlerinkini cehenneme götürmekte) yarışırcasına götürenlere, (Allah’ın kendilerine emrettiği hususlarda, varlıklara ait) işleri idare edip düzenleyen (vazifeli melek) lere kasem olsun ki, (hiç şüphesiz, kıyamet günü haktır).— E. Demiryent
و سوگند به فرشتگانی که [به اذن خدا امور آفرینش را] تدبیر می کنند؛— IRI — H.Ansarian
79:5
6
يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُۙ ٦
Yevme tercufur râcifeh(râcifetu).
(Emrimiz üzere, İsrâfîl tarafından Sûr’a ilk üfürüş ile) büyük bir sarsıntının olacağı o gün (kıyamet kopar).— E. Demiryent
[که همه برای رسیدن به پاداش و کیفر برانگیخته می شوند در] روزی که لرزاننده همه چیز را به شدت بلرزاند؛— IRI — H.Ansarian
79:6
7
تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُۜ ٧
Tetbeuher râdifeh(râdifetu).
Ve bunu (yine emrimiz üzere İsrâfîl’in Sûr’a ikinci kez üflemesi ile yeniden diriltilişin meydana geleceği) ikinci bir sarsıntı izleyecek.— E. Demiryent
در حالی که لرزاننده دیگری از پی آن در آید.— IRI — H.Ansarian
79:7
8
قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌۙ ٨
Kulûbun yevmeizin vâcifeh(vâcifetun).
8-9. (Dünya hayatında iken hakkı inkâr edenlerin) o gün kalpler (i) titrer ve gözleri de, (korkudan, pişmanlıktan önlerine) eğilir.— E. Demiryent
دل هایی در آن روز مضطرب و هراسان اند— IRI — H.Ansarian
79:8
9
اَبْصَارُهَا خَاشِعَةٌۢ ٩
Ebsâruhâ hâşiah(hâşiatun).
8-9. (Dünya hayatında iken hakkı inkâr edenlerin) o gün kalpler (i) titrer ve gözleri de, (korkudan, pişmanlıktan önlerine) eğilir.— E. Demiryent
دیدگانشان [از ترس و هول قیامت] فرو افتاده است.— IRI — H.Ansarian
Yekûlûne e innâ le merdûdûne fîl hâfireh(hâfireti).
10-11-12. (Kâfirler, dünyada iken alay ederek,) “Gerçekten biz, ölüp (kabirlerde) çürümüş kemik yığını hâline geldikten sonra, tekrar diriltilecek miyiz, o takdirde bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olur” diyorlardı.— E. Demiryent
می گویند: آیا ما [پس از مرگ] به همان حالت اول [که در دنیا بودیم] باز گردانده می شویم؟— IRI — H.Ansarian
79:10
11
ءَاِذَا كُنَّا عِظَاماً نَخِرَةًۜ ١١
E izâ kunnâ izâmen nahıreh(nahıreten).
10-11-12. (Kâfirler, dünyada iken alay ederek,) “Gerçekten biz, ölüp (kabirlerde) çürümüş kemik yığını hâline geldikten sonra, tekrar diriltilecek miyiz, o takdirde bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olur” diyorlardı.— E. Demiryent
[شگفتا!] آیا زمانی که ما استخوان های پوسیده و ریز ریز شدیم [بازمی گردیم؟!]— IRI — H.Ansarian
79:11
12
قَالُوا تِلْكَ اِذاً كَرَّةٌ خَاسِرَةٌۢ ٢١
Kâlû tilke izen kerretun hâsireh(hâsiretun).
10-11-12. (Kâfirler, dünyada iken alay ederek,) “Gerçekten biz, ölüp (kabirlerde) çürümüş kemik yığını hâline geldikten sonra, tekrar diriltilecek miyiz, o takdirde bu, (bizim için) ziyanlı bir dönüş olur” diyorlardı.— E. Demiryent
[و] گویند: [اگر قیامتی در کار باشد] بازگشت به حیات دوباره در آن زمان بازگشتی زیانبار است.— IRI — H.Ansarian
79:12
13
فَاِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌۙ ٣١
Fe innemâ hiye zecretun vâhıdeh(vâhıdetun).
Hâlbuki o, (yeniden diriltiliş) tek bir haykırıştan (emrimiz üzere, İsrâfîl’in, ikinci kez Sûr’a üflemesinden) ibarettir.— E. Demiryent
جز این نیست آن بازگشت فقط با یک بانگ عظیم است [و بس]— IRI — H.Ansarian
79:13
14
فَاِذَا هُمْ بِالسَّاهِرَةِۜ ٤١
Fe izâ hum bis sâhireh(sâhireti).
Bir de bakarsın ki, onlar (emrimiz üzere, İsrâfîl’in Sûr’a ikinci kez üflemesi üzerine, diriltilmiş olarak, mahşer) meydan (ın) dadırlar.— E. Demiryent
که ناگاه همه بر یک زمین صاف و هموار حاضر شوند.— IRI — H.Ansarian
79:14
15
هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ مُوسٰىۢ ٥١
Hel etâke hadîsu mûsâ.
(Habibim!) Mûsâ’nın haberi (kıssası) sana ulaştı mı?— E. Demiryent
آیا سرگذشت موسی به تو رسیده است؟— IRI — H.Ansarian
İz nâdâhu rabbuhu bil vâdil mukaddesi tuvâ(tuven).
16-17. Hani, (Mûsâ) kutsal Tuvâ vadisinde (iken), Rabbi ona (keyfiyetsiz kelâmıyla) şöyle buyurmuştu: “(Ey Mûsâ!) Firavun’a git (onu îmâna davet et) şüphesiz o, iyice azdı.”— E. Demiryent
هنگامی که پروردگارش او را در وادی مقدس طوی ندا داد— IRI — H.Ansarian
79:16
17
اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰىۘ ٧١
İzheb ilâ fir’avne innehu tagâ.
16-17. Hani, (Mûsâ) kutsal Tuvâ vadisinde (iken), Rabbi ona (keyfiyetsiz kelâmıyla) şöyle buyurmuştu: “(Ey Mûsâ!) Firavun’a git (onu îmâna davet et) şüphesiz o, iyice azdı.”— E. Demiryent
که به سوی فرعون برو؛ زیرا که طغیان کرده است.— IRI — H.Ansarian
79:17
18
فَقُلْ هَلْ لَكَ اِلٰٓى اَنْ تَزَكّٰىۙ ٨١
Fe kul hel leke ilâ en tezekkâ.
Ona (Firavun’a) de ki: “(Ey Firavun! Küfür ve isyan kirlerinden) arınmayı (ve böylelikle, Rabbinin rızasını kazanmayı) ister misin?— E. Demiryent
پس به او بگو: می خواهی [از آلودگی شرک و طغیان] پاک و پاکیزه شوی؟— IRI — H.Ansarian
79:18
19
وَاَهْدِيَكَ اِلٰى رَبِّكَ فَتَخْشٰىۚ ٩١
Ve ehdiyeke ilâ rabbike fe tahşâ.
Seni (âlemlerin) Rabbine (îmâna davet ediyorum, bu davetim ile seni hidâyet yoluna) ileteyim de O’na karşı derinden saygı duyup, korkasın.”— E. Demiryent
من تو را به سوی پروردگارت راهنمایی می کنم تا از او بترسی [و از طغیان دست برداری.]— IRI — H.Ansarian
79:19
20
فَاَرٰيهُ الْاٰيَةَ الْـكُبْرٰىۘ ٠٢
Fe erâhul âyetel kubrâ.
Derken Mûsâ ona en büyük mu‘cizeyi gösterdi.— E. Demiryent
پس آن معجزه بزرگ تر را به او نشان داد.— IRI — H.Ansarian
79:20
21
فَـكَذَّبَ وَعَصٰىۘ ١٢
Fe kezzebe ve asâ.
Fakat (Firavun, hakkı) yalanladı da (Allah’a) isyan (etmeye devam) etti.— E. Demiryent
ولی [او آن را] تکذیب کرد و سرپیچی نمود.— IRI — H.Ansarian
79:21
22
ثُمَّ اَدْبَرَ يَسْعٰىۘ ٢٢
Summe edbere yes’â.
Sonra sırtını döndü ve (Mûsâ’nın aleyhine) çalışmaya koyuldu.— E. Demiryent
سپس [به حق] پشت کرد [و برای نابودی موسی] به تلاش برخاست!— IRI — H.Ansarian
79:22
23
فَحَشَرَ فَنَادٰىۘ ٣٢
Fehaşere fe nâdâ.
23-24. (Firavun) hemen (halkını) toplayıp, haykırarak, “Ben, sizin en yüce Rabbinizim (efendinizim)” dedi.— E. Demiryent
پس [قومش را] گرد آورد، و ندا داد— IRI — H.Ansarian
79:23
24
فَقَالَ اَنَا۬ رَبُّكُمُ الْاَعْلٰىۘ ٤٢
Fe kâle ene rabbukumul a’lâ.
23-24. (Firavun) hemen (halkını) toplayıp, haykırarak, “Ben, sizin en yüce Rabbinizim (efendinizim)” dedi.— E. Demiryent
و گفت: من پروردگار بزرگ تر شما هستم.— IRI — H.Ansarian
27-28. (Ey müşrikler!) Sizi yaratmak mı daha büyük bir şeydir, yoksa göğü yaratmak mı? Ki o göğü (kudretiyle direksiz bir şekilde) yükseltti (kendisinde bir çatlaklık olmaksızın) düzgün bir şekilde yarattı.— E. Demiryent
آیا آفریدن شما [پس از مرگ] دشوارتر است یا آسمان که او آن را بنا کرد؟— IRI — H.Ansarian
79:27
28
رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوّٰيهَاۙ ٨٢
Refea semkehâ fe sevvâhâ.
27-28. (Ey müşrikler!) Sizi yaratmak mı daha büyük bir şeydir, yoksa göğü yaratmak mı? Ki o göğü (kudretiyle direksiz bir şekilde) yükseltti (kendisinde bir çatlaklık olmaksızın) düzgün bir şekilde yarattı.— E. Demiryent
سقفش را برافراشت، پس آن را درست و نیکو قرار داد،— IRI — H.Ansarian
79:28
29
وَاَغْطَشَ لَيْلَهَا وَاَخْرَجَ ضُحٰيهَاۖ ٩٢
Ve agtaşe leylehâ ve ahrece duhâhâ.
Gecesini kararttı, gündüzünü (aydınlatarak) ortaya çıkarttı.— E. Demiryent
و شبش را تاریکو روزش را روشن ساخت،— IRI — H.Ansarian
79:29
30
وَالْاَرْضَ بَعْدَ ذٰلِكَ دَحٰيهَاۜ ٠٣
Vel arda ba’de zâlike dehâhâ.
Ve ardından yeryüzünü düzenleyip, döşedi, (Sizin için ve diğer canlılar için yaşamaya elverişli hâle getirdi)— E. Demiryent
Sitemiz, ziyaretçi sayısını ölçmek için tarayıcınıza rastgele bir numara içeren bir çerez bırakır.
Reklam çerezi kullanmıyoruz, verilerinizi kimseyle paylaşmıyoruz.
Ayrıntılar