Al-i İmran 200 Ayet 3. Cüz آل عمران
3

Al-i İmran

— İmran’ın ailesi
200 Ayet 3. Cüz
آل عمران
3
Al-i İmran
200 Ayet
آل عمران
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓمٓۚ ١
Elif lâm mîm.
ا (Elif) لٓ (Lâm) مٓ (Mîm).— E. Demiryent
3:1
2
اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ الْحَيُّ الْقَيُّومُۜ ٢
Allâhu lâ ilâhe illâ huvel hayyul kayyûm(kayyûmu).
Allah’tan başka ilâh yoktur. O haydır (ezelî ve ebedî hayat sahibidir), kayyumdur (her şey varlığını devam ettirebilmek için O’na muhtaçtır).— E. Demiryent
3:2
3
نَزَّلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَاَنْزَلَ التَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَۙ ٣
Nezzele aleykel kitâbe bil hakkı musaddikan limâ beyne yedeyhi ve enzelet tevrâte vel incîl(incîle).
O, sana (yüce) Kitâb’ı (Kur’ân’ı), kendinden öncekileri (nin aslını) tasdik edici olarak, hak ile vahyetti. Daha önce insanlara (hak) yol (u) göstermek için Tevrât’ı (Mûsâ’ya) ve İncîl’i (de Îsâ’ya) vahyetmişti.— E. Demiryent
3:3
4
مِنْ قَبْلُ هُدًى لِلنَّاسِ وَاَنْزَلَ الْفُرْقَانَۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ ذُوانْتِقَامٍ ٤
Min kablu huden lin nâsi ve enzelel furkân(furkâne), innellezîne keferû bi âyâtillâhi lehum azâbun şedîd(şedîdun), vallâhu azîzun zuntikâm(zuntikâmin).
Bundan (Kur’ân’dan) önce (peygamberlere vahyedilenler) insanlar için bir (er) hidâyet (kaynağı) idiler. (Ancak hakkı inkâr edenler, vahyedilen kitapları tahrif ettiler. Allah, Furkân’ı (Kur’ân’ı) da (insanlar için, kıyamete kadar hidâyet rehberi olmak üzere sana) vahyetti. Şüphesiz ki Allah’ın âyetlerini inkâr edenler için çetin bir azap vardır. Allah, zâlimin/kâfirin müstahak olduğu cezayı verendir, her işinde mutlak galip olandır.— E. Demiryent
3:4
5
اِنَّ اللّٰهَ لَا يَخْفٰى عَلَيْهِ شَيْءٌ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِۜ ٥
İnnallâhe lâ yahfâ aleyhi şey’un fîl ardı ve lâ fîs semâ’(semâi).
Şüphesiz ki yerde ve gökte, hiçbir şey (mekân ve zamandan münezzeh olan) Allah’a gizli kalmaz.— E. Demiryent
3:5
6
هُوَ الَّذ۪ي يُصَوِّرُكُمْ فِي الْاَرْحَامِ كَيْفَ يَشَٓاءُۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٦
Huvellezî yusavvirukum fîl erhâmi keyfe yeşâ’(yeşâu), lâ ilâhe illâ huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren (dilediği sûrette yaratan) O’dur. O’ndan başka ilâh yoktur. O, her işinde mutlak galip olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.— E. Demiryent
3:6
7
هُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ اٰيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ اُمُّ الْكِتَابِ وَاُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌۜ فَاَمَّا الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَٓاءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَٓاءَ تَأْو۪يلِه۪ۚ وَمَا يَعْلَمُ تَأْو۪يلَهُٓ اِلَّا اللّٰهُۢ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ اٰمَنَّا بِه۪ۙ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَاۚ وَمَا يَذَّكَّرُ اِلَّٓا اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ ٧
Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmâllezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlihi, ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).
Sana Kitab’ı (Kur’ân’ı) vahyeden O’dur. Onun (Kur’ân’ın) bazı âyetleri muhkemdir (manası açıktır), onlar Kitab’ın esasıdır. Diğerleri ise müteşâbihtir (manası kapalıdır). Kalplerinde eğrilik (sapkınlığa meyilli) olanlar, fitne çıkarmak ve (kendi bâtıl görüşlerine göre) tevil etmek için, müteşabih âyetlerin peşine düşerler. Hâlbuki onun tevilini (hakiki manasını) ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar ise, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz tarafından (gönderilmiştir)” derler. (Bu hakikati) akl-ı selîm sahiplerinden başkası düşünüp öğüt almaz.— E. Demiryent
3:7
8
رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةًۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ ٨
Rabbenâ lâ tuziğ kulûbenâ ba’de iz hedeytenâ veheb lenâ min ledunke rahmeh(rahmeten), inneke entel vehhâb(vehhâbu).
8-9. (Müteşabih âyetlerin peşine düşerek onlara bâtıl manalar verenleri gören, ilimde derinleşmiş olan kimseler şöyle dua ederler,) “Rabbimiz! Bizi hidâyete erdirdikten sonra kalplerimizin (haktan) çevrilmesine müsaade etme. Bize tarafından bir rahmet bahşet. Şüphesiz ki sen, kullarına, karşılıksız olarak ihsanlarda bulunan, sonsuz lütuf ve ikram sahibisin. Rabbimiz (gerçekleşmesi hususunda) kendisinde şüphe olmayan bir günde (hesap gününde), insanları (bir araya) toplayacak olan da sensin. Şüphesiz Allah vaadinden dönmez.”— E. Demiryent
3:8
9
رَبَّنَٓا اِنَّكَ جَامِعُ النَّاسِ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُخْلِفُ الْم۪يعَادَ۟ ٩
Rabbenâ inneke câmiun nâsi li yevmin lâ raybe fîh(fîhî), innallâhe lâ yuhliful mîâd(mîâde).
8-9. (Müteşabih âyetlerin peşine düşerek onlara bâtıl manalar verenleri gören, ilimde derinleşmiş olan kimseler şöyle dua ederler,) “Rabbimiz! Bizi hidâyete erdirdikten sonra kalplerimizin (haktan) çevrilmesine müsaade etme. Bize tarafından bir rahmet bahşet. Şüphesiz ki sen, kullarına, karşılıksız olarak ihsanlarda bulunan, sonsuz lütuf ve ikram sahibisin. Rabbimiz (gerçekleşmesi hususunda) kendisinde şüphe olmayan bir günde (hesap gününde), insanları (bir araya) toplayacak olan da sensin. Şüphesiz Allah vaadinden dönmez.”— E. Demiryent
3:9
10
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاًۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمْ وَقُودُ النَّارِۙ ٠١
İnnellezîne keferû len tuğniye anhum emvâluhum ve lâ evlâduhum minallâhi şey’â(şey’en), ve ûlâike hum vekûdun nâr(nâri).
Şüphesiz, (hakkı) inkâr edenlere (kâfirlere), ne malları ne de evlatları, Allah (‘tan gelecek azab) a karşı bir fayda sağlayabilir. Onlar ateşin (cehennemin) yakıtıdırlar.— E. Demiryent
3:10
11
كَدَأْبِ اٰلِ فِرْعَوْنَۙ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۚ فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْۜ وَاللّٰهُ شَد۪يدُ الْعِقَابِ ١١
Ke de’bi âli fir’avne, vellezîne min kablihim kezzebû bi âyâtinâ, fe ehazehumullâhu bi zunûbihim vallâhu şedîdul ıkâb(ıkâbi).
(Bu kâfirlerin durumu) Firavun ve ona itaat edenlerin ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Onlar da âyetlerimizi yalanladılar. Allah da onları günahları sebebiyle (azabı ile) yakaladı. Allah’ın azabı çok şiddetlidir.— E. Demiryent
3:11
12
قُلْ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا سَتُغْلَبُونَ وَتُحْشَرُونَ اِلٰى جَهَنَّمَۜ وَبِئْسَ الْمِهَادُ ٢١
Kul lillezîne keferû se tuglebûne ve tuhşerûne ilâ cehennem(cehenneme), ve bi’sel mihâd(mihâdu).
(Habibim! Hakkı) inkâr eden (yahûdî) lere de ki: “Yakında (müslümanlara karşı) mağlup olacaksınız ve (öldükten sonra âhirette, müstahak olduğunuz üzere) cehenneme sürüleceksiniz. Orası ne kötü bir yerdir.”— E. Demiryent
3:12
13
قَدْ كَانَ لَكُمْ اٰيَةٌ ف۪ي فِئَتَيْنِ الْتَقَتَاۜ فِئَةٌ تُقَاتِلُ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَاُخْرٰى كَافِرَةٌ يَرَوْنَهُمْ مِثْلَيْهِمْ رَأْيَ الْعَيْنِۜ وَاللّٰهُ يُؤَيِّدُ بِنَصْرِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ ٣١
Kad kâne lekum âyetun fî fieteynil tekatâ fietun tukâtilu fî sebîlillâhi ve uhrâ kâfiratun yeravnehum misleyhim ra’yel ayn(ayni), vallâhu yûeyyidu bi nasrihî men yeşâ’(yeşâu) inne fî zâlike le ibreten li ulîl ebsâr(ebsâri).
Şüphesiz ki (Bedir muharebesinde) karşı karşıya gelen iki toplulukta sizin için bir ibret vardır. (Onlardan) bir topluluk Allah yolunda çarpışıyordu, öteki (topluluk) ise kâfirdi. (Kâfirler) onları (müslümanları, savaş esnasında) göz görüşüyle, (sayı olarak) kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah (îmân ve itaatleri sebebiyle) dilediği kimseleri yardımıyla destekler. Şüphesiz bunda basiret sahipleri için (büyük) bir ibret vardır.— E. Demiryent
3:13
14
زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَٓاءِ وَالْبَن۪ينَ وَالْقَنَاط۪يرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْاَنْعَامِ وَالْحَرْثِۜ ذٰلِكَ مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَاللّٰهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَاٰبِ ٤١
Zuyyine lin nâsi hubbuş şehevâti minen nisâi vel benîne vel kanâtîril mukantarati minez zehebi vel fıddati vel haylil musevvemeti vel en’âmi vel hars(harsi), zâlike metâul hayâtid dunyâ, vallâhu indehu HUSNUL MEÂB(meâbi).
Kadınlar, oğullar, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşler, salma (soylu, güzel) atlar, (deve, sığır, koyun, keçi gibi) sağmal hayvanlar ve ekinler, insanlara güzel gözükmektedir. Oysa bunlar, sadece dünya hayatının geçici menfaatleridir. Varılacak yerin (ebedî hayatın bütün) güzel (likler) i, Allah nezdindedir.— E. Demiryent
3:14
15
قُلْ اَؤُ۬نَبِّئُكُمْ بِخَيْرٍ مِنْ ذٰلِكُمْۜ لِلَّذ۪ينَ اتَّقَوْا عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا وَاَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِالْعِبَادِۚ ٥١
Kul e unebbiukum bi hayrın min zâlikum, lillezînettekav inde rabbihim cennâtun tecrî min tahtıhel enhâru hâlidîne fîhâ ve ezvâcun mutahharatun ve rıdvânun minallâh(minallâhi), vallâhu basîrun bil ıbâd(ıbâdi).
(Habibim!) De ki: “Size bunlardan (dünya hayatının geçici olan menfaatlerinden) daha hayırlısını haber vereyim mi? (Allah’ın emirlerine uygun yaşayıp) günahtan sakınanlar için Rablerinin nezdinde, (içinde ebedî kalacakları,) altlarından ırmaklar akan cennetler, tertemiz zevceler ve Allah’ın rızası vardır. Allah, kullarını (n her hâlini) hakkıyla görmektedir.”— E. Demiryent
3:15
16
اَلَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اِنَّـنَٓا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِۚ ٦١
Ellezîne yekûlune rabbenâ innenâ âmennâ fagfir lenâ zunûbenâ ve kınâ azâben nâr(nâri).
Onlar (o takva sahipleri) ki, “Ey Rabbimiz, gerçekten biz sana îmân ettik, bizim günahlarımızı bağışla ve bizi cehennem azabından koru!” derler.— E. Demiryent
3:16
17
اَلصَّابِر۪ينَ وَالصَّادِق۪ينَ وَالْقَانِت۪ينَ وَالْمُنْفِق۪ينَ وَالْمُسْتَغْفِر۪ينَ بِالْاَسْحَارِ ٧١
Es sâbirîne ves sâdıkîne vel kânitîne vel munfikîne vel mustagfirîne bil eshâr(eshâri).
(Takva sahibi o kimselerdir ki, musibetlere karşı) sabredenler, (özü sözü) doğru olanlar, (Allah’a) gönülden itaat edenler, (mallarını hayır yolunda) harcayanlar ve seherlerde istiğfar edenlerdir.— E. Demiryent
3:17
18
شَهِدَ اللّٰهُ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَاُو۬لُوا الْعِلْمِ قَٓائِماً بِالْقِسْطِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُۜ ٨١
Şehidallâhu ennehû lâ ilâhe illâ huve, vel melâiketu ve ulûl ilmi kâimen bil kıst(kıstı), lâ ilâhe illâ huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Allah (kâinatta, kendi varlığına ve vahdaniyetine delâlet edecek şeyleri yaratmakla ve peygamberleri vasıtasıyla) kendisinden başka hiçbir ilâh olmadığını (kullarına) bildirdi, melekler ve adaleti gözeten ilim sahipleri de (îmân etmek sûretiyle) bunu ikrar/tasdik ettiler. O’ndan başka ilâh yoktur, O her işinde mutlak galip olan, hüküm ve hikmet sahibidir.— E. Demiryent
3:18
19
اِنَّ الدّ۪ينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ۠ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْياً بَيْنَهُمْۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَاِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ ٩١
İnned dîne indâllâhil islâm(islâmu), ve mahtelefellezîne ûtûl kitâbe illâ min ba’di mâ câehumulılmu bagyen beynehum, ve men yekfur bi âyâtillâhi fe innallâhe serîul hısâb(hısâbı).
Şüphesiz ki Allah nezdinde, (bütün peygamberlere vahiy edilen ve bütün peygamberlerin de ümmetlerine tebliğ etmiş oldukları tek hak) din, İslâm’dır. *Ehl-i kitap, kendilerine ilim geldikten (resûlümüz Muhammed’in peygamberliği hususunda, kendilerine apaçık deliller ve mu‘cizeler gelip de işin hakikatini öğrendikten) sonra, sırf aralarındaki aşırılık (kıskançlık, haset ve dünyalık çıkar kaygısı) yüzünden ayrılığa düştüler. (Ehl-i kitaptan kimileri, İslâm dinini kabul ederek müslüman oldu, kimileri ise inatla hakkı inkâr ederek küfür üzere kaldı. Ancak o kâfirler şunu iyi bilsinler ki) her kim, Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, hiç şüphesiz Allah, hesabı pek çabuk görendir.— E. Demiryent
3:19
20
فَاِنْ حَٓاجُّوكَ فَقُلْ اَسْلَمْتُ وَجْهِيَ لِلّٰهِ وَمَنِ اتَّـبَعَنِۜ وَقُلْ لِلَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ وَالْاُمِّيّ۪نَ ءَاَسْلَمْتُمْۜ فَاِنْ اَسْلَمُوا فَقَدِ اهْتَدَوْاۚ وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُۜ وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِالْعِبَادِ۟ ٠٢
Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean(menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâg(belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi).
(Resûlüm!) Şayet (kâfirler) seninle (din hususunda) tartışmaya girecek olurlarsa (onlara): “Ben bana uyanlarla birlikte kendi özümü (tüm varlığımla her şeyimi), Allah’a teslim ettim” de. (Resûlüm!) Ehl-i kitaba ve ümmilere (müşriklere) de ki: “İslâm’ı kabul ettiniz mi?” Eğer İslâm’a girerlerse muhakkak doğru yolu bulmuşlardır. Yok, eğer (îmân etmekten) yüz çevirirlerse sana düşen (vazife) sadece tebliğdir. Allah, kullarını (n bütün yaptıklarını) hakkıyla görendir.— E. Demiryent
3:20
21
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيّ۪نَ بِغَيْرِ حَقٍّۙ وَيَقْتُلُونَ الَّذ۪ينَ يَأْمُرُونَ بِالْقِسْطِ مِنَ النَّاسِۙ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ ١٢
İnnellezîne yekfurûne bi âyâtillâhi ve yaktulûnen nebiyyîne bi gayri hakkın ve yaktulûnellezîne ye’murûne bil kıstı minen nâsi, fe beşşirhum bi azâbin elîm(elîmin).
Allah’ın âyetlerini inkâr edenler, *haksız yere peygamberleri öldürenler ve adaleti emreden (iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındıran) insanları öldürenler var ya, onları elem dolu bir azap ile müjdele.— E. Demiryent
3:21
22
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۘ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ ٢٢
Ulâikellezîne habitat a’mâluhum fîd dunyâ vel âhirah(âhirati), ve mâ lehum min nâsırîn(nâsırîne).
İşte bunlar, yaptıkları (bütün amelleri) dünyada ve âhirette boşa gitmiş olan kimselerdir. Ve onların (kendilerini azaptan kurtaracak) hiçbir yardımcıları da yoktur.— E. Demiryent
3:22
23
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا نَص۪يباً مِنَ الْكِتَابِ يُدْعَوْنَ اِلٰى كِتَابِ اللّٰهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ يَتَوَلّٰى فَر۪يقٌ مِنْهُمْ وَهُمْ مُعْرِضُونَ ٣٢
E lem tera ilellezîne ûtû nasîben minel kitâbi yud’avne ilâ kitâbillâhi li yahkume beynehum summe yetevellâ ferîkun minhum ve hum mu’ridûn(mu’ridûne).
(Resûlüm,) kendilerine Kitap’tan (Tevrât’tan) bir pay verilenleri (yahûdîleri) görmedin mi? (Onlar,) aralarında hüküm verilmesi için, Allah’ın Kitabı’na (Tevrât’ın hükümlerine) çağrılıyorlar da sonra içlerinden bir kısmı (inandıklarını iddiâ ettikleri Tevrat’ın hükümlerinden bile) yüz çevirerek dönüp gidiyorlar.— E. Demiryent
3:23
24
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ اِلَّٓا اَيَّاماً مَعْدُودَاتٍۖ وَغَرَّهُمْ ف۪ي د۪ينِهِمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ ٤٢
Zâlike bi ennehum kâlû len temessenen nâru illâ eyyâmen ma’dûdât(ma’dûdâtin), ve garrahum fî dînihim mâ kânû yefterûn(yefterûne).
Bu (pervasızca tutumlarının sebebi;) onların, (vaktiyle Allah adına uydurdukları yalanı/sapkınlığı, zamanla inanç haline getirerek, “Bizler, Allah’ın seçkin/üstün kullarıyız, bundan dolayıdır ki bizler ne günah işlersek işleyelim, Allah, âhirette bizi cehennemde yakmayacak, yaksa bile) sayılı günler dışında, bize asla ateş dokunmayacak” demelerindendir. Ve (böylelikle) inançları hususunda uydurmakta oldukları şeyler (ile kendi) kendilerini aldattı (lar).— E. Demiryent
3:24
25
فَكَيْفَ اِذَا جَمَعْنَاهُمْ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ ف۪يهِ وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ٥٢
Fe keyfe izâ cema’nâhum li yevmin lâ raybe fîhi ve vuffiyet kullu nefsin mâ kesebet ve hum lâ yuzlemûn(yuzlemûne).
(Gerçekleşmesi hususunda) kendisinde şüphe olmayan ve haksızlığa uğratılmaksızın herkese (dünyada hayatında iken) yaptıklarının karşılığının tastamam verileceği bir günde (hesap gününde, herkesi) bir araya topladığımız zaman, (Allah adına yalan uyduran o yahûdîlerin) hâlleri nice olacak!— E. Demiryent
3:25
26
قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَٓاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَٓاءُۘ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَٓاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَٓاءُۜ بِيَدِكَ الْخَيْرُۜ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٦٢
Kulillâhumme mâlikel mulki tû’til mulke men teşâu ve tenziul mulke mimmen teşâ’(teşâu), ve tuizzu men teşâu ve tuzillu men teşâ’(teşâu, bi yedikel hayr(hayru), inneke alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
(Resûlüm!) De ki: Ey bütün mevcudatın (mutlak) sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü (yeryüzünde hâkimiyet, savaşlarda zafer, yönetme gücü/iktidar ve zenginlik gibi imkânları) dilediğine verirsin ve dilediğinden de mülkü (bu nimetleri geri) alırsın. Dilediğini (lütfunla) yüceltir, dilediğini (müstahak olduğundan dolayı, adaletinle) alçaltırsın. (Her türlü) hayır (iyilik ve nimet) senin tasarrufundadır. Şüphesiz ki sen her şeye kâdirsin.— E. Demiryent
3:26
27
تُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۘ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّۘ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَٓاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ ٧٢
Tûlicul leyle fîn nehâri ve tûlicun nehâra fîl leyl(leyli), ve tuhricul hayya minel meyyiti ve tuhricul meyyite minel hayy(hayyi), ve terzuku men teşâu bi gayri hısâb(hısâbın).
Geceyi (kısaltarak) gündüzün, gündüzü de (kısaltarak) gecenin içine sokarsın. Ölüden diri çıkarırsın, diriden de ölü çıkarırsın. Dilediğini de (lütfunla) hesapsız bir şekilde rızıklandırırsın.”— E. Demiryent
3:27
28
لَا يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِر۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللّٰهِ ف۪ي شَيْءٍ اِلَّٓا اَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقٰيةًۜ وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُۜ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ ٨٢
Lâ yettehizil mu’minûnel kâfirîne evliyâe min dûnil mu’minîn(mu’minîne), ve men yef’al zâlike fe leyse minallâhi fî şey’in illâ en tettekû minhum tukâta(tukâten), ve yuhazzirukumullâhu nefseh(nefsehu), ve ilallâhil masîr(masîru).
Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesinler. Ve (her) kim böyle yaparsa, Allah ile bir şeyi kalmaz (Allah’ın rahmetinden/yardımından mahrum olur). Ancak onlardan (kâfirlerden), gelebilecek (ciddi) bir tehlikeden korunma (maksadıyla ve müslümanlara zarar vermemek şartıyla, kalben onlardan uzak durup, zahiren onlara dost görünme) hâliniz müstesnadır. Allah, sizi kendisinden (emir ve yasaklarına muhalefetten) sakındırır. (Düşmanlarını dost edinmek sûretiyle Allah’ın gazabına uğramayın. Unutmayın ki hiç şüphesiz hesap vermek üzere) dönüşünüz (zaman ve mekândan münezzeh olan) Allah’(ın manevi huzurun) adır.— E. Demiryent
3:28
29
قُلْ اِنْ تُخْفُوا مَا ف۪ي صُدُورِكُمْ اَوْ تُبْدُوهُ يَعْلَمْهُ اللّٰهُۜ وَيَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٩٢
Kul in tuhfû mâ fî sudûrikum ev tubdûhu ya’lemhullâh(ya’lemhullâhu), ve ya’lemu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
(Habibim!) De ki: “Kalplerinizde olanı gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu bilir. O, göklerde ve yerde olanları da bilir. Allah her şeye kâdirdir.”— E. Demiryent
3:29
30
يَوْمَ تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍ مُحْضَراًۚۛ وَمَا عَمِلَتْ مِنْ سُٓوءٍۚۛ تَوَدُّ لَوْ اَنَّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُٓ اَمَداً بَع۪يداًۜ وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُۜ وَاللّٰهُ رَؤُ۫فٌ بِالْعِبَادِ۟ ٠٣
Yevme tecidu kullu nefsin mâ amilet min hayrin muhdâran, ve mâ amilet min sû’(sûin), teveddu lev enne beynehâ ve beynehû emeden baîdâ(baîden), ve yuhazzirukumullâhu nefseh(nefsehu), vallâhu raûfun bil ıbâd(ıbâdi).
O (hesap) gün (ünde) herkes (dünyada) yaptığı her hayrı (amel defterinde, noksansız bir şekilde yazdığını görüp, önünde) hazır bulacak, işlediği her türlü kötülüğü de. (Ama o gün insan,) işlediği (kötü amelleri) ile kendisi arasında uzak bir mesafe bulunmasını isteyecektir. Allah, sizi kendisin (e karşı gelmek) den sakındırır. Allah kullarına çok şefkatlidir.— E. Demiryent
3:30
Nüzul sırasına göre ilerliyorsun Kur'an sırasına dön
Yükleniyor...
Al-i İmran
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle