Adını, başından sonuna kadar Hz. Yûsuf'un kıssasını konu aldığı için onun adından almıştır. Allah'ın, "kıssaların en güzeli" olarak tanıttığı Hz. Yusuf kıssası surenin tamamını içine alıyor.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Nüzul Zamanı
İçinde söz konusu edilen olaylar gösteriyor ki, bu sure Rasulullah'ın (s.a) Mekke'deki son dönemi esnasında, yani Kureyş'in kendisini öldürme, sürme, veya hapsetme planları tasarladığı sırada nazil olmuştur. O dönemde bir takım kafirler (muhtemelen tahrikçi Yahudiler) bir soru atmışlardı ortaya: "İsrailoğulları niçin Mısır'a gitti?" Bu sorunun ortaya atılma nedeni, Yahudilerin bu hikayeden haberdar olmamaları, geleneklerinde böyle bir rivayetten söz edilmiyor olması ve Rasulullah'ın da (s.a) daha önce bu hikayeden ima yollu da olsa hiç söz etmemiş olmasıydı. Dolayısıyla bu soruya tatmin edici bir cevap veremeyeceğini yahut kaçamak karşılıklar vereceğini ve ardından cevabı bir takım Yahudilerden soruşturacağını ummuşlardı. Böylece güya tüm foyası meydana çıkmış olacaktı. Fakat tüm umutlarının aksine işler tersine döndü ve Allah Hz. Yusuf'un (a.s) tüm kıssasını elçisine vahyetti ve o da kıssayı oracıkta irşad etti. Bu durum Kureyş'i müthiş biçimde şaşırtmıştı, çünkü yalnız kafalarındaki şemalar alt üst olmakla kalmıyor, aynı zamanda şu uyarıya maruz kalıyorlardı: "Eğer sizler de bu Rasule, Yusuf'a kardeşlerinin davrandığı gibi davranırsanız, sonunuz onlarınki gibi olur."
Vahyediliş Amacı:
Yukarıda söylenenlerden bu surenin iki amaç için vahyedildiği ortaya çıkıyor:
Birinci amaç:
Hz. Muhammed'in (s.a) risaletine delil getirmekti. Üstelik bu delil bizzat muhalifleri tarafından istenmekteydi. Ve böylece onun bilgisinin kulaktan dolma değil, vahiyle edinilmiş bilgi olduğu ortaya konmuş olacaktı. Zaten bu durum giriş ayetlerinde açıkça zikredilmekte ve sonuç bölümünde de yeterince açıklanmaktadır.
İkinci amaç:
Surenin muhtevasını Kureyş'in durumuna uygulamak ve Rasulullah'la (s.a) aralarındaki savaşı eninde sonunda kaybedecekleri konusunda onları uyarmaktı. Çünkü onlar da tıpkı kardeşlerinin Hz. Yusuf'a (a.s) yaptıkları gibi kardeşleri Rasulullah'a (s.a) eziyet ediyorlardı. Böylece Kureyş'e dolaylı yoldan işledikleri kötü fiillerinin, tıpkı, Hz. Yusuf (a.s) meselesinde kardeşlerinin -onu kuyuya attıktan sonra bile- başarısızlığa uğraması gibi hüsranla sonuçlanacağı anlatılmış oluyordu. Bu böyledir; çünkü Allah'ın iradesinin önüne geçecek hiçbir güç yoktur. Nitekim tıpkı Hz. Yusuf'un (a.s) önünde kardeşlerinin boyun bükmesi gibi onlar da bir gün helak etmeye çalıştıkları kardeşlerinden af dileyeceklerdir. Bu 7. ayette apaçık belirtilmiştir. "Andolsun Yusuf ve kardeşlerinin kıssasında Kureyş arasından soranlar için ayetler vardır."
Bu kıssayı mevcut çatışmaya uygulamak suretiyle Kur'an, daha sonraki on yıl içinde cereyan edecek olayları da açık seçik haber vermiş oluyordu. Bu surenin nüzulundan henüz iki yıl geçmişti ki, Kureyş Hz. Yusuf'un kardeşleri gibi Rasulullah'ı (s.a) öldürmeye azmetti ve bunun üzerine Rasulullah (s.a) yine Hz. Yusuf'un (a.s) Mısır'a gidip orada bir güç kazanması gibi, Mekke'den Medine'ye göç etmek zorunda kaldı ve benzer bir güç kazandı. Yine, sonuçta Kureyş, tıpkı kardeşlerinin Hz. Yusuf'un (a.s) huzurunda boyun bükmeleri gibi Rasulullah'ın (s.a) önünde boyunlarını bükmüşlerdi.Kardeşleri Yusuf'a: "Bize lütfet zira, Allah bağışta bulunanları cömertçe ödüllendirir" (ayet, 88) dediklerinde Hz. Yusuf (a.s) , onları bağışlamış ve her ne kadar onlardan intikam alabilecek güçteyse de onlara şöyle demişti: "... Bugün sizin için bir yargılama yoktur. Sizi Allah affetsin. O merhametlilerin en merhametlisidir." (Ayet, 92) . Aynı olay Mekke'nin fethinden sonra Hz. Muhammed (s.a) ile onun huzurunda biçare duran Kureyş arasında cereyan etmişti. Rasulullah (s.a) da intikam almak için gerekli güce sahipken bunu yapmadı onlara: "Size şimdi ne yapacağımı sanıyorsunuz?" diye sordu. Onlar da: "'Sen kerim bir kardeşsin, kerim bir kardeşin oğlusun" deyince onları şu sözlerle bağışladı: "İstirhamınıza Yusuf'un, kardeşlerine verdiği karşılığın aynısını veriyorum. Bugün sizin için bir yargılama yoktur, bağışlandınız".
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Surenin Konusu
Dahası, Kur'an-ı Kerim bu kıssayı yalnızca bir anlatı olarak sunmakla kalmayıp, onu aşağıdaki şekillerde bir tebliğ aracı olarak da kullanmıştır.
Anlattıkları boyunca Kur'an, İbrahim, İshak, Yakub ve Yusuf'un (a.s) inandığı dinin Hz. Muhammed'inkiyle (s.a) aynı olduğunu ve hepsinin çağırdığı mesajın Hz. Muhammed'inkiyle (s.a) aynı mesaj olduğunu açıklığa kavuşturmuştur.
Sonra, Hz. Yakub ve Hz. Yusuf (a.s) karakterleri, Yusuf'un kardeşleri, ticaret kervanındakiler, devlet ricali, Mısır azizi, onun zevcesi, Mısır'ın "sosyetik bayanları"yla çelişmekte idi. Bu durum okuyucunun önüne kendiliğinden şu meseleyi getirmektedir: "Allah'a ibadete ve ahiret hesabına dayalı İslam'ın şekillendirdiği ilk karakterlerle; dünyaya tapmaya, Allah'ı ve ahiret'i hiçe saymaya dayalı küfrün ve "cehalet"in şekillendirdiği ikinci karakterleri karşılaştırın ve hangisini tercih edeceğinize kendiniz karar verin."
Kur'an bu kıssayı, bir başka gerçeği daha gündeme getirmek için kullanmaktadır: Allah ne dilerse o olur; insan hiçbir karşı-planla O'nun stratejisini (mekr) altedemez, olmasını engelleyecek yahut oluşumunu değiştirecek herhangi bir önlem alamaz. Aksine, hep olan odur ki, insan kendi amacı için devreye soktuğu ve kendi amacına hizmet edeceğine inandığı bir çok vasıtanın sonunda kendi amacı aleyhine işlediğini, ilahi amaca hizmet ettiğini anlayıverir. Hz. Yusuf'un kardeşleri onu kuyuya attıkları zaman, alınabilecek en köklü tedbiri aldıklarını düşünüyorlardı. Oysa aslında Hz. Yusuf'u (a.s) Mısır'a yönetici yapacak olan ilahi planın yolunu döşemekteydiler ve sonunda onun huzurunda boyun bükeceklerdi. Aynı şekilde Aziz'in karısı da intikam almak düşüncesiyle Hz. Yusuf'u (a.s) zindana göndermişti, fakat aslında ona Mısır'ın yöneticisi olma fırsatını sağlamış olmaktaydı ve sonunda kendi apaçık günahını itiraf etmenin utancını yaşayacaktı.
Ve bunlar Allah'ın yüceltmek istediği kimseyi düşürmek için, tüm dünyanın birleşse de başarılı olamayacağını ispatlayan münferid örnekler değildir. Yine, Hz. Yusuf'u (a.s) "halletmek" için kardeşlerinin başvurduğu "güvenilir ve etkili" vasıtalar Allah tarafından Hz. Yusuf'un(a.s) başarısı, kardeşlerininse zillete düşmesi yolunda kullanılmışlardı. Buna karşılık eğer Allah birinin düşmesini dilemişse ne kadar etkili olursa olsun hiçbir vasıta bu dileğe karşı duramaz, hatta onun düşüş ve çöküşüne, bu vasıtaları kullananların zelil oluşuna katkıda bulunurlar.
Ötesi, bu kıssada Allah yolunu izlemek isteyenler için de çeşitli dersler ihtiva etmektedir. Kıssanın öğrettiği ilk ders, ilahi yasanın çizdiği sınırlar içinde kalan bir kimsenin amaç, hedef ve vasıtalarıyla başarılı olması ya da olmamasının tümüyle Allah'a kalmış bir şey olduğudur. Dolayısıyla temiz amaçları öngörmüş, meşru vasıtalara başvurmuş fakat başarılı olamamış bir kimse en azından rezalet ve zilletten korunmuş olacaktır. Oysa aşağılık bir amacı öngörmüş ve amaca ulaşmak için de gayri meşru vasıtalara başvurmuş bir kimse yalnızca ahirette rezil rüsvay olmakla kalmayacak aynı zamanda bu dünyada da rezil ve zelil olmanın riskini göze alacaktır.
Kıssa'nın öğrettiği ikinci ders şudur: Hakikat ve adalet adına gayret gösterenler, Allah'a güvenenler ve tüm işlerinde O'nu vekil bilenler, O'ndan yardım ve teselli alırlar. Bu kendilerine, düşmanları karşısında cesaret ve güven sağlar, güçlü düşmanların korkunç vasıtalarıyla burun buruna geldikleri zaman moralleri bozulmaz. Görevlerini korukuszca yerine getirirler. ve sonucu Allah'a havale ederler.
Fakat bu kıssanın öğrettiği en büyük ders, bir müminin gerçek İslami niteliklerle bezenmesi ve hikmetle donanması halinde, sırf bu niteliklerin gücüyle tüm bir beldeyi fethedebileceğidir. Hz. Yusuf (a.s) , bunun şahika bir örneğini teşkil edecek şekilde saf ve yüksek karakterli bir kimsenin en olumsuz şartlar altında bile başarılı olabileceğini bizzat göstremiştir. Hz. Yusuf (a.s) Mısır'a gittiği zaman, sadece onyedi yaşında bir delikanlıydı, yalnız ve garibti; ayrıca hiç bir tedariki yoktu. Olmadığı gibi burada bir köle olarak satılmıştı. -Ve ayrıca bu dönemdeki kölelerin içinde bulunduğu korkunç şartları her tarih öğrencisi bilir- Dahası sonra bir iftiraya uğrayıp süresiz zindana atılmıştı. Fakat bu zorlu dönemi boyunca bir kez olsun, sonunda kendisini ülkenin en üst düzey yetkilisi yapacak olan ahlaki ve imani niteliklerinden asla vazgeçmedi.
Tarihi ve Coğrafi Arka-plan:
Şu tarihi ve coğrafi ayrıntılar kıssayı anlamamıza yardım edecektir:
Hz. Yusuf (a.s) , Hz. Yakub'un (a.s) oğlu Hz. İshak'ın (a.s) torunu, Hz. İbrahim'in (a.s) de büyük torunudur. Kitab-ı Mukaddes'e göre (Kur'an'da zikredilenler de bu rivayeti teyid eder) Hz. Yakub'un (a.s) dört hanımından olma oniki oğlu vardı. Hz. Yusuf (a.s) ve küçük kardeşi Bünyamin bir karısından, kalan on oğlu da diğer hanımlarından olmaydı. Hz. Yakub (a.s) , babası Hz. İshak'ın, ondan evvel de Hz. İbrahmi'in (a.s) yaşadığı ve "Shechem" denen yerde kendine bir arazi parçası edindiği Hebron (yani Filistin) de yerleşmişti.
Yusuf (a.s) 'un kıssası ile ilgili harita:
Kitab-ı Mukaddes araştırmacılarına göre Yusuf (a.s) yaklaşık M. Ö. 1906'da doğmuştu ve kendisi ile ilgili kıssanın başlangıcı M.Ö. 1890 dolaylarında vuku bulmuştu. Yani rüyayı gördüğünde ve kuyuya atıldığında onyedi yaşındaydı. Kitab-ı Mukaddes ve Talmud'a dayalı rivayetlere göre Kuyu Shechem'in kuzeyindeki Dothan yakınındaydı ve onu kuyudan çıkaran kervan (öte Ürdün'deki) Gilead'tan gelip Mısır'a gitmekteydi.
Mısır'ı yöneten 15. hanedan tarihte Hyksos kralları olarak bilinir. Hyksos'lar Arap ırkındandı ve 2000 yıllarında Suriye-Filistin'den göçedip Mısır'a gelmişler ve ülkeyi ele geçirmişlerdi.
Arap tarihçileri ve Kur'an yorumcuları onlara Amalik adını vermişlerdir ve bu, Mısır bilimciler (egyptologist) tarafından yapılan yakın tarihli araştırmalarla da teyid edilmiştir. Hyksoslar ülkede hüküm süren iç kargaşayı fırsat bilip kendi krallıklarını kurmuş istilacılardı. Hz. Yusuf'un (a.s) iktidara gelişi ve ardından İsrailoğulları'nın Mısır'ın en münbit bölgesine yerleşmeleri konusunda hiçbir zanna mahal olmayışının nedeni budur; elde ettikleri güç ve etkinlik, onların Mısır'ı istila eden yabancılarla aynı ırktan oluşuyla ilgiliydi.
Hyksoslar M. Ö. 15. yy.ın sonuna dek Mısır'da hüküm sürdü ve uygulamada tüm güçler İsrailoğulları'nın elinde kaldı. Kur'an bu olaya Maide suresi'nin 20. ayetinde atıfta bulunur: "Allah içinizden peygamberler çıkardı ve sizi yöneticiler eyledi". Sonra bu hanedanı alaşağı eden büyük bir ulusalcı ayaklanma böşgösterdi ve yaklaşık 250.000 Amaliki ülkeden sürüldü. Bunun sonucu olarak oldukça mutaassıp bir kıpti hanedanı iktidarı ele geçirdi ve Amalikîlilerle ilgili herşeyi kötünden kazıdı. Daha sonra da Hz. Musa'nın (a.s) kıssasında zikredilen İsrailoğulları'na toplu zulüm hadisesi başladı.
Ayrıca Mısır tarihinden "Hyksos kralları'nın Mısır'ın geleneksel tanrılarını kabul etmediğini ve bu yüzden de dinlerini Mısır'da yaymak için Suriye'den kendi ilahlarını ithal ettiklerini öğreniyoruz. Kur'an'ın Hz. Yusuf'un çağdaşı olan kralı Firavun diye anmasının nedeni budur. Zira bu ünvan Mısır'ın kendi özgün dinleriyle bağlantılı bir ünvandı ve Hyksoslarda bu dine inanmıyorlardı. Fakat Kitab-ı Mukaddes bu krala yanlış bir tesmiye ile "Firavun" demektedir. Öyle görünüyor ki, Kitab-ı Mukaddes yazarları tüm Mısır krallarının "Firavun" olduklarını sanmaktaydılar.
Karşılaştırmalı Kitab-ı Mukaddes ve Mısır tarihi üzerine çalışan modern araştırmacılar Hyksos kralı Apophis'in, Hz. Yusuf'un (a.s) çağdaşı olan kral olduğu görüşünü paylaşmaktadırlar.
O devirde Memphis Mısır'ın başkentiydi. Bu kente ait kalıntılara Kahire'nin güneyinde 14 mil mesafedeki Nil kıyısında rastlanmaktadır. Hz. Yusuf (a.s) buraya getirildiğinde 17-18 yaşlarındaydı.
Aziz'in yanında iki-üç yıl, zindandaysa sekiz-dokuz yıl kaldı; Mısır'a yönetici olduğunda otuz yaşındaydı ve iktidarda seksen yıl tekbaşına kaldı. İktidarının dokuzuncu ve onuncu yılında babası Yakub'a (a.s) kendisi ve tüm aile fertlerinin Filistin'den Mısır'a gelmeleri için haber yolladı. Kitab-ı Mukaddes'e göre onları Hz. Musa'nın (a.s) yaşadığı Goshen bölgesine yerleştirmiştir. Yine Kitab-ı Mukaddes'e göre Hz. Yusuf(a.s) ölmeden önce akrabalarından şu yemini almıştı: "Bu ülkeden atalarınızın ülkesine döndüğünüzde kemiklerimi alıp beraberinizde götüreceksiniz." Sonra öldü. Öldüğünde yüz on yaşındaydı. Akrabaları da kendisini mumyaladılar.
Her ne kadar Kur'an'da anlatılan Yusuf kıssası Kitab-ı Mukaddes ve Talmud'la ayrıntılara indikçe farklılaşıyorsa da, üçü de temel öğelerde ittifak halindedirler. Biz de bu farklılıkları gerektiği yer ve zamanda açıklayıcı notlarımızla izaha çalışacağız.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
12
Yusuf · Mekke
يوسف
111
Sure Adı Açıklaması
Adını, başından sonuna kadar Hz. Yûsuf'un kıssasını konu aldığı için onun adından almıştır. Allah'ın, "kıssaların en güzeli" olarak tanıttığı Hz. Yusuf kıssası surenin tamamını içine alıyor.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Nüzul Zamanı
İçinde söz konusu edilen olaylar gösteriyor ki, bu sure Rasulullah'ın (s.a) Mekke'deki son dönemi esnasında, yani Kureyş'in kendisini öldürme, sürme, veya hapsetme planları tasarladığı sırada nazil olmuştur. O dönemde bir takım kafirler (muhtemelen tahrikçi Yahudiler) bir soru atmışlardı ortaya: "İsrailoğulları niçin Mısır'a gitti?" Bu sorunun ortaya atılma nedeni, Yahudilerin bu hikayeden haberdar olmamaları, geleneklerinde böyle bir rivayetten söz edilmiyor olması ve Rasulullah'ın da (s.a) daha önce bu hikayeden ima yollu da olsa hiç söz etmemiş olmasıydı. Dolayısıyla bu soruya tatmin edici bir cevap veremeyeceğini yahut kaçamak karşılıklar vereceğini ve ardından cevabı bir takım Yahudilerden soruşturacağını ummuşlardı. Böylece güya tüm foyası meydana çıkmış olacaktı. Fakat tüm umutlarının aksine işler tersine döndü ve Allah Hz. Yusuf'un (a.s) tüm kıssasını elçisine vahyetti ve o da kıssayı oracıkta irşad etti. Bu durum Kureyş'i müthiş biçimde şaşırtmıştı, çünkü yalnız kafalarındaki şemalar alt üst olmakla kalmıyor, aynı zamanda şu uyarıya maruz kalıyorlardı: "Eğer sizler de bu Rasule, Yusuf'a kardeşlerinin davrandığı gibi davranırsanız, sonunuz onlarınki gibi olur."
Vahyediliş Amacı:
Yukarıda söylenenlerden bu surenin iki amaç için vahyedildiği ortaya çıkıyor:
Birinci amaç:
Hz. Muhammed'in (s.a) risaletine delil getirmekti. Üstelik bu delil bizzat muhalifleri tarafından istenmekteydi. Ve böylece onun bilgisinin kulaktan dolma değil, vahiyle edinilmiş bilgi olduğu ortaya konmuş olacaktı. Zaten bu durum giriş ayetlerinde açıkça zikredilmekte ve sonuç bölümünde de yeterince açıklanmaktadır.
İkinci amaç:
Surenin muhtevasını Kureyş'in durumuna uygulamak ve Rasulullah'la (s.a) aralarındaki savaşı eninde sonunda kaybedecekleri konusunda onları uyarmaktı. Çünkü onlar da tıpkı kardeşlerinin Hz. Yusuf'a (a.s) yaptıkları gibi kardeşleri Rasulullah'a (s.a) eziyet ediyorlardı. Böylece Kureyş'e dolaylı yoldan işledikleri kötü fiillerinin, tıpkı, Hz. Yusuf (a.s) meselesinde kardeşlerinin -onu kuyuya attıktan sonra bile- başarısızlığa uğraması gibi hüsranla sonuçlanacağı anlatılmış oluyordu. Bu böyledir; çünkü Allah'ın iradesinin önüne geçecek hiçbir güç yoktur. Nitekim tıpkı Hz. Yusuf'un (a.s) önünde kardeşlerinin boyun bükmesi gibi onlar da bir gün helak etmeye çalıştıkları kardeşlerinden af dileyeceklerdir. Bu 7. ayette apaçık belirtilmiştir. "Andolsun Yusuf ve kardeşlerinin kıssasında Kureyş arasından soranlar için ayetler vardır."
Bu kıssayı mevcut çatışmaya uygulamak suretiyle Kur'an, daha sonraki on yıl içinde cereyan edecek olayları da açık seçik haber vermiş oluyordu. Bu surenin nüzulundan henüz iki yıl geçmişti ki, Kureyş Hz. Yusuf'un kardeşleri gibi Rasulullah'ı (s.a) öldürmeye azmetti ve bunun üzerine Rasulullah (s.a) yine Hz. Yusuf'un (a.s) Mısır'a gidip orada bir güç kazanması gibi, Mekke'den Medine'ye göç etmek zorunda kaldı ve benzer bir güç kazandı. Yine, sonuçta Kureyş, tıpkı kardeşlerinin Hz. Yusuf'un (a.s) huzurunda boyun bükmeleri gibi Rasulullah'ın (s.a) önünde boyunlarını bükmüşlerdi.Kardeşleri Yusuf'a: "Bize lütfet zira, Allah bağışta bulunanları cömertçe ödüllendirir" (ayet, 88) dediklerinde Hz. Yusuf (a.s) , onları bağışlamış ve her ne kadar onlardan intikam alabilecek güçteyse de onlara şöyle demişti: "... Bugün sizin için bir yargılama yoktur. Sizi Allah affetsin. O merhametlilerin en merhametlisidir." (Ayet, 92) . Aynı olay Mekke'nin fethinden sonra Hz. Muhammed (s.a) ile onun huzurunda biçare duran Kureyş arasında cereyan etmişti. Rasulullah (s.a) da intikam almak için gerekli güce sahipken bunu yapmadı onlara: "Size şimdi ne yapacağımı sanıyorsunuz?" diye sordu. Onlar da: "'Sen kerim bir kardeşsin, kerim bir kardeşin oğlusun" deyince onları şu sözlerle bağışladı: "İstirhamınıza Yusuf'un, kardeşlerine verdiği karşılığın aynısını veriyorum. Bugün sizin için bir yargılama yoktur, bağışlandınız".
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Surenin Konusu
Dahası, Kur'an-ı Kerim bu kıssayı yalnızca bir anlatı olarak sunmakla kalmayıp, onu aşağıdaki şekillerde bir tebliğ aracı olarak da kullanmıştır.
Anlattıkları boyunca Kur'an, İbrahim, İshak, Yakub ve Yusuf'un (a.s) inandığı dinin Hz. Muhammed'inkiyle (s.a) aynı olduğunu ve hepsinin çağırdığı mesajın Hz. Muhammed'inkiyle (s.a) aynı mesaj olduğunu açıklığa kavuşturmuştur.
Sonra, Hz. Yakub ve Hz. Yusuf (a.s) karakterleri, Yusuf'un kardeşleri, ticaret kervanındakiler, devlet ricali, Mısır azizi, onun zevcesi, Mısır'ın "sosyetik bayanları"yla çelişmekte idi. Bu durum okuyucunun önüne kendiliğinden şu meseleyi getirmektedir: "Allah'a ibadete ve ahiret hesabına dayalı İslam'ın şekillendirdiği ilk karakterlerle; dünyaya tapmaya, Allah'ı ve ahiret'i hiçe saymaya dayalı küfrün ve "cehalet"in şekillendirdiği ikinci karakterleri karşılaştırın ve hangisini tercih edeceğinize kendiniz karar verin."
Kur'an bu kıssayı, bir başka gerçeği daha gündeme getirmek için kullanmaktadır: Allah ne dilerse o olur; insan hiçbir karşı-planla O'nun stratejisini (mekr) altedemez, olmasını engelleyecek yahut oluşumunu değiştirecek herhangi bir önlem alamaz. Aksine, hep olan odur ki, insan kendi amacı için devreye soktuğu ve kendi amacına hizmet edeceğine inandığı bir çok vasıtanın sonunda kendi amacı aleyhine işlediğini, ilahi amaca hizmet ettiğini anlayıverir. Hz. Yusuf'un kardeşleri onu kuyuya attıkları zaman, alınabilecek en köklü tedbiri aldıklarını düşünüyorlardı. Oysa aslında Hz. Yusuf'u (a.s) Mısır'a yönetici yapacak olan ilahi planın yolunu döşemekteydiler ve sonunda onun huzurunda boyun bükeceklerdi. Aynı şekilde Aziz'in karısı da intikam almak düşüncesiyle Hz. Yusuf'u (a.s) zindana göndermişti, fakat aslında ona Mısır'ın yöneticisi olma fırsatını sağlamış olmaktaydı ve sonunda kendi apaçık günahını itiraf etmenin utancını yaşayacaktı.
Ve bunlar Allah'ın yüceltmek istediği kimseyi düşürmek için, tüm dünyanın birleşse de başarılı olamayacağını ispatlayan münferid örnekler değildir. Yine, Hz. Yusuf'u (a.s) "halletmek" için kardeşlerinin başvurduğu "güvenilir ve etkili" vasıtalar Allah tarafından Hz. Yusuf'un(a.s) başarısı, kardeşlerininse zillete düşmesi yolunda kullanılmışlardı. Buna karşılık eğer Allah birinin düşmesini dilemişse ne kadar etkili olursa olsun hiçbir vasıta bu dileğe karşı duramaz, hatta onun düşüş ve çöküşüne, bu vasıtaları kullananların zelil oluşuna katkıda bulunurlar.
Ötesi, bu kıssada Allah yolunu izlemek isteyenler için de çeşitli dersler ihtiva etmektedir. Kıssanın öğrettiği ilk ders, ilahi yasanın çizdiği sınırlar içinde kalan bir kimsenin amaç, hedef ve vasıtalarıyla başarılı olması ya da olmamasının tümüyle Allah'a kalmış bir şey olduğudur. Dolayısıyla temiz amaçları öngörmüş, meşru vasıtalara başvurmuş fakat başarılı olamamış bir kimse en azından rezalet ve zilletten korunmuş olacaktır. Oysa aşağılık bir amacı öngörmüş ve amaca ulaşmak için de gayri meşru vasıtalara başvurmuş bir kimse yalnızca ahirette rezil rüsvay olmakla kalmayacak aynı zamanda bu dünyada da rezil ve zelil olmanın riskini göze alacaktır.
Kıssa'nın öğrettiği ikinci ders şudur: Hakikat ve adalet adına gayret gösterenler, Allah'a güvenenler ve tüm işlerinde O'nu vekil bilenler, O'ndan yardım ve teselli alırlar. Bu kendilerine, düşmanları karşısında cesaret ve güven sağlar, güçlü düşmanların korkunç vasıtalarıyla burun buruna geldikleri zaman moralleri bozulmaz. Görevlerini korukuszca yerine getirirler. ve sonucu Allah'a havale ederler.
Fakat bu kıssanın öğrettiği en büyük ders, bir müminin gerçek İslami niteliklerle bezenmesi ve hikmetle donanması halinde, sırf bu niteliklerin gücüyle tüm bir beldeyi fethedebileceğidir. Hz. Yusuf (a.s) , bunun şahika bir örneğini teşkil edecek şekilde saf ve yüksek karakterli bir kimsenin en olumsuz şartlar altında bile başarılı olabileceğini bizzat göstremiştir. Hz. Yusuf (a.s) Mısır'a gittiği zaman, sadece onyedi yaşında bir delikanlıydı, yalnız ve garibti; ayrıca hiç bir tedariki yoktu. Olmadığı gibi burada bir köle olarak satılmıştı. -Ve ayrıca bu dönemdeki kölelerin içinde bulunduğu korkunç şartları her tarih öğrencisi bilir- Dahası sonra bir iftiraya uğrayıp süresiz zindana atılmıştı. Fakat bu zorlu dönemi boyunca bir kez olsun, sonunda kendisini ülkenin en üst düzey yetkilisi yapacak olan ahlaki ve imani niteliklerinden asla vazgeçmedi.
Tarihi ve Coğrafi Arka-plan:
Şu tarihi ve coğrafi ayrıntılar kıssayı anlamamıza yardım edecektir:
Hz. Yusuf (a.s) , Hz. Yakub'un (a.s) oğlu Hz. İshak'ın (a.s) torunu, Hz. İbrahim'in (a.s) de büyük torunudur. Kitab-ı Mukaddes'e göre (Kur'an'da zikredilenler de bu rivayeti teyid eder) Hz. Yakub'un (a.s) dört hanımından olma oniki oğlu vardı. Hz. Yusuf (a.s) ve küçük kardeşi Bünyamin bir karısından, kalan on oğlu da diğer hanımlarından olmaydı. Hz. Yakub (a.s) , babası Hz. İshak'ın, ondan evvel de Hz. İbrahmi'in (a.s) yaşadığı ve "Shechem" denen yerde kendine bir arazi parçası edindiği Hebron (yani Filistin) de yerleşmişti.
Yusuf (a.s) 'un kıssası ile ilgili harita:
Kitab-ı Mukaddes araştırmacılarına göre Yusuf (a.s) yaklaşık M. Ö. 1906'da doğmuştu ve kendisi ile ilgili kıssanın başlangıcı M.Ö. 1890 dolaylarında vuku bulmuştu. Yani rüyayı gördüğünde ve kuyuya atıldığında onyedi yaşındaydı. Kitab-ı Mukaddes ve Talmud'a dayalı rivayetlere göre Kuyu Shechem'in kuzeyindeki Dothan yakınındaydı ve onu kuyudan çıkaran kervan (öte Ürdün'deki) Gilead'tan gelip Mısır'a gitmekteydi.
Mısır'ı yöneten 15. hanedan tarihte Hyksos kralları olarak bilinir. Hyksos'lar Arap ırkındandı ve 2000 yıllarında Suriye-Filistin'den göçedip Mısır'a gelmişler ve ülkeyi ele geçirmişlerdi.
Arap tarihçileri ve Kur'an yorumcuları onlara Amalik adını vermişlerdir ve bu, Mısır bilimciler (egyptologist) tarafından yapılan yakın tarihli araştırmalarla da teyid edilmiştir. Hyksoslar ülkede hüküm süren iç kargaşayı fırsat bilip kendi krallıklarını kurmuş istilacılardı. Hz. Yusuf'un (a.s) iktidara gelişi ve ardından İsrailoğulları'nın Mısır'ın en münbit bölgesine yerleşmeleri konusunda hiçbir zanna mahal olmayışının nedeni budur; elde ettikleri güç ve etkinlik, onların Mısır'ı istila eden yabancılarla aynı ırktan oluşuyla ilgiliydi.
Hyksoslar M. Ö. 15. yy.ın sonuna dek Mısır'da hüküm sürdü ve uygulamada tüm güçler İsrailoğulları'nın elinde kaldı. Kur'an bu olaya Maide suresi'nin 20. ayetinde atıfta bulunur: "Allah içinizden peygamberler çıkardı ve sizi yöneticiler eyledi". Sonra bu hanedanı alaşağı eden büyük bir ulusalcı ayaklanma böşgösterdi ve yaklaşık 250.000 Amaliki ülkeden sürüldü. Bunun sonucu olarak oldukça mutaassıp bir kıpti hanedanı iktidarı ele geçirdi ve Amalikîlilerle ilgili herşeyi kötünden kazıdı. Daha sonra da Hz. Musa'nın (a.s) kıssasında zikredilen İsrailoğulları'na toplu zulüm hadisesi başladı.
Ayrıca Mısır tarihinden "Hyksos kralları'nın Mısır'ın geleneksel tanrılarını kabul etmediğini ve bu yüzden de dinlerini Mısır'da yaymak için Suriye'den kendi ilahlarını ithal ettiklerini öğreniyoruz. Kur'an'ın Hz. Yusuf'un çağdaşı olan kralı Firavun diye anmasının nedeni budur. Zira bu ünvan Mısır'ın kendi özgün dinleriyle bağlantılı bir ünvandı ve Hyksoslarda bu dine inanmıyorlardı. Fakat Kitab-ı Mukaddes bu krala yanlış bir tesmiye ile "Firavun" demektedir. Öyle görünüyor ki, Kitab-ı Mukaddes yazarları tüm Mısır krallarının "Firavun" olduklarını sanmaktaydılar.
Karşılaştırmalı Kitab-ı Mukaddes ve Mısır tarihi üzerine çalışan modern araştırmacılar Hyksos kralı Apophis'in, Hz. Yusuf'un (a.s) çağdaşı olan kral olduğu görüşünü paylaşmaktadırlar.
O devirde Memphis Mısır'ın başkentiydi. Bu kente ait kalıntılara Kahire'nin güneyinde 14 mil mesafedeki Nil kıyısında rastlanmaktadır. Hz. Yusuf (a.s) buraya getirildiğinde 17-18 yaşlarındaydı.
Aziz'in yanında iki-üç yıl, zindandaysa sekiz-dokuz yıl kaldı; Mısır'a yönetici olduğunda otuz yaşındaydı ve iktidarda seksen yıl tekbaşına kaldı. İktidarının dokuzuncu ve onuncu yılında babası Yakub'a (a.s) kendisi ve tüm aile fertlerinin Filistin'den Mısır'a gelmeleri için haber yolladı. Kitab-ı Mukaddes'e göre onları Hz. Musa'nın (a.s) yaşadığı Goshen bölgesine yerleştirmiştir. Yine Kitab-ı Mukaddes'e göre Hz. Yusuf(a.s) ölmeden önce akrabalarından şu yemini almıştı: "Bu ülkeden atalarınızın ülkesine döndüğünüzde kemiklerimi alıp beraberinizde götüreceksiniz." Sonra öldü. Öldüğünde yüz on yaşındaydı. Akrabaları da kendisini mumyaladılar.
Her ne kadar Kur'an'da anlatılan Yusuf kıssası Kitab-ı Mukaddes ve Talmud'la ayrıntılara indikçe farklılaşıyorsa da, üçü de temel öğelerde ittifak halindedirler. Biz de bu farklılıkları gerektiği yer ve zamanda açıklayıcı notlarımızla izaha çalışacağız.
Kâle yâ buneyye lâ taksus ru’yâke alâ ihvetike fe yekîdû leke keydâ(keyden), inneş şeytâne lil insâni aduvvun mubîn(mubînun).
Demişti ki: “Yavrum, rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır.”— H.Yıldırım
[پدر] گفت: ای پسرک من! خواب خود را برای برادرانت مگو که نقشه ای خطرناک بر ضد تو به کار می بندند، بدون شک شیطان برای انسان دشمنی آشکار است.— IRI — H.Ansarian
Ve kezâlike yectebîke rabbuke ve yu allimuke min te’vîlil ehâdîsi, ve yutimmu ni’metehu aleyke ve alâ âli ya’kûbe kemâ etemmehâ alâ ebeveyke min kablu ibrâhîme ve ishâk(ishâke), inne rabbeke alîmun hakîm(hakîmun).”
“Rabbin seni böylece beğenip seçecek, sana rüya yorumuna dair bilgi öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak’a tamamladığı gibi senin ve Yakup ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır. Şüphesiz ki Rabbin Alîm’dir, Hakîm’dir.”— H.Yıldırım
و این چنین پروردگارت تو را برمی گزیند و از تفسیر خواب ها به تو می آموزد، و نعمتش را بر تو و بر آل یعقوب تمام می کند، چنانکه پیش از این بر پدرانت ابراهیم و اسحاق تمام کرد؛ یقیناً پروردگارت دانا و حکیم است.— IRI — H.Ansarian
İz kâlû le yûsufu ve ehûhu ehabbu ilâ ebînâ minnâ ve nahnu usbeh(usbehtun), inne ebânâ le fî dalâlin mubîn(mubînin).
Hani onlar şöyle demişlerdi: “Doğrusu biz, güçlü bir topluluk olduğumuz halde, babamızın nezdinde Yusuf ile kardeşi bizden daha sevgilidir. Gerçekten babamız, açıkça bir şaşkınlık içindedir.”— H.Yıldırım
[یاد کن] هنگامی را که برادران گفتند: با اینکه ما گروهی نیرومندیم، یوسف و برادرش نزد پدرمان از ما محبوب ترند، و قطعاً پدرمان در اشتباه روشن و آشکاری است.— IRI — H.Ansarian
Uktulû yûsufe evitrahûhu ardan yahlu lekum vechu ebîkum ve tekûnû min ba’dihî kavmen sâlihîn(sâlihîne).
“Yusuf’u öldürün. Yahut onu bir yere atıverin. Babanız yalnız size yönelsin, yalnız sizi sevsin, bundan sonra da salih bir topluluk olursunuz.”— H.Yıldırım
[یکی گفت:] یوسف را بکشید و یا او را در سرزمین نامعلومی بیندازید، تا توجه و محبت پدرتان فقط معطوف به شما شود. و پس از این گناه [با بازگشت به خدا و عذرخواهی از پدر] مردمی شایسته خواهید شد.— IRI — H.Ansarian
Kâle kâilun minhum lâ taktulû yûsufe ve elkûhu fî gayâbetil cubbi yel-tekithu ba’dus seyyâreti in kuntum fâilîn(fâilîne).
İçlerinden bir sözcü dedi ki: “Yusuf’u öldürmeyin. Eğer yapacaksanız, onu kuyunun dibine bırakın da yolcu kafilesinden biri onu alsın.”— H.Yıldırım
یکی از آنان گفت: یوسف را نکشید، اگر می خواهید کاری بر ضد او انجام دهید، وی را در مخفی گاه آن چاه اندازید، که برخی رهگذران او را برگیرند [و با خود ببرند!!]— IRI — H.Ansarian
Fe lemmâ zehebû bihî ve ecmeû en yec’alûhu fî gayâbetil cubb(cubbi), ve evhaynâ ileyhi le tunebbiennehum bi emrihim hâzâ ve hum lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Nihayet onu alıp götürdükleri ve kuyunun dibine bırakmayı kararlaştırdıklarında, biz de ona: “Andolsun, sen onlara kendileri farkında değilken bu yaptıklarını haber vereceksin.” diye vahyettik.— H.Yıldırım
پس هنگامی که وی را بردند و تصمیم گرفتند که او را در مخفی گاه آن چاه قرارش دهند [تصمیم خود را به مرحله اجرا گذاشتند] و ما هم به او الهام کردیم که از این کار آگاهشان خواهی ساخت در حالی که آنان نمی فهمند [که تو همان یوسفی.]— IRI — H.Ansarian
12:15
16
وَجَٓاؤُٓ۫ اَبَاهُمْ عِشَٓاءً يَبْكُونَۜ ٦١
Ve câû ebâhum işâen yebkûn(yebkûne).
Akşam üstü babalarına ağlar vaziyette geldiler.— H.Yıldırım
و شبان گاه گریه کنان نزد پدر آمدند.— IRI — H.Ansarian
Kâlû yâ ebânâ innâ zehebnâ nestebiku ve tereknâ yûsufe inde metâınâ fe ekelehuz zi’bu, ve mâ ente bi mu’minin lenâ ve lev kunnâ sâdikîn(sâdikîne).
Dediler ki: “Ey babamız, gerçek şu ki, biz gittik, yarışıyorduk. Yusuf’u da yiyeceklerimizin yanında bırakmıştık. Fakat onu kurt yemiş. Ne var ki biz doğruyu söylesek bile sen bize inanacak değilsin.”— H.Yıldırım
گفتند: ای پدر! ما یوسف را در کنار بار و کالای خود نهادیم و برای مسابقه رفتیم؛ پس گرگ، او را خورد و تو ما را تصدیق نخواهی کرد اگرچه راست بگوییم!— IRI — H.Ansarian
Ve câû alâ kamîsıhî bi demin kezib(kezibin), kâle bel sevvelet lekum enfusukum emrâ(emren), fe sabrun cemîl(cemîlun), vallâhul musteânu alâ mâ tesıfûn(tesıfûne).
Bir de, üstüne yalancıktan kanlı gömleğini getirdiler. Dedi ki: “Hayır! Nefsiniz sizi aldatmış, bir işe sürüklemiş. Artık bana düşen güzel bir sabırdır. Sizin bu düzüpuydurduklarınıza karşı yardım istenecek olan Allah’tır.”— H.Yıldırım
و خونی دروغین بر پیراهنش آوردند [تا یعقوب مرگ یوسف را باور کند]. گفت: چنین نیست که می گویید، بلکه نفس شما کاری [زشت را] در نظرتان آراست [تا انجامش بر شما آسان شود] در این حال صبری نیکو [مناسب تر است]؛ و خداست که بر آنچه شما [از وضع یوسف] شرح می دهید از او یاری خواسته می شود.— IRI — H.Ansarian
Ve câet seyyâretun fe erselû vâridehum fe adlâ delveh(delvehu), kâle yâ buşrâ hâzâ gulâm(gulâmun), ve eserrûhu bidâah(bidâ’aten), vallâhu alîmun bi mâ ya’melûn(ya’melûne).
Bir yolcukafilesi geldi, sucularını gönderdiler. O da kovasını sarkıttı. “Hey müjde... Bu bir çocuk.” dedi. Onu bir ticaret malı gibi sakladılar. Oysa Allah, yapmakta olduklarını bilendi.— H.Yıldırım
و کاروانی آمد، پس آب آورشان را فرستادند، او دلوش را به چاه انداخت، گفت: مژده! این پسری نورس است! و او را به عنوان کالا [ی تجارت] پنهان کردند؛ و خدا به آنچه می خواستند انجام دهند، دانا بود.— IRI — H.Ansarian
Ve kâlellezîşterâhu min mısra limre’etihî ekrimî mesvâhu asâ en yenfeanâ ev nettehizehu veledâ(veleden), ve kezâlike mekkennâ li yûsufe fîl ardı ve li nuallimehu min te’vîlil ehâdîs(ehâdîsi), vallâhu gâlibun alâ emrihî ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemun(ya’lemune).
Onu satın alan Mısırlı eşine: “Buna kıymet ver, iyi bak. Belki bize faydası dokunur. Yahut onu evlat ediniriz.” dedi. İşte biz böylece Yusuf’a o yerde imkân hazırladık ve ona rüya yorumunu öğrettik. Allah, emrinde galip olandır, ancak insanların çoğu bilmezler.— H.Yıldırım
آن مرد مصری که یوسف را خرید، به همسرش گفت: جایگاهش را گرامی دار، امید است [در امور زندگی] به ما سودی دهد، یا او را به فرزندی انتخاب کنیم. این گونه یوسف را در سرزمین مصر مکانت بخشیدیم [تا زمینه فرمانروایی وحکومتش فراهم شود] و به او از تعبیر خواب ها بیاموزیم؛ و خدا بر کار خود چیره و غالب است، ولی بیشتر مردم نمی دانند.— IRI — H.Ansarian
Ve râvedethulletî huve fî beytihâ an nefsihî ve ğallekatil ebvâbe ve kâlet heyte lek(leke), kâle ma âzallâhi innehu rabbî ahsene mesvây(mesvâye), innehu lâ yuflihuz zâlimûn(zâlimûne).
Evinde kalmakta olduğu kadın, ondan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak: “İsteklerim senin içindir, gelsene.” dedi. Dedi ki: “Allah’a sığınırım. Doğrusu o, benim efendimdir, yerimi güzel tutmuştur. Gerçekten zalimler kurtuluşa eremezler.”— H.Yıldırım
و آن [زنی] که یوسف در خانه اش بود، از یوسف با نرمی و مهربانی خواستار کام جویی شد، و [در فرصتی مناسب] همه درهای کاخ را بست و به او گفت: پیش بیا [که من در اختیار توام] یوسف گفت: پناه به خدا، او پروردگار من است، جایگاهم را نیکو داشت، [من هرگز به پروردگارم خیانت نمی کنم] به یقین ستمکاران رستگار نمی شوند.— IRI — H.Ansarian
Ve le kad hemmet bihî ve hemme bihâ, levlâ en reâ burhâne rabbih(rabbihi), kezâlike li nasrife anhus sûe vel fahşâ(fahşâe), innehu min ibâdinel muhlesîn(muhlesîne).
Andolsun kadın onu arzulamıştı –eğer Rabbinin kesin kanıtını görmeseydi o da onu arzulamıştı. Ondan fenalığı ve fuhşu giderelim diye böyle yaptık. Çünkü o, muhlis kullarımızdandı.— H.Yıldırım
بانوی کاخ [چون خود را در برابر یوسفِ پاکدامن، شکست خورده دید با حالتی خشم آلود] به یوسف حمله کرد و یوسف هم اگر برهان پروردگارش را [که جلوه ربوبیت و نور عصمت و بصیرت است] ندیده بود [به قصد دفاع از شرف و پاکی اش] به او حمله می کرد [و در آن حال زد و خورد سختی پیش می آمد و با مجروح شدن بانوی کاخ، راه اتهام بر ضد یوسف باز می شد، ولی دیدن برهان پروردگارش او را از حمله بازداشت و راه هر گونه اتهام از سوی بانوی کاخ بر او بسته شد]. [ما] این گونه [یوسف را یاری دادیم] تا زد و خورد [ی که سبب اتهام می شد] و [نیز] عمل خلاف عفت آن بانو را از او بگردانیم؛ زیرا او از بندگان خالص شده ما [از هر گونه آلودگی ظاهری و باطنی] بود.— IRI — H.Ansarian
Vestebekâl bâbe ve kaddet kamîsahu min duburin ve elfeyâ seyyidehâ ledel bâb(bâbi), kâlet mâ cezâu men erâde bi ehlike sûen illâ en yuscene ev azâbun elîm(elîmun).
İkisi de kapıya doğru koştular. Kadın onun gömleğini arkadan çekip yırttı. Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar. Kadın dedi ki: “Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya acı bir azabtan başka cezası ne olabilir?”— H.Yıldırım
و هر دو به سوی در کاخ پیشی گرفتند، و بانو پیراهن یوسف را از پشت پاره کرد و [در آن حال] در کنار [آستانه] در به شوهر وی برخوردند؛ بانو به شوهرش گفت: کسی که نسبت به خانواده ات قصد بدی داشته باشد، کیفرش جز زندان یا شکنجه دردناک [چه خواهد بود؟!]— IRI — H.Ansarian
Kâle hiye râvedetnî an nefsî ve şehide şâhidun min ehlihâ, in kâne kamîsuhu kudde min kubulin fe sadekat ve huve minel kâzibîn(kâzibîne).
Dedi ki: “Benden murad almak isteyen odur.” Kadının yakınlarından bir şahid de şöyle şahitlik etti: “Eğer gömleği ön taraftan yırtılmışsa kadın doğruyu söylemiştir, kendisi ise yalancılardandır.”— H.Yıldırım
یوسف گفت: او از من خواستار کام جویی شد. و گواهی از خاندان بانو چنین داوری کرد: اگر پیراهن یوسف از جلو پاره شده، بانو راست می گوید و یوسف دروغگوست.— IRI — H.Ansarian
Ve kâle nisvetun fîl medînetimre’etul azîzi turâvidu fetâhâ an nefsih(nefsihî), kad şegafehâ hubbâ(hubben), innâ le nerâhâ fî dalâlin mubîn(mubînin).
Şehirde kadınlar: “Aziz’in karısı kendi uşağının nefsinden murad almak istiyormuş. Öyle ki sevgi onun bağrına sinmiş. Biz onu gerçekten apaçık bir şaşkınlık içinde görüyoruz.” dediler.— H.Yıldırım
و گروهی از زنان در شهر شایع کردند که همسر عزیز [مصر] در حالی که عشق آن نوجوان در درون قلبش نفوذ کرده از او درخواست کام جویی می کند؛ یقیناً ما او را در گمراهی آشکاری می بینیم.— IRI — H.Ansarian
Sitemiz, ziyaretçi sayısını ölçmek için tarayıcınıza rastgele bir numara içeren bir çerez bırakır.
Reklam çerezi kullanmıyoruz, verilerinizi kimseyle paylaşmıyoruz.
Ayrıntılar