Ana SayfaMealler › Ali Ünal

Ali Ünal

Bu mealle oku
Ali Ünal meali ile okumaya başla
Zuhruf 1 / 89
1
HâMîm.
A.Ünal 43:1
2
Gerçekleri açıkça ortaya koyan bu apaçık Kitaba yemin olsun.
A.Ünal 43:2
3
Biz onu, düşünüp akleder ve gerekli dersleri alırsınız diye fasih Arapça, okunur bir kitap (Kur’ân) kıldık.
A.Ünal 43:3
4
O, katımızda bulunan ve kuşkusuz kadri çok yüce, çok aşkın, her türlü şüphe ve değişiklikten bütünüyle uzak ve hikmet yüklü Ana Kitap’tadır.
A.Ünal 43:4
5
Siz haddi aşan ve Allah’ın size verdiği kabiliyet ve melekeleri boşa harcayan bir topluluksunuz diye bu şerefli, öğüt ve talimat dolu kitabı geri çekip, sizi başıboş kendi halinize mi bırakacağız?
A.Ünal 43:5
6
Daha önce gelip geçmiş topluluklar içinde (Mesajımızı tebliğ için) nice peygamberler görevlendirdik.
A.Ünal 43:6
7
Ama kendilerine gelen her bir peygamberle alay ettiler.
A.Ünal 43:7
8
Bu sebeple Biz, (seninle alay eden o Mekke) halkından daha kuvvetli, daha becerikli toplulukları helâk ettik; nitekim helâk edilmiş bulunan bu önceki toplulukların ibret dolu hikâyeleri anlatılmıştı.
A.Ünal 43:8
9
Gerçek şu ki, eğer onlara “Gökleri ve yeri kim yaratmıştır?” diye sorsan, hiç şüphesiz, onları Azîz (mutlak izzet ve ululuk sahibi, her işte üstün ve mutlak galip), Alîm (her şeyi hakkıyla bilen) yaratmıştır deme mecburiyeti duyacaklardır.
A.Ünal 43:9
10
O ki, yeryüzünü sizin için bir beşik kılmış ve orada yol bulup, rahat seyahat edebilmeniz için yollar, geçitler var etmiştir.
A.Ünal 43:10
11
Gök tarafından belli bir ölçüye göre su indiren de O’dur; ve neticede o su ile ölü bir memlekete hayat veriyoruz. İşte kabirlerinizden de bu şekilde hayat verilmiş olarak çıkarılacaksınız.
A.Ünal 43:11
12
Çift çift bütün varlık türlerini yaratan ve sizin için (denizlerde) gemilerden, (karada) ehlî hayvanlardan binekler var eden de O’dur.
A.Ünal 43:12
13
Onlara rahatça binip yerleşesiniz ve üzerlerine binip yerleştiğinizde Rabbinizin nimetini hatırlayarak, şöyle diyesiniz: “Her türlü kusur ve yakışıksız nitelemelerden münezzehtir O Allah ki, bu bineği bizim faydamıza verdi; yoksa biz böyle bir şeye muvaffak olamazdık.
A.Ünal 43:13
14
“Ve şüphesiz biz, sonunda mutlaka Rabbimize döneceğiz.”
A.Ünal 43:14
15
Böyle iken onlar tuttular, kullarından bir kısmını O’nun bir parçası saydı (ve O’na babalık atfettiler). Gerçekten insan, besbelli bir nankördür.
A.Ünal 43:15
16
Yani O, yarattıkları içinde (hiç değer vermediğiniz) kızları Kendine evlât edinmiş ve sizi erkeklerle onurlandırmış, öyle mi?
A.Ünal 43:16
17
Onlardan birine, Rahmân için münasip gördükleri kız evlâdı dünyaya geldiği haberi verilince yüzü birden mosmor kesilir ve yutkunur durur.
A.Ünal 43:17
18
“Süsler içinde büyütülen ve düşmanlıkta, düşmanla mücadelede kendini ifade edemeyen, işe yaramayan bir evlât ha”?
A.Ünal 43:18
19
İşte, bizzat Rahmân’ın kulları olan melekleri (hiç değer vermedikleri böyle) dişilerden addedip, (sonra da O’nun kızları sayıyorlar). Yoksa onlar, o meleklerin yaratılmasına şahit mi oldular? Elbette bu (yalan) şahitlikleri kayda geçecek ve bundan dolayı sorguya çekileceklerdir.
A.Ünal 43:19
20
Bir de tutup, “Eğer Rahmân öyle dilemiş olsaydı, biz (ilâhlarımıza) tapmazdık.” diyorlar. Oysa onların bu konuda (İlâhî Meşiet ile beşerî irade ve davranışlar arasındaki münasebet konusunda) hiçbir bilgileri yoktur; onlar, sadece saçmalamaktadırlar.
A.Ünal 43:20
21
Yoksa onlara daha önceden bir Kitap vermişiz de, ona dayanarak mı (Allah’tan başka ilâhlar ediniyor ve onlara tapıyorlar)?
A.Ünal 43:21
22
Hayır, (kendilerine verilmiş bir Kitaba dayandıkları da yok.) Sadece şunu diyorlar: “Biz, babalarımızı bu inanç ve uygulama üzerinde toplanmış bulduk; dolayısıyla biz de, onların izinden gidiyoruz.”
A.Ünal 43:22
23
Bunun gibi, ne zaman senden önce bir memlekete bir uyarıcı göndermişsek, orada hiçbir ahlâkî kaygı taşımadan dünyevî zevkler peşinde koşanlar, “Biz, babalarımızı bu inanç ve uygulama üzerinde toplanmış bulduk; dolayısıyla biz de onların izini takip ediyoruz.” demişlerdir.
A.Ünal 43:23
24
Uyarıcı onlara, “Şayet ben size, babalarınızı takip eder bulduğunuz dine mukabil daha doğrusunu getirmişsem de mi (yine babalarınızın peşinden gideceksiniz?”) diye karşılık vermiş, bu defa (her memlekette hiçbir ahlâkî kaygı taşımadan dünyevî zevkler peşinde koşanlar, rasûllere “(Siz ne derseniz deyin,) her ne ile gönderilmişseniz, biz onu peşinen ret ve inkâr ediyoruz!” cevabında bulunmuşlardır.
A.Ünal 43:24
25
Ama neticede (her inkârcı ve zalim topluma) hak ettiği cezayı verdik. İşte bak, (peygamberleri) yalanlayanların âkıbeti nasıl oldu!
A.Ünal 43:25
26
Bir vakit İbrahim, atasına ve halkına şöyle hitap etti: “Şunu iyi bilin ki, benim sizin taptıklarınızla hiçbir münasebetim yoktur;
A.Ünal 43:26
27
“Ben ancak, beni belli özelliklerle yaratana ibadet ederim. O, muhakkak beni her hususta doğruya (ve neticede ebedî saadete) iletecektir.”
A.Ünal 43:27
28
Allah (Tevhid inancının ilanı olan) bu sözü, (bâtıl inanışlardan Hak Din’e) dönsünler diye O’ndan sonraki nesillere devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı.
A.Ünal 43:28
29
Doğrusu, kendilerine hak ve onu apaçık ortaya koyacak bir rasûl geleceği âna kadar şu (Mekke halkının da), atalarının da hayatta kalmalarına müsaade ettim ve kendilerine geçimlikler verdim.
A.Ünal 43:29
30
Ve nihayet hak kendilerine geldi, fakat onlar, “Bir büyü bu ve biz onu kesinlikle reddediyoruz.” dediler.
A.Ünal 43:30