Ana SayfaMealler › Ali Ünal

Ali Ünal

Bu mealle oku
Ali Ünal meali ile okumaya başla
Zümer 1 / 75
1
Bu, Azîz (mutlak izzet ve ululuk sahibi, her işte üstün ve mutlak galip), Hakîm (her hüküm ve icraatında pek çok hikmetler bulunan) Allah tarafından parça parça indirilmekte olan Kitap’tır.
A.Ünal 39:1
2
Biz, sana Kitabı gerçeğin ta kendisi olarak ve inişi esnasında da kendisine hiçbir bâtıl yol bulamayacak şekilde indiriyoruz. O halde, Din’i bütün yanlarıyla içten kabul ederek ve sadece O’nun rızasını hedef alarak Allah’a ibadet et.
A.Ünal 39:2
3
Dikkat edin: Gönülden, tam bir samimiyetle, her türlü şirk, nifak ve dünyevî maksattan uzak iman, ibadet ve itaat ancak Allah’a mahsustur. (İnsanlardan olsun, melek veya cinlerden olsun,) O’ndan başka birtakım koruyucular ve işlerin havale edileceği merciler edinip de, “Biz onlara ancak bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.” diyenlere gelince, Allah, onlarla mü’minler arasında bu şekilde tuttukları farklı yollarla ilgili hükmünü elbette vere cektir. Allah, yalancı ve alabildiğine nankör hiç kimseye hidayet nasip etmez.
A.Ünal 39:3
4
Eğer Allah evlât edinmek isteseydi, (bu konuda kimseye seçim hak ve yetkisi tanımaz ve) yarattıklarından dilediğini seçerdi. Ama O, evlât edinmekten mutlak manâda münezzehtir. Allah’tır O, Mutlak Bir ve bütün kâinat üzerinde Mutlak Hakim’dir.
A.Ünal 39:4
5
O, gökleri ve yeri hak bir gaye için, yerli yerince ve gerçeğe dayalı sabit bir sistem üzerinde yarattı. Sürekli olarak geceyi gündüzün başına dolar, gündüzü de gecenin başına dolar. Güneşi ve ayı da emri altında hizmetinize sunmuştur. Her bir gezegen, (semâ okyanusunda) belirli bir süreye kadar akıp gitmektedir. İyi bilin ki O, Azîz (mutlak izzet ve ululuk sahibi, her işte üstün ve mutlak galiptir; Kendisine karşı çıkanlara hak ettikleri cezayı verir); Ğaffâr (tevbe ve imanla Kendisine yönelenlere karşı ise bağışlaması pek bol olan)dır.
A.Ünal 39:5
6
O, sizi tek bir nefisten yaratmış, onunla aynı tür ve mahiyetten eşini var etmiş ve sizin için çift çift sekiz evcil hayvan indirmiştir. Sizi annelerinizin karnında üç karanlık içinde peşpeşe yaratılış merhalelerinden geçirerek yaratmaktadır. İşte bütün bunları yapan Allah’tır sizin Rabbiniz, O’na aittir bütün kâinatın mutlak mülkiyet ve hakimiyeti. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Böyle iken, nasıl oluyor da farklı farklı inançlara yönlendirilebiliyorsunuz?
A.Ünal 39:6
7
Eğer O’nunla ilgili bütün bu gerçeklerin üstünü örtüp küfre sapıyorsanız, bilin ki Allah, sizden mutlak manâda bağımsızdır ve hiçbir şekilde size de, inanmanıza da ihtiyacı yoktur. Şu kadar ki O, kulları için nankörlük ve küfürden razı olmaz; eğer şükredip iman ederseniz, O sizin hakkınızda bundan razı olur. Ve hiç kimse, bir başkasının günah yükünü çekmez ve başkasının günahıyla yargılanmaz. Neticede Rabbinizedir hepinizin dönüşü ve O, (dünyada) neyi ve ne maksatla yapıyor idiyseniz, bunların ne manâya gelip, ne netice verdiğini size bildirecek ve her birinden sizi hesaba çekecektir. Hiç şüphesiz O, sînelerin özünü, onlarda saklı tutulan bütün sırları hakkıyla bilendir.
A.Ünal 39:7
8
İnsan (öyledir ki), başı derde girince gönülden O’na yönelerek Rabbisine yalvarır; ama biraz sonra Allah ona Kendi katından bir nimet ve imkân verince, bu defa daha önce O’na yalvardığını unutur ve Allah için denkler, ortaklar uydurmaya başlar, böylece O’nun yolundan hem kendi sapar, hem de başkalarını saptırır. (Böylesine) de ki: “Küfür ve nankörlüğün içinde hayattan biraz daha kâm al bakalım. Nasıl olsa, Ateş’in yoldaşlarındansın.”
A.Ünal 39:8
9
Böyle biri, gece saatlerinde Allah karşısında boyun büküp ibadete duran, secde edip kıyamda kalan, Âhiret’ten endişe eden ve Rabbisinin rahmetini uman (mü’min) insan gibi midir? De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Ne var ki, (böylesi hakikatler üzerinde) ancak gerçek idrak sahipleri düşünür ve onlardan ders çıkarır.
A.Ünal 39:9
10
(Ben’den naklen onlara) de ki: “Ey iman etmiş bulunan kullarım! Kalbiniz O’na karşı saygıyla dopdolu olarak, Rabbinize karşı gelmekten, dolayısıyla O’nun azabından sakının. Bu dünyada Allah’ın kendilerini gördüğünün şuuru içinde hep iyilik düşünen ve iyilik yapanların karşılığı mutlak iyiliktir. (Yalnızca O’na ibadet etme imkânına kavuşmak için) Allah’ın arzı geniştir. (Allah’a ibadet edebilme yolunda) her türlü sıkıntıya katlananlara mükâfatları hiç şüphesiz hesapsız bir tarzda ödenecektir.
A.Ünal 39:10
11
De ki: “Bana Din’i bütün yanlarıyla içten kabul ederek ve sadece O’nun rızasını hedef alarak Allah’a ibadet etmem, O’na kul olmam emredildi.
A.Ünal 39:11
12
“Ve yine bana, (size ulaştırmam emrolunan Allah’ın dinine) her bakımdan teslim olup, onu hakkıyla yaşayan ilk Müslüman olmam emredildi.”
A.Ünal 39:12
13
De ki: “Korkarım ben, eğer Rabbime karşı gelecek olursam, müthiş bir Gün’ün azabından korkarım.”
A.Ünal 39:13
14
De ki: “Ancak Allah’a: inanç ve ibadetimi yalnız O’na hasrederek ve sadece O’nun rızasını hedef alarak O’na kulluk ederim ben.
A.Ünal 39:14
15
“Size gelince, O’ndan başka neye ve kime dilerseniz ona kullukta bulunun.” De ki: “Asıl ziyan edip hüsrana uğrayanlar, Kıyamet Günü hem kendilerini hem de ailelerini hüsrana uğratacak olanlardır.” Bilin ki budur, budur apaçık hüsran.
A.Ünal 39:15
16
Onları hem üstlerinden kopkoyu Ateş örtüleri kaplayacaktır hem de altlarından kopkoyu Ateş örtüleri. İşte Allah, kullarını bununla korkutmaktadır. “Ey kullarım! Madem öyle, o halde Bana gönülden saygı besleyin, Bana karşı gelmekten, dolayısıyla azabımdan sakının!”
A.Ünal 39:16
17
Tağuta (sahte ilâhlara, Allah’a isyanla başka yollar, başka dinler icat ederek insanları bunlara itaate zorlayan bâtıl güçlere) kulluk etmekten kaçınıp, gönülden Allah’a yönelenlere müjdeler vardır. Dolayısıyla, müjdele kullarımı!
A.Ünal 39:17
18
Onlar ki, herhangi bir söze kulak verdiklerinde, onda daima doğru ve güzel olanı arar ve onu bulduklarında da en güzel şekilde ona tâbi olurlar. Onlardır Allah’ın her bakımdan doğruya ilettiği kutlu insanlar ve onlardır gerçek idrak sahipleri.
A.Ünal 39:18
19
Allah’ın azap hükmüne müstahak olup, hakkında bu hüküm kesinleşen kişi ise, (hiç kendisine Cennet müjdelenen) gibi midir? Ateş (örtüleri) içinde kalan kimseyi sen mi kurtaracaksın?
A.Ünal 39:19
20
Buna karşılık, Rabbilerine gönülden saygı besleyen, O’na karşı gelmekten ve dolayısıyla O’nun azabından sakınanlar için ise kat kat birbiri üstüne inşa edilmiş ve altlarından ırmaklar akan yüksek köşkler vardır. Allah’ın va’didir bu; Allah, asla va’ dinden dönmez.
A.Ünal 39:20
21
Görmez misin ki Allah gök tarafından su indiriyor ve onu yerdeki birtakım kaynaklara akıtıyor. Sonra onunla rengârenk ekinler çıkarıyor. Ardından o ekinler kuruyor da, onları solmuş–sararmış görüyorsun. Sonra da onları kuru sap ve kırıntı haline getiriyor. Elbette bütün bunlarda gerçek idrak sahipleri için dersler vardır.
A.Ünal 39:21
22
Öyle ya, (O’nun icraatı üzerinde düşünüp, ondan dersler çıkaran ve bu sebeple) göksünü Allah’ın İslâm’a açtığı, dolayısıyla Rabbisinden bir nur üzerinde dosdoğru yol alan kimse, (kalbi Allah’ın icraatına ve bundan dolayı da İslâm’a kapalı biri gibi) olur mu? Yazıklar olsun kalbleri Allah’ı hatırlayıp anmaya karşı kaskatı kesilmiş talihsizlere! Böyleleri, besbelli bir sapkınlık içindedirler.
A.Ünal 39:22
23
Allah, sözün en güzelini, ifadeleri birbirine benzer, birbiriyle uyum içinde ve birbirini destekleyip birbirine referans olan bir Kitap halinde indirmektedir. Rabbilerine karşı derin bir saygı ve tazim besleyenlerin onu okur veya dinlerken vücutları titrer, derileri ürperir. Bununla kalmaz, vücutları ve kalbleri Allah’ı anmakla, O’nun Kitabıyla sükûnet bulur. İşte bu, Allah’ın hidayetidir ki, onunla dilediğini her konuda doğruya iletir. Buna karşılık, Allah kimi şaşırtırsa, artık onu doğruya yöneltecek kimse yoktur.
A.Ünal 39:23
24
Şu halde, (dünyada sapkın yaşamış ve dolayısıyla) Kıyamet Günü (elleri boynuna kelepçelenmiş olduğu halde yüzüstü Ateş’e atılan ve) ancak yüzüyle kendisini o kötü azaptan korumaya çalışan kişi, (hiç güven içinde olan gibi midir? (O gün) zalimlere, “Tadın (bugün) dünyada iken kazandıklarınızın meyvesini!” denir.
A.Ünal 39:24
25
(O Mekkeli inkârcılardan) önce pek çok halklar (Allah’ın kitaplarını ve rasûllerini) yalanladılar da, hak ettikleri ceza, hiç beklemedikleri bir yerden başlarında patlayıverdi.
A.Ünal 39:25
26
Allah, onlara dünya hayatında zilleti tattırdı; Âhiret azabı ise elbette daha müthiştir. Keşke bilselerdi!
A.Ünal 39:26
27
Şurası bir gerçek ki, düşünüp akıllarını başlarına alırlar mı diye Biz, bu Kur’ân’da insanlar için misal, temsil ve kıssalar yoluyla her türlü delili sunduk, her türden ders verdik.
A.Ünal 39:27
28
Gittikleri yolun yanlışlığını görüp, Allah saygısıyla fenalıklardan çekinirler ve Allah’a karşı gelmekten vazgeçerler mi diye, onu her türlü çelişkiden ve gerçeğe, doğruya ve anlamaya ters bütün unsurlardan uzak Arapça bir Kur’ân kıldık.
A.Ünal 39:28
29
Allah, bir temsil daha getiriyor: Bir tarafta, birbirleriyle rekabet halinde ve birbirleriyle sürekli çekişen ortakların emrinde çalışan bir kişi, diğer tarafta, sadece tek bir insanın emri altında bulunan bir başkası: bu ikisinin durumu hiç aynı mıdır? Bütün hamd, (kâinatın tek ilâhı ve hâkimi olarak) Allah’adır. Ne var ki, (şuurlu ve sorumlu varlıklar olarak insanların ve cinlerin) çoğu bu gerçeği bilmez.
A.Ünal 39:29
30
Sonunda elbette sen de öleceksin, onlar da ölecekler.
A.Ünal 39:30