1
İşte bu; ahid yaptığınız (ancak ahidlerini bozan) müşriklere, ahidlerinin iptal edildiğini (artık onlarla ve ahid yapılmamış olan Arap Yarımadasındaki müşriklerle ahid yapılmayacağını) haber veren Allah ve rasulünden bir bildiridir.
2
(Ey ahidleri sonlandırılmış ya da kendileriyle ahid yapılmayacak olan Arap Yarımadasındaki müşrikler!) Bu bildiriden itibaren yeryüzünde sadece dört ay (zilhiccenin son yirmi günü, muharrem, safer, rebiulevvel ayları ve rebiulahirin ilk on günü) eman ve güven içinde dolaşabilirsiniz. Ve bilin ki siz, Allah’ı asla âciz bırakamazsınız (tevhide dönmeyip şirk ve küfür üzere ölürseniz Allah’ın azabından kurtulamayacaksınız). Ve muhakkak ki Allah, kâfirleri (dünyada öldürerek veya esaret altına sokarak, ahirette ise cehenneme atarak) rezil (ve perişan) edecektir.
3
İşte bu; Allah ve rasulünün müşriklerden beri olduğunu büyük hac gününde (Kurban Bayramının birinci gününde) insanlara ilan eden Allah ve rasulünden bir bildiridir. Ey müşrikler! Eğer (işlediğiniz şirk, küfür ve günahlardan) tevbe ederseniz (ve tevhid dinine girip rasulümüze tâbi olursanız hem dünyada hem de ahirette) bu sizin için hayırlı olur. Eğer (tevhidden ve rasulümüze tâbi olmaktan) yüz çevirirseniz bilin ki siz Allah’ı âciz bırakamazsınız (O’nun azabından kurtulamazsınız). Ey rasulüm! Kâfirleri (Allah’ı, rasulünü ve ona indirilenleri inkâr edenleri) acıklı bir azap ile müjdele!
4
Ancak müşriklerden, kendileriyle yaptığınız ahidlerden hiçbir şeyi eksiltmeden bütün şartlarını yerine getiren ve sizin aleyhinize hiçbir çalışma yapmayanlara gelince; işte onlarla yaptığınız ahidleri süresi bitinceye kadar devam ettirin! Muhakkak ki Allah muttakileri (emirlerine itaat edip yasaklarından uzak duran ve bütün ahidlerini güzel bir şekilde yerine getiren kullarını) sever (onları cennetle mükâfaatlandıracaktır).
5
Ey iman edenler! Ahidlerini bozan müşriklere eman tanıdığınız aylar (zilhiccenin son yirmi günü, muharrem, safer, rebiulevvel ayları ve rebiulahirin ilk on günü) bittiği zaman müşrikleri nerede bulursanız öldürün, onları yakalayıp esir alın, (kalelere saklanmış iseler) etraflarını kuşatın ve her gözetleme yerinde oturup onları bekleyin! Eğer tevbe eder (işledikleri küfür, şirk ve günahlardan vazgeçip tevhid dinine girer), namazı (rükün ve şartlarına riayet ederek) ikame eder ve zekâtı (Allah’ın emrettiği şekilde) verirlerse yollarını açın (her Müslüman gibi eman içinde rahatça gezmelerine izin verin)! Muhakkak ki Allah (غَـفُـور) Ğafûr’dur (küfründen dönüp ihlasla tevbe eden ve bozduklarını düzeltip emirlerine itaat eden kullarının suçlarını kıyamet gününde örtüp onlara azap etmeyendir), (رَحِـيـم) Raḥîm’dir (kullarına kaldıramayacakları şeyleri yüklemeyen, tevbe edenleri önceki kötü amellerinden dolayı sorumlu tutmayan ve ahirette sadece mu’minlere rahmet edendir).
6
Ve ey rasulüm! (Kur’ân’ı dinleyip İslam’ı öğrenmek için) Müşriklerden biri senden eman (korunma) isterse Allah’ın kelamını (Kur’ân’ı) dinleyinceye kadar ona eman ver (onu koruma altına al)! Sonra (İslam’ı kabul etmezse) onu güven içinde olacağı yere ulaştır! İşte bu, onların (İslam’ı) bilmeyen bir topluluk olmalarındandır.
7
(Ahidlerini bozan, imkân bulduklarında tereddüt etmeden İslam’a ve Müslümanlara düşmanlık göstermekten çekinmeyen) Müşriklerin Allah katında ve rasulü katında nasıl ahidleri olabilir?! Ancak Mescid-i Haram yanında ahid yaptığınız (ve ahidlerini bozmayan) müşrikler hariç; onlar sizinle yaptıkları ahde sadık kaldıkları müddetçe siz de onlarla yaptığınız ahde sadık kalın! Muhakkak ki Allah muttakileri (ahidlerine sadık kalanları ve Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak duranları) sever (onları hak ettikleri şekilde mükâfaatlandıracaktır).
8
(Ahidlerini bozan, imkân bulduklarında tereddüt etmeden İslam’a ve Müslümanlara düşmanlık göstermekten çekinmeyen) O müşriklerin Allah katında ve rasulü katında nasıl ahidleri olabilir?! Onlar sizden daha kuvvetli olduklarını hissettiklerinde size hemen saldırırlar; Allah’ın haklarına, aranızdaki akrabalık bağlarına, anlaşmalara ve yaptığınız ahidlere önem vermezler. Onlar öyle ikiyüzlü kimselerdir ki (korktukları için) sadece ağızlarıyla (dilleriyle) sizi kendilerinden razı ettirmek isterler; fakat kalpleri (size karşı) haset, kin ve nefret doludur. Ve onların çoğu fasık (yaptıkları ahidleri bozdukları için haktan ayrılmış) kimselerdir.
9
(Ahidlerine son verilen müşriklerin diğer bir sıfatı da şudur) Onlar (ahidleri yerine getirmeyi emreden, hakka ve tevhide çağıran) Allah’ın ayetlerini az bir değerle (dünya metaıyla) değiştirerek (hem kendilerini hem de diğer insanları) Allah’ın yolundan saptırırlar. Gerçekten de onların yapmakta oldukları şeyler ne kötüdür!
10
Bir de o müşrikler, (sizden daha kuvvetli olduklarını hissettiklerinde İslam’a olan kinlerinden dolayı) Allah’ın haklarına, mu’minlerle olan akrabalık bağlarına, anlaşmalara ve onlarla yaptıkları ahidlere önem vermezler. İşte onlar Allah’ın koyduğu sınırları (şirk, küfür, zulüm, kötülük ve düşmanlık yaparak) aşanlardır.
11
Eğer o müşrikler tevbe eder (işledikleri şirklerden vazgeçip rasulümüze ve ona indirilenlere iman ederek Müslüman olur), namazı (rükün ve şartlarına riayet ederek) ikame eder ve zekâtı (Allah’ın emrettiği şekilde) verirlerse sizin dinde kardeşleriniz olurlar. Ayetleri (hakkı ve bâtılı gösteren delilleri), düşünüp anlamak isteyenler için işte bu şekilde açıklıyoruz (çünkü ancak onlar ayetlerimizden öğüt alıp istifade ederler).
12
Ve eğer sizinle anlaşma yaptıktan sonra verdikleri (yeminli) sözü bozar veya dininize laf atarlarsa küfrün önderleri ile savaşın! Zira onlar ahidlerinde durmazlar. Olur ki (dininize laf atmaktan ve aleyhinize kâfirlerle iş birliği yapmaktan) vazgeçerler.
13
(Ey iman edenler! Dininize laf atıp size karşı düşmanlarınıza yardım ederek) Ahidlerini bozan ve Rasul’ü (Muhammed’i) yurdundan çıkarmaya çalışan (müşrik) kavimle savaşmayacak mısınız?! Hâlbuki (hem Hudeybiye Antlaşmasında tarafınıza geçen Huzaa’ya hem de daha önce Bedir’de) size saldırarak savaşı ilk başlatan onlardır. Yoksa onlardan korkuyor musunuz?! Eğer (müşriklerden değil de Allah’tan korkmak gerektiğine gerçekten) iman etmişseniz biliniz ki (müşriklere karşı cihadı terk ettiğinizde, vereceği azaptan dolayı) kendisinden korkulmaya asıl layık olan Allah’tır.
14
Ey iman edenler! Müşriklerle savaşın ki Allah sizin ellerinizle onlara azap etsin, onları (yenilgiye uğratıp öldürterek ve esir ettirerek) zelil etsin, onlara karşı sizi zafere ulaştırsın ve mu’minlerin kalbine (kâfirlerden intikamlarının alınması sebebiyle sevinç duygusu yerleştirerek) şifa versin.
15
Ve Allah (müşriklerin İslam’a ve Müslümanlara yaptığı kötülüklerden dolayı) mu’minlerin kalplerindeki öfke ve kızgınlığı (onları müşriklere karşı muzaffer kılarak) gidersin. Allah, (tevbe eden müşriklerden) dilediği kimselerin tevbesini kabul eder. Ve bilin ki Allah (عَـلِـيـم) ʿAlîm’dir (müşrik ve kâfirlerden ihlasla tevbe edenleri ve gizli olsun aşikâr olsun, büyük olsun küçük olsun, her şeyi en ince teferruatına kadar bilendir), (حَـكِـيـم) Ḥakîm’dir (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan ve verdiği her hükümde hikmet sahibi olandır).
16
Ey iman edenler! Yoksa siz, Allah içinizden (O’nun yolunda ihlasla) cihad edip sadece Allah’ı, rasulünü ve mu’minleri sırdaş edinenler ile müşrikleri sırdaş edinenleri belli etmek için imtihan etmeden bırakılacağınızı mı zannediyorsunuz?! Ve biliniz ki Allah, işlediğiniz her şeyden haberdardır (her şeyi gizlisiyle açığıyla en ince teferruatına kadar bilendir ve buna göre hesap soracaktır).
17
Müşrikler, kâfir olduklarına hâl ve hareketleriyle bizzat kendileri şahidlik ederken Allah’ın mescidlerini onarmaya (veya oralarda bulunmaya asla) layık değildirler. Onların yaptığı (iyi) ameller boşa gitmiştir ve onlar, ateşte ebedî kalıcıdırlar.
18
Allah’ın mescidlerini imar etmeye (oraları onarmaya ve oralarda bulunup ibadet etmeye) layık olanlar ancak; Allah’a (hiçbir şeyi şirk koşmadan gerektiği şekilde) iman edenler, (kulların diriltilip hesaba çekileceği) ahiret gününe iman edenler, namazı (rükün ve şartlarına riayet ederek) ikame edenler, zekâtı (Allah’ın emrettiği şekilde) verenler ve (Allah’a itaat etme konusunda) Allah’tan başka hiç kimseden korkmayanlardır. İşte hidayet (hak ve doğru yol) üzere olanlar ancak bu (sıfatlara sahip olan) kişilerdir.
19
Hac için gelenlere (içine kuru üzüm karıştırılmış lezzetli) su ikram etmeyi ve Mescid-i Haram’ı imar etmeyi (onarıp temizleyerek hizmet etmeyi), Allah’a ve ahiret gününe iman edip Allah yolunda (O’nun şeriatini hayatın her yönüne hâkim kılmak için) cihad etmekle eşit mi tutuyorsunuz?! Hayır! Bunlar Allah katında hiçbir zaman eşit olmazlar. Bilin ki Allah, zalimleri (Allah’a şirk koşarak nefsine zulmedenleri, hayır ameller işleseler bile şirk üzere oldukları müddetçe) doğru yola muvaffak kılmaz.
20
(Allah’a, rasulüne ve ona indirilenlere ihlasla) İman eden, (sırf Allah’ın rızasını kazanmak için) hicret eden ve Allah yolunda (O’nun şeriatini hayatın her yönüne hâkim kılmak için) hem malları hem de canlarıyla cihad edenlere gelince; onlar Allah katında (hacca gelenlere su dağıtan ya da Mescid-i Haram’ı onarıp temizleyenlerden) daha üstündürler. Ve mükâfaat olarak cenneti kazananlar, ancak bu sıfatlara sahip olanlardır.
21
İşte bu kimselere Rableri; kendi katından (onları sevindirip mutlu edecek geniş) bir rahmet vereceğini, onlardan hep razı olacağını ve onları içinde hiç bitmeyen nimetler bulunan cennetlere yerleştireceğini müjdelemektedir.
22
Onlar cennetteki nimetler içinde sonsuza kadar kalacaklardır. Muhakkak ki (ihlasla Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak duran mu’min kullara) Allah katında çok büyük mükâfaatlar vardır.
23
Ey iman edenler (Allah’ın birliğine tam manasıyla iman edip şeriatini hayatın bütün alanlarında uygulamaya azmedenler)! Eğer babalarınız ve kardeşleriniz imanı (tevhidi) değil de şirki ve küfrü seçerse onları veli (dost) edinmeyin (onları sevmeyin, Müslümanlara karşı desteklemeyin ve onlara Müslümanların sırlarını vermeyin)! İçinizden kim onları veli (dost) edinirse bilin ki işte onlar (nefislerini helake sürükleyerek) kendilerine zulmetmiş olanlardır.
24
Ey rasulüm! De ki: “Eğer babalarınız (babalarınız ve anneleriniz), çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, elde ettiğiniz mallar, kazanç getirmesini umup zarara uğramasından korktuğunuz ticaret ve hoşlandığınız evler size Allah’tan, rasulünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise bundan dolayı (başınıza her an) Allah’ın (azap) emrinin gelmesini bekleyin! Ve bilin ki Allah, fasıklara (kâfir akrabalarına vela göstererek ya da sevdiği şeyleri Allah için terk edemeyerek Allah’ın emirlerine itaat etmeyenlere) hidayet etmez (onları hakka ulaşmaya muvaffak kılmaz).”
25
(Ey iman edenler!) Hatırlayın, (sayınız kâfirlere nazaran az olmasına rağmen Allah’a tevekkülünüzden dolayı) Allah sizi birçok savaşta yardımıyla muzaffer kılmıştı. Huneyn Gününde ise sayınızın çokluğu hoşunuza gitti (ve buna güvendiniz). Fakat sayınızın çokluğu size hiçbir fayda vermedi (hezimete uğradınız) ve yeryüzü geniş olmasına rağmen size dar geldi (öyle ki sığınacak yer bulamadınız). Sonra da arkanızı dönüp (düşmandan) kaçtınız.
26
(Huneyn Savaşının başındaki bu hezimetten) Sonra Allah, rasulünün ve mu’minlerin üzerine sekînetini (mutmainlik, huzur ve sebat) indirdi. Ve görmediğiniz erler (melekler) indirdi. Ve (Allah’ın tevhidini, rasulünü ve Kur’ân’ı) inkâr edenleri (bir kısmını öldürüp helak ederek, bir kısmını da esaret altına sokarak) azaba uğrattı. İşte, kâfirlerin (hakkı inkâr edip rasullere ve mu’minlere savaş açanların) cezası budur!
27
Sonra savaşın ardından Allah, (küfür ve şirklerinden tevbe eden müşriklerden) dilediği kimselerin (tevbesinde ihlaslı olanların) tevbesini kabul eder. Ve Allah (غَـفُـور) Ğafûr’dur (küfründen dönüp ihlasla tevbe eden ve bozduklarını düzeltip emirlerine itaat eden kullarının suçlarını kıyamet gününde örtüp onlara azap etmeyendir), (رَحِـيـم) Raḥîm’dir (kullarına kaldıramayacakları şeyleri yüklemeyen, tevbe edenleri önceki kötü amellerinden dolayı sorumlu tutmayan ve ahirette sadece mu’minlere rahmet edendir).
28
Ey iman edenler (Allah’ın birliğine tam manasıyla iman edip şeriatini hayatın bütün alanlarında uygulamaya azmedenler)! Muhakkak ki müşrikler (Allah’a şirk koştukları için inanç ve düşünce bakımından manevi olarak) pistir. Artık bu seneden sonra Mescid-i Haram’a (hac, umre, tavaf ya da kendilerine has ibadetlerini yapmak için) yaklaşmasınlar. Eğer (müşriklerin Mescid-i Haram’a gelirken getirdikleri yiyeceklerin artık gelmemesi sebebiyle) geçim sıkıntısına düşmekten korkup endişe ederseniz bilin ki Allah, dilerse fazlından vererek (bol lütuf ve ikramıyla) sizi zengin kılar (müşriklere muhtaç bırakmaz). Muhakkak ki Allah (عَـلِـيـم) ʿAlîm’dir (kimlerin zengin kimlerin fakir olacağını, kullarının maslahatına olan hükümleri ve gizli olsun aşikâr olsun, büyük olsun küçük olsun, her şeyi en ince teferruatına kadar bilendir), (حَـكِـيـم) Ḥakîm’dir (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan ve verdiği her hükümde hikmet sahibi olandır).
29
Ey iman edenler! Allah’a iman etmeyen (O’nu her türlü noksan sıfattan tenzih etmeyip zatında, sıfatlarında, fiillerinde birlemeyen ve her türlü şirkten temizlenmeyen), ahiret gününe (insanların öldükten sonra hesaba çekileceklerine ve dünyadaki amellerine göre cennete ya da cehenneme gireceklerine) inanmayan, Allah’ın (Kur’ân’da) ve rasulünün (sahih sünnette) haram kıldığı şeyleri haram kabul etmeyen ve hak dine (İslam şeriatine) boyun eğmeyen kitap ehliyle (Yahudi ve Hristiyanlarla), zelil ve boyun eğmiş bir şekilde kendi elleriyle (size) cizye verinceye kadar savaşın!
30
(Yahudi ve Hristiyanlar şirke düşmüşlerdir.) Yahudiler, “Uzeyr Allah’ın oğludur.” dediler, Hristiyanlar da “Mesih (İsa) Allah’ın oğludur.” dediler. İşte bu sözler, onların kendi ağızlarıyla uydurdukları (hiçbir delile dayanmayan ve iftira olan) sözlerdir. Onların bu sözleri, (“Melekler Allah’ın kızlarıdır.” diyen) daha önceki kâfirlerin sözlerine benzemektedir. Allah onları (bu iftiralarından dolayı) helak etsin! Onlar nasıl da haktan ayrılıp bâtılın peşine düşüyorlar?!
Sonraki 30 ayet →