1
Ey rasulüm! Ümmetine de ki: “Allah tarafından bana şu bildirildi: Ben, Kur’ân okurken cinlerden bir topluluk o Kur’ân’ı dinledi ve kavimlerine döndüklerinde ‘Muhakkak biz (beyan ve fesahat bakımından) çok hayret verici, muazzam bir söz dinledik.’ dediler.”
2
“İşittiğimiz bu söz; (inanç, söz ve amelde) doğruyu gösteren bir sözdür. Bu sebeple biz ona iman ettik, artık (bu sözü indiren) Rabbimize (ne zatında ne sıfatlarında ne de fiillerinde) hiçbir şeyi asla şirk koşmayacağız (ve hayatımızın her yönünde O’nun emir ve yasaklarını uygulayacağız).”
3
“Ve biz kesin olarak inandık ki bütün noksanlıklardan münezzeh olan yüce Rabbimiz ne bir eş ne de bir çocuk edinmiştir.”
4
“Ve muhakkak ki en sefihimiz (İblis), Allah hakkında hak ile alakası olmayan ve ondan tenzih edilmesi gereken yalan sözler söylüyordu.”
5
“Ve biz, bu hak sözü duymadan önce (müşrik) insanlar ve cinler Allah’ın eşi veya çocuğu olduğunu söylediklerinde asla yalan söylemeyeceklerini zannettiğimiz için onlara uyup sözlerini tasdik ediyorduk.”
6
“Ve şu bir gerçektir ki insanlardan bazı adamlar korktuklarında ya da sıkıntıya düştüklerinde yardım almak için cinlerden bazı adamlara sığınırlar. Fakat insanların sığındıkları cinler, onların korkularını daha çok artırır (insanlar da cinlere sığınmakla onların cüret ve azgınlıklarını daha çok artırır).”
7
“Ve ey cin topluluğu! İnsanlar da sizin gibi, bir kimse öldükten sonra Allah’ın onu (hesap, ceza ve mükâfaat için) diriltmeyeceğine ve tevhide çağıran bir rasul göndermeyeceğine inandılar.”
8
“Ve biz, (daha önce olduğu gibi) göğün haberini öğrenmek istedik fakat göğü, meleklerden bekçilerle çok sıkı korunmuş ve oraya yaklaşanlara atılıp onları vuran şihâblarla (şiddetli yanan ateş kütleleriyle) doldurulmuş olarak bulduk.”
9
“Hâlbuki biz daha önce (Muhammed rasul olarak gönderilmeden önce) meleklerin aralarında konuştukları haberleri dinlemek için gökte bir yer bulabiliyorduk. Şimdi kim bu haberleri dinlemek için göğe yaklaşırsa orada kendisini vurup yakmak için bekleyen bir şihâb (şiddetli yanan ateş kütlesi) bulmakta.”
10
“Ve göğün böyle sımsıkı korunması; yeryüzündekiler hakkında bir kötülük irade edildiği için mi yoksa Rableri onlar hakkında bir hayır irade ettiği için mi, bilmiyoruz.”
11
“Ve muhakkak ki (cin topluluğu olarak) bizden salih (Allah’a iman etmiş takvalı) kimseler olduğu gibi böyle olmayanlar (kâfir ve günahkârlar) da vardır. Şu bir gerçektir ki biz, değişik inançlara sahip kimselerdik.”
12
“Ve biz kesin inanıyoruz ki Allah hakkımızda bir hüküm vermişse O’nu yeryüzünde asla âciz bırakamayız ve O’ndan kurtulmak için herhangi bir yere de kaçamayız.”
13
“Ve muhakkak ki biz, doğru yolu gösteren Kur’ân’ı dinlediğimizde ona iman ettik. Ve öğrendik ki gerçek manada Rabbine iman eden kimse, işlediği iyi amellerinin karşılığının eksiltilmesinden, tevbe ettiği günahlarının affedilmemesinden ve başkasının günahının kendisine yüklenmesinden endişe etmez.”
14
“Ve şu bir gerçektir ki bizden Allah’a tam manasıyla boyun eğip teslim olanlar olduğu gibi hak yoldan sapanlar da vardır. Şüphesiz kim Allah’a tam manasıyla teslim olup emirlerine boyun eğer ve salih amel işlerse işte onlar, hidayeti isteyip arayan kimselerdir.”
15
“Hak yoldan sapanlara gelince; işte onlar, cehennemin odunu olacaklardır.”
16
Şayet cinler ve insanlar doğru yolu (İslam’ı) seçip hayatlarını ona göre düzenleseydiler muhakkak onlara ihtiyaçları olduğunda bol su indirir ve çeşit çeşit nimetler verirdik.
17
Biz, bu bol su ve çeşit çeşit nimetleri imtihan etmek için onlara vereceğiz. Ve şu bilinmelidir ki kim Rabbinin indirdiği Kur’ân’dan yüz çevirip hayatını ona göre düzenlemezse Rabbi, onu çok şiddetli ve kaldıramayacağı bir azaba uğratır.
18
Ve biliniz ki mescidler sadece Allah’a aittir (öyleyse oralarda yalnız Allah’ı birlemeye, bütün şirkleri terk etmeye, bütün tağuti sistemleri reddetmeye ve İslam şeriatini hayatın her alanında uygulamaya davet edin; Allah’ın emirlerine itaat edip yasaklarından uzak durmayı emredin). Sakın mescidlerde Allah’tan başkasına çağırmayın (oraları tağutlara ve İslam düşmanlarına itaate, İslam şeriati dışındaki herhangi bir sisteme ve Allah’ın razı olmadığı şeylere davet için kullanmayın; oralarda tağutların ve İslam düşmanlarının zafere ulaşması için dua etmeyin)!
19
Şu da var ki Allah’ın kulu (Muhammed), cinlerin bulunduğu yerde Rabbine ibadet etmeye kalktığında cinler, okuduğu Kur’ân’ı dinlemek için neredeyse onun üzerine yıkılacakmış gibi üst üste yığılıp toplanmışlardı.
20
Ey rasulüm! (Şirkte ısrar eden) O müşriklere de ki: “Ben sadece Rabbime ibadet edip mutlak itaat hakkını* sadece O’na veririm ve bunları sadece O’na vermeye davet ederim. Ve ben, (zatında, sıfatlarında, fiillerinde, ibadette, hak ve yetkilerinde) hiçbir şeyi O’na eş koşmam.” [ Not: Mutlak itaat etmek; bir kimsenin verdiği emir ve hüküm ne olursa olsun ona itaat etmek demektir. Allahu Teâlâ’dan başkasına kim olursa olsun mutlak itaat edilme hakkı verilirse o, ilah edinilmiş demektir. Kim de bu hakkın kendisine verilmesini isterse ilahlık taslamış olur. Çünkü mutlak itaat edilme hakkı sadece Allahu Teâlâ’ya aittir. O’nun dışındaki varlıklara Allahu Teâlâ için ve Allahu Teâlâ’ya karşı gelmemek şartıyla itaat edilir. ]
21
Ey rasulüm! Yine (şirkte ısrar eden) o müşriklere de ki: “Ben, ne Allah’ın size takdir ettiği bir zararı sizden defedebilirim ne de Allah’ın sizin için dilemediği bir faydayı size verebilirim.”
22
Ey rasulüm! Yine (şirkte ısrar eden) o müşriklere de ki: “Eğer Allah’a karşı gelirsem beni O’nun azabından hiç kimse kurtaramaz ve ben, O’ndan başka sığınılacak bir sığınak da asla bulamam.”
23
“Sizin için yapabileceğim şey, ancak Allah’ın size tebliğ etmemi emrettiği şeyleri tebliğ etmek ve benimle gönderdiği risaletini size bildirmektir. Artık kim Allah’a ve rasulüne karşı gelirse bilin ki o, içinde sonsuza kadar kalacağı cehennem ateşine girecektir.”
24
Kâfirler, kendilerine vâdedilen ahiret azabını görünceye kadar küfür ve şirk işlemeye devam edeceklerdir. Fakat o azabı gördüklerinde kimin yardımcılarının zayıf ve destekleyicilerinin az olduğunu anlayacaklardır.
25
Ey rasulüm! Dirilişi inkâr eden o müşriklere de ki: “Size vâdedilen azap yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi tayin etmiştir, ben bilmem.”
26
“Bütün ğaybleri (gizli olanları) bilen Allah’tır (hiçbir şey O’na gizli değildir). O, (kendisinin bildiği) ğaybe hiç kimseyi muttali kılmaz, ancak muttali olmasını dilediği rasul hariç (ona dilediğini bildirir). Ve rasulüne bildirdiği ğaybe hiç kimsenin muttali olmaması için o ğaybın önüne ve arkasına gözetleyiciler (koruyucu melekler) dizer.”
28
Böylece Rasul (Muhammed); daha önce gönderilen bütün rasullerin, Rablerinin emrettiği şeyleri eksiksiz ve tam manasıyla kavimlerine tebliğ ettiklerini bilsin. Ve Rableri, bütün melekler ile rasullerin sahip olduğu ilmi tüm teferruatıyla bilir ve her şeyi bir bir saymıştır (hiçbir şey O’ndan gizli değildir).