Ana SayfaMealler › Ziyaeddin El-Kudsi
ZE

Ziyaeddin El-Kudsi

Bu mealle oku
Ziyaeddin El-Kudsi meali ile okumaya başla
Hadıd 1 / 29
1
Bilin ki göklerde ve yerde bulunanlar, Allah’ı tesbih etmektedir (bütün noksan sıfatlardan tenzih ederek yüceltmektedir). Ve O; (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz’dir (her meselede dilediği gibi hüküm veren, dilediğini yapmaktan engellenemeyen ve kendisinden hesap sorulmayandır), (ٱلۡـحَـكِيـم) el-Ḥakîm’dir (yaratmasında, verdiği emirlerde, kaza ve kaderinde hikmet sahibi olandır).
Z. El-Kudsi 57:1
2
Bilin ki göklerin ve yerin mülkü sadece Allah’a aittir. Yaşatan da öldüren de O’dur. Ve O her şeye kadirdir (hiçbir şey O’nu âciz bırakamaz).
Z. El-Kudsi 57:2
3
O; (ٱلۡأَوَّل) el-Evvel’dir (mahlukat yok iken var olan ve varlığının başlangıcı olmayandır), (ٱلۡأٓخِـر) el-Âḫir’dir (devamlı var olan ve hiç yok olmayacak olandır), (ٱلـظَّاهِـر) eẓ-Ẓāhir’dir (fiilleriyle varlığı belli olan, varlığını ispat eden sayısız deliller bulunan, kudretiyle her şeyden üstün olan ve hiçbir şeyden âciz olmayandır) ve (ٱلۡـبَاطِـن) el-Bâtın’dır (zatının, sıfatlarının ve fiillerinin mahiyeti mahlukatın aklında idrak ve hayalinde tasavvur edilemeyendir). Ve O, (varlığı vacip, imkânsız ve mümkün olan) her şeyi en ince teferruatıyla bilen ve kendisine hiçbir şey gizli olmayandır.
Z. El-Kudsi 57:3
4
O, gökleri ve yeri (bir göz kırpmasından daha kısa zamanda yaratma kudreti olmasına rağmen) altı günde yarattı. Sonra Arş’a istiva etti.* O, yere gireni (yağmur, tohum ve başka şeyleri) ve yerden çıkanı (bitki, maden ve başka şeyleri), gökten ineni (yağmur, rızık, melekler ve başka şeyleri) ve göğe çıkanı (melekler, kulların ruhları, salih amellerin sevabı ve başka şeyleri) bilir. Ve nerede olursanız olun O, (ilmi ve yardımıyla) sizinle beraberdir. Ve biliniz ki Allah, yaptığınız her şeyi (gizlisiyle açığıyla en ince ayrıntısına kadar) görendir (herkese yaptığı amelin karşılığını mutlaka verecektir). [ Not: Sahabelerin istiva hakkındaki inancı; “ثُـمَّ ٱسۡـتَـوَىٰ عَـلَـى ٱلۡـعَـرۡشِ” sözü Kur’ân’da geçtiği için böyle ayetleri okumak ve Allahu Teâlâ’nın Arş’a istiva ettiğine inanmaktı. Allahu Teâlâ’nın Arş’a istivası, aklın idrak edebileceği bir şey değildir. Onun keyfiyeti hakkında soru sormak bidattir; çünkü keyfiyet Allahu Teâlâ’dan kaldırılmıştır. Keyfiyet, sadece mahluka ait olan bir vasıf olduğu için Allahu Teâlâ hakkında keyfiyet düşünen kişi, Allahu Teâlâ’yı cisim olarak tasavvur etmiş olur. Bu ayetten asla Arş’ın Allahu Teâlâ’nın yeri olduğu anlaşılmaz. Çünkü Allahu Teâlâ, yer ve mekândan münezzehtir. Allahu Teâlâ’ya mekân isnat eden kişi, O’nu cisme benzetmiş olduğu için Müslüman değildir. İşte bu, sahabe ve selefi salihinin görüşüdür. Allahu Teâlâ’nın Arş’a istivasını, Arş’a yaptığı bir fiil olarak kabul etmek de caiz olan bir görüştür. İstivayı Allahu Teâlâ’nın bir sıfatı olarak kabul etmek ise Allahu Teâlâ’nın Arş’ı yaratmadan önce böyle bir sıfata sahip olmadığı anlamına gelir. Çünkü Arş, mahluk olan bir varlıktır yani daha önce yokken sonradan var olmuştur. Bu durumda istiva sıfatı, Arş yaratıldıktan sonra olmuş manasına gelir. Fakat “İstiva sıfatı kdîm (قَدِيم) olan bir sıfattır, Arş yaratılmadan önce de vardı.” demek, kuvvetli bir görüş olmamasına rağmen küfür olmaz. Şu bilinmelidir ki Allahu Teâlâ’nın sıfatları kdîm (قَدِيم) ve ebedidir; asla artmaz, eksilmez ve değişmez. Dolayısıyla bu konuda doğru olan, istiva Kur’ân’da geçtiği için ya zahiri manasını vermeyip okuyup geçmek ve manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmek ya da Allahu Teâlâ’nın Arş’a bir fiil yapması olarak tevil etmektir. Allahu Teâlâ’nın Arş’a istivasına, “Allah’ın zatına layık bir istivadır.” diye mana vermekte de bir sakınca yoktur. Sakıncalı olan; Allahu Teâlâ’nın istivasını, yükselmek ve karar kılmak manasında anlamaktır. Allahu Teâlâ hakkında böyle manalar düşünmek apaçık küfürdür. Allahu Teâlâ’nın istivasına bu gibi manalar verildiğinde Allahu Teâlâ’ya layık olmayan şeyler nispet edilmiş olur. Çünkü: 1. Allahu Teâlâ için yükseldi sözü mesafe ve yer manasında kullanılırsa daha önce aşağıda idi, sonra yükselmek için harekete geçti anlamına gelir. Oysa Allahu Teâlâ yerden, zamandan, değişmekten, hareketten ve bir şeyin üzerine karar kılmaktan münezzehtir. Bunların hepsi mahlukun sıfatıdır ve Allah’a layık olmayan şeylerdir. 2. Allahu Teâlâ Arş’a sonradan karar kıldı manasına gelir. Bu ise Allahu Teâlâ’da yer değişimi veya hâl değişimi olduğu anlamına gelir. Bu da Allahu Teâlâ’ya layık değildir. ]
Z. El-Kudsi 57:4
5
Biliniz ki göklerin ve yerin mülkü sadece O’na aittir (öyleyse yalnız O’na ibadet edin) ve her şey Allah’a dönecektir (O, hiç kimseye zulmetmeden herkes hakkında adaletle hüküm verecektir).
Z. El-Kudsi 57:5
6
O; geceyi (kısaltıp) gündüze katar, gündüzü de (kısaltıp) geceye katar. Ve muhakkak ki O, kulların kalbinden geçenleri en ince teferruatına kadar bilir (hiçbir şey O’na gizli değildir).
Z. El-Kudsi 57:6
7
Ey insanlar! Allah’a ve rasulüne gerçek manada iman edin ve Allah’ın sizi üzerine tasarrufta yetkili kıldığı şeylerden (O’nun yolunda ve rızası için) infak edin! Ve biliniz ki sizden gerçek manada (Allah’a, rasulüne ve onun getirdiklerine) iman edip (Allah yolunda) infak edenler için Allah katından bir ikram olarak büyük mükâfaat (cennet) vardır.
Z. El-Kudsi 57:7
8
Ey müşrikler! Rasul sizi, Rabbinize iman etmeye davet ettiği hâlde niçin Allah’a iman edip O’nu birlemiyorsunuz?! Hâlbuki Rabbiniz, (sizi babanız Âdem’in sırtından çıkarmış ve sadece kendisine ibadet edip birlemeniz için) sizden söz almıştı. Eğer hakka inanmak ve sözünüzde durmak istiyorsanız rasulünüzün davet ettiği şeye iman edin!
Z. El-Kudsi 57:8
9
Sizi küfrün karanlıklarından imanın nuruna çıkarmak için kuluna (Muhammed’e) apaçık ayetler indiren O’dur. Ve muhakkak ki Allah size (رَءُوف) Raûf’tur (kullarının iyiliğini gözeten, faydalanacakları nimetler veren, iyi işlerinde onlara yardım edip kolaylaştıran, kullarına lütufta bulunup doğru yola irşad edici ve mu’minleri cennetle müjdeleyici rasuller gönderendir), (رَحِيـم) Raḥîm’dir (kullarına kaldıramayacakları şeyleri yüklemeyen, tevbe edenleri önceki kötü amellerinden dolayı sorumlu tutmayan ve ahirette sadece mu’minlere rahmet edendir).
Z. El-Kudsi 57:9
10
Size ne oluyor ki Allah’ın yolunda (ve O’nun rızası için) harcamıyorsunuz?! Hâlbuki göklerin ve yerin mirası yalnız Allah’a aittir. Ey gerçek manada iman edenler! Mekke’nin fethinden önce sizden (Allah’ın yolunda ve O’nun rızası için) infak edip (İslam’ın muzaffer olması için) kâfirlere karşı savaşanlar, elbette Mekke’nin fethinden sonra infak edip kâfirlere karşı savaşanlarla eşit değildir. İşte onlar, (Allah katında) fetihten sonra infak edip savaşanlardan derece olarak daha üstündürler. Bununla birlikte Allah hepsine mükâfaat olarak husnayı (cenneti) vâdetmiştir. Ve Allah, işlediğiniz her şeyden haberdardır (hiçbir şey O’na gizli değildir ve kıyamet gününde buna göre hesap soracaktır).
Z. El-Kudsi 57:10
11
Allah’a (O’nun rızası için) karzıhasen veren (ihtiyaçlı Müslümanlara faizsiz olarak borç veren ve O’nun yolunda şeriatini hâkim kılmak gayesiyle harcama yapan) kişiye, Allah yaptığının karşılığını (dünyada) kat kat verir. Ve kıyamet gününde katından bir ikram olarak onu büyük mükâfaat (cennet) ile mükâfaatlandırır.
Z. El-Kudsi 57:11
12
Ey rasulüm! Mu’min erkekler ile mu’min kadınların önlerinden ve sağlarından giden nurlarını (amellerinin nurunu) gördüğün gün onlara şöyle denir: “Bugün, içinde ebedî kalmak üzere sarayları ve ağaçları altından ırmaklar akan cennetlerle müjdelenin! İşte bu, gerçekten de Allah’ın büyük bir ikramıdır.”
Z. El-Kudsi 57:12
13
İşte o gün münafık erkekler ve münafık kadınlar, iman edenlere şöyle derler: “Bizi bekleyin de nurunuzdan bir parça alıp istifade edelim.” Bunun üzerine münafıklara şöyle denir: “Hayır! Geri dönüp nur bulmaya çalışın!” Nihayet mu’minler ile münafıklar arasına, kapısı olan bir sur çekilir. O kapının (mu’minlerin bulunduğu) iç kısmında rahmet, (münafıkların bulunduğu) dış kısmında ise azap vardır.
Z. El-Kudsi 57:13
14
Münafıklar, mu’minlere şöyle seslenir: “Biz dünyada (İslam dininde ve Rasul’e itaatte) sizinle beraber değil miydik?” Mu’minler de onlara şöyle cevap verir: “Evet, zahiren bizimle beraberdiniz fakat siz (münafıklık yaparak) nefsinizi fitneye düşürdünüz, (içinizdeki nifakı ortaya çıkarmak için) mu’minlerin yenilip zelil olmasını beklediniz, (mu’minlerin zaferi ve öldükten sonra diriliş konusunda) şüphe içinde idiniz, boş ümitleriniz sizi oyaladı ve Allah’ın sizin için tayin ettiği ölüm vakti gelinceye kadar hep bu durumda idiniz, şeytan da sizi Allah hakkında bâtıl inançlar ile kandırdı.”
Z. El-Kudsi 57:14
15
İşte o gün, ey münafıklar! Ne sizden ne de (hak kendilerine apaçık geldiği hâlde) inkâr eden kâfirlerden (Allah’ın azabından kurtulmalarına karşılık) hiçbir fidye alınmaz. Barınacağınız yer ateştir, sizinle o ilgilenecektir ve o, ne kötü bir sondur!
Z. El-Kudsi 57:15
16
İman edenlerin kalplerinin Allah’ın zikri ve indirdiği hak ile ürperip yumuşama vakti gelmedi mi?! Mu’minler, sakın daha önce kendilerine kitap verilenler (Yahudi ve Hristiyanlar) gibi olmasınlar! Onlar, (dünyaya dalmaları sebebiyle) Allah’ın indirdiği hakkı uzun zaman gereği gibi düşünmedikleri için kalpleri katılaştı. Şu bir gerçektir ki onların çoğu zaten fasık (Allah’ın yolundan çıkmış) idiler.
Z. El-Kudsi 57:16
17
Ey insanlar! Bilin ki Allah, ölümünden (kuruduktan) sonra (bitkiler bitirerek) yeri canlandırır. Böylece (birliğimizi ve muazzam kudretimizi gösteren) delilleri size beyan ediyoruz ki (yer öldükten sonra onu diriltmeye kadir olan Allah’ın, sizi de öldükten sonra diriltmeye ve sertleşmiş kalplerinizi yumuşatmaya kadir olduğunu) düşünüp anlayasınız.
Z. El-Kudsi 57:17
18
Muhakkak ki Allah’ın rızası için mallarının bir kısmını tasadduk eden erkekler ile tasadduk eden kadınlara ve Allah’a (O’nun rızası için) karzıhasen* verenlere, Allah yaptıklarının karşılığını kat kat verir. Ve kıyamet gününde onlar için değerli bir mükâfaat (cennet) vardır. [ Not: Karzıhasen; zaruri ihtiyaç içinde olan bir Müslümana, ihtiyacını gidermesi için faizsiz ve imkânı olduğu zamana kadar ödemede kolaylık sağlayarak borç vermektir. ]
Z. El-Kudsi 57:18
19
Allah’a gerçek manada iman eden (O’nu zatında, sıfatlarında ve fiillerinde birleyip hiçbir şeyi şirk koşmayan) ve bütün rasullerine de iman edenlere gelince; onlar, Rableri katında sıddık (özü sözü doğru olanların) ve şehid (Allah’ın şeriatini yeryüzünün her yerine hâkim kılmak için ölenlerin) mertebesine erenlerdir. (Kıyamet gününde) Onların hem mükâfaatları hem de (önlerinden ve sağ taraflarından giden) nurları olacaktır. Benim birliğime inanmayan ve rasulüme indirdiğim ayetlerimi yalanlayan kâfirlere gelince; onlar cehennem ehlidirler (orada ebedî olarak kalacaklardır).
Z. El-Kudsi 57:19
20
Ey insanlar! Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, süs, aranızda (mal, mertebe ve çocuklarınızla) övünme, daha çok mal ve çocuk sahibi olma isteğinden ibarettir. Dünya hayatı tıpkı yağmurun yerden bitirdiği ve çiftçilerin hoşuna giden bitki gibidir. Sonra o bitki kurur da sen, onun sapsarı olduğunu görürsün. Sonra da çer çöp olur. Ve bilin ki ahirette (kâfirler ve münafıklar için) şiddetli azap vardır. Yine orada (gerçek manada iman edenler için) Allah’ın mağfireti ve rızası (mükâfaatı) vardır. Şu bir gerçektir ki dünya hayatı (süsleri, lezzetleri ve şehvetleri) aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.
Z. El-Kudsi 57:20
21
Ey insanlar! Rabbinizin mağfiretini ve genişliği gökler ile yer kadar olan cenneti elde etmek için (salih ameller işlemede ve günahlarınızdan halis bir şekilde tevbe etmede) yarışın! O cennet, Allah’a ve rasullerine gerçek manada iman edenler için hazırlanmıştır. İşte bu mükâfaat Allah’ın ikramıdır, onu dilediğine verir. Ve bilin ki Allah (mu’min kullarına) büyük lütuf ve ihsan sahibidir.
Z. El-Kudsi 57:21
22
Ey insanlar! Biliniz ki yeryüzüne isabet eden bütün musibetler ve kendi nefislerinizde size isabet eden her musibet, yer ve içindekiler yaratılmadan önce Levhi’l Mahfuz’a yazılmıştır. Muhakkak ki bu, Allah’a kolaydır.* [ Not: Allahu Teâlâ için “Bu daha kolaydır yani diğerinden daha kolaydır.” denilmez çünkü Allahu Teâlâ için hiçbir şey zor değildir, O’nu hiçbir şey aciz kılmaz. Allahu Teâlâ için “Bu iş zordur, bu iş kolaydır; bu iş daha zordur, bu iş daha kolaydır.” diye sözler kullanılmaz. Bunlar ancak yaratılanlar hakkında ya da insanların meseleyi daha iyi anlaması ve ne kadar çelişkide olduklarını anlatmak için onlara hücceti ikame etmede kullanılır. Yoksa Allahu Teâlâ hakkında bu asla söz konusu olamaz. Kulların sıfatlarına kıyas ederek Allahu Teâlâ’ya sıfat vermek çok büyük bir yanlıştır. Çünkü Allahu Teâlâ hiçbir konuda, hiçbir şekilde yarattıklarına benzemez. Bu, eş-Şûrâ: 11 ayetinde sabittir. ]
Z. El-Kudsi 57:22
23
Ey insanlar! Bunu size bildirmemizin sebebi, kaçırdığınız nimetlerden dolayı üzülmemeniz ve Allah’ın size verdiği nimetlerden dolayı (insanlara karşı) böbürlenerek sevinmemeniz içindir. Ve bilin ki Allah, kendisine verilen nimetten dolayı insanları hor ve hakir görüp onlara eziyet ederek üstünlük taslayanları sevmez.
Z. El-Kudsi 57:23
24
O kimseler, (Allah’ın vacip kıldığı harcama konusunda) cimrilik yaparlar ve insanlara da cimrilik yapmayı emrederler (bilsinler ki onlar kaybedenlerdir). Kim (Allah’a itaatten) yüz çevirirse ancak kendisine zarar verir. Muhakkak ki Allah (ٱلۡـغَـنِـيّ) el-Ğaniyy’dir (hiçbir şeye muhtaç olmayandır; O’nun dışındaki varlıklar hem varlıklarında hem de varlıklarının devamında O’na muhtaçtır), (ٱلۡـحَـمِيـد) el-Ḥamîd’dir (sahip olduğu güzel isimlerinden, mükemmel sıfatlarından ve fiillerinden dolayı hamdedilip övülmeyi hak edendir).
Z. El-Kudsi 57:24
25
Yemin olsun ki rasullerimizi (getirdikleri şeylerin hak olduğunu gösteren) apaçık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirip hayatın her alanında uymaları için onların beraberinde kitap ve mizanı (hak ile bâtılı, doğru ile yanlışı ve her şeye gerçek değerini bildiren hükümleri) indirdik. Ve demiri de indirdik (yarattık). Onda büyük kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Ve Allah, rasulleri gönderip onlarla beraber kitap ve mizanı indiriyor ki kimlerin ğaybe inanarak dinine ve rasullerine yardım ettiğini mu’minlere göstersin. Muhakkak ki Allah (قَـوِيّ) Kaviyy’dir (her şeye gücü yetendir, hiçbir şey O’na galip gelemez), (عَـزِيـز) ʿAzîz’dir (dilediğini yapar, hiçbir şey O’nu âciz bırakamaz).
Z. El-Kudsi 57:25
26
Ve yemin olsun ki Nuh’u ve İbrahim’i rasul olarak gönderdik. Nebiliği ve kitabı onların zürriyetine verdik. Zürriyetlerinden bazıları doğru yolu seçti fakat onlardan çoğu fasık (gerçek manada iman etmeyip küfür ve şirkinde ısrar eden, emirlerimize boyun eğmeyen ve rasulümüze tâbi olmayan) kimselerdir.
Z. El-Kudsi 57:26
27
Sonra bunların izinden art arda rasullerimizi gönderdik. Sonra arkalarından Meryem oğlu İsa’yı gönderdik, ona İncîl’i verdik ve ona iman edip tâbi olanların kalplerine merhamet ve şefkat yerleştirdik. Fakat onlar, farz kılmadığımız hâlde ruhbanlığı icat ettiler (biz onu ne farz ne de meşru kıldık, onlar bunu Allah’ın rızasını kazanmak için kendilerine farz kıldılar). Biz onlara sadece Allah’ın razı olduğu şeylere tâbi olmayı emrettik fakat bu hükme gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan gerçek manada iman edip emrettiğimiz ve gösterdiğimiz şekilde amel edenlere mükâfaatlarını verdik. Şu bir gerçektir ki onların çoğu fasık (gerçek manada iman etmeyip küfür ve şirkinde ısrar eden, Allah’ın emirlerine boyun eğmeyen ve rasulüne tâbi olmayan) kimselerdir.
Z. El-Kudsi 57:27
28
Ey iman edenler (Allah’ın birliğine tam manasıyla iman edip şeriatini hayatın bütün alanlarında uygulamaya azmedenler)! Allah’tan korkun (emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak durun) ve rasulüne (Muhammed’e) iman edip getirdiği şeriati hayatın bütün alanlarında uygulayın ki (daha önceki rasullere ve Muhammed’e iman ettiğiniz için) size iki kat sevap versin, ışığında yürüyeceğiniz bir nur lütfetsin ve günahlarınızı bağışlasın! Muhakkak ki Allah (غَـفُور) Ğafûr’dur (günahından pişman olup tevbe eden kullarını affedendir), (رَحِيـم) Raḥîm’dir (kullarına kaldıramayacakları şeyleri yüklemeyen, tevbe edenleri önceki kötü amellerinden dolayı sorumlu tutmayan ve ahirette sadece mu’minlere rahmet edendir).
Z. El-Kudsi 57:28
29
Ey iman edenler! Size iki kat sevap vereceğimizi bildirerek size olan ikramımızı beyan ettik ki daha önce kendilerine kitap verilenler, Allah’ın lütfunun kendi ellerinde olmadığını ve onu dilediklerine verip dilediklerine vermemeye kadir olmadıklarını, bütün lütuf ve ikramların sadece Allah’a ait olduğunu ve onu dilediğine verdiğini (dilediğine de vermediğini) bilsinler. Muhakkak ki Allah (takvalı kullarına) büyük ikram sahibidir.
Z. El-Kudsi 57:29
Hadıd suresi tamamlandı