Ana SayfaMealler › Ziyaeddin El-Kudsi
ZE

Ziyaeddin El-Kudsi

Bu mealle oku
Ziyaeddin El-Kudsi meali ile okumaya başla
Ahkaf 1 / 35
1
Ḥâ, mîm.* (Muhammed’e inen bu Kur’ân, işte bu gibi harflerden müteşekkildir, buna rağmen onun benzeri bir sure dahi getiremiyorsunuz.) [ Not: Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir. ]
Z. El-Kudsi 46:1
2
Bu kitap (Kur’ân), (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz (her meselede dilediği gibi hüküm veren, kendisinden hesap sorulmayan, emrine muhalefet edenleri hak ettikleri şekilde cezalandıran, dilediğini yapmaktan engellenemeyen) ve (ٱلۡـحَـكِيـم) el-Ḥakîm (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan, emirlerine karşı gelenleri hikmeti gereği cezalandıran) Allah tarafından indirilmiştir (başkasından değildir).
Z. El-Kudsi 46:2
3
Biz; gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri (boşu boşuna değil) ancak hak ile (birliğimiz, muazzam kudretimiz, mükemmel hikmetimiz bilinsin) ve tayin edilmiş bir zamana (kıyamet gününe) kadar şeriatimiz yeryüzünde uygulansın diye yarattık. Fakat kâfirler, uyarıldıkları şeyleri önemsemeyip haktan yüz çevirmektedirler.
Z. El-Kudsi 46:3
4
Ey rasulüm! (Kendilerine gelen haktan bile bile yüz çeviren) O müşriklere şöyle de: “Allah’tan başka ibadet ettiğiniz şu putları bir düşünün, onlar yerden ne yaratmışlar ya da göklerin yaratılmasında bir ortaklıkları mı var?! Eğer Allah’tan başka ibadet ettiğiniz bu putların ibadeti hak ettikleri konusundaki iddianızda doğrulardan iseniz bunu beyan eden, bu Kur’ân’dan önce size (Allah tarafından) indirilmiş bir kitap varsa ya da elinizde buna dair geçmiş ümmetlerden gelen doğru bir ilim varsa haydi onu bana getirin bakalım!”
Z. El-Kudsi 46:4
5
Ve Allah’ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine ibadet edenlere icabet edemeyen ve kendisine yapılan dualardan habersiz olan varlıklara ibadet edenden daha sapık kim olabilir?!
Z. El-Kudsi 46:5
6
Ve Allah’tan başka taptıkları o varlıklar, kıyamet gününde insanlar haşrolunduklarında kendilerine ibadet edenlere düşman kesilir ve kendilerine yapılan ibadetleri reddederler.
Z. El-Kudsi 46:6
7
Ve ayetlerimiz insanlara apaçık bir şekilde okunduğu zaman… Hakkı reddeden kâfirler, rasulümüz onlara Kur’ân’ı getirdiğinde Kur’ân hakkında şöyle dediler: “Bu, apaçık bir sihirdir (Allah’tan gelen bir vahiy değildir).”
Z. El-Kudsi 46:7
8
Yoksa o müşrikler, “Muhammed, bu Kur’ân’ı uydurup Allah’a nispet etti.” mi diyorlar?! Ey rasulüm! Onlara şöyle de: “Eğer bu Kur’ân’ı ben uydurmuşsam Allah bana azap etmek istediğinde O’nun azabını benden asla defedemezsiniz. (Böyleyken ben nasıl bu suçu işleyip de kendimi azaba maruz bırakırım?!) O, Kur’ân ve benim hakkımda söylediğiniz her şeyi bilir. Benim ile sizin aranızda şahid olarak Allah yeter! Ve O; (ٱلۡـغَـفُور) el-Ğafûr’dur (günahından pişman olup halisane bir şekilde tevbe ederek Allah’a itaate dönen ve tekrar aynı günaha dönmekten kaçınan kullarını affedendir), (ٱلـرَّحِيـم) er-Raḥîm’dir (ihlasla tevbe eden kullarına merhamet ederek onlara işlediği günahlardan dolayı azap etmeyendir).”
Z. El-Kudsi 46:8
9
Ey rasulüm! (Seni yalanlayan) O müşriklere de ki: “(Allah tarafından) İnsanlara gönderilen ilk rasul ben değilim (ki hayret edesiniz). Ve ben, Allah’ın bana da size de dünyada ne yapacağını bilmiyorum. Ben sadece bana vahyedilene tâbi oluyorum. Ve ben ancak (bana iman etmeyip tâbi olmadığınızda) Allah’ın azabıyla korkutmak için apaçık uyarılarla gönderilmiş bir uyarıcıyım.”
Z. El-Kudsi 46:9
10
Ey rasulüm! (Seni yalanlayan) O müşriklere de ki: “Söyleyin bakalım, eğer bu Kur’ân Allah tarafından indirilmiş bir kitap ise ve siz onu reddetmişseniz, İsrailoğullarından bir şahid de Tevrât’a dayanarak onun Allah tarafından indirilmiş olduğuna şahidlik edip ona iman etmişse ve buna rağmen siz ona iman etmekte kibirlenmişseniz bu, sizin zalimlerden olduğunuzu göstermez mi?! Bilin ki Allah, zalim kavmi (bile bile hakkı yalanlayıp küfür ve şirki seçerek nefsine zulmedenleri) hidayete muvaffak kılmaz.”
Z. El-Kudsi 46:10
11
Rasulümüzü ve getirdiklerini reddedenler, bunlara iman edenler hakkında şöyle dediler: “Onun (Muhammed’in) getirdiği Kur’ân gerçekten hayra delalet eden bir kitap olsaydı onlar (fakirler, köleler ve zayıflar), ona iman etmekte bizi geçmezlerdi.” O inkârcılar, rasulümüzün getirdiği kitaba bağlanmadıkları için şöyle derler: “Bu kitap ancak eskilerin uydurduğu bir masaldır (biz ona asla tâbi olmayız).”
Z. El-Kudsi 46:11
12
Ve şu bir gerçektir ki bu kitaptan (Kur’ân’dan) önce, hakka delalet edici bir rehber ve (ona iman eden) İsrailoğullarına bir rahmet olarak Musa’ya inen kitap (Tevrât) vardı. Ve (Muhammed’e inen) bu kitap (Kur’ân), kendisinden önceki kitapları tasdik etmek, zalimleri (küfür, şirk ve günah işleyerek nefsine zulmedenleri cehennemle) korkutup uyarmak ve muhsinleri (tevhide sarılıp hiç şirk koşmayan ve salih ameller işleyip her hâlükârda Rabbine itaat edenleri cennetle) müjdelemek için Arap diliyle indirilmiştir.
Z. El-Kudsi 46:12
13
Muhakkak ki “Rabbimiz Allah’tır (O’ndan başka gerçek rab yoktur).” deyip sonra gerçek iman üzerinde sabit kalan ve hayatlarının her yönünde Allah’ın istediği şekilde hareket edenlere (ahiret gününde) hiçbir korku olmayacaktır ve onlar hiç üzülmeyeceklerdir.
Z. El-Kudsi 46:13
14
İşte bu sıfatlara sahip olanlar, dünyada işledikleri güzel amellerinin mükâfaatı olarak cennete girecek ve orada ebedî olarak kalacaklardır.
Z. El-Kudsi 46:14
15
Ve biz insana, ana babasına güzel muamele yapmasını (hayatta iken iyi davranmasını, öldükten sonra ise onlara sevap getirecek ameller yapmasını) emrettik. Annesi, onu karnında iken meşakkatle taşır ve meşakkatle doğurur. Ve insanın anne karnında taşınması ve sütten kesilip kendi başına yemek yiyecek hâle gelmesi otuz ay kadar sürer. Nihayet aklı ve bedeni mükemmelleşip de kırk yaşına geldiğinde şöyle der: “Ey Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimetlere karşılık beni, sana şükretmeye ve razı olduğun salih ameller (senin için ve istediğin şekilde ameller) işlemeye muvaffak kıl! Beni ve zürriyetimi ıslah et! Muhakkak ki ben, bütün günahlarımdan sana tevbe ettim ve gerçek manada Müslümanlardan (senin emir ve yasaklarına boyun eğip teslim olanlardan) oldum.”
Z. El-Kudsi 46:15
16
İşte yaptıklarının en iyisini kabul edeceğimiz ve günahlarını affedeceğimiz bu kimseler, cennet ehli ile beraber olacaklardır. Ve onlara verilen bu söz, doğru bir sözdür (mutlaka gerçekleşecektir).
Z. El-Kudsi 46:16
17
Ana babasına, “Öf size! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş ve hiçbiri canlanmamışken öldükten sonra dirilip hesaba çekilmekle mi beni tehdit ediyorsunuz?!” diyen kimseye gelince; ana babası (çocukları iman etsin diye) Allah’a sığınıp yalvararak çocuklarına şöyle der: “Yazıklar olsun sana! (Eğer dirilişe inanmazsan helak olacaksın!) Allah’a teslim olup dirilişe iman et! Muhakkak ki Allah’ın verdiği söz haktır.” Çocukları ise Allah’a teslim olmayıp dirilişi inkâr ederek şöyle cevap verir: “Öldükten sonra hesap için dirilme inancı şüphesiz öncekilerin uydurduğu masallardan başka bir şey değildir.”
Z. El-Kudsi 46:17
18
İşte dirilişi inkâr eden o kâfirlere de kendilerinden önceki cinlerden ve insanlardan azabı hak eden ümmetlerle birlikte azap hak oldu. Böylece (dünyada ve ahirette) hüsrana uğrayanlardan (kaybedenlerden) oldular.
Z. El-Kudsi 46:18
19
Ve bilin ki cennete veya cehenneme girecek olanlara, (dünyada) yaptıkları amellere göre dereceler vardır. Ve Allah onlara yaptıkları amellerin karşılığını tam olarak verecektir ve hiçbir şekilde zulme uğramayacaklardır.
Z. El-Kudsi 46:19
20
Ve (Allah’ı, rasulünü ve onun getirdiklerini) inkâr eden kâfirler, kıyamet gününde cezalandırılmak için ateşin karşısına getirildiklerinde onlara (azarlanarak) şöyle denir: “Dünya hayatınızda size takdir edilmiş olan güzel şeyleri tükettiniz ve onların zevkini sürdünüz. Bugün ise yeryüzünde hakka karşı gelerek haksız yere büyüklük tasladığınız ve haktan ayrıldığınız için zelil edici ve alçaltıcı azaba uğratılacaksınız.”
Z. El-Kudsi 46:20
21
Ey rasulüm, Âd kavminin kardeşi Hud’u hatırla! O, kendisinden önce de sonra da uyarıcıların (rasullerin) gelip geçtiği el-Ahkâf bölgesinde yaşayan kavmini (getirdiği hakka uymadıkları takdirde, diğer rasuller gibi) başlarına gelecek azap ile uyarmış ve şöyle demişti: “Ey kavmim! Bütün şirkleri terk edip sadece Allah’a ibadet edin (çünkü ibadeti hak eden sadece O’dur)! Muhakkak ki ben, (Allah’ın emir ve yasaklarına riayet etmeyip O’na şirk koştuğunuzda) büyük günün azabına uğramanızdan korkuyorum.”
Z. El-Kudsi 46:21
22
Kavmi ise Hud’a şöyle cevap vermişti: “Sen, bizi ilahlarımıza ibadet etmekten uzaklaştırmak için mi geldin?! (Asla istediğini alamazsın.) Eğer doğru sözlülerden isen sana tâbi olmadığımızda başımıza gelmesini vâdedip bizi kendisiyle korkuttuğun azabı hemen getir de görelim bakalım!”
Z. El-Kudsi 46:22
23
Bunun üzerine Hud, kavmine şöyle dedi: “Muhakkak ki başınıza gelecek azap vaktinin ilmi Allah katındadır. Ben sadece (Allah tarafından gönderilmiş bir rasulüm ve) benimle gönderilen şeyleri size tebliğ ediyorum (başınıza gelecek azabın vaktini ben bilemem). Fakat görüyorum ki siz cahil bir kavimsiniz (dünyada ve ahirette faydanıza olan şeyleri terk ediyor, zararınıza olacak şeyleri yapıyorsunuz).”
Z. El-Kudsi 46:23
24
Nihayet (hakkı bile bile yalanlayıp küfür ve şirklerinde ısrar eden) Âd kavminin müşrikleri korkutuldukları azabı, vadilerine doğru yayılan bir bulut şeklinde görünce “İşte bu, bize yağmur yağdıracak olan yaygın bir buluttur.” dediler. Bunun üzerine Hud onlara şöyle dedi: “Hayır! O, zannettiğiniz gibi yağmur indirecek bir bulut değildir! Bu, bir an önce gelmesini istediğiniz, içinde çok can yakıcı bir azap bulunan helak rüzgârıdır.”
Z. El-Kudsi 46:24
25
İşte bu çok can yakıcı azabı getiren helak rüzgârı, Rabbinin emriyle (yok edilmesi gereken) her şeyi yok etti. Nihayet hepsi helak oldu ve artık harabeye dönmüş evlerinden başka hiçbir şey görünmemektedir. İşte biz, bütün mücrimleri (kendilerine gelen hakkı bile bile reddedip küfür ve şirkinde ısrar eden kâfirleri) bu şekilde helak ederek cezalandırırız.
Z. El-Kudsi 46:25
26
Ve ey (rasulümüzü yalanlayan) Kurayş müşrikleri! Biliniz ki Hud kavmine, size verilmeyen imkânlar ve nimetler verdik. Ve onlara hakkı işitebilmeleri için kulaklar, görebilmeleri için gözler ve anlayıp akledebilmeleri için kalpler verdik (uzun ömür yaşadılar ve çok zengin idiler). Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri onlara bir fayda vermedi. Çünkü onlar, kendilerine Allah’ın ayetleri geldiğinde onları reddediyorlardı. Böylece, Hud korkutup uyardığı zaman alay ettikleri o azap başlarına indi.
Z. El-Kudsi 46:26
27
Ve ey (hak kendilerine geldiği hâlde reddedip küfür ve şirk üzerinde ısrar eden) Mekke müşrikleri! Yemin olsun ki daha önce çevrenizde yaşayan (Âd, Semûd, Medyen gibi) kavimleri, (hak kendilerine geldiği hâlde reddedip küfür ve şirk üzerinde ısrar ettikleri için) helak ettik. Hâlbuki (küfür, şirk ve zulümlerini terk edip) doğru yola tâbi olsunlar diye hakkı ispat eden delilleri onlara değişik şekillerde sunduk (fakat fayda vermedi).
Z. El-Kudsi 46:27
28
Allah’tan başka ilah edinip (kurban keserek ve başka ibadetler yaparak) yaklaşmaya çalıştıkları putları, uğradıkları bu azaptan kurtarmak için onlara yardım etseydi ya! (Asla yardım edemezler.) İbadet ettikleri bu sahte ilahlar, en çok ihtiyaçları olduğunda onları bırakıp gittiler. İşte putları hakkında (kendilerine Allah katında fayda vereceklerine veya şefaat edeceklerine dair) söyledikleri yalanlar ve (Allah hakkında) uydurdukları iftiralar ortaya çıktı.
Z. El-Kudsi 46:28
29
Ey rasulüm! Hani Kur’ân’ı dinlemeleri için cinlerden bir taifeyi sana yönlendirmiştik. Onu dinleme yerine geldiklerinde birbirlerine, “Susun (ki onu güzelce dinleyelim)!” demişlerdi. Kur’ân’ı okuman bitince de kavimlerine (Kur’ân’a iman etmeyenlerin şiddetli azaba uğratılacağını bildiren birer) uyarıcı olarak dönmüşlerdi.
Z. El-Kudsi 46:29
30
(Kur’ân’ı dinledikten sonra kavimlerine uyarıcı olarak dönen) Cinler, kavimlerine şöyle dediler: “Ey kavmimiz! Biz, Musa’dan sonra Allah tarafından indirilmiş olan öyle bir kitap işittik ki o; kendisinden önceki (Allah tarafından indirilen) kitapları tasdik eden, hakka ileten ve doğru yolu gösteren bir kitaptır.”
Z. El-Kudsi 46:30