1
Ḥâ, mîm.* (Muhammed’e inen bu Kur’ân, işte bu gibi harflerden müteşekkildir, buna rağmen onun benzeri bir sure dahi getiremiyorsunuz.) [ Not: Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir. ]
2
Bu kitap (Kur’ân), (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz (her meselede dilediği gibi hüküm veren, kendisinden hesap sorulmayan, emrine muhalefet edenleri hak ettikleri şekilde cezalandıran, dilediğini yapmaktan engellenemeyen) ve (ٱلۡـحَـكِيـم) el-Ḥakîm (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan, emirlerine karşı gelenleri hikmeti gereği cezalandıran) Allah tarafından indirilmiştir (başkasından değildir).
3
Muhakkak ki göklerde ve yerde, mu’minler için (Allah’ın birliğine, muazzam kudretine ve mükemmel hikmetine delalet eden) açık deliller vardır (çünkü bu delillerden ancak onlar ibret alır).
4
Sizin yaratılışınızda ve yeryüzünde yürüyen çeşit çeşit canlıların (yaratılıp) değişik yerlere yayılmasında da bunları yaratanın sadece Allah olduğuna kesin inananlar için (O’nun birliğine, mükemmel hikmetine ve muazzam kudretine delalet eden) deliller vardır.
5
Ve gecenin ardından gündüzün, gündüzün ardından gecenin gelmesinde ve bunun düzenli olarak devam etmesinde, Allah’ın gökten rızık olarak indirdiği suda (yağmurda), ölümünden (kupkuru olduktan) sonra onunla yeryüzünü bitkiler bitirerek canlandırmasında ve rüzgârları (emrine boyun eğdirerek) değişik şekillerde ve değişik yönlerden estirmesinde aklını kullananlar için (bunları yoktan var edenin tek ilah olduğunu, muazzam kudrete sahip olduğunu ve sadece O’na ibadet edilmesi gerektiğini ispatlayan) apaçık deliller vardır.
6
Ey rasulüm! İşte bu sayılanlar, Allah’ın (birliğine, mükemmel hikmetine, muazzam kudretine ve yalnız O’na ibadet edilmesi gerektiğine delalet eden) ayetleridir. Onları sana hakla (gerçekleri tam manasıyla bildirerek) okuyoruz. Allah’ın indirdiği kitaba ve rasulüne verdiği mucizelere iman etmezlerse bundan sonra artık hak olan hangi şeye inanacaklar?!
7
Çok yalancı ve çok günahkâr olan bütün kâfirlerin vay hâline (hepsi cehenneme girecek ve şiddetli azaba uğrayacaktır)!
8
O çok yalancı ve günahkâr kâfir, Allah’ın ayetleri kendisine okunduğunda onları duyar da sonra büyüklük taslayarak sanki onları hiç duymamış gibi küfür, şirk ve günahında ısrar eder. Ey rasulüm! Onu çok acıklı bir azapla müjdele!
9
Ve çok yalancı, günahkâr olan bu kâfir, Kur’ân’daki ayetlerimizden bir şey duyup öğrense onu alaya alır. İşte bu sıfata sahip kimseler için (ahirette) zelil edici azap vardır.
10
Bilinmelidir ki çok yalancı ve günahkâr olan kâfirlerin önlerinde (ahiret gününde) cehennem vardır ve ne dünyada kazandıkları malları ne de Allah’tan başka edindikleri dostları onlara fayda verecektir (Allah’ın azabını onlardan engelleyemeyecektir). Ve (kıyamet gününde) onlar için çok büyük bir azap vardır.
11
Biliniz ki (rasulümüze indirdiğimiz) bu kitap (Kur’ân), doğru yola ileten bir kitaptır. Rablerinin ayetlerini inkâr edenlere gelince; onlar için çok kötü ve can yakıcı bir azap vardır.
12
Ey insanlar! Biliniz ki ikramı olan mubah kazançları elde etmek için çalışmanız ve nimetlerine şükretmeniz (yalnız O’na ibadet edip hiçbir şeyi şirk koşmamanız) için denizi ve içinde yüzen gemileri emriyle sizin menfaatinize boyun eğdiren sadece Allah’tır.
13
Allah, göklerde ve yerde bulunanların hepsini (faydanız için) size boyun eğdirmiştir. Bunların hepsi Allah’ın yarattığı şeylerdir. Muhakkak ki bunlarda düşünüp ibret alanlar için (Allah’ın tevhidine, muazzam kudretine ve sadece O’na ibadet edilmesi gerektiğine dair) deliller vardır.
14
Ey rasulüm! Gerçek manada Allah’a ve rasulüne iman edenlere de ki: “Geçmiş ümmetlerin başına gelen azabın kendi başlarına gelmesinden korkmayan müşriklere, size eziyet etmeleri sebebiyle (şimdilik sabredip) karşılık vermeyin! Çünkü Allah, (kendi rızası için müşriklerin eziyetlerine sabreden) mu’minlere ve (onlara düşmanlık yapan) müşriklere dünyada yaptıklarının karşılığını verecektir.”
15
Kim salih amel (Allah için ve istediği şekilde amel) işlerse faydası kendisinedir (Allah’ın o salih amele ihtiyacı yoktur). Kim de kötülük (küfür, şirk ve günah) işlerse kötü amellerinin vebali kendisinedir (bu ameliyle Allah’a hiçbir zarar veremez). Ve öldükten sonra hepiniz (hesap için) sadece Rabbinize döneceksiniz.
16
Ve yemin olsun ki İsrailoğullarına kitabı (Tevrât’ı) ve hükmü (hikmet ve ince anlayış) verdik. Ve nebilerin çoğunu onlardan kıldık. Ve onları tayyib (helal ve temiz) olan çeşitli nimetlerle rızıklandırıp (hak üzere kaldıklarında) zamanlarındaki insanlardan üstün kıldık.
17
Ayrıca İsrailoğullarına din konusunda hak ile bâtılı beyan eden deliller verdik. Fakat onlar, kendilerine (Allah tarafından) ilim ulaştıktan sonra (dünya metaı, makam ve mevki için haset sebebiyle) birbirlerinin haklarına tecavüz ederek ihtilafa düştüler. Ey rasulüm! Muhakkak ki Rabbin, dünyada ihtilaf ettikleri konularda kıyamet gününde (adaletle) hüküm verecektir (hak üzere olanlarla bâtıl üzere olanları beyan edecektir).
18
Ey rasulüm! (Musa’dan) Sonra seni, din konusunda bir şeriat üzere kıldık. Ona tâbi ol ve hakkı bilmeyen müşriklerin heva ve heveslerine uyma!
19
Bil ki hakkı bilmeyenlerin heva ve heveslerine tâbi olursan onlar, bundan dolayı sana Allah’tan gelecek azabı defedemezler. Ve muhakkak ki zalimler (küfür, şirk ve günah işleyerek nefsine zulmedenler), birbirlerinin velisidir (dostu, yardımcısı ve destekleyicisidir). Allah ise muttakilerin (emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak duranların) velisidir.
20
(Rasulümüze indirdiğimiz) Bu Kur’ân, insanlara hak ile bâtılı açık bir şekilde beyan eden ve hakka nasıl tâbi ve muvaffak olunacağının yolunu gösteren bir kitaptır. Ve o, şeksiz şüphesiz, kesin olarak iman edenler için rahmettir (dünyada hayatlarının her yönünde bu kitaba göre yaşadıkları için cennete girmelerine vesile olacaktır).
21
Kötü ameller (küfür, şirk ve günah) işleyenler, dünyada ve ahirette karşılık verme bakımından (Allah’a ve rasulüne) gerçek manada iman edip salih ameller işleyenlerle kendilerini eşit tutacağımızı mı zannediyorlar?! Ne kötü hüküm veriyorlar!
22
Ve Allah, gökleri ve yeri hak (mükemmel bir hikmet) ile yaratmıştır (boşu boşuna, rastgele veya oyun olarak değil). Ve her nefse dünyada yaptığının karşılığı verilir, onlara asla haksızlık yapılmaz.
23
Ey rasulüm! Heva ve hevesine tâbi olup nefsini ilah edinen şu kâfiri görmüyor musun?! İşte, bile bile hakkı reddettiği için Allah onu saptırdı (hidayete muvaffak kılmadı), onun kulaklarını ve kalbini mühürledi (artık kendisine fayda veren hiçbir şey duyamaz ve kalbinden bâtıl çıkamaz) ve gözlerine perde çekti (artık hakkı göremez). Bu durumda olan birini Allah’tan başka kim hakka muvaffak kılabilir?! Ey heva ve hevesine tâbi olan müşrikler! (Heva ve hevese tâbi olmanın ne kadar zararlı, şeriate tâbi olmanın ise ne kadar faydalı olduğunu) Düşünüp ibret almaz mısınız?!
24
Ve dirilişi inkâr eden kâfirler şöyle dediler: “Gerçek şudur ki hayat, bu dünya hayatımızdan ibarettir (bundan başka bir hayat yoktur). Canlı olanlarımız ölür (bir daha hayata gelmez), yeni doğanlarımız olur ve yaşar. Bizi helak eden sadece zamandır (öldükten sonra hesap için kesinlikle diriltilecek değiliz).” Şu var ki dirilişi inkâr edenlerin bu konuda ne kesin bilgileri ne de hak delilleri vardır. Söyledikleri şeyler sadece zandan ibarettir.
25
Ve dirilişi inkâr eden o kâfirlere apaçık ayetlerimiz okunduğunda buna karşı delil olarak sadece şu sözü söylediler: “Ey Muhammed ve ona tâbi olanlar! Öldükten sonra Allah’ın herkesi dirilteceğine dair iddianızda doğrulardan iseniz haydi, ölmüş babalarımızı canlandırın bakalım!”
26
Ey rasulüm! Dirilişi inkâr edenlere şöyle de: “Allah sizi can vererek yaratıyor, sonra (eceliniz geldiğinde) sizi öldürüyor, sonra da kıyamet gününde hesap için hepinizi diriltip toplayacaktır. Bilin ki o günün geleceğinde hiçbir şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu bunu bilmez (bu sebeple onun için hazırlık yapmaz).”
27
Ve bilin ki göklerin ve yerin mülkü sadece Allah’a aittir (bunların ve içindekilerin yaratıcısı, hepsinin gerçek sahibi, en mükemmel şekilde düzene koyup muhafaza edeni ve üzerlerinde yegâne tasarruf sahibi O’dur; ibadeti hak eden de sadece O’dur). Ve kıyamet gününün saati geldiğinde, işte o gün (dünyada) bâtıl iş işleyenler (Allah’tan başkasına ibadet eden ve hakkı iptal edip bâtılı yaymaya çalışanlar), hüsrana uğrayacaklardır (çünkü cehennemde ebedî kalacaklardır).
28
Ve ey rasulüm! O gün (kıyamet gününde) bütün ümmetleri diz çökmüş olarak (kendilerine ne yapılacağını bekler bir hâlde) görürsün. Her ümmet, (hafaza meleklerinin dünyada yazdığı) amel kitaplarına çağrılır. Ve onlara şöyle denir: “Ey insanlar! İşte bugün dünyada yaptığınız her şeyin karşılığını göreceksiniz.”
29
“İşte bu kitabımız (dünyada yaptıklarınızı hafaza meleklerinin yazdığı kitap), sizin hakkınızda hak ile şehadet etmektedir. Biz, hafaza meleklerine, yaptığınız her şeyi olduğu gibi yazmalarını emrettik.”
30
Gerçek manada iman edip salih ameller (Allah için ve istediği şekilde ameller) işleyenlere gelince; Rableri, onları rahmetine (cennetine) sokacaktır. İşte bu mükâfaat, (hiçbir kazancın seviyesine ulaşamadığı) apaçık bir kazançtır.
Sonraki 7 ayet →