Ana SayfaMealler › Ziyaeddin El-Kudsi
ZE

Ziyaeddin El-Kudsi

Bu mealle oku
Ziyaeddin El-Kudsi meali ile okumaya başla
Mümin 1 / 85
1
Ḥâ, mîm.* (Muhammed’e inen bu Kur’ân, işte bu gibi harflerden müteşekkildir, buna rağmen onun benzeri bir sure dahi getiremiyorsunuz.) [ Not: Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir. ]
Z. El-Kudsi 40:1
2
Bu kitap (Kur’ân), (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz (her meselede dilediği gibi hüküm veren, kendisinden hesap sorulmayan, emrine muhalefet edenleri hak ettikleri şekilde cezalandıran, dilediğini yapmaktan engellenemeyen) ve (ٱلۡـعَـلِيـم) el-ʿAlîm (gizli olsun aşikâr olsun yapılan bütün amelleri, söylenen bütün sözleri ve her şeyi bilen; buna göre herkese hesap soracak olan) Allah tarafından indirilmiştir (başkasından değildir).
Z. El-Kudsi 40:2
3
O (Allah); günahı bağışlayan, ihlaslı bir şekilde tevbe edenlerin tevbesini kabul eden, günahından tevbe etmeyenlere cezası şiddetli olan, (iman edip salih amel işleyen) kullarına ikram ve ihsan sahibi olan ve kendisinden başka ibadete layık ilah olmayandır. Bilin ki (kıyamet gününde) dönüş sadece O’nadır (dünyada yaptıklarınızın hesabını soracaktır).
Z. El-Kudsi 40:3
4
(Allah’ın birliğini ve rasulünün doğru söylediğini apaçık beyan eden) Allah’ın ayetleri hakkında ancak (hak kendilerine apaçık delillerle geldiği hâlde onu bile bile reddeden, akıl ve kalpleri fesatla dolu) kâfirler tartışır. Ey rasulüm! Onların beldelerde bol nimet içinde rahat hayat sürmeleri seni aldatmasın (bu; onların menfaatine değil, daha çok günah işlemeleri ve böylece azaplarının daha da artması için bir istidracdır).
Z. El-Kudsi 40:4
5
Ey rasulüm! Bil ki (Kurayş müşrikleri, kendilerine hakkı getiren rasulü yalanlayan ilk kavim değildir) onlardan önce Nuh kavmi ve Nuh kavminden sonra başka topluluklar da (Âd, Semûd, Lut, Medyen ve Firavun kavmi gibi) rasullerini yalanlamıştı. Ve bu ümmetlerin her biri rasullerini yakalayıp öldürmek istemiş ve bâtıl şeylerle hakkı yok etmek için cedelleşmişti. Ben de onları, kendilerine azap gelmeyeceğini zannettikleri anda azapla yakaladım. O kâfirlere indirdiğim azabı ibretle düşün, o çok şiddetli bir azap idi.
Z. El-Kudsi 40:5
6
Ve ey rasulüm! Rasullerini yalanlayan önceki kâfir kavimler hakkında Rabbinin helak sözü nasıl gerçekleştiyse (rasullerini yalanlayan ve bu hâl üzere ölen) bütün kâfirlerin (ebedî) cehenneme gireceğine dair Rabbinin sözü de hak olacaktır (gerçekleşecektir).
Z. El-Kudsi 40:6
7
Arş’ı taşıyan ve çevresinde bulunan melekler, Rablerini hamd ile tesbih ederler (O’nu mükemmel sıfatlarla övüp yüceltir ve zatına layık olmayan bütün noksan sıfatlardan tenzih ederler) ve O’na iman ederler. Ve gerçek manada iman edenler için mağfiret dileyerek şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Rahmetin ve ilmin, her şeyi kuşatmıştır. Sana ihlasla tevbe edip dinine tam manasıyla tâbi olanların tevbesini kabul et ve onları cehennem azabından koru!”
Z. El-Kudsi 40:7
8
Ve melekler devamla şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Gerçek mu’minleri, kendilerine vâdettiğin (ebedî) Adn cennetlerine yerleştir! Ve onlarla beraber babalarından, eşlerinden ve zürriyetlerinden salih olanları (senin rızan için ve istediğin şekilde amel edenleri) da o cennete yerleştir! Muhakkak ki sen (ٱلۡـعَـزِيـز ) el-ʿAzîz’sin (kendisine asla galip gelinemeyen, her meselede dilediği gibi izzetle hüküm veren, kendisinden hesap sorulmayan ve emrine muhalefet edenleri hak ettikleri şekilde cezalandıransın), (ٱلۡـحَـكِـيـم) el-Ḥakîm’sin (verdiği her hükümde hikmet sahibi olan, hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan, emirlerine bile bile karşı gelenleri hikmeti gereği cezalandıransın).”
Z. El-Kudsi 40:8
9
“Bir de onları kötü amellerinin cezalarından koru! Sen ahiret gününde kimi kötü amellerinin cezasından korursan muhakkak ona rahmet etmiş olursun. İşte azaptan korunup cennete girerek rahmete nail olmak, gerçekten de en büyük kazanç ve başarıdır.”
Z. El-Kudsi 40:9
10
(Hak kendilerine geldiği hâlde bile bile reddedip küfür, şirk ve günahta ısrar eden) İnkârcılara (kıyamet gününde cehenneme girdiklerinde ve kötü amellerinin cezasını görüp de kendilerinden nefret ettiklerinde) şöyle denir: “Bilin ki (dünyada Allah’ın birliğine, rasullerine ve getirdiklerine) imana davet edildiğinizde onu (bile bile) inkâr etmeniz sebebiyle Allah’ın size olan nefreti, sizin cehennemdeki kendinize olan nefretinizden daha şiddetlidir.”
Z. El-Kudsi 40:10
11
Onlar (ahiret gününde suçlarını ikrar ederek) şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizi iki defa vefat ettirdin (yoktuk, dünyada hayat verdin, sonra tekrar yok ettin) ve iki defa canlandırdın (yokluktan sonra hayat verdin, dünyadaki ölümden sonra tekrar dirilttin). Ve dünyada işlediğimiz suçları itiraf ettik. Şimdi cehennemden çıkmamız (ve tekrar dünyaya dönüp razı olduğun amelleri yapmamız) için bir yol var mı?”
Z. El-Kudsi 40:11
12
Onlara şöyle denir: “Ey kâfirler! Bu azaba uğramanızın sebebi şudur: Tek olan Allah’a ibadete çağrılınca reddederdiniz (ve şirk koşardınız); fakat O’na ortak koşulunca iman edip kabul ederdiniz. Bilin ki hüküm, sadece Allah’a aittir. O; (ٱلۡـعَـلِـيّ) el-ʿAliyy’dir (mertebe, değer ve kudret olarak her şeyden üstündür), (ٱلۡـكَـبِيـر) el-Kebîr’dir (benzeri olmayan büyük azamet sahibi, ortağı olmaktan münezzeh ve yüce olandır).”
Z. El-Kudsi 40:12
13
O (Allah), size (hem ufuklarda hem de nefsinizde; birliğine, muazzam kudretine ve mükemmel hikmetine delalet eden) ayetlerini gösteren ve gökten, rızkınızı elde etmenize vesile olan yağmuru yağdırandır. İşte bu ayetlerden ancak ihlasla tevbe edip Allah’a yönelenler ibret alır.
Z. El-Kudsi 40:13
14
O hâlde ey gerçek manada iman edenler! Kâfirlerin hoşuna gitmese bile dini Allah’a has kılarak yalnız O’na ibadet edin (hayatınızın her yönünde mutlak itaati* sadece O’na vererek boyun eğin, yalnız O’ndan yardım isteyin ve bütün şirklerden uzak durun)! [ Not: Mutlak itaat etmek; bir kimsenin verdiği emir ve hüküm ne olursa olsun ona itaat etmek demektir. Allahu Teâlâ’dan başkasına kim olursa olsun mutlak itaat edilme hakkı verilirse o, ilah edinilmiş demektir. Kim de bu hakkın kendisine verilmesini isterse ilahlık taslamış olur. Çünkü mutlak itaat edilme hakkı sadece Allahu Teâlâ’ya aittir. O’nun dışındaki varlıklara Allahu Teâlâ için ve Allahu Teâlâ’ya karşı gelmemek şartıyla itaat edilir. ]
Z. El-Kudsi 40:14
15
Allah, yüce olan tek hak ilahtır (yarattıklarına hiçbir yönden benzemez). O, dereceleri yükselten ve Arş’ın sahibi olandır. Ve O; kullara hayat veren (dünya ve ahiret mutluluğuna vesile olan) vahyi, dilediği kullarına indirir ki (hayatın her yönünde) bu vahye uymayanları, hesap için Allah’a kavuşma gününde karşılaşacakları azapla uyarsınlar.
Z. El-Kudsi 40:15
16
İşte o gün onlar, (kabirlerinden çıkıp) apaçık görünecekleri bir yerde toplanırlar; onların hiçbir şeyi Allah’a gizli değildir. Ve sorulur: “Bugün mülk kimindir?” (O gün verilecek bir tek cevap vardır.) “Mülk, (ٱلۡـوَٰحِـد) el-Vâḥid (zatında, sıfatlarında, fiillerinde tek) ve (ٱلۡـقَـهَّار) el-Kahhâr (hiçbir şeyin âciz bırakamadığı, her şeyin kendisine boyun eğdiği ve her şeye kadir) olan Allah’ındır.”
Z. El-Kudsi 40:16
17
Bugün her nefse, dünyada yaptığının karşılığı verilir. Bugün haksızlık yoktur (çünkü hüküm verecek olan Allah’tır). Muhakkak ki Allah hesabı çabuk görendir.
Z. El-Kudsi 40:17
18
Ve ey rasulüm! Müşrik kavmini yaklaşan kıyamet günü ile korkut! O gün geldiğinde (kıyametin korkunç hâllerinden dolayı) korkudan kalpler gırtlağa dayanır, Allah’ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz. O gün zalimlerin (küfür, şirk ve günah işleyerek nefsine zulmedenlerin) bu azaptan kurtaracak ne dostları ne de sözüne itibar edilen şefaatçileri olur.
Z. El-Kudsi 40:18
19
Biliniz ki Allah, gözlerin hain bakışını da kalplerin gizlediklerini de bilir (hiçbir şey O’na gizli değildir).
Z. El-Kudsi 40:19
20
Ve Allah adaletle hüküm verir (hiç kimseye zulmetmez). Müşriklerin Allah’tan başka taptıkları ise hiçbir konuda hüküm veremez (çünkü hiçbir şeye sahip değildirler). Muhakkak ki Allah, (duyması ve görmesi mükemmel olandır; hiçbir duyma ve görme O’nunkine benzemez) O; (ٱلـسَّـمِيـع) es-Semîʿ’dir (gizli olsun aşikâr olsun her şeyi duyandır), (ٱلۡـبَـصِيـر) el-Basîr’dir (gizli olsun aşikâr olsun her şeyi görendir).
Z. El-Kudsi 40:20
21
Rasulümüzü ve getirdiği kitabı yalanlayan o müşrikler, yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden önce nebileri yalanlayanların kötü akıbetini görmediler mi?! Hâlbuki onlar; kendilerinden daha güçlü idiler ve yeryüzünde, kendilerinin yapamadığı eserler bırakmışlardı. Buna rağmen Allah onları işledikleri küfür, şirk ve günahlardan dolayı azapla yakalamıştı da onları Allah’ın azabından kurtaracak hiç kimseleri olmamıştı.
Z. El-Kudsi 40:21
22
Kâfirlerin başına gelen bu azabın sebebi, rasulleri (doğru söylediklerine dair) kendilerine apaçık delillerle geldiğinde onları reddedip yalanlamalarıdır. İşte bundan dolayı Allah da onları azapla yakalayıverdi (ve hepsini yok etti). Muhakkak ki O; (kimsede bulunmayan) kuvvet sahibidir, (bile bile rasullerini inkâr edenlere) cezası şiddetli olandır.
Z. El-Kudsi 40:22
23
Ve yemin olsun ki biz Musa’yı, mucizelerimizle ve apaçık hüccetle Firavun, Haman ve Karun’a gönderdik. Fakat onlar (hakkı delilleriyle gördükleri hâlde) Musa hakkında, “O, çok yalancı bir sihirbazdır.” dediler.
Z. El-Kudsi 40:23
24
Z. El-Kudsi 40:24
25
Musa onlara katımızdan hak ile (doğru söylediğini gösteren açık delillerle) geldiğinde Firavun ve ileri gelenler şöyle dediler: “Musa’ya tâbi olup iman edenlerin erkek çocuklarını öldürün, kadınlarını ise (size hizmet etmeleri için) sağ bırakın!” Ve şu bilinsin ki kâfirlerin (iman edenler aleyhine) tuzağı muhakkak boşa çıkar.
Z. El-Kudsi 40:25
26
Ve Firavun şöyle dedi: “Bırakın beni, (ceza olarak) Musa’yı öldüreyim. O da Rabbine dua etsin (onu kurtarabilirse kurtarsın bakalım). Çünkü ben, onun dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum.”
Z. El-Kudsi 40:26
27
Ve Musa, (Firavun’un sözünü duyunca kavmine) şöyle dedi: “Ben, her (hakka karşı) kibirlenen ve hesap gününe inanmayandan, benim de sizin de rabbiniz olan Allah’a sığındım.”
Z. El-Kudsi 40:27
28
Ve Firavun ailesinden imanını gizlemekte olan mu’min bir adam şöyle dedi: “Siz, ‘Rabbim Allah’tır.’ dediği için mi adam öldüreceksiniz? Oysa o, Rabbinizden size doğru söylediğine dair apaçık deliller getirmiştir. Eğer yalancı ise yalanının zararı kendisinedir (size değil). Şayet doğru söylüyorsa (ve buna rağmen onu yalanlayıp öldürürseniz) vâdettiği azap size isabet eder. Şüphesiz Allah, haddini aşıp (Allah hakkında) yalan söyleyen kimseyi hidayete erdirmez.”
Z. El-Kudsi 40:28
29
Mu’min adam şöyle devam etti: “Ey kavmim! Bugün mülk sahibisiniz, Mısır topraklarının hükümranlığı size aittir. Musa’yı öldürmeniz sebebiyle başımıza Allah’ın azabı gelirse bizi bundan kim kurtarabilir?!” Bunun üzerine Firavun şöyle dedi: “Ben size görüşümü söylüyorum (fesadı ortadan kaldırmak için Musa’nın öldürülmesini istiyorum). Ve biliniz ki ben, böyle yapmakla size sadece doğru ve faydalı olan yolu gösteriyorum.”
Z. El-Kudsi 40:29
30
Ve Firavun ailesinden imanını gizleyen mu’min adam şöyle dedi: “Ey kavmim! (Eğer Musa’yı öldürürseniz) Daha önce nebilerine karşı gelip yalanlayan toplulukların başına gelen azabın sizin de başınıza gelmesinden korkarım.”
Z. El-Kudsi 40:30