1
Bu kitap (Kur’ân), (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz (her meselede dilediği gibi hüküm veren, kendisinden hesap sorulmayan, emrine muhalefet edenleri hak ettikleri şekilde cezalandıran, dilediğini yapmaktan engellenemeyen) ve (ٱلۡـحَـكِيـم) el-Ḥakîm (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan, emirlerine karşı gelenleri hikmeti gereği cezalandıran) Allah tarafından indirilmiştir (başkasından değildir).
2
Ey rasulüm! Muhakkak ki biz sana bu kitabı (Kur’ân’ı) hak ile (sadece hakkı ihtiva eden, bütün haberleri doğru ve verdiği hükümleri adaletli bir kitap olarak) indirdik. Öyleyse dini (mutlak itaati* ve bütün ibadetleri) kendisine has kılıp her türlü şirkten temizlenmiş olarak yalnız Allah’a ibadet et! [ Not: Mutlak itaat etmek; bir kimsenin verdiği emir ve hüküm ne olursa olsun ona itaat etmek demektir. Allahu Teâlâ’dan başkasına kim olursa olsun mutlak itaat edilme hakkı verilirse o, ilah edinilmiş demektir. Kim de bu hakkın kendisine verilmesini isterse ilahlık taslamış olur. Çünkü mutlak itaat edilme hakkı sadece Allahu Teâlâ’ya aittir. O’nun dışındaki varlıklara Allahu Teâlâ için ve Allahu Teâlâ’ya karşı gelmemek şartıyla itaat edilir. ]
3
Biliniz ki Allah sadece şirkten tamamen arındırılmış halis dini kabul eder. Ve Allah’tan başka birtakım veliler edinip onlara ibadet edenler (bu ibadetlerini meşru göstermek için) şöyle derler: “Biz onlara; bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar, ihtiyaçlarımızı Allah’a ulaştırsınlar ve Allah katında bize şefaatçi olsunlar diye ibadet ediyoruz (gayemiz Allah’ın rızasını daha çok kazanmak ve O’nun katında yüksek mertebeye ulaşmaktır).” Bilinmelidir ki Allah, ihtilaf ettikleri tevhid ve Allah’ın razı olduğu ameller konusunda (kıyamet gününde) muvahhidler ile müşrikler arasında hüküm verecektir. Muhakkak ki Allah, kendisinin ortakları olduğunu iddia edip iftira atan yalancıları ve emirlerine karşı gelip küfür ve şirk işleyerek verdiği nimetleri inkâr eden kimseleri asla hidayete muvaffak kılmaz.
4
Allah, müşriklerin iddia ettikleri gibi çocuk edinmek isteseydi muhakkak ki yarattığı varlıklardan dilediği kimseyi seçip onu çocuğu mertebesinde kılardı. Allah, müşriklerin vasfettiği bütün noksan sıfatlardan, ortak koşmalarından ve çocuk edinmekten münezzeh ve yücedir. O; (ٱلۡـوَاحِـد) el-Vâḥid’dir (zatında, sıfatlarında ve fiillerinde tektir), (ٱلۡـقَـهَّار) el-Kahhâr’dır (hiçbir şeyin aciz bırakamadığı, her şeyin kendisine boyun eğdiği ve her şeye kadir olan yüce zattır).
5
Allah, gökleri ve yeri hak ile (boşu boşuna, rastgele ve oyun olarak değil, mükemmel bir hikmetle) yaratmıştır. Geceyi gündüze sokar (geceyi kısaltıp gündüzü uzatır), gündüzü de geceye sokar (gündüzü kısaltıp geceyi uzatır). Güneş’i ve Ay’ı da (kullarının menfaatine olacak şekilde) hükmüne boyun eğdirmiştir. Güneş ve Ay’ın her biri, (Allah’ın ilminde) tayin edilmiş zamana kadar (yörüngesinde düzgün bir şekilde) hareket eder. Bilinmelidir ki O; (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz’dir (her meselede dilediği gibi hüküm veren, dilediğini yapmaktan engellenemeyen ve kendisinden hesap sorulmayandır), (ٱلۡـغَـفَّـٰر) el-Ğaffâr’dır (günahından pişman olup halisane bir şekilde tevbe ederek Allah’a itaate dönen ve tekrar aynı günaha dönmekten kaçınan kullarını çokça affedendir).
6
Ey insanlar! Rabbiniz sizi bir tek nefisten (Âdem’den) yarattı. Sonra da ondan zevcesini (Havva’yı) yarattı ve sizin için enamdan (deve, sığır, koyun ve keçilerden erkek ve dişi) sekiz çift var etti. Sizi de annelerinizin karınlarında, üç kat karanlık içinde çeşitli safhalardan geçirerek yaratıyor. İşte bütün bunları yaratan, rabbiniz Allah’tır. Mülk, sadece O’nundur. O’ndan başka ibadete layık ilah yoktur. Durum böyleyken nasıl olur da haktan saparsınız (O’ndan başka varlıklara ibadet edersiniz)?!
7
Ey insanlar! Eğer (Allah’ın varlığını, birliğini ve nimetlerini) inkâr ederseniz bilin ki Allah size muhtaç değildir (O’na ne imanınız bir fayda verir ne de inkârınız bir zarar verir, bilakis imanınızın faydası da küfrünüzün zararı da sizedir). Ve Allah’ın, kullarının küfre girmesine rızası yoktur (çünkü O, münkeri ve fahşayı emretmez). Ve eğer Allah’ın verdiği nimetlerden dolayı O’na şükrederseniz (yalnız O’na ibadet eder ve hiçbir şeyi şirk koşmazsanız) bu amelinizden razı olur (ve buna karşılık mükâfaat verir). Ve bilin ki her nefis, kendi yaptığından sorumludur, hiç kimseye başkasının günahı yüklenmez. Sonra (kıyamet gününde) yegâne rabbiniz olan Allah’a döneceksiniz ve O, (dünyada) işlediğiniz amelleri size haber verecektir (ve buna göre karşılık verecektir). Muhakkak ki O, kulların kalbindeki (iman ve küfür dâhil) her şeyi en ince teferruatına kadar bilir (hiçbir şey O’na gizli değildir).
8
(Kâfir olan) İnsan, kendisine (hastalık, korku veya mal kaybı gibi) bir musibet isabet ettiğinde (bu musibeti kaldırması için) Rabbine yalvara yakara dua eder. Sonra Allah bu musibeti kaldırıp yerine katından bir nimet verdiğinde daha önce Allah’a yalvardığını unutur ve insanları doğru yoldan saptırmak için O’na eşler koşar. Ey rasulüm! Böyle kâfirlere şöyle de: “Küfrünle az bir süre eğlenedur! Çünkü sen, muhakkak cehennem ehlindensin.”
9
Gecenin herhangi bir vaktini secde ve kıyamla geçirerek Allah’a ibadet eden, ahiret azabından korkan ve Rabbinin rahmetini uman mı daha hayırlıdır yoksa (sıkıntı anında sadece Allah’a dua edip ferahlıkta O’na şirk koşan) kâfir mi?! Ey rasulüm! Onlara de ki: “(Allah’ın kendilerine farz kıldığı şeyleri) Bilenler (ve yerine getirenler) ile (bunları) bilmeyenler hiç eşit olur mu?!” (Bu iki taife arasındaki farkı) Ancak selim akıl sahipleri düşünüp anlar.
10
Ey rasulüm! (Bana ve gönderdiğim rasullerime) İman eden kullarıma şöyle de: “Rabbinizden korkun (emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak durun)! Biliniz ki bu dünyada iyilik yapanlara (hayatının her yönünde Allah’ın razı olduğu şekilde hareket edenlere) iyilik vardır (dünyada zafer, sağlık, helal ve bereketli rızık; ahirette ise cennet verilecektir). Ve (ey mu’minler, bulunduğunuz yerde tevhidi yaşama imkânı bulamazsanız hicret edin) Allah’ın arzı geniştir (hiçbir şirk koşmadan Allah’ın emirlerini yaşayabileceğiniz bir yer bulabilirsiniz). Muhakkak ki Allah, (kendi rızası için her türlü eziyete ve emirlerini yerine getirmeye) sabredenlere (kıyamet gününde) hesapsız, bolca mükâfaat verecektir.”
11
Ey rasulüm! De ki: “Bana, dini (mutlak itaati* ve bütün ibadetleri) Allah’a has kılıp her türlü şirkten temizlenmiş olarak yalnız O’na ibadet etmem emrolundu.” [ Not: Mutlak itaat etmek; bir kimsenin verdiği emir ve hüküm ne olursa olsun ona itaat etmek demektir. Allahu Teâlâ’dan başkasına kim olursa olsun mutlak itaat edilme hakkı verilirse o, ilah edinilmiş demektir. Kim de bu hakkın kendisine verilmesini isterse ilahlık taslamış olur. Çünkü mutlak itaat edilme hakkı sadece Allahu Teâlâ’ya aittir. O’nun dışındaki varlıklara Allahu Teâlâ için ve Allahu Teâlâ’ya karşı gelmemek şartıyla itaat edilir. ]
12
“Ve Rabbim bana, bu ümmetin ilk Müslümanı (Allah’ın emrine teslim olup itaat edeni) olmamı emretti.”
13
Ey rasulüm! De ki: “(Ben, Allah’tan başkasına ibadet etmem.) Muhakkak ki ben, Rabbimin emirlerine itaat etmediğimde muazzam günün (kıyamet gününün) azabına uğramaktan korkarım.”
14
Ey rasulüm! Müşriklere de ki: “Ben dinimde ihlaslı bir şekilde sadece Allah’a ibadet ederim (Allah’ı zatında, sıfatlarında, fiillerinde birlerim; mutlak itaat hakkı* dâhil, O’na ait bütün hakları sadece O’na veririm, bunları hayatımın herhangi bir yönünde başkalarına vererek asla O’na şirk koşmam).” [ Not: Mutlak itaat etmek; bir kimsenin verdiği emir ve hüküm ne olursa olsun ona itaat etmek demektir. Allahu Teâlâ’dan başkasına kim olursa olsun mutlak itaat edilme hakkı verilirse o, ilah edinilmiş demektir. Kim de bu hakkın kendisine verilmesini isterse ilahlık taslamış olur. Çünkü mutlak itaat edilme hakkı sadece Allahu Teâlâ’ya aittir. O’nun dışındaki varlıklara Allahu Teâlâ için ve Allahu Teâlâ’ya karşı gelmemek şartıyla itaat edilir. ]
15
“Ve ey müşrikler! (Allah’ı zatında, sıfatlarında ve fiillerinde birlemeyip O’na ait haklardan herhangi birini hayatınızın herhangi bir yönünde başka varlıklara vererek) Allah’tan başka dilediğiniz varlığa ibadet edin bakalım!” Ey rasulüm! Onlara de ki: “Biliniz ki kıyamet gününde (küfür ve şirk işlemeleri sebebiyle cehennemi hak ettikleri için) gerçekten kaybedenler, kendi nefislerini ve (cennette sahip olacakları hûruînleri ve muvahhid olan) sevdiklerini kaybedenlerdir. Gerçekten de apaçık kayıp budur!”
16
Cehennemde o kâfirlerin üstünde gölgeler gibi ateşin alevleri vardır, altlarında da ateşin alevleri vardır. İşte, Allah kullarını bu azap ile korkutmaktadır. Ey kullarım! Benden korkun (emirlerimi yerine getirip yasaklarımdan uzak durun)!
17
Tağuta (Allah’a ait herhangi bir sıfatı, fiili, hak ve yetkiyi kendisinde gören veya bunlar kendisine verildiğinde rıza gösterenlere) ibadet etmekten (sadece Allah’a ait olan bu hak ve yetkileri onlara vermekten) uzak duran ve (her türlü şirkten tevbe edip tam manasıyla) yalnız Allah’a yönelenlere (ölüm anında, kabirde ve kıyamet gününde cennete gireceklerine dair) müjde vardır. Ey rasulüm! Kullarıma (emirlerime itaat edip sana indirdiğim şeriatimi hayatlarının her alanında ihlasla uygulayanlara) bu müjdeyi ver!
18
Müjdeyi hak eden kullarım öyle kimselerdir ki bir söz duyduklarında güzel olanı çirkinden ayırt ederler ve sözün en güzeline (Kur’ân’a ve ona uygun olana) tâbi olurlar. İşte bu sıfata sahip olanlar, Allah’ın hidayete muvaffak kıldığı kimselerdir ve onlar, selim akıl sahibi olanlardır.
19
Ey rasulüm! (Küfür ve şirk üzere kalmakta ısrar ettiği için) Azabı hak eden kişiyi cehennemden sen kurtarabilir misin?! (Asla!)
20
Fakat Rablerinden korkanlara (O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak duranlara) gelince; işte onlar için altlarından ırmaklar akan, üst üste bina edilmiş yüksek köşkler vardır. Bu, Allah’ın onlara vâdidir; Allah vâdinden asla dönmez (mutlaka gerçekleşecektir).
21
Ey rasulüm! Allah’ın gökten su indirip onu yerdeki kaynaklara yerleştirdiğini, sonra onunla renkleri çeşit çeşit olan ekinler bitirdiğini görmedin mi (ve müşrik kavmin de görmedi mi)?! Sonra o renk renk ekinlerin kuruyup sarardığını görürsün. Sonra da onlar çer çöp hâline gelir. Muhakkak ki bunlarda akıl sahipleri için (ibret alacakları) öğütler vardır (çünkü bunlardan ancak onlar istifade eder).
22
Allah’ın, göğsünü (kalbini) İslam’a açtığı ve bu sebeple Rabbinden bir nur (hidayet, basiret, ilim) üzere olan (ve ona göre amel eden) kişi; hiç (küfür ve şirkleri sebebiyle) kalpleri Allah’ın zikrine (Kur’ân’a) karşı sertleşmiş kimseler gibi olur mu?! (Asla!) Kalpleri Allah’ın zikrine karşı sertleşenlerin (Kur’ân’ın öğütleri ve hükümleri kalplerine girmeyenlerin) vay hâline! İşte bunlar, apaçık sapıklık içindedirler!
23
Allah, (rasulü Muhammed’e) en güzel sözü (Kur’ân’ı) indirdi. Onun ayetleri doğruluk, güzellik ve uyum bakımından birbirine benzer ve (kulların iyice anlayıp hataya düşmemesi için) uygun bir şekilde hükümleri tekrarlanmıştır. Bu Kur’ân öyle bir kitaptır ki Rablerinden korkan mu’minler onun vaîdlerini (tehditlerini) işittiklerinde derileri titrer. Sonra içindeki ümit veren vâdleri (müjdeleri) işittiklerinde derileri ve kalpleri yumuşar (sükûnet bulur). İşte bu Kur’ân; Allah’ın hidayetidir, Allah onunla dilediği kimseleri (hak edenleri) doğru yola muvaffak kılar. Ve biliniz ki Allah kimi hidayete muvaffak kılmayıp (hak ettiği için) saptırırsa artık onu hiç kimse doğru yola muvaffak kılamaz.
24
Kıyamet gününde (cehenneme girip) yüzünü şiddetli azaptan korumaya çalışan kimse ile (Allah hidayete muvaffak kıldığı için cennete girip) bu azaptan emin olan kimse hiç eşit olur mu?! Ve o gün (küfür ve şirk işleyerek nefislerine zulmeden) zalimlere (azarlanıp alçaltılarak) şöyle denir: “Dünyada işlediğiniz küfür, şirk ve günahların cezasını tadın bakalım!”
25
Bu müşriklerden önceki kâfir ümmetler de kendilerine gelen rasulleri yalanlamışlardı da bundan dolayı Allah’ın azabı onlara hiç hissetmedikleri bir anda, ummadıkları bir yerden geldi.
26
Allah, işte bu azap vesilesiyle onlara dünya hayatında utanç ve zilleti tattırdı. Ahiret azabı ise muhakkak daha büyük ve şiddetlidir, bir bilselerdi!
27
Ve yemin olsun ki (Muhammed’e inen) bu Kur’ân’da insanlar için (iyi, kötü, hak, bâtıl, iman, küfür gibi) her konuyla ilgili değişik misaller verdik. Olur ki akıllarını kullanırlar da (dünya ve ahiret mutluluğu için) doğru yolda giderler (her türlü küfür, şirk ve günahı terk edip ihlaslı bir şekilde Allah’ın emirlerine teslim olurlar).
28
Biz bu Kur’ân’ı, hiçbir eğrilik, bâtıl ve kapalılık ihtiva etmeyen bir kitap olarak (Muhammed’e) Arapça indirdik ki Allah’tan korksunlar (Kur’ân’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak dursunlar).
29
Allah, birbiriyle çekişip duran birçok ortağın sahip olduğu (ve efendilerinden birini razı etse diğerini kızdıran) adam (köle) ile yalnız bir kişiye bağlı olan (ve sahibinin ne istediğini bilen) adamı (köleyi) misal vermektedir. İşte, (müşrik ile muvahhide örnek verilen) bu iki adam hiç eşit olur mu?! (Asla!) Hamd yalnız Allah’a aittir (her türlü noksan sıfattan ve mahlukata benzemekten münezzeh olan, her şeyden çok sevilerek ve ibadet edilerek yüceltilmesi gereken sadece O’dur). Fakat insanların çoğu bilmez (bu sebeple Allah’a eş koşar).
30
Ey rasulüm! Muhakkak ki sen de öleceksin onlar da ölecekler.
Sonraki 30 ayet →