Ana SayfaMealler › Ziyaeddin El-Kudsi
ZE

Ziyaeddin El-Kudsi

Bu mealle oku
Ziyaeddin El-Kudsi meali ile okumaya başla
Sebe 1 / 54
1
Göklerde ve yerde olan her şeyin yegâne sahibi olan Allah’a hamdolsun (her türlü noksan sıfattan ve mahlukata benzemekten münezzeh olan, her şeyden çok sevilerek ve ibadet edilerek yüceltilmesi gereken sadece O’dur)! Ahiret gününde de hamd sadece O’na aittir. Ve O; (ٱلۡـحَـكِيـم) el- Ḥakîm’dir (verdiği her hükümde hikmet sahibi olan, hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan, emirlerine bile bile karşı gelenleri hikmeti gereği cezalandırandır), (ٱلۡـخَـبِيـر) el-Ḫabîr’dir (kullarının her hâlini gizlisiyle açığıyla bilen ve kendisine hiçbir şey gizli olmayandır).
Z. El-Kudsi 34:1
2
O, yere gireni (su ve tohum gibi) ve yerden çıkanı (bitki gibi), gökten ineni (yağmur, rızık ve melekler gibi) ve göğe çıkanı (melekler, kulların ruhları ve salih amellerin sevabı gibi) bilir. Ve O; (ٱلـرَّحِيـم) er-Raḥîm’dir (kullarına kaldıramayacakları şeyleri yüklemeyen, ihlasla tevbe edenleri önceki kötü amellerinden dolayı sorumlu tutmayan ve ahirette sadece mu’minlere rahmet edendir), (ٱلۡـغَـفُور) el-Ğafûr’dur (günahından pişman olup halisane bir şekilde tevbe ederek Allah’a itaate dönen ve tekrar aynı günaha dönmekten kaçınan kullarını affedendir).
Z. El-Kudsi 34:2
3
Ve (dirilişi inkâr eden) kâfirler, “Kıyamet bize asla gelmeyecektir.” dediler. Ey rasulüm! Onlara de ki: “Rabbime yemin olsun ki kıyamet mutlaka size gelecektir (fakat ne zaman geleceğini sadece Allah bilir). O (Allah), gizli olan her şeyi bilir. Göklerde ve yerde zerre kadar dahi olsa hatta bundan daha küçük veya daha büyük bile olsa O’na hiçbir şey gizli değildir. (İster büyük ister küçük olsun) Her şey apaçık bir kitapta (Levhi’l Mahfuz’da) yazılıdır.”
Z. El-Kudsi 34:3
4
Allah’ın her şeyi apaçık bir kitapta (Levhi’l Mahfuz’da) yazması, iman edip (Allah’a, rasulüne ve ona indirilenlere gerçek manada inanarak şeriatini hayatlarının her alanında uygulayıp) salih ameller (Allah için ve istediği şekilde ameller) işleyenlere mükâfaat vermesi içindir. İşte bu sıfatlara sahip olanlar için (Allah katında) mağfiret (günahlarının bağışlanması) ve (ebedî cennette) bolca güzel rızık vardır.
Z. El-Kudsi 34:4
5
(İnsanları doğru yoldan uzaklaştırmak gayesiyle) Rasulümüze indirdiğimiz ayetlerimizi (sihir, kehanet, şiir veya uydurma olduğunu ya da başkasından öğrenildiğini ve buna benzer şeyler söyleyerek) hükümsüz kılmak için bütün güçlerini kullananlara gelince; işte onlara, (kıyamet gününde) çok şiddetli ve can yakıcı bir azap vardır.
Z. El-Kudsi 34:5
6
Ey rasulüm! İlim sahipleri (sahabelerden âlimler ve kitap ehlinden iman eden âlimler), Rabbinden sana indirilen bu vahyin hak olduğunu ve (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz ve (ٱلۡـحَـمِيـد) el-Ḥamîd olan Allah’ın yoluna ulaştırdığını apaçık görmektedirler. (ٱلۡـعَـزِيـز) El-ʿAzîz: Her meselede dilediği gibi hüküm veren, dilediğini yapmaktan engellenemeyen ve kendisinden hesap sorulmayandır. (ٱلۡـحَـمِيـد) El-Ḥamîd: Övülmeye en layık olandır.
Z. El-Kudsi 34:6
7
(Dirilişi inkâr eden) Kâfirler ise (rasulümüz ve getirdikleriyle alay ederek birbirlerine) şöyle dediler: “Size, (öldükten sonra) çürüyüp de paramparça olduğunuzda yeni bir yaratılışla diriltileceğinizi söyleyen bir adamı gösterelim mi?!”
Z. El-Kudsi 34:7
8
Ve şöyle dediler: “Acaba bu adam, (öldükten sonra diriltileceğinizi söyleyerek) Allah hakkında yalan mı uyduruyor yoksa (ne dediğini bilmeyen) kendisine delilik isabet etmiş biri midir?!” Hayır, bu kâfirlerin iddia ettiği gibi değil! Doğrusu dirilişe ve ahiret hesabına iman etmeyen kişiler kıyamet gününde şiddetli bir azaba (cehenneme) gireceklerdir, dünyada ise çok derin bir sapıklık içindedirler.
Z. El-Kudsi 34:8
9
(Dirilişe inanmayan) O kâfirler, gökte ve yerde önlerinde ve arkalarında bulunanlara bakmıyorlar mı?! Dilesek onları yerin dibine geçiririz ya da gökten üzerlerine (onları yok edecek) ateşten parçalar indiririz. Muhakkak ki bunda, halis tevbe ile Allah’a itaate yönelen kullar için (Allah’ın her şeye ve kullarını öldükten sonra diriltmeye kadir olduğunu gösteren) bir delil vardır.
Z. El-Kudsi 34:9
10
Ve yemin olsun ki biz, Davud’a katımızdan ikram olarak nebilik ve mülk verdik. “Ey dağlar ve kuşlar! Davud ile birlikte siz de Allah’ı tesbih edin (O’nu her türlü noksan sıfattan tenzih ederek yüceltin)!” dedik ve onun için demiri yumuşattık (ki demirden dilediği gibi alet edevat yapsın).
Z. El-Kudsi 34:10
11
“Ey Davud! Askerlerine (düşmandan korunmaları için) vücutlarını örten büyük zırhlar yap ve bağlantı yerlerini sağlam çivilerle tuttur! Ve salih amel (Allah için ve istediği şekilde amel) işleyin! Biliniz ki ben (gizli olsun açık olsun, büyük olsun küçük olsun) yaptığınız her şeyi en ince ayrıntısına kadar görmekteyim (ona göre hesaba çekeceğim).”
Z. El-Kudsi 34:11
12
Ve rüzgârı Süleyman’ın buyruğu altına soktuk; onunla bir ayda katedilecek mesafeyi bir günün gündüzünde kateder ve bir ayda katedilecek mesafeyi bir günün gecesinde katederdi. Bakır madenini de onun için sıvı hâle getirdik (ki onunla kolayca çeşitli eşyalar yapsın). Cinlerden bazılarını da Rabbinin emriyle ona boyun eğdirdik. Ve o cinlerden kim emrettiğimiz şeylerden uzaklaşırsa ona şiddetli cehennem azabını tattırırız.
Z. El-Kudsi 34:12
13
O cinler, Süleyman’a dilediği kadar mihrablar (mescidler ve saraylar), heykeller, büyük havuzlar gibi kocaman tepsiler ve (büyüklüğünden ve ağırlığından dolayı) yerinden oynatılması mümkün olmayan kazanlar yaparlardı. Onlara dedik ki: “Ey Davud’un ailesi! Allah’ın size verdiği nimetlere şükür olarak salih ameller (Allah için ve istediği şekilde ameller) işleyin! Doğrusu kullarımdan (verdiğim nimetlere) gerçek manada şükredenler azdır.”
Z. El-Kudsi 34:13
14
Süleyman’a ölümü takdir ettiğimiz zaman, cinlere onun öldüğünü ancak bir ağaç kurdu gösterdi. Ağaç kurdu, Süleyman’ın bastonunu yiyip de Süleyman yere yıkılınca cinler onun öldüğünü anladılar. Eğer cinler ğaybı bilselerdi (Süleyman öldüğünde anlar ve) asla bu alçaltıcı azap içinde kalmazlardı.
Z. El-Kudsi 34:14
15
Yemin olsun ki Sebe kavminin yerleştiği yerlerde Allah’ın mükemmel kudretine ve bol nimetlerine açıkça delalet eden alametler vardır. Bunlar biri sağda, diğeri ise solda olan iki (verimli ve güzel) bahçedir. Rabbinizin verdiği bol rızıklardan yiyin ve (size verdiği bu nimetlerden dolayı) O’na gerektiği şekilde şükredin (sadece O’na ibadet edin, hiçbir şeyi şirk koşmayın ve size gönderdiği rasulüne tâbi olun)! Beldeniz gerçekten tayyib (verimli ve güzel) bir beldedir ve biliniz ki Rabbiniz de (ihlasla tevbe eden kullarını) affedicidir.
Z. El-Kudsi 34:15
16
Fakat Sebeliler (kendilerine gönderilen rasule iman etmekten ve verilen nimetlere şükretmekten) yüz çevirdiler. Biz de (ceza olarak) üzerlerine (ürünleri helak eden şiddetli) Arim selini gönderip o bol verimli iki bahçelerini buruk yemişler, zehir gibi iğrenç tadı olan ürünler ve biraz da sidr bitiren iki (harap) bahçeye çevirdik.
Z. El-Kudsi 34:16
17
İşte onlara bu cezayı, (şirk koşup gönderdiğimiz rasule tâbi olmayarak) nimetlerimize nankörlük etmeleri sebebiyle verdik. Biz ancak nimetlerimize nankörlük edenleri (emirlerimize itaat etmeyenleri) cezalandırırız.
Z. El-Kudsi 34:17
18
Ve (Yemen’de bulunan) Sebe kavminin beldesi ile (Şam diyarındaki) bereketli kıldığımız beldeler arasında, bir köyden diğer köyü görebilecek kadar birbirine yakın köyler var ettik. Öyle ki bir köyden diğer köye ulaşmaları için iki köy arasında meşakkatsiz yürümelerini sağladık. Ve “Birbirine yakın kıldığımız köyleri (alışveriş yapıp ihtiyaçlarınızı temin etmek için) ister gece vakitlerinde ister gündüz vakitlerinde (düşmandan, açlıktan ve susuzluktan) emin bir şekilde dolaşın!” dedik.
Z. El-Kudsi 34:18
19
Ancak bu beldelerin (cahil) halkları (Allah’ın nimetlerine nankörlük ettiler ve) şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! (Birbirine yakın olan bu köylerden bazılarını yok edip) Aralarında yolculuk yaptığımız köyleri birbirinden uzak kıl (ki yolculuk yorgunluğunun tadına varalım ve bineklerimizin dayanıklılığını ve üstünlüğünü görelim).” Onlar bu istekleriyle nimetlerimize nankörlük ederek nefislerine zulmettiler. Biz de (ceza olarak) onları, insanların aralarında konuştuğu ibretlik kıssalar hâline getirdik ve hepsini darmadağın edip birbirlerine ulaşamayacakları şekilde uzaklaştırdık. İşte (kendilerine verilen nimeti beğenmeyen) bu köy halklarının kıssalarında (Allah’ın emirlerine itaatte ve başlarına gelen musibetlere dayanmakta) çokça sabreden ve (Allah’ın verdiği her türlü nimete) çokça şükredenler için alınacak ibretler vardır.
Z. El-Kudsi 34:19
20
Böylece İblis, bu köylerin halklarını saptırabileceğine dair tahminini doğru çıkardı. Onlardan mu’min olan bir taife hariç hepsi (küfür, şirk ve sapıklıkta) İblis’e tâbi oldu.
Z. El-Kudsi 34:20
21
Ve şu bir gerçektir ki İblis’in onları saptıracak hiçbir gücü yoktur, sadece bâtılı süslü gösterir (buna izin verdik) ki kimin ahirete gerçek manada iman ettiği kimin de şüphe içinde olduğu belli olsun. Ve ey rasulüm! Elbette Rabbin bütün kulları üzerine (حَـفِيـظ) Ḥafîẓ’dir (hepinizin amellerini bilip yazdıran ve buna göre hesap soracak olandır).
Z. El-Kudsi 34:21
22
Ey rasulüm! O müşriklere şöyle de: “Haydi, Allah’tan başka ilah olduğunu iddia ettiğiniz varlıkları (size fayda vermeleri ya da sizden zararı defetmeleri için) yardımınıza çağırın bakalım! Bilin ki onlar göklerde ve yerde zerre kadar dahi olsa hiçbir şeye sahip değildirler ve ne göklerde ne de yerde Allah’a hiçbir ortaklıkları yoktur. Allah’a yardım edecek hiçbir varlık da yoktur (çünkü Allah her şeyden müstağnidir, O’nun dışındaki bütün varlıklar ise O’na muhtaçtır).”
Z. El-Kudsi 34:22
23
Ve (her türlü eksiklikten münezzeh olan) Allah izin vermedikçe O’nun katında hiçbir şefaat fayda vermez (ancak kendisinden razı olduğu kimselere şefaat etme ve edilme izni verir). Onlar (şefaat etme ve edilme izni verilenler), kıyamet gününün şiddetli dehşeti kalplerinden gidince birbirlerine şöyle derler: “(Şefaat konusunda) Rabbiniz ne hüküm verdi?” Derler ki: “Hakkı buyurdu (şefaate izin verdi). Ve O, en yüksek mertebe ve yücelik sahibidir.”
Z. El-Kudsi 34:23
24
Ey rasulüm! O müşriklere şöyle de: “Göklerden (yağmur indirerek) ve yerden (çeşit çeşit bitki ve ürünler bitirerek) size rızık veren kimdir?!” Onlara de ki: “Sadece Allah’tır. Ve ey müşrikler! Biliniz ki biz ya da siz; mutlaka birimiz hidayet üzere, diğerimiz ise apaçık bir sapıklık üzeredir. (Muhakkak ki mu’minler hidayet ehlidir, sapıklık ehli ise müşriklerdir.)”
Z. El-Kudsi 34:24
25
Onlara de ki: “(Kıyamet gününde) Ne siz bizim (dünyada) işlediğimiz günahlar hakkında sorulacaksınız ne de biz sizin (dünyada) işlediğiniz ameller hakkında sorulacağız.”
Z. El-Kudsi 34:25
26
Onlara de ki: “(Kıyamet gününde) Rabbimiz bizi ve sizi bir araya toplayacak, sonra aramızda hak (adalet) ile hüküm verecektir (hangimizin hak, hangimizin de bâtıl üzerinde olduğunu beyan edecektir). Ve O; (ٱلۡـفَـتَّاح) el-Fettâḥ’tır (kulları arasında adaletle hükmedendir), (ٱلۡـعَـلِيـم) el-ʿAlîm’dir (verdiği her hükmü bilerek verendir çünkü O, her şeyi en ince teferruatıyla bilen ve kendisine hiçbir şey gizli olmayandır).”
Z. El-Kudsi 34:26
27
Ey rasulüm! O müşriklere de ki: “Haydi, Allah’a ortak koştuklarınızı gösterin bakalım bana! Hayır, Allah’ın herhangi bir ortağının olması asla mümkün değildir! Çünkü O, (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz ve (ٱلۡـحَـكِيـم) el-Ḥakîm olan Allah’tır.” (ٱلۡـعَـزِيـز) El-ʿAzîz: Dilediğini yapan, kendisine galip gelinemeyen ve kendisinden hesap sorulmayandır. (ٱلۡـحَـكِيـم) El-Ḥakîm: Yaratmasında, verdiği emirlerde, kaza ve kaderinde hikmet sahibi olandır.
Z. El-Kudsi 34:27
28
Ve ey rasulüm! Biz seni ancak bütün insanlar için (Allah’ın emirlerine itaat edip tevhidi seçtiklerinde cennetle) müjdeleyici ve (küfür, şirk ve günah işlediklerinde cehennem azabıyla) uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmez (cehaletleri sebebiyle seni yalanlar).
Z. El-Kudsi 34:28
29
Ve müşrikler (korkutuldukları azabın, inanmadıkları için çabuk gelmesini isteyerek) şöyle derler: “(Ey Muhammed’e tâbi olanlar!) Bizi kendisiyle korkuttuğunuz azap ne zaman gelecek?! Eğer doğru sözlülerden iseniz söyleyin bakalım!”
Z. El-Kudsi 34:29
30
Ey rasulüm! (Seni yalanlayıp korkuttuğun azabın hemen gelmesini isteyen) Müşriklere de ki: “O azap (kıyamet) günü, vakti tayin edilmiş bir gündür. O günün vakti geldiğinde ne bir an geri kalabilirsiniz ne de bir an ileri geçebilirsiniz.”
Z. El-Kudsi 34:30